19 Haz 2013

ÇAĞDAŞ TÜRK SANATI AVRUPA DA 1

Genç Sanat dergisinin 56. sayısında Bora Gürdeş'in çok ilginç gelgesel bir yazısı , benim de yer yer tanık olduğum , unutulmuş " Brüksel , Paris , Viyana , Berlin , Roma : 1963-64 ÇAĞDAŞ TÜRK RESİM VE HEYKEL SERGİSİ'ni yeniden gün ışığına çıkardı . Bu konuyla ilgilenmem daha çok geçen yıllarda Paris'de dostum ressam Erdal Alantar'ın tanık olduğu bu sergiyle ilgili ; Paris'de yaşayan ressamların aralarında , sergiye katılacakları seçmek üzere Büyük Elçilikte verilen "fantastik bir yemeğin" öyküsüdür. Alantar tek tanık değil hala yaşayanlar var ama nedense kimse yazmak ya da anlatmak zahmetinde bulunmadı . Ne yazık Büyük Elçi Celal Çalışlar'da anlatmadı yazılı olarak , bilmiyorum belli yakın dostlarına anlatmış olabilir ! O gece masada olanlar ; bazılarının,  işine gelmemiş olabilir ama bir kişi var ; "Paris Ekolü" adına bazı ressamları olduklarından fazlaca " mystifier " eden ve de bundan çok para kazanan bu kişinin işine gelmezdi o gece yaşananları anlatmak .
Bir zamanlar resimden para kazanmanın tek yolu ya da daha doğrusu biraz isim yapmanın diyelim ; Devlet Resim Heykel Sergi Yarışmalarına katılmaktı . 1939 da başlıyan bu konkur öncelikle sergi jurisinin verdiği ödüller ki o zaman için resimden para kazanmak bir mucize olduğu için bir ödül almak maddi ve manevi kurtarıcı bir nitelikti diyelim . Jüri üyeleri genellikle Akademi hocaları ,  Ankara'da yaşıyan ve kültür Bakanlığı çerçevesinde sözü geçen , müze müdürlükleri yapan sanatçılar ve bazı entellektüel kişiliklerden oluşurdu. Önce "hiérarchie" sisteminin getirdiği düzenle Akademi Hocalarından başlayan büyük ödüller giderek eşe dostta daha da sonra herkese verildiğinde işin tadı kaçtı. Devlet , müzelerine bile bir ödenek veremez hale gelmişti. Bunun en güzel örneği 60 yıllarında Sabahattin Eyüboğlu'nun kardeşi Bedri Rahmi Eyüboğlu'na yazdığı bir mektupda anlatılmış :

Kardeş Mektupları/Bilgi Yayıevi 1985

Sanat adına  "routin" - tekdüze ve hiç bir ekonomik işlevi olmayan bu hayatı yadsımanın iki yolu vardı 1. Akademi'ye öğretim üyesi olarak girmek , 2. Paris'e gitmek , nasıl olsa parasızlık her yerde aynı ama Paris'de hiç olmazsa bir umut var . Bundan yola çıkarak 1962 yılında Paris'de yaşıyan sanatçı sayısının otuzun üzerinde olduğu bu sergi nedeniyle ortaya çıktı.
1960 la gelen iyimserlik rüzgarlarını en iyi yaşadığımız yer belki Güzel Sanatlar Akademisi'ydi ; dışa açılım adına yabancı ülkelerin bir kültür mekanı olmuştu ; sergiler konserler vs. bu ikilem dışa dönmeyi özlemiş ülkemiz görsel sanatının yaşaması adına biraz moral getirdiği söz götürmez. Bir şey yapma gerekliliğini , sanatımızın Avrupa'ya açılımı olarak gerçekleştirmenin tek yolu ; evet bir Türk Sanatı var ve bunu Avrupa'da göstermeliyiz ! İşte Nurullah Berk'in büyük bir övünçle söz ettiği bu görkemsel

Akademi Dergisi / sayı 2 -1964
Türk Plastik Sanatları sergisinin organizasyonunun arka planda dışarıya göründüğünün tam aksine ; eleştiriler , kavgalar , çekişmeler , kıskançlıklar vs. büyük güçlükler sonucu gerçekleştirilmiş ve bir yerde , sanatımız boyunun ölçüsünü uluslararası düzeyde almıştır. 2. dünya savaşı sonucu yenice kendine gelen Avrupa , sanat merkezi odaklığını hala sürdüren Fransa'nın , az gelişmiş ve bir askeri darbe geçirmiş Türkiye'yi iki anlamda ciddiye almaları ;  harp sonrası  yeni bir kültür emperyalizmi ve Almanya'nın kapılarını açtığı "işçi göçü"'yle güçlenen Avrupa'nın ekonomik hegomonyası ve onlara bağımlılığımız . O günlerin ülkemiz sanat ortamına dönersek ; Akademi'nin dışında canlı bir ressama rastlamak çok güçtü , Nuri İyem'in dışında belli başlı sanatçılar uzun yıllardır Paris'i mekan seçmişlerdi. Nurullah Berk'in mondain ilişkileri gereği , böyle bir sergiye akıl verenler arasında ünlü Fransız sanat tarihçisi ve eleştirmen Raymont Cogniat  , sergi için seçim gerektiğinde Türkiye'ye gelerek jüriye katılabileceğini ama Paris'de yaşıyanların aralarında 10 ressamın seçimine kendilerinin karar vermesini tavsiye etmişti , ayrıca iyi biliyordu bu işin kolay olmayacağını.
Sergi seçim duyurusu / Sanat Dünyası 15 ekim 1962
Türki'yede  Resim ve Heykel Müzesinde toplanan jüriye Raymont Cogniat gelemediği için yine onun gibi ünlü bir sanat tarihci ve eleştirmen Jacques Lassaigne başkanlık ediyordu. Dışişleri Bakanlığından Hamit Batu , Heykeltraş Yavuz Görey , Ressam Cevat Dereli ve Nurullah Berk'den oluşan jüri , üç gün süren elemelerden sonra 102 tablo , 14 gravür , 12 heykel seçmişti . Paris'e gelince , asıl sorun buradaydı çünkü nedeni bilinmez , bu kentte yaşamaya çalışan Türkiye'li sanatçı sayısı ülkeden daha fazlaydı . Benim bu konuyla ilgilenmem , serginin gerekliliğinden ve sonucundan daha çok , bu önemli sergiye o yıllarda Paris'de yaşayanların kendi aralarında 10 sanatçıyı seçmek üzere Ankara'dan Paris Büyük Elçiliğe gönderilen belgede ; serginin önemi açıklandıktan sonra , "nasıl olsa isim yapmış ressamları açıklamaya gerek yok ama bize sorulmadı demesinler  ,  kendilerine danışıldı desinler,  lütfen gerekeni yapın."
Bu sergi öncesi İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi'nde Paris'de yaşayan 20 ressamın toplu sergisi acaba  raslantı mı bilinmez ;  ama bir yanlışlık yapmamak için bir görelim ne yapıyorlar ? provası olması bence daha akli . Akşam gazetesinin sanat eleştirmeni ; naïf ressam Fahir Aksoy yazısının devamında "..tabloların hemen hemen hepsi soyut ; figürü andırır belirtiler bu gerçeği değiştirmiyor. Eh , Fransa'da köylü , öküz , Boğaziçi , Galata resmi yapacak değillerdi ya ! Gelgelelim çoğundaki o kararsız , tedirgince düzen , kişiyi düşündürüyor ; acaba , diyorsunuz bu gördüklerimiz şu 20 sanatçının en son , en seçkin ürünleri içinden mi derlendi ? " diyor .












































Hiç yorum yok:

Yorum Gönder