<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-962438698577755300</id><updated>2012-03-01T03:29:36.164-08:00</updated><category term='mekanların'/><title type='text'>Bakış Açısı</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://utkuvarlik.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/962438698577755300/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://utkuvarlik.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>varlık</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16481774979002231478</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-NVKOsroBOnw/Tjg7_HKtpOI/AAAAAAAAADg/cQ99UJm78NM/s220/Capture%2Bd%25E2%2580%2599%25C3%25A9cran%2B2011-07-30%2B%25C3%25A0%2B1.18.40%2BPM.png'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>49</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-962438698577755300.post-6950637628687787814</id><published>2012-02-26T00:39:00.001-08:00</published><updated>2012-02-26T00:44:47.660-08:00</updated><title type='text'>yeni bir güne başlamak</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-PXnmSHCArB0/T0ibW-3UldI/AAAAAAAAATI/FWSrU3Eh6SE/s1600/Capture+d%E2%80%99e%CC%81cran+2012-02-25+a%CC%80+9.09.47+AM.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="250" src="http://4.bp.blogspot.com/-PXnmSHCArB0/T0ibW-3UldI/AAAAAAAAATI/FWSrU3Eh6SE/s400/Capture+d%E2%80%99e%CC%81cran+2012-02-25+a%CC%80+9.09.47+AM.png" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Varoluşumuzda ne yaparsak yapalım beynimizin büyük bir ustalıkla yaptığı bir ikilem vardır ; an da yapılan hemen bir geri dönüş yapar ve daha önceki bir yaşanmışlıkla bütünleşir ki sinemeda &amp;nbsp;buna" back-graund " denir yani " geriye dönüş ". Eski , dingin günlerimizde bir pazar sabahı iştahla alınan bir kaç gazeteyi , çınar altı kahvesinde demli çay içerek okumak , sevdiğimiz köşe yazarları , karikatürlere özgün biriken merakımızı sindererek bir yaz denizine bakmak değil biraz önce yaptığım işlev ; bir tuşa bastığınızda karşınıza ülkenin tüm gazetelerini ilk sayfaları çıkıyor. Ani bir seçim yaparak alıştığınız bir gazetenin tüm manşet , haber ve fotoğraflarıyla diğer gazetelerinkiler hemen hemen aynı , haberin değerlendirmesine göre sağa sola vs. kaydırmak tek farklılık ; sanki bir tek kaynaktan iletilmiş , güne kötü başlamak için manşetler çok&amp;nbsp;karamsar bügün " flaş " &amp;nbsp;manşetler : &amp;nbsp;FaceBook 'a sayfa açtırdığı için kocası tarafından öldürülen genç kadın ; haberin altında kadının türbanlı fotoğrafı ve yanında da kaçarken yakalan kocası , &amp;nbsp;Aylardır tahammülü aşmış haberleri geçelim en ilginç haber bence : Ateist düşünür Richard Dawkins'le , Angelikan Baş Piskopos'u Rowan Williams'ın tartışması : niçin Tanrı ? , Oxfort'a yapılan bu tartışma da Dawkins'in çok akli sorularına piskopos'un toleransla katılması , kanımca bu tartışma ülkemizde olsaydı biraz " kanlı " olurdu diye düşündüm ! Başka bir fotoğraf : " ..bakım gördüğü hastahaneden yeni çıkan Başbakan Erdoğan'ın bir cami'de İmam Hatip Okulundan bir gurup kız öğrenciyle hamasi bir karşılaşma ,türbanlı kızların yüzünü de göremiyoruz , objektiv , klasik bir pencere kafesinin gerişinde , yetiştirdiği dini bütün bu gençleri görmekten mutlu bir kişiyi amaçlamış . Bu kişiler ne Oxfort'daki tartışmadan ne de gazetedeki şu haberden ilgisiz , ".. CERN - Avrupa nükleer araştıma merkezinin yaptığı bildiri de ; ışık hızını aşan " particules supraluminique " yani " neutrinos " lara ulaştıklarını bildiriyordu . Kısaca açıklanırsa : buna vardığımız an "evrenin var oluşunun nedenini " yani " matier " in gizemini çözebilecektik , Einstein teorisi geçersiz olacaktı ama gelin görün ki daha sonra yapılan bir açıklamada ; bir yanlışlık olduğunu , ışık hızının hala bir limit olduğunu , araştırmalarına devam ettikleri bildirildi. 21 yüzyıl&amp;nbsp;alabildiğine meraklılarını şaşırtırken dünyada tanrı adına savaşlar , başkaldırı eylemleri , sürekli ölümler&amp;nbsp;bir türlü biz ateisleri haklı çıkartmıyor , ölüm yani yok olup gitmeyi bir türlü kabul edemiyor insanlar.&lt;br /&gt;Güne bu kadar karamsar başlamayalım : örneğin Çin giderek daha da "süper-star " olmakta devam ediyor ,yeni haber " Artprice " dünyanın en önemli müzayede sitesi oldu ve Çin'li ressam Zhang Daqian'ın ( 1899-1983 ) bir eseri 417 milyon euro'ya satıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-BANl0UNPehI/T0nteXCmhmI/AAAAAAAAATQ/ur6chB33WuI/s1600/images-1.jpeg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/-BANl0UNPehI/T0nteXCmhmI/AAAAAAAAATQ/ur6chB33WuI/s1600/images-1.jpeg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-kBirVhJGYko/T0nte0jV3lI/AAAAAAAAATU/4JeQvYzQczE/s1600/images.jpeg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/-kBirVhJGYko/T0nte0jV3lI/AAAAAAAAATU/4JeQvYzQczE/s1600/images.jpeg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu rekor da ikinci en pahalı sanatcı yine bir başka Çin'li Qi Baishi sonra Andy Warhol ve Picasso dördüncü olarak zengin Çinli kolleksiyonerlerin duvarlarına asılıyor. Soru : inanalım mı ?&lt;br /&gt;Çin'den başka bir haber : nesli tükenmekte olan Panda'ların sekse karşı ilgisizliklerini , onlara porno filmleri göstererek çözme teklifi parti tarafından inceleniyor . Bekliyoruz sonucu !&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/962438698577755300-6950637628687787814?l=utkuvarlik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://utkuvarlik.blogspot.com/feeds/6950637628687787814/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://utkuvarlik.blogspot.com/2012/02/yeni-bir-gune-baslamak.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/962438698577755300/posts/default/6950637628687787814'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/962438698577755300/posts/default/6950637628687787814'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://utkuvarlik.blogspot.com/2012/02/yeni-bir-gune-baslamak.html' title='yeni bir güne başlamak'/><author><name>varlık</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16481774979002231478</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-NVKOsroBOnw/Tjg7_HKtpOI/AAAAAAAAADg/cQ99UJm78NM/s220/Capture%2Bd%25E2%2580%2599%25C3%25A9cran%2B2011-07-30%2B%25C3%25A0%2B1.18.40%2BPM.png'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-PXnmSHCArB0/T0ibW-3UldI/AAAAAAAAATI/FWSrU3Eh6SE/s72-c/Capture+d%E2%80%99e%CC%81cran+2012-02-25+a%CC%80+9.09.47+AM.png' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-962438698577755300.post-3280256151433301189</id><published>2012-02-19T06:03:00.002-08:00</published><updated>2012-02-19T06:10:17.730-08:00</updated><title type='text'>BRUEGEL'E YOLCULUK</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-BhDymEtnT-0/Tz9eMqXyiQI/AAAAAAAAASs/TWtVF_jEFKY/s1600/Nume%CC%81riser.tiff" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="400" src="http://3.bp.blogspot.com/-BhDymEtnT-0/Tz9eMqXyiQI/AAAAAAAAASs/TWtVF_jEFKY/s400/Nume%CC%81riser.tiff" width="302" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Zaman su gibi akıyor , sanata ilgim , imge'nin hemen hemen olmadığı , dünya harbi yıllarından , Akademi'ye gelinceye dek olan süre. Bizi sanatın çekim alanına götüren dışa dönük etkinlik çok az , imge yok gibi , başka bir nedenle anlatmıştım ; çok erken bir yaşta babamım kitaplığından epey kalınca , içinde korkuyla karışık şaşırtıcı resimli kitap, uzun yıllar beni gizemine çağırdı ; kimsenin olmadığı bir an yakalar, bu resimlerin öyküsünü kendimce yazardım . Daha sonra Hilmi yayınevinin Hamdi Varoğlu çevirisiyle ve de Gustave Doré nin resimlediği " Dante Alighıerı " - Cehennem -Araf - 1938 yılında yayınlanmış bu kitabı hala saklıyorum .Alıcı gözüyle baktığınızda , 500 sayfalık bu kitapdaki resim sayısı 0n ya da onbeş , &amp;nbsp;baskı tekniklerinin ilkelliğini , bir roprodüksiyon basmanın güçlüğünü , &amp;nbsp;kağıt kalitesi vs. bizi sanatanın al benisine çeken hiç bir olanak yok. Nasıl oldu da , sonuçta buralara geldik! &amp;nbsp;Gustave Doré'nin ağaç üstüne gravür tekniğiyle yaptığı bu illüstrasyonlar beni her zaman etkiledi sonuçta Dante - Doré ikilisinin &amp;nbsp;" İlahi Komedya'nın orjinal ilk baskısını satın alarak çocukluk sanrıma bir gönderi yaptım.&lt;br /&gt;Bruegel ' in Viyana Kunsthistorisches Müzesindeki "Haç ve Değirmen " tablosunun içeriğinden sinemaya , bir tablonun " okunuşu " diyebileceğimiz çok ilginç bir çalışma ; yakın tanıdığım sanat eleştirmeni ve yazarı Michael Gibson'un kitabından, kendisinin yazdığı senoryadan hareketle , günümüzün image devrimine örnek bir teknikte yapılmış.Polonya'lı yönetmen Lech Majewski imzasını taşıyor Tablonun konusu 1564 yılında İspanyolların Flandre 'ı işgalinin fantastik bir anlatımı ki Bruegel ve Boch burada da çok yakın birbirlerine . Aynı konuyu işleyen bir baş-yapıt da Jacques Feyder'in " La Kermesse Heroique " filmidir. Charles Spaak'ın senaryosu bu kez oğul Jan Bruegel'den esintiyle - 16 yüzyıl - yine İspanyol işgalinin ne kadar acımasız ve absürt olduğunu anlatır. Majewski'i tabloda peyzajdan hareketle yani açıkca Bruegel'in tablosunun içindeyiz , gerçekle- hayal alışverişi, konuyu bize anlatırken tablodaki figürler gerçek aktörlerle kimliklerini buluyorlar. Bruegel'in yakın dostu ve kolleksiyoneri Nicholas Josghelinc , meryem ana ,&amp;nbsp;&amp;nbsp;tüm figüranlar tablodaki anlatılan küçük hikayelerin işlevinde , tüm semboller derinlemesine bir açıklamayla olayların yalnız hayali olmadığını bize öğretiyor. Peyzajın merkezindeki değirmenin içine giriyoruz; bu fantastik mekaniğin olağanüstü anlatımı belki filmin en öğretici bölümü . İspanyol'ların ve kilisenin gücünü , baş kaldıranlara uyguladıkları cezalarla ortaçağın ne kadar acımasız olduğunu görüyoruz . Anlatacak daha çok şey var ve tüm bunlar bir tablonun içinden . Benim moral olarak geldiğim yer : bugün sanata giden otoyol , resmi öğrenmenin , bir tabloya alıcı gözüyle bakabilmenin , bir dili öğrenmek gibi aynı şey olduğu , çocukluğumdaki silik , karanlık basılmış roprodüksiyonlardan bu boyutlara girebilmenin lüksü . Sanat tarihini öğretmenin metodlarını da Alain Jaubert'in televizyon için yaptığı " Palette " serisiyle ne kadar kolay olabileceğini düşünmüştüm yıllar önce. Bu seri Fransız müzelerindeki önemli tabloların içerik ve teknik olarak sinemaya çekimimi kapsıyordu .&lt;br /&gt;Majewski'nin filmini gördükten sonra geçen hafta Bruxelles'e gittim Viyana biraz uzak geldi ; içimde tekrar Bruegel'e bakmak, öteki tablolarını da "déchiffrer"etmek isteğiyle . Anlatacak çok şey var daha !&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/962438698577755300-3280256151433301189?l=utkuvarlik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://utkuvarlik.blogspot.com/feeds/3280256151433301189/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://utkuvarlik.blogspot.com/2012/02/bruegele-yolculuk.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/962438698577755300/posts/default/3280256151433301189'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/962438698577755300/posts/default/3280256151433301189'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://utkuvarlik.blogspot.com/2012/02/bruegele-yolculuk.html' title='BRUEGEL&apos;E YOLCULUK'/><author><name>varlık</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16481774979002231478</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-NVKOsroBOnw/Tjg7_HKtpOI/AAAAAAAAADg/cQ99UJm78NM/s220/Capture%2Bd%25E2%2580%2599%25C3%25A9cran%2B2011-07-30%2B%25C3%25A0%2B1.18.40%2BPM.png'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-BhDymEtnT-0/Tz9eMqXyiQI/AAAAAAAAASs/TWtVF_jEFKY/s72-c/Nume%CC%81riser.tiff' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-962438698577755300.post-3390298055033142496</id><published>2012-02-17T08:35:00.000-08:00</published><updated>2012-02-17T08:41:41.162-08:00</updated><title type='text'>BURN OUT</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-dCcsUWyDHKQ/Tzk0X_7-gFI/AAAAAAAAASc/U3nySX7Q2b8/s1600/Capture+d%E2%80%99e%CC%81cran+2012-02-13+a%CC%80+4.59.23+PM.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="207" src="http://3.bp.blogspot.com/-dCcsUWyDHKQ/Tzk0X_7-gFI/AAAAAAAAASc/U3nySX7Q2b8/s400/Capture+d%E2%80%99e%CC%81cran+2012-02-13+a%CC%80+4.59.23+PM.png" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Burn out bir nevi " syndrome " ; bu ruhsal yorgunluğun giderek günlük yaşantımızı bir " sunami " misali&amp;nbsp;, engel olamadığımız luzumsuz etkinliklerin birikimlerinin sonucu geldiğimiz bir halet-i ruhiyet .&lt;br /&gt;Çağın gerekliliği mi diyelim yoksa bizi buraya getiren tesadüflerin birikiminden çıkan bir "addition" mu ? Doğru her şeye kolay ulaşıyoruz , "bilgi" elimizin altında , bir düğmeye bastığınızda , düşlediğiniz kitap bir gün sonra posta kutusunda . Ulatışım , iletişim , haberleşme , "virtuel " gönderi vs bilim- kurgu sinemasının bile üstüne geçti. Sokakta , metroda gördüğüm insanların kendi kendine konuşmasını ya da elindeki ufacık bir aygıtla olan ilişkisine de bir türlü alışamadım , karşı oluş değil ; asırlardır tek düze giden değişimine açıkca tanık oluyoruz , Kafka'nın Gregor Samsa misali. Oysa sanatı yapan ögelerin başında " mystique "bir kurgu vardır ; ressam atölyesinde ne kadar tekil se , tiyatro , sinema vs. o kadar çoğuldur ama yaratıcı eylem her zaman bireyseldir . Ben buna sanatın gizemi diyorum , başlangıçta olduğu gibi , bir yapıtın oluşumu sürecince yaşanan sancıları çeken bilir , kendimize saklarız bunları , sonuçta diyalektik bir dönüşüm sonucu ; resim , kitap, oyun , film olarak dışa çıktığında bile , başarılı ya da başarısız , insandan çıkan bir mesajdır , evrensellik aşamasına gelmiştir burda . Değerlendirme aşamasına geldiğimizde bence asıl sorun burada başlıyor ; neye göre değerlendiriyoruz ; daha önce yapılanlar mı , bu saatte hala "modern oynayanları mı , zevke , estetiğe uygun düşenleri mi ? Belki hiçbiri değil ; ne kadar desenden , pentürden teknikten yoksun tuvallerin günümüzün pahalı beğenisi adına kolleksiyonlara , müzelere girmesi de beni haklı çıkarıyor . Bitmez tükenmez müzeyedeler , sanata bir " boğuntu " yarattıklarından " habersiz bu işe soyunmuş , kendi varoluşlarında katiyen sanatla ilişkisi olmayanların sürekli bir " panayırı " olmuştur. İşte beni " burn out " um bu , kendime dönük yaptıklarım ister istemez buralarda yargılanıyor , bunun kendi çıkarlarına " şamata " yaparak kullananlar &amp;nbsp;, düzmece değerler adına " baş eser " ya da " ustalar " olarak bu panayırın kataloglarında " attraction " sayfalarını süslüyor . Böyle giderse öngörülemeyen bir bıkıntı yaşancağından hiç şüphem yok . Acaba bu yalnız bize mi özgü ? Şaşırtıcı ama dünyanın hiç bir yerinde her ay onlarca resim müzayedesi yapılmıyor ayrıca unutmayalım biz kendi bahçemizde oynuyoruz , yabancı çağdaş bir sanatcı göremiyoruz bu panayırda. Bu " girdap " a elimi kaldıramadığım sürece her kez kötü bir düş yaşayacağım şüphesiz , akan zaman ne gösterecek ?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/962438698577755300-3390298055033142496?l=utkuvarlik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://utkuvarlik.blogspot.com/feeds/3390298055033142496/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://utkuvarlik.blogspot.com/2012/02/burn-out.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/962438698577755300/posts/default/3390298055033142496'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/962438698577755300/posts/default/3390298055033142496'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://utkuvarlik.blogspot.com/2012/02/burn-out.html' title='BURN OUT'/><author><name>varlık</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16481774979002231478</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-NVKOsroBOnw/Tjg7_HKtpOI/AAAAAAAAADg/cQ99UJm78NM/s220/Capture%2Bd%25E2%2580%2599%25C3%25A9cran%2B2011-07-30%2B%25C3%25A0%2B1.18.40%2BPM.png'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-dCcsUWyDHKQ/Tzk0X_7-gFI/AAAAAAAAASc/U3nySX7Q2b8/s72-c/Capture+d%E2%80%99e%CC%81cran+2012-02-13+a%CC%80+4.59.23+PM.png' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-962438698577755300.post-3510096157202404714</id><published>2012-02-07T00:28:00.000-08:00</published><updated>2012-02-07T04:06:48.978-08:00</updated><title type='text'>ARAP İLKBAHARI</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-HkdnS3uljXI/Ty6RnCVynPI/AAAAAAAAAP4/7ZUexOP_328/s1600/Mathaf-Mathaf-Doha-Musee_articlephoto.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="231" src="http://2.bp.blogspot.com/-HkdnS3uljXI/Ty6RnCVynPI/AAAAAAAAAP4/7ZUexOP_328/s400/Mathaf-Mathaf-Doha-Musee_articlephoto.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;Son haber Katar Kraliyet Ailesinin satın aldığı Cezanne'nın "kağıt oynayanlar" tablosuyla ilgiliydi . Tüm müzelerin göz diktiği bu tablonun fiatı, dediklerine göre bir rekor : 250 milyon dolar ! Tabloyu satan Yunanlı armatör George Emricos ki ismini ilk kez duyuyorum , geçenlerde ölmüş oysa armatör Niarchos bu konuda daha tanınmıştı Van Gogh ve Gaugin kolleksiyonlarıyla. Demek armatörlerde para var ama beni satandan daha çok alan ilgilendiriyordu. Tesadüfen izlediğim Hotel Drout'da çok önemli bir İznik kolleksiyon müzayedesinde , Doha müzesi telefonla en önemli parçaları almıştı , aralık ayında da İstanbul'da bir satışta Osmanlı el yazmaları aynı müzeye gitti.&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-EATc0ZFhzW4/Ty6ZGWyCd-I/AAAAAAAAAQA/f8IFATbJl5o/s1600/cn_image.size.cezanne.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="226" src="http://2.bp.blogspot.com/-EATc0ZFhzW4/Ty6ZGWyCd-I/AAAAAAAAAQA/f8IFATbJl5o/s320/cn_image.size.cezanne.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;Cezanne'a gelince : Geçen aylarda Palais de Luxemburg'da gördüğüm Cezanne Paris'de sergisinden de edindiğim , ilk resimlerinin gerçekten desenden ve pentürden çok uzak , karanlık , "subtilité" den yoksun&amp;nbsp;acemi ve de resmin geleneğine aykırı , işte "modernizmin" tarifine yaklaşıyoruz. 19 yüzyılın can sıkıntısımıydı&amp;nbsp;buna " modernizmin babası " dedirten ya da bu sanat tapınaklarında bugün araplara 250 milyon dolara resim aldıracak putları diken güçler. Katar'ın bunu bilinçli yaptığından hiç şüphem yok ;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-1P26pXIdnco/TzDhmhuIomI/AAAAAAAAAQQ/aCbV07NkiU8/s1600/cezanne021.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://1.bp.blogspot.com/-1P26pXIdnco/TzDhmhuIomI/AAAAAAAAAQQ/aCbV07NkiU8/s400/cezanne021.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;anılarım beni 60 yıllarının başına götürüyor. O yıl annemin, benim Akademi'ye girmemem için israrları sonucu ne yapacağım konusunda kararsız dolaşıyordum . Annem belki babamın erken ölümünün nedenini onun içkiye ve sanatcı tavrına bağlıyordu . Çaresiz dolaşırken üniversite imtahanlarını da kaçırmıştım , aklım başına geldiğinde bir tek olanak İstanbul Üniversitesi Fen fakültesi ,yüksek matematik bölümüydü ,mecburen yazıldım &amp;nbsp;ve bir süre sonra Lale'lideki mekanda komşu fakülteler ; sanat tarihi bölümü , felsefe ,&amp;nbsp;pisikoloji vs. benim ilgili alanımı hemen çekti . Sanat tarihinde Prof.İpşiroğlu , Sabahattin Eyüboğlu 'nun&amp;nbsp;derslerine ve konferanslarına katılıp ,kendileriyle tanıştım , günlerim Beyazıt'daki "Sahhaflar çarşısında geçiyordu. Sahhaf Arslan Kaynartürk'ü de bu sürede tanıdım , kitap kurdu ve çok sempatik bir kişiliği vardı. Bir gün babamın kitaplığındaki önemli el yazması kitaplardan söz edince , ilgilendi , görmek istedi ,bana da bir umut doğmuştu , sonuçta parasızlığımı belki giderecek bir mucize olabilirdi . Bulduğum dört kitabı getirdim, kitaplardan bir tanesinin yarısı yoktu ki Arslan Kaynardar görür görmez " Baytar-name " diye bağırdı , şaşırmıştım , demek mucize olmuştu ! Gerçekten içinde hayvan illüstrisyonları olan kitap daha önce benim de ilgimi çekmişti , eski yazı okuyamamak en önemli bir "handicap"tı her zaman . Anımsadığına göre Üniversite ya da Süleymaniye kitaplığında böyle bir kitap olabileceğinden söz etti ve Prof. Süheyl Ünver'i arayarak bir randevü aldı . Kitabı alıp gittik &amp;nbsp;ve çok ilginç Süheyl Ünver bizi kitabın öbür bölümüyle bekliyordu. Bir iki sayfa eksik , kitap yeniden doğmuştu . Ebu Bekr el Münzif el Baytar ın 1340 yazdığı kitabın Mehmet H .Çerkes tarafından 17 yüzyıl - 1683- deki çevirisiydi . Herkes şaşırmıştı , bana da doğan umut hemen söndü çünkü Süheyl bey bu kitabı alacak ya da değer biçecek hiç bir olanakları olmadığını , benim yapabileceğim en kutsal jest olarak bunu kütüphaneye hediye edebileceğimi söyleyince ben de babamın ismini vererek kitabı bağışladım . Arslan Kaynardağ bunu başka bir şekilde kotarmak için bana başka bir umut verdi ; bir ay sonra Katar Şeh'hinin el yazması kitap almak üzere İstanbul'a geleceğini öteki üç kitabın ona satabileceğimizi söyledi. Haziran ayı olsa gerek , Sahhaflar çarşısı önemli bir tören için hazırlanmıştı , ortaya süslü bir koltuk , Şeh oturuyor , yaşını göstermiyor , kara-kuru , bir mumya dinginliğinde , çevresinde tüm sahhaflarlarda panik , koşuşturma , kitaplarını satmak isteyenler de ben dahil ellerinde kitaplar uzun bir kuyruk oluşmuş caminin çınar altına doğru. Tören başladı ; bir tribün misali biraz yüksekte , koltukta oturan Şeh'in iki yanında bir expert ; kitapları alıyor , bakıyor , ederini biçiyor sonra &amp;nbsp;Şeh'e &amp;nbsp;takdim ediyor &amp;nbsp;, Şeh aynı dinginlikte , hiç bir mimik yapmadan alıp öbür yanındaki adama veriyor ve bu kişi kitabın değerini elindeki para tomarından seçip ödüyor . Sıra bana geldiğinde ; meraktan sanki bir sınav sonucunun listesi önündeki hal ruhuyla kitapları verdim , kitapların elden ele geçmesi bir saniye geçmedi elimde 125 lira buldum , belki beni on gün idare ederdi , Arslan Kaynardağ bu bile sana bir hediye dedi o günlerde kitap , resim &amp;nbsp;vs. hiç bir şey matah değildi . Moral olarak Katar ' ın yaptığı , parasını müzeleştirmesi katiyen " absürt " değil , islam eserlerini toplamak , müzeleştirmek bence öteki Emirliklerin&amp;nbsp;petrol servetini gökdelenlere yatırmaktan daha kutsal , tek anlayamadığım durup dururken Cezanne'a ya da batıda göre göre bıktığımız bize empoze edilen tüm sanata kaymaları , kanımca kimse Goha'ya Cezanne görmeye gitmez .&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/962438698577755300-3510096157202404714?l=utkuvarlik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://utkuvarlik.blogspot.com/feeds/3510096157202404714/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://utkuvarlik.blogspot.com/2012/02/arap-ilkbahari.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/962438698577755300/posts/default/3510096157202404714'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/962438698577755300/posts/default/3510096157202404714'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://utkuvarlik.blogspot.com/2012/02/arap-ilkbahari.html' title='ARAP İLKBAHARI'/><author><name>varlık</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16481774979002231478</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-NVKOsroBOnw/Tjg7_HKtpOI/AAAAAAAAADg/cQ99UJm78NM/s220/Capture%2Bd%25E2%2580%2599%25C3%25A9cran%2B2011-07-30%2B%25C3%25A0%2B1.18.40%2BPM.png'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-HkdnS3uljXI/Ty6RnCVynPI/AAAAAAAAAP4/7ZUexOP_328/s72-c/Mathaf-Mathaf-Doha-Musee_articlephoto.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-962438698577755300.post-8045157262734516990</id><published>2012-02-02T00:08:00.000-08:00</published><updated>2012-02-02T00:21:32.044-08:00</updated><title type='text'>IH - L'AMOUR</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-BoupFIXWUPA/TygCU4UqLYI/AAAAAAAAAO4/DrZT22uuO3c/s1600/64665-3-4-c3af1.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="287" src="http://2.bp.blogspot.com/-BoupFIXWUPA/TygCU4UqLYI/AAAAAAAAAO4/DrZT22uuO3c/s400/64665-3-4-c3af1.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; Bİ-HARAB-ABAD-I AŞKINDIR UNUTMA RAHM EDÜP&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; FITNAT'I GEL EYLEME DİVANE ALLAH AŞKINA&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;Şair Fitnat Hanım ve Ahmet Mithad efendi 1878 de tanışıyorlar, daha doğrusu , Rodos dönüşü Tophane'deki Dilaver Paşa konağını yakınındaki evinden Kabataş'a taşınan Ahmet Mithad'ın komşusu , Bahriye mektupçusu Mehmet Ali efendi ve eşi Şair Fitnat Hanımdır. Küçük bir bahçeyle ayrılan bu iki konak ve bu bahçeye bakan iki pencere bir düş misali bir türlü varılamayan , yalnız gözgöze gelmekle oluşan bu olağan üstü bir arzu birikimi, sözcüklerin içeriğinde amacına ulaşıyor : ilk mektup Ahmet Mithad'dan şöyle başlıyor ; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp;" Yegane-i rüzgar , edib-i zerafet-şiar, şaire-i letafet - nisarım efendim , "&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;yanıt hiç gecikmeden geliyor ;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; " Ma'ruz-ı cariyeleridir,&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp;Lutufnamenizi on dört gün , on beş gecedir okuyorum. Her okuyuşta başka bir lezzet buluyorum&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp;bir başka sefa kesbediyorum..."&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;Pencereden pencereye süren bu ilişkiyi Ahmet Mitad bir başka mektubunda şöyle anlatıyor:&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp;Meleğim,&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp;....Saat altılara kadar iki pencere aşırı bir mesafeden , uzaktan uzağa gelip , kaffe-i lezaiz-i dünyeviyyeyi mesamimden dimağıma ısal eyleyen sedanızla mes'ud olduktan sonra hayalinizin mesken-i daimi &amp;nbsp;ittihaz eylediğim mahallin kapısı önünden geçip ve mübaadet buyurduğunuzu meleklerde de bulunamaz diye hülya eylediğim nazik ayaklarınızın kendileri gibi olan şamatalarından anladığım zaman artık içimden gelen bir ahı bir türlü zaptedememişim.&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;Fitnat Hanım hemen yanıtlıyor :&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp;Malikim ,&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&amp;nbsp;.....Midhatcığım, ben orada bulunduğum müddet zarfında, ne hallere girdim , neler düşündüm , siz de bilmezsiniz ya? Aklım katiyen başımda değildi.Aman yarabbi , o kadar kendimi bilmiyordum ki birçok şeyler için mest-i laya'kıl olanlar gene benden hüşyar bulunacaklarına yemin etsem hanis olmam . Vakit de ne çabuk geçti , keşke o gececik yüz elli saat imtidad etmiş olsaydı .&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;Mektuplarda platonik olarak başlayan bu ilişki giderek " sensuel " bir anlatımı getiriyor, öyle bir çağ ki hayal sığınacakları son barınak ; Ahmet Mithad bunu şöyle dile getiriyor :&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp; Memlukem ,&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp;...Siz bana ; " Ah , niçin birbirimize bigane olalım ? Ben sizi seviyorum , Mithatım demiyor musunuz? İşte ben de istiyorum ki siz beni fimaba'd başka türlü hislerle de sevesiniz , yekdiğerimize karşı hiç bir türlü biganeliğimiz kalmasın.Artık biz fikren de , hayalen de , cismen de birbirimizin olalım. Her kar-u ahvalde yekdil ve yekvücüt olalım . Vücutlarımız bir imtizac-i maddi vüma'nevi ile birbiriyle mezc olsun .&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp; Malikim efendim ,&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; Mithatcığım , vücudum hayalhanenizde tassavur ettiğiniz , söylediğiniz gibi midir acaba ? yoksa pek çirkin midir ? Bilmezsiniz ya? Üşüdüğünüzü yazıyorsunuz . Isınmak için beni kollarınızın arasına almaya pek ziyada ihtiyaç hissettiğinizden bahsediyorsunuz. Kollarınızın arasına yalnız beni almayı taahhüd edermisiniz ? Bakıy , arz-ı iştiyak olunur efendim.&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp;Malike-i kıyetdarım efendim ,&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;Yazmak için kalemi elime aldım ; işte kırk defadır hokkaya batırmaktayım ; fakat ne diyeceğim ? Ne yazacağım ? .....kollarınızın arasına yalnız beni almayı taahhüt eder misiniz ? diyorsunuz ve sitemi dahi &amp;nbsp;"gidildi" te'kidiyle takviye ediyorsunuz. Eğer kollarımın arasına alacağım vücut gönlümün emriyle alınacaksa , Fitnatım , geçmişten kat-ı nazarla , fakat bundan sonra yalnız sizi alacağına taahhüt her ne veçhil olrsa göze kestirebilirim....Bakıy merhamet ve şefakatinize ilticadan beni mahrum ve binaenaleyh me'yus etmeyiniz ruhum. &amp;nbsp; 26 Nisan 1294 ( 1878 ) &amp;nbsp;Memlukunuz Mithat&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp;Efendimiz ,&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&amp;nbsp;Artık sizinle başlamakta olan münasebetimiz hakkında muhaberiyi faydadan hali bularak mektup yazmamayı kurdum. Yarın yedi ile sekiz beyninde size nerede mülakıy olayım ? Emir buyurulursa bir yerde sizi göreyim de bir lahza hem arızamı hem de maruzatımı takdim edeyim , olmaz mı ? Matbaanın önüne kitap almaya gelmiş olsam münasebet alır mı ? Bu babdaki mütalaanızı ne yolda olacaksa bu akşama kadar emrinize intizarda olduğumu arzederim , efendim.&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp;Sevgili Fitnatım,&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&amp;nbsp;Şimdi gayet yorgun bir halde buraya geldim. Mürsel tezkirenizi verdi. Hemen açıp okudum. Reviş-i ifadesi &amp;nbsp;o kadar metin ve kat'i bir şey ki adeta titredim . Artık mektup yazmamayı kurdum demek benim için zihni perişan edecek bir hal demektir ; ...Gelelim suret-i mülakata : bizim matbaanın önünde bu müyesser olamaz ; zira bir çift lakırdı edecek bile vakit bulamayız. Yarın yahut sair tensib edeceğiniz bir gün sizi bir araba Taksim önünde benim tembih edeceğim bir yerde beklese yahut küçük çiftlik veya Ihlamur daha yakındır.&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&amp;nbsp; Mithatcığım,&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&amp;nbsp;Evet , efendimiz , yakınlığı hesabıyla Ihlamur her yerden daha münasiptir. Yarın saat onda lütfen havuzun başında intizarda bulununuz. Yekdeğerimize kolayca mülakıy oluruz ümidindeyim.&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&amp;nbsp; Ma'budem Fitnat ,&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;Ihlamur'dan nasıl gaybubet ettiğimi bir kimseden ihtirazım mı olduğuna hamlediyorsun.Seni sevmek hususunda benim kimseden ihtirazım yoktur ; zira seni sevmek benim haddimin , liyakedimin fevkinde bir nimettir...... Sen arabadan çıktıktan sonra ben adeta izlerine basarak seni takip ettim ; fakat mahşerden nümune o kalabalık içinde seni kaybetmemek pek de mümkün değildi.Seni hayli aradım !&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&amp;nbsp; Melek-üs-sıyanem Mithat ,&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;...... Mithat'ım ah, sen sevilmez misin hiç ? Bu yazdıkların nedir allahaşkına ? Katherin'e söylettiğin gibi diyeyim &amp;nbsp;bari : " bunlar sözmü dür , sen mi söylüyorsun ? Yoksa dehen'-i manevi-i üluhiyyetten mi dökülüyorlar ? Bitirdin beni artık. Ben benliğimden tamamiyle tecerrüt ettim.... Ihlamur'a ben niçin giderim inanır mısınız ? Ben bu yakınlarda Ihlamur'a ilk olarak sizin için gittim , gördüm..Mithatım ne kadirdan bir yarsın ? Benim o bir tel saçımı hala saklıyorsun öyle mi ? Ah işte bu hallerin değil mi insanı sana meftun ettiriyor.Yarın , öbür gün geçecek gene mülakata bir hayli var.Ancak salı akşamına mümkün olacak. Adiyö beni unutmazsınız değil mi ? Saçının dolaştığı yeri çok çok öper senin. Fitnatın.&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&amp;nbsp;Derdimin dermanı Fitnatım !. IHLAMUR ! AH CANIM &amp;nbsp;IHLAMUR ! FİTNATIM &amp;nbsp;, BU KELİMENİN EVVELİNDEN ( IH ) HECESİNİ KALDIRIRSANIZ BAKIYSİ " LAMUR " KALMAZ MI ? FRANSIZCA SEVDA VE AŞK DEMEKTİR. AMAN YARABBİ ! SEVDAZADE OLAN BİR ADAMIN BÖYLE İKİ HECA-Yİ MÜTEEHHIRI "AŞK" DEMEK OLAN BİR YERDE İLK MÜLAKATI VUKUBULURSA KİMBİLİR NE KADAR AŞİKANE MES'UDİYETLERE NAİL OLACAĞINA DELALET EDER.&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;* 1948 de Hakkı Tarık Us' un derlediği bu küçük kitapcık : Ahmet Mithat Efendi ile Şair Fitnat Hanım ;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;Bababım kitaplığından bugüne gelinceye dek beni hep şaşırtmıştır ; yasaklar mı bir sevgiyi yücelten yoksa&amp;nbsp;aşk bir sanrı mı ? Ahmet Mithat daha sonra bu mektup paketini oğluna verirken şöyle söylüyor : ..." ha bunlar mı? Hayat-i içtimaiyyemiz bugün Avrupa'dakinin aynı olsaydı bu mektupların neşredilmesinde bir beis görmezdim...al bunları sakla,elbette neşri kabil olacak bir zaman gelecektir.&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/962438698577755300-8045157262734516990?l=utkuvarlik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://utkuvarlik.blogspot.com/feeds/8045157262734516990/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://utkuvarlik.blogspot.com/2012/02/ih-lamour.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/962438698577755300/posts/default/8045157262734516990'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/962438698577755300/posts/default/8045157262734516990'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://utkuvarlik.blogspot.com/2012/02/ih-lamour.html' title='IH - L&apos;AMOUR'/><author><name>varlık</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16481774979002231478</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-NVKOsroBOnw/Tjg7_HKtpOI/AAAAAAAAADg/cQ99UJm78NM/s220/Capture%2Bd%25E2%2580%2599%25C3%25A9cran%2B2011-07-30%2B%25C3%25A0%2B1.18.40%2BPM.png'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-BoupFIXWUPA/TygCU4UqLYI/AAAAAAAAAO4/DrZT22uuO3c/s72-c/64665-3-4-c3af1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-962438698577755300.post-4939246082863841056</id><published>2012-01-19T09:22:00.000-08:00</published><updated>2012-01-19T09:28:49.647-08:00</updated><title type='text'>Asyayı unutmuştum !</title><content type='html'>&amp;nbsp;Ufuk çizgisini gözümüzün ucunda bile aşamadığımız &amp;nbsp;dingin çoçukluk dünyamızda "imaginer", bir hayal perdesiydi çoğunlukla.O günlerde gazete ve radyo kendi olanaklarında "information" görevlerini nasıl yapıyorlardı işte bu meçhul ; radyo devlete bağımlılıyla , gazeteler ise olanaksızlıkla , bize dünyada ne olmuş ne bitmiş ; örneğin BBC 'yi dinleyip yalan yanlış , aktarmak diyeceğim belki o bile fazla . Eski gazetecilerin anılarında okuduklarımız ; Türkiye'de basının çektiğini , yalnız parasızlık değil , yanlışlıkla gazeteciliğe soyunmuş patronlar ve de her dönemin kendine göre yönettiği acımasız " sansür " ve politik arındırma sistemlerinin nasıl işlediğiydi. Dünyayı izlemenin en güzel yanı ; &amp;nbsp;sinemalarda filmden önce gösterilen " Pathé News " yani dünya haberlerinin geç de olsa görsel izleme keyfiydi. Sora bir&amp;nbsp;çizgi film yani UPA' nın " cartoon " ; altın yılları , bu nedenle sinemaya tutkumuz giderek yaşantımım bir parçası olmuştu . O yıllar ilk kez önemli olaylara gazeteci göndermek ; "grande reporteur " olarak, Hikmet Feridun ES ve Gökşin Sipahioğlu bu işi başlatmışlardı. Hiç unutmam " İstanbul Ekspres " gazetesinin ilk sayfasında Gökşin'in boynunda makineler, kan ter içinde "..arkadaşımız Gökşin Sipahioğlu Suez kanalından bildiriyor &amp;nbsp;ya da daha sonra Saygon'dan , tüm bu haberler o dingin yıllarımızın o taşra kentinde yalnız olmadığımızın ilk alarmlarıydı . Nerden bilebilirdik ; kan - revan yaşanmış bir dünya savaşından çıkmış yorgun çağın hesaplaşmalarını bitirmediğini, bu kez Asya kıtasındaki sınıf kavgalarını , sömürge başkaldırılarını daha çok açlıkların silip süpürdüğü unutulmuş halkların kaderini. Sonuçta bugüne geldik , şaşırtıcı bir tırmanışla Asya yönetmeye başladı dünya ekonomisini ; Çin çekiyor başı ve onu izliyen tüm Asya ülkeleri çağın gerektirdiği bir yöntemle " sanat pazarlarını " kendilerin çekmek adına hiç bir şeyden kaçınmıyorlar . Belki ilgilenmediniz ; " contemporary " fuar ekseni giderek Asyaya yöneliyor , 11 ve 15 şubatta yapılan ikinci "Art Stage Singapour " fuarı giderek ünlü &amp;nbsp;" Honkkong HKArt " fuarına rakip oldu . Genellikle Asya galerilerinin katıldığı fuar şimdiden Avrupa ve Amerikan galerilerinin en ünlülerini ilgilendiriyor . Bu kez katılamayan Larry Gagosian , bu yılını tüm galerilerinde " Damien Hirch &amp;nbsp;" yılı olarak angaje ettiğini ve de gelecek fuara katılacağını bildirdi .&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;Peki ne oluyor bu fuarda : girişte tayvanlı artist Navin Rawanchaikul'un 12 metrelik tuvalinin ismi " burası Asya "&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-5TLKkGCK_X4/Txg7UamVTGI/AAAAAAAAAN8/m5Vr01VuS8w/s1600/1629236_6_6178_l-artiste-thai-navin-rawanchaikul-devant-sa.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="266" src="http://2.bp.blogspot.com/-5TLKkGCK_X4/Txg7UamVTGI/AAAAAAAAAN8/m5Vr01VuS8w/s400/1629236_6_6178_l-artiste-thai-navin-rawanchaikul-devant-sa.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Görüldüğü gibi bir " sirk " reklamının ya da hint sinema afişlerinin &amp;nbsp;kötü bir fotoshop uygulaması kolleksiyonerleri daha da kamçılıyor ; endonezya'lı kolleksiyoner Deddy Kusuma , &amp;nbsp;sanatın kalbinin Asya'da attığını &amp;nbsp;ve de bu sanatçıyı topladığını söylediğinde bu kişinin hangi mekanlarda at koşturduğunu düşünmekten kendimi alamıyorum . Fuar daha çok her türlü "instalation"ları kapsıyor ; "bacağından asılmış pembe domuz " , &amp;nbsp;"balıkçı kayığının kuma saplanması" tavana asılmış yüzlerce gaz lambasıyla kavramlaştırılmış! Ya da otomobil farlarıyla bir karıca ordusu kurgusu bu fuarın gözde sanatcısı hintli Paresh Maity'yi &amp;nbsp;büyük rakkamlara ulaştırıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-9ZaGDrVksnk/TxhFU--hhHI/AAAAAAAAAOU/jjCeYa2ILhQ/s1600/Singa-2.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="267" src="http://3.bp.blogspot.com/-9ZaGDrVksnk/TxhFU--hhHI/AAAAAAAAAOU/jjCeYa2ILhQ/s400/Singa-2.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Bilmiyorum hiç düşündünüz mü böyle contemporary fuarlarında çöplük misali instalation yapanların çıkışta &amp;nbsp;amaçlarının resim yapmak olduğunu , sonuçta beceremeyip buna soyunduklarını ; size bir örnek paresy Maity'nin&amp;nbsp;resim stili : yani bir tuvali :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-Rq44QcKatt4/TxhHMvdcsbI/AAAAAAAAAOc/bH45GptNs3Y/s1600/images-1.jpeg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/-Rq44QcKatt4/TxhHMvdcsbI/AAAAAAAAAOc/bH45GptNs3Y/s1600/images-1.jpeg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Tekrar fuara dönersek ; bunun arkasında Bale fuarının kurucusu ve yöneticilerinden Lorenzo Rudolf ve Christie's Asya'nın patronu François Curiel var ve bunu Honkkong ' a eşdeğer kılıp , 140 galeriyle varoluşunu tüm kanıtlamayı düşlüyorlar . Daha da ilginç ; bu fuarda boy gösteren Galerie Paris- Beijing'in patronu &amp;nbsp;Emmanuel Perrotin sergilediği &amp;nbsp;on resmi satınca , geç gelen ve israrla önemli bir sipariş veren kolleksiyonerin tablosunu, sanatçısı otel odasında kotarmış .&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-Rhu-g_fAwIo/TxhN8qjUZrI/AAAAAAAAAOk/iDvBgwKFiC4/s1600/93573_1326466166_003-e_623x187-1.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="96" src="http://2.bp.blogspot.com/-Rhu-g_fAwIo/TxhN8qjUZrI/AAAAAAAAAOk/iDvBgwKFiC4/s320/93573_1326466166_003-e_623x187-1.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Bu fuarı ve günümüzü daha iyi tanımlayabilmek için sanatın nereye gelip dayandığını , amacını &amp;nbsp;, ne yapmak istediğini Çinli sanatcı He Xiangyu'nun " Marat'nın Ölümü " eseriyle yanıtlıyalım.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;ol&gt;&lt;/ol&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/962438698577755300-4939246082863841056?l=utkuvarlik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://utkuvarlik.blogspot.com/feeds/4939246082863841056/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://utkuvarlik.blogspot.com/2012/01/asyay-unutmustum.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/962438698577755300/posts/default/4939246082863841056'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/962438698577755300/posts/default/4939246082863841056'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://utkuvarlik.blogspot.com/2012/01/asyay-unutmustum.html' title='Asyayı unutmuştum !'/><author><name>varlık</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16481774979002231478</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-NVKOsroBOnw/Tjg7_HKtpOI/AAAAAAAAADg/cQ99UJm78NM/s220/Capture%2Bd%25E2%2580%2599%25C3%25A9cran%2B2011-07-30%2B%25C3%25A0%2B1.18.40%2BPM.png'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-5TLKkGCK_X4/Txg7UamVTGI/AAAAAAAAAN8/m5Vr01VuS8w/s72-c/1629236_6_6178_l-artiste-thai-navin-rawanchaikul-devant-sa.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-962438698577755300.post-7053859580933904149</id><published>2012-01-07T09:33:00.000-08:00</published><updated>2012-01-19T05:24:34.891-08:00</updated><title type='text'>neredeyim ?</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-PgPFxZYnf4g/TwbJMdTzXmI/AAAAAAAAANI/UELhu_-rRlY/s1600/Capture+d%25E2%2580%2599e%25CC%2581cran+2012-01-06+a%25CC%2580+11.10.59+AM.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="293" src="http://2.bp.blogspot.com/-PgPFxZYnf4g/TwbJMdTzXmI/AAAAAAAAANI/UELhu_-rRlY/s400/Capture+d%25E2%2580%2599e%25CC%2581cran+2012-01-06+a%25CC%2580+11.10.59+AM.png" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-vLX2dJjWV8o/TwbJLl5of-I/AAAAAAAAANA/UkOgldSH1Nw/s1600/Capture+d%25E2%2580%2599e%25CC%2581cran+2012-01-06+a%25CC%2580+11.10.40+AM.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/-vLX2dJjWV8o/TwbJLl5of-I/AAAAAAAAANA/UkOgldSH1Nw/s1600/Capture+d%25E2%2580%2599e%25CC%2581cran+2012-01-06+a%25CC%2580+11.10.40+AM.png" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-NcYWjk_gfvE/Twfdb0LIvbI/AAAAAAAAANQ/54lts0SKpjk/s1600/Capture+d%25E2%2580%2599e%25CC%2581cran+2012-01-07+a%25CC%2580+6.48.05+AM.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://1.bp.blogspot.com/-NcYWjk_gfvE/Twfdb0LIvbI/AAAAAAAAANQ/54lts0SKpjk/s320/Capture+d%25E2%2580%2599e%25CC%2581cran+2012-01-07+a%25CC%2580+6.48.05+AM.png" width="242" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;sonuç?&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&amp;nbsp;Bir " blog " oluşturarak , çevremdeki izlediğim , bana her türlü şekilde ulaşan , kendi varoluşumu içeren tüm kültür-sanat &amp;nbsp;ve anıya dönük yazılarımla yapmak istediğim ; ne kadar amacına ulaşıyor bilemiyorum ! &amp;nbsp; Blog'un sayacı " 0 yanıt " verdiği sürece , beni kanıtlamak değil de " ..güzel ama benim de görüşüm şu , ya da "..kendine gel , tutucu olma " vs. diye bir yanıt çok az , yok gibi ! Aralık ayında Ege Sanat Günlerinin çağrılısı olarak İzmir'de yaptığım bir konuşmadan sonra çok sayıda sanatcı , öğrenci bana gelip, söylediklerime gerçekten katıldıklarını ; " çok garip ; kimse şimdiye dek sizin gibi vurmadı bunların kafasına , bize öğretilen :" anlamıyorsam suç benim &amp;nbsp;ya da sanatın evriminden haberiniz yok vs. Sanattaki etki alanının bir " radioactif " sistem gibi beyinleri silip süprüldüğünün resmini çizdiler. Anlamıyorum o halde varım , &amp;nbsp;bugün daha geçerli bir tavsiye ve " beyninizdeki nötronlar contemporary'i algılıyamıyorlar &amp;nbsp;çok yazık "," anlamak önemli değil gerçekten paranız varsa satın alın , &amp;nbsp;aşağılık komplekslerinizin" kısa bir süre sonra yok olduğunu görüp ; Örneğin Beyoğlun'da Mısır Apartmanına girin ; burası contemporary'nin galeriler seçimine giriyor, Galeri Zilberman /Cda-projects ya da Galeri Nev -İstanbul , bu konuda "yıkayıcı " görevlerini yapıyorlar . Aynı modaya soyunmuş öteki galeriler şu anda, daha çok " Akaretler de "toplanmış ve de bu snop çevrenin dekorunda, paranın haritasına göre yön veriyorlar kendilerine.&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-YV8L2ggk1Dc/TwgzsvnPZEI/AAAAAAAAANY/8vWBLBQuUkE/s1600/Andreas-Gursky.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="232" src="http://3.bp.blogspot.com/-YV8L2ggk1Dc/TwgzsvnPZEI/AAAAAAAAANY/8vWBLBQuUkE/s400/Andreas-Gursky.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;Karşınızda geçenlerde Christie's satılan " dünyanın en pahalı fotoğrafı " duruyor , 3,1 milyon euro. Andreas Gursky daha önce fotoğraflarını yine büyük fiatlara satıyordu ama giderek fotoğrafın paraca aldığı boyut beni düşündürmeye başladı. Üstelik Arte'de bu konuda bir uzmanın bu fotoğrafın niçin ötekilerden pahalı olduğunu anlattığında , ben de dikkatle dinledim ; " RHEİN 2 bu fotoğrafın ismi yani bu nehrin iki ülkeyi ayıran bir sınır olduğunu düşünürsek , Fransa ve Almanya , fotoğrafın nereden çekildiği üstüne ve de önde görülen çizginin içerikte nasıl kullanıldığı , bunun bir asfalt yol olmasının ötesindeki giderek ufuk çizgisindeki netlikle paralelliği , göğün açık grisiyle , nehrin daha koyu grisinin yeşille olan ilişkisinin bizi&amp;nbsp;önünde saatlerce esir alıyor ". Fotoğrafa hala büyük bir saygım var ama katiyen bize dikte edilen sanata değil , yaşarsak göreceğiz ; bu devasa fotoğraflara o denli paralar harcayanların "megolo " müzelerinde futur'le nasıl bağdaşacak tüm bu çılgınlıklar!&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;Bu aşağıda görülen uçaksa ; Marcel Duchamp ödülünü bu yıl kazanan genç " plasticien " Mircia&amp;nbsp;Cantor'un , benzin bidonlarından yaptığı savaş uçağı. Bu ödül söylendiğine göre Fransa'nın en önemli&amp;nbsp;ödülü ki kazanana üç ay Pompidou müzesinde sergi ve iyi bir para veriliyor . Ne yazık fotoğrafta görülmüyor asıl işin esprisi ; yerleştirmede dev bir olta var , iyi ki söyledim yoksa bir uçak tek başına ne anlatır ! Biraz daha açarsak konuyu ; sanatcı şöyle bir "moral " sunuyor : " oltaya takılan uçak " , peki uçak oltaya takılır mı? &amp;nbsp;Galiba Marcel Duchamp'a sorsak iyi olur .&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-CV8YUK7CVSg/Twh6d3WvQgI/AAAAAAAAANk/6zNoDbaIDUY/s1600/images-2.jpeg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/-CV8YUK7CVSg/Twh6d3WvQgI/AAAAAAAAANk/6zNoDbaIDUY/s1600/images-2.jpeg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/962438698577755300-7053859580933904149?l=utkuvarlik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://utkuvarlik.blogspot.com/feeds/7053859580933904149/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://utkuvarlik.blogspot.com/2012/01/neredeyim.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/962438698577755300/posts/default/7053859580933904149'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/962438698577755300/posts/default/7053859580933904149'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://utkuvarlik.blogspot.com/2012/01/neredeyim.html' title='neredeyim ?'/><author><name>varlık</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16481774979002231478</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-NVKOsroBOnw/Tjg7_HKtpOI/AAAAAAAAADg/cQ99UJm78NM/s220/Capture%2Bd%25E2%2580%2599%25C3%25A9cran%2B2011-07-30%2B%25C3%25A0%2B1.18.40%2BPM.png'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-PgPFxZYnf4g/TwbJMdTzXmI/AAAAAAAAANI/UELhu_-rRlY/s72-c/Capture+d%25E2%2580%2599e%25CC%2581cran+2012-01-06+a%25CC%2580+11.10.59+AM.png' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-962438698577755300.post-7126783108648003307</id><published>2011-12-31T08:08:00.000-08:00</published><updated>2011-12-31T08:08:17.369-08:00</updated><title type='text'>mezopotamya'dan bir yazıt</title><content type='html'>Nippur 1330 iö.&lt;br /&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &lt;br /&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &lt;br /&gt;KUYUDAKİ DİNGİN SUDA BANA BAKAN BEN OLAMAM&lt;br /&gt;O KANIMCA NANNA'NIN SAÇLARINI ÇÖZÜP TENİNE DOKUNAMAYAN&lt;br /&gt;KRAL ENLİL'İN MECLİSİNDE SÖZ ALIP KONUŞAMAYAN&lt;br /&gt;KURİGALZU'YA KARŞI SAVAŞAMAYIP , ÇALILARIN İÇİNE SAKLANAN&lt;br /&gt;YALNIZCA YÜREĞİNİN SEDİR AĞACININ GÖLGESİNDE UYUYAN BİRİ OLSA GEREK .&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-MAanAnYLnbY/Tv8zBYXK2ZI/AAAAAAAAAM4/I2MqdefaAy8/s1600/93715622akkadienne-tablette-jpg.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="400" src="http://1.bp.blogspot.com/-MAanAnYLnbY/Tv8zBYXK2ZI/AAAAAAAAAM4/I2MqdefaAy8/s400/93715622akkadienne-tablette-jpg.jpg" width="321" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/962438698577755300-7126783108648003307?l=utkuvarlik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://utkuvarlik.blogspot.com/feeds/7126783108648003307/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://utkuvarlik.blogspot.com/2011/12/mezopotamyadan-bir-yazt.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/962438698577755300/posts/default/7126783108648003307'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/962438698577755300/posts/default/7126783108648003307'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://utkuvarlik.blogspot.com/2011/12/mezopotamyadan-bir-yazt.html' title='mezopotamya&apos;dan bir yazıt'/><author><name>varlık</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16481774979002231478</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-NVKOsroBOnw/Tjg7_HKtpOI/AAAAAAAAADg/cQ99UJm78NM/s220/Capture%2Bd%25E2%2580%2599%25C3%25A9cran%2B2011-07-30%2B%25C3%25A0%2B1.18.40%2BPM.png'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-MAanAnYLnbY/Tv8zBYXK2ZI/AAAAAAAAAM4/I2MqdefaAy8/s72-c/93715622akkadienne-tablette-jpg.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-962438698577755300.post-7933390684409632501</id><published>2011-12-31T02:33:00.000-08:00</published><updated>2011-12-31T02:33:55.038-08:00</updated><title type='text'>Karşılaşmalar 3 - Dostlukların ötesinde !</title><content type='html'>"İstanbul'da geçirdiğim Aralık ayının bende bıraktığı izlenimleri , anıyla karışık , biraz da dokundurarak anlattım ve de bitmedi . Bu trafik içinde dostum Emin Çetin Girgin'in Blog'unda bana verdiği yanıtı okumamışım ; Emin Çetin bu kez "mahalle abisi" bir pozda Bedri Baykam'ı korumaya alıp ; benim anlattığım hikayeyi bir başka versiyonuyla ve daha uzun, Bedri'den dinlediğini yani benimkin de bir "dokundurmak " amacı olduğunu , giderek iyi sanatcı oluşumunu zamanın aşamasıyla eş değerde olduğunu ilave ediyor. Önce bu hikayeyi Bedri'ye anlattığımda , bu olayı katiyen anımsamadığını ve çok ilginç olduğunu söylemişti , katılsın katılmasın . Gayet normal 6 yaşında bir çocuk , Şefik Bursa'lını yaptığı Şamatayı nasıl anımsar. Benim senaryomda ; bu hikayeye girişte Bedri Baykam ve asistanları ( kanımca bir şey demediğine göre , Emin Çetin &amp;nbsp;ressamların böyle "sophistiqué" asistanları olmasında hem fikir , her ne kadar Marksist düşünceye aykırı olsa bile ) nedense bana absürt gözükmüştü , Ömer Uluç vs. bu takıma ilave edilir. Bu kosmos da &amp;nbsp;bu değil , &amp;nbsp;tüm médiatique "orta oyunları " bana gerçekten komik geliyor ; resim satmak için bu şaklabanlıkları yapmak ; bırakın ne Emin Çetin'in " zaman Saati " ne de Faucault' nun "sarkaçlı saati " &amp;nbsp;moral düzeyinde bir ressamın rotasını yargılayamaz. Acaba gerçekten bakıyormuyuz resme ? Hadi baksak bile ; ne idüğü belirsiz " gribouillage " , sürüp sürüştürmüş , ucuz piyasa tuvallerinin zamanın öbür ucuna gideceğine mi inanacağız . Emin Çetin düşünen düşünmeyen , okuyan okumayan ya da entellectüel geçinen ressamlardan da söz ediyor &amp;nbsp;Bedri Baykam' ın öbür yanını korumak için , o zaman bir papağan hikayesi anlatayım : Adamı biri Papağan alacak , satıcı elindeki tüm papağanların marifetini sayıyor ; ..bu ıslıkla milli marşımızı çalar , yanındaki Frank Sinatray'ı taklit eder , şu yeşil kırmızı var ya akla gelmeyen küfürler eder vs. anlatırken alıcını gözü biraz uzakta , fazla albenisi olmayan bir papağana takılıyor ; ..peki bunun marifeti ne , hepsinden de pahalı ? satıcı : ..ha şu beyaz , efendim bu " düşünür " ! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-WiELFmFE9Ds/Tv7k1XNV1QI/AAAAAAAAAMs/128BXsQottU/s1600/images-1.jpeg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/-WiELFmFE9Ds/Tv7k1XNV1QI/AAAAAAAAAMs/128BXsQottU/s1600/images-1.jpeg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Gerçekte yazmak istediğim bir konu vardı , unutmuştum ; "Üstün Kabiliyetli Çoçuklar kanunu " , hemen hemen hepsini tanıdım , bizim akıl almaz Türki'yemiz neler yapmadı sanat için , yalnız çocuklara değil bizlere de burs verdi .&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/962438698577755300-7933390684409632501?l=utkuvarlik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://utkuvarlik.blogspot.com/feeds/7933390684409632501/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://utkuvarlik.blogspot.com/2011/12/karslasmalar-3-dostluklarn-otesinde.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/962438698577755300/posts/default/7933390684409632501'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/962438698577755300/posts/default/7933390684409632501'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://utkuvarlik.blogspot.com/2011/12/karslasmalar-3-dostluklarn-otesinde.html' title='Karşılaşmalar 3 - Dostlukların ötesinde !'/><author><name>varlık</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16481774979002231478</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-NVKOsroBOnw/Tjg7_HKtpOI/AAAAAAAAADg/cQ99UJm78NM/s220/Capture%2Bd%25E2%2580%2599%25C3%25A9cran%2B2011-07-30%2B%25C3%25A0%2B1.18.40%2BPM.png'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-WiELFmFE9Ds/Tv7k1XNV1QI/AAAAAAAAAMs/128BXsQottU/s72-c/images-1.jpeg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-962438698577755300.post-4741623223078355143</id><published>2011-12-26T23:26:00.000-08:00</published><updated>2011-12-27T22:18:13.400-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mekanların'/><title type='text'>Karşılaşmalar  2 ; Çağdaş Sanatın " BİZANS " Saraylarında !</title><content type='html'>Bu güne kadar bir konuyu ya da bir varoluşu kabullenmem ; bana ulaşan veriler ( argument ) , döküman, yaşanmışlıklarımın ikna edici " varsayımı " sonucu oldu . Dozuna göre yargılarımda değişikler olsa da genelde bir şok yaşamadım düne kadar. Şimdiye dek anlattığım "Nababların" özel hayatlarına girmedim hep vitrinlerinden izledim onları. Şu gün İstanbul'da yaşadığım , bana özgü "agressivité" yi , kafa tutmak ayak-üstü hesaplaşmak ve de benim Don Kişot benzeri ; karşımda da büyük bankaların çağdaş sanat adına kurdukları , benzeri az görülen " Kavramsal Sanat Değirmenlerine " saldırmaya benziyordu. Dostum Ali Hatemi'nin bu kez bizi götürdüğü yer : Garanti Bankasının , Bankalar caddesinde eski osmanlı Bankasını restore ederek kurduğu SALT GALATA ; görsel ve maddi kültürde kritik konuları değerlendiren &amp;nbsp;genelde saray görünümüne rağmen bence daha çok bir KAFKA dünyasını anımsatıyor . Bana gönderdiği mesaj absüstle fantastik karışımı, örneğin Therry Gillams'ın " Brazil " filmindeki mekandaki devasalıkla yapılmak istenen iş arasındaki terslik . Kavramsal sanat amaçlı sergilemelerin &amp;nbsp;öbür mekanı da SALT BEYOĞLU .Giderek Galata da kurgulanan Beyoğlun'da sergileniyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-dBdUJrqedOE/TvWJo0hsS-I/AAAAAAAAAMU/ui4ITv1kSbU/s1600/Capture+d%25E2%2580%2599e%25CC%2581cran+2011-12-24+a%25CC%2580+9.10.21+AM.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="252" src="http://3.bp.blogspot.com/-dBdUJrqedOE/TvWJo0hsS-I/AAAAAAAAAMU/ui4ITv1kSbU/s400/Capture+d%25E2%2580%2599e%25CC%2581cran+2011-12-24+a%25CC%2580+9.10.21+AM.png" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Beyoğlu'nda kavamsal sanat merkezlerinin zannererim üçüncüsü bu . Yapıla yapıla suyu çıkmış ,bıktırıcı "instillation" lara , hiç bir işe yaramayacak genellikle ingilizce başlıklı ukelalıklar , Beyoğlu'nun o sürekli akan amaçsız kalabalığıyla bağdaşmıyacak bir " anglo-saxon " kompleksinin üst düzeyde bir dışa vuruşu , kendini anlıyamamanın ışıklı bir vitrini.&lt;br /&gt;Tekrar Galata'ya dönersek ; Bankalar caddesinin kendine özgü mimarisi içinde belki en mégalo binası ; eski Osmanlı bankası , kullanışa uygun çok başarılı bir restaurasyon sonucu Salt Galata adıyla kendini sanata adamış. Girişdeki devesa espace , tümüyle mermer, devasa &amp;nbsp;dekoruyla ; tinsel bir küçülme içinde hissettiriyor insanı . Neredeyim sorusuyla yukarıya çıkarken , solunuzda , binanın mimarisiyle ters oranlı çağdaş dizaynın yönettiği dekor içinde kütüphane , tüm güncel sanat yayınlarına bakabileceğiniz başka bir " alan ",&amp;nbsp;arşiv , çalışma mekanları , araştırma labrotuarları ; tüm atmosfer size bu " Kafkaien " mekanın ciddiyetine &amp;nbsp;yönlendiriyor oysa Paris'deki yaşantımın - hemen hemen her hafta bir kez - ilginç alanlarından biri de "Artcurial " dır. Mekan " Hotel Marcel Dassault " olarak Champs- Elysées' nin en görkemli yerinde olması, Galeri , &amp;nbsp;F. Tajan gibi ünlü müzayadecinin satışları dışında beni ilgilendiren yanı ; her zaman vaktinizi geçirebileceğiniz dünyanın dört bucağında yayınlanan sanat dergi ve kitaplara keyfinizce , bakmak ve dokunma özgürlüğünüzdür. Salt'ın böyle bir olanağı var mı bilmiyorum ama kanımca burada resim gibi resimi içeren kitaptan daha çok ; tanıtma yazısında dediği gibi " ..yenilikci programlar " yani &amp;nbsp;conceptuel &amp;nbsp;, bizde " kavramsal " dedikleri , bugün "sunami " misali sanatı bir &amp;nbsp;sirke dönüştüren anlayışın yayınları olması gerekiyor. Saray misali merdivenlerden üst kata çıkarken , güncel sanatı araştırma espace'larının devamı , şaşırtıcı &amp;nbsp;bir mutfakla karşılaşıyorsunuz , arı kovanı gibi çalısan personel ve şefler , sizin " gourmé " hislerinizi uyarıyor ve kendiliğinden " Süleymaniye'yi " dekor yapmış bir " restaurant " mekanı sizi karşılıyor , size ayrılan masaya oturduğunuzda ; gri bir İstanbul ama arkada ; hiç değişmeyen orientalis'lerin dokoru , bilmiyorum , binanın banka günlerinde kim bakıyordu bu manzaraya !&lt;br /&gt;SALT'ın varoluşuna dönersek; amaç "conceptuel " sanatın Türkiye'deki 25 yılı , bunun derinlemesine bir&amp;nbsp;envanteri, farklı disiplinlerin kesişim noktaları , aralarındaki boşluklardan yeni düşüncelerin oluşması ! Size şunu soruyorum : bu 25 yılda batının kötü taklitlerini , " kavramcı sanat " etiketiyle bıkmadan , usanmadan&amp;nbsp;sırasıyla ülkenin en zengin para kaynaklarını, babasının malı gibi kullanan, acımasız , bu " CNYIQUE "kişiliğin ; SALT'ın akıl hocasının kim olduğunu merak ederseniz söyliyeyim : Vasıf Korun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-DUH0CU3MTos/Tvg6TKkRqtI/AAAAAAAAAMg/njhU8qcZEEg/s1600/70163_982856391_dr_H194400_L.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://3.bp.blogspot.com/-DUH0CU3MTos/Tvg6TKkRqtI/AAAAAAAAAMg/njhU8qcZEEg/s320/70163_982856391_dr_H194400_L.jpg" width="319" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &lt;br /&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp;dikkat içinde Vasıf Kortun olabilir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kişilik çok uzun bir süredir gölgeden yürüyor , belki taktik kanımca , cynique ve planlı . İnandığı diyemiyeceğim çünkü ortada inanılacak bir şey yok , empose etmek istediği de batı da yıllardır suyu çıkmış bugün tahammül sınırlarını aşmış , komik " gadget " leri sergileyip altlarına filozofik sloganlar atmak.&lt;br /&gt;Süleymaniye dokoruyla Salt'ın lüks kokantasında şarabımı içerken , daha çok yabancıların olduğu, karşı masada oturan" gri adamın "Vasıf Korun olduğunu söylediler . Dikkat ettim ; masada empose edilmek istenen rahatlığa bir türlü giremiyordu , gülmek zorunda olduğunda , dudakları " Kabuki " tiyatrosundaki&amp;nbsp;gülüşü andıran bir acı taşıyordu , bir eliyle de yüzündeki kızarıkları kaşıyarak, aşağıdaki sanat laboratuarında ülkemizin yenilikci programlarını nasıl tartışmaya açacağını düşünüyordu. Düş gördüğü bir gerçek; kendine bir&amp;nbsp;"Star Wars " kostümü biçmiş bir aktörle ancak düello yapılır ; mekan müsait , dekor dersen daha iyisi yok , Salt Production takdim eder . Vasıf Korun kendi rolünde yani Dark Vador ve elinde bir lazer silahı , &amp;nbsp;saldırıyor , müzeyedecilere sığınan resmin artık gideceği hiç bir yer yok , SON THE END.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yazıyı bitirmeden önce &amp;nbsp;gazetelerde iki haber okudum , yaptığım eleştiriyi , endişelerimi , humour'umu kanıtlayan ; " Genç sanatcılara FULL destek " , bir akaryakıt markası olan Full , patronu Hüseyin Arslan önderliğinde koyduğu " FULL ART PRIZE " genç "conceptuel "sanatcılara ödül ve destek veriyor ve de jüride kim var : arayın ..bulamadınız ! Vasıf Korun .&lt;br /&gt;İkinci haber : çok daha endişe verici : İstiklal caddesindeki tarihi " Garibaldi " binası bir " video Art &amp;nbsp;Merkezine dönüştü , Dünya çapındaki sanatcı Bill Viola'nın " The Fall Into Paradise " isimli işini burada göreceksiniz . Peki kim kiralamış burasını ? / Dirimart Özel Proje Mekanı - GARİBALDİ - /&lt;br /&gt;Şimdi şaşırmak mevsimi ; Hazer Özil ve Video Art !&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/962438698577755300-4741623223078355143?l=utkuvarlik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://utkuvarlik.blogspot.com/feeds/4741623223078355143/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://utkuvarlik.blogspot.com/2011/12/karslasmalar-2-cagdas-sanatn-bizans.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/962438698577755300/posts/default/4741623223078355143'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/962438698577755300/posts/default/4741623223078355143'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://utkuvarlik.blogspot.com/2011/12/karslasmalar-2-cagdas-sanatn-bizans.html' title='Karşılaşmalar  2 ; Çağdaş Sanatın &quot; BİZANS &quot; Saraylarında !'/><author><name>varlık</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16481774979002231478</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-NVKOsroBOnw/Tjg7_HKtpOI/AAAAAAAAADg/cQ99UJm78NM/s220/Capture%2Bd%25E2%2580%2599%25C3%25A9cran%2B2011-07-30%2B%25C3%25A0%2B1.18.40%2BPM.png'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-dBdUJrqedOE/TvWJo0hsS-I/AAAAAAAAAMU/ui4ITv1kSbU/s72-c/Capture+d%25E2%2580%2599e%25CC%2581cran+2011-12-24+a%25CC%2580+9.10.21+AM.png' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-962438698577755300.post-8962429020348773937</id><published>2011-12-19T08:10:00.000-08:00</published><updated>2011-12-19T08:13:36.003-08:00</updated><title type='text'>Contemporary 'nin sonu ya da " Si...aşşa Kasımpaşa Ekolü " !</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-TpgViDyaDS0/Tu2ovkr-z3I/AAAAAAAAALQ/modFMaWMAkE/s1600/images-1.jpeg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="298" src="http://1.bp.blogspot.com/-TpgViDyaDS0/Tu2ovkr-z3I/AAAAAAAAALQ/modFMaWMAkE/s400/images-1.jpeg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &lt;br /&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; Jeff Koons &lt;br /&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; "Balloon Dog"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sözcük 1945 den bu yana sanatın yörüngesini simgeliyor. İkinci dünya harbinden kan-revan , açlıkla çıkan dünyamızın halet-i ruhuyesininden bir kurtulma simgesi ; modern olmak da yetersiz , Fransa 'da buna yeni bir katkıda bulunarak " avant-garde " ın da bir ötesine geçmek diye tanımlanmıştır ; malum olduğu üzere " avant- garde " sözcüğü askeri bir terimdir . &amp;nbsp;Zaten " Pop-Art " la modern daha önce aşılmıştı.&lt;br /&gt;Peki amaç ne yapmak ? &amp;nbsp;Bunu irdelediğimizde , öteki sanatların örneğin yazı , müzik , sinema , fotoğraf vs. içerikte dokunulmazlıklarını hiçe sayarak , contemporary'ye göz alabildiğine geniş ufuklar açmak ; herhangi bir " jest " , tavır , objet , kendiliğinden sanat olma özgürlüğüne kavuşmalarıdır. Modern hiç olmazsa sanatın gününü geçmişle yargılama " tolerans"ına açıktı , bu kez geçmiş yok olduğu gibi estetik , güzel , teknik &amp;nbsp;kaygılar da yok oluyor ; sırtını "mediatique " duvara dayamış , kendi kuralarını uygulayan , sürekli pazar arayan , gerektiği zaman " üçüncü dünya ülkelerininde" sanatcı çıkarabileceğine karar veren ,sanata inançları dolayısıyla daha önce yanaşmayan zengin arap ülkelerini de kafa kola alıp , yavaş yavaş modern kaligraphie den başlayıp , Mürakami'nin pırıltılı balonlarını , ültra modern müzelerine &amp;nbsp;sokmaktı. Durmadan piyasaya " plasticien " sürmek gerekiyor ama kontrol önemli merkezlerin elinde , Saatchi'nin emposé ettikleri , daha önce önemli kolleksiyonlara , müzelere girenler sonsuz bir dokunulmazlık kazanmıştır ; kimin haddine Richard Serra' ya , Bruce Nauman'a , Donald judd'a &amp;nbsp;vs. erişebilmek , yargılamak mı asla . Şimdiye dek 12 bin - kendi dediğine göre - sanat eseri toplamış milyarder François Pinauld , Kendi müzesine Paris'de yer verilmeyince kızgın ve kırgın Venedik'e yerleşti , şöyle diyor ; "Bir kolleksiyonun yaşaması gerekli bu nedenle durmadan sanat eseri alıyorum ama aynı zamanda satabilmeliyim de , ben "rahatsız edici " sanatcıları tercih ediyorum ! " . Şimdi siz karar verin , 2005 de ki bu alış veriş , ya da elimdeki doküman bugün nereye gelmiştir : Monsieur Pinault &amp;nbsp;2000 yılında Jeff Koons'un &amp;nbsp;"Balloon dog " adındaki hafif metal - kırmızı crome, - başka renkte olanları da varmış - 5 milyon dolara satın alıyor , 2004 de Damien Hirst'in " the Fragile Truth , 1.5 milyon sterlin, 1. 8 milyon da Maurizio Cattelan'ın kafasını bir delikten çıkararak sıkıcı bir tabloya bakmasını içeren yapıtı, o yıl aldığı son eser de Paul McCarthy'nin bir anıt installationu ( 800 metrekare) : Sod and Sodie Sock ,1998 tarihli , ödediği para moralinizi bozar. 2005 yılı bu pazarın en verimli yıllarından biridir çünkü bunu monopolünde bulunduran &amp;nbsp;ülkeler daha doğrusu alıcı ; kolleksiyoner ve müze , uluslararası Bienallerle "interactive" olup , beyin yıkama adına kendi isimlerini empoze etmişlerdir . Bir sekt gibi çalışan monopole , teknotrat misyonerlerini tüm dünyaya yaymıştır . Size gösterilen bu absürt "sirk " kavramsal " alt yazılı , her durumda kendini savunacak , genellikle "gadget " yani luzumsuz oyuncak , pırıltılı göz çeken , rahatsız eden , yargılayan ki bu saldırganlık payı onun dokunmzlığını getirir. Örnek vermek gerekirse yine François Pinaut sistemini şu şekilde planlamıştır ; " Pinault fondation " nun tüm yöneticileri sırasıyla Fransa'nın kültürü yönettiği en üst düzeydeki makamlarına yönlendirilmiştir. örneğin Jean Jacques Aillagion önce Fransa kültür bakanı, sonra George Pompidou müzesi yöneticiliği daha sonra da Versaille sarayı yöneticiliğine atanmıştır. O günden bu güne bu saray Pinault'un sergi sarayı oldu ; Jeff Koons'la başlayıp Murakami'yle devam eden sergilemeler Fransa'da önemli tartışmalara neden olup yine savaşı Pinoult kazandı. Charles Saatchi'nin başlattığı bu sirk bugün dünyanın tüm zenginlerinin paralarını yatırdıkları bir oyun oldu. Yalnız Fransa'yı sayarsak Pinault'un yanı sıra ondan daha zengin Bernard Arnault ve Alain Dominique Perrin , Gilles Fuchs , Jean Marc Salomon vs . Bunlar başı çekenler eğer büyük şirket ve bankaları saymaya kalkarsam şaşırmamak elde değil. Bu akonomik güç ; 21 yüzyıl sanatını yazmıştır deriz ve burada biter. Tüm bit pazarlarını müzelere koyduktan sonra başka yerlerden bazı sesler gelmeye başladı ; LES FRAC &amp;nbsp;, 1981 de Fransa'nın tüm bölgelerinde kurulan Modern sanat merkezlerinin ismidir. Bunların görevi ; günümüz ve çağımız contemporain sanatını toplamak yani sistemli bie şekilde satın alıp sergilemek sonra depolamak yani öteki nesillere saklamak. yani devletin yönettiği bir nevi , contemporain sanatı ve onun ticaretini desteklemek amaclı. İçinde para olan herşey gibi hızlı bir şekilde amacından saptırılıp, müze teknotlarının yönetiminde , üst düzey galeri ve kolleksiyonerlerin eline geçmiştir. Her müzenin sahip olması gereken empoze büyük isimler , hiç tartışmasız vardıkları fiatların üstünde alınıp , gösteriye geçer. Arka planda isim olmayanlara da bir göz dağı vermek amaçlı satın alma komisyonları , pazarlık ederek , akıl almaz sayıda contemporary'nin içeriğinde alınan, sayısı binleri geçen görüntüsü bit pazarlarını andıran bu acınacak, perişan görünümün bilançosu her yıl gazetelere konu olur . &amp;nbsp;Son olarak verilen raporda ; depolarda toplanan eserlerin " auto-destruction " yani çoğunlukla kullanılan malzemelerin zamanla eriyip , dağılıp solup, birbirine yapışarak yanındaki işleri de beraberinde yok olmaya doğru götüren kullanılmış malzeme listesinde çoğunlukla aklınızı almıyacağı ; örneğin : şeker , yağ , un , video filmleri - yanıcı özelliği çok fazla- , sentetik, basit malzemeler ; plastik , bez vs. , moloz , kum, taş , tüm zamana aykırı aklınıza gelebilecek en absürt kurgu vasıtaları! Bu büyük sonu görmek adına yaşamak istiyorum . Daha önce söz etmiştim ; pentürde bile yanlış hazırlanmış bir satıh, tuval ya da herhangi bir bez üstüne çalışıldığında ; yağlıboyanın altındaki satıh üstüne zamanla bir &amp;nbsp;asit dönüşümü yapabileceğini Rotko'nun ve Bacon'nun yapıtlarında izlendi.&lt;br /&gt;Contemporary' nin kaderi yalnız uluslarüstü bir düzeyde yargılanmıyor , bizde de dışa özgün yerini bulmuş ve de bienaller sayesinde ekonomik düzeyde en güçlü isimlerin sanat merkezlerine , zenginlere ve onların&amp;nbsp;deynekcilerinin çekim alanına girmiştir. Modern kompleksinin virüsü , geleneksel beğeni ve estetik , insana dair her türlü içeriği yok ettiği gibi ters bir illision ve yanılsamayla sanatın asırlardır var olma gerekliliğini çöpe atmıştır. Amaç bir "şamata " , bir sirk , keriz silkelemekten öteye rahatsız etmeyi görsel içerik almıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-naQnnoNsYyo/Tu856nDMCLI/AAAAAAAAALY/5XUxFf5e9nM/s1600/291960_10150429150983103_208489888102_10212574_940202865_a.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="400" src="http://3.bp.blogspot.com/-naQnnoNsYyo/Tu856nDMCLI/AAAAAAAAALY/5XUxFf5e9nM/s400/291960_10150429150983103_208489888102_10212574_940202865_a.jpg" width="300" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp;Hale Tenger&lt;br /&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; Si....Aşşa Kasımpaşa Ecolü&lt;br /&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstanbul Modern Müzesinde açılan "Hayal ve Hakikat" sergisi Türkiye'de kadın sanatcıların "modern ve çağdaş" içeriğinde sunulmasıyla gerçekleştirilmiş. Bu kalkanı kulladığınızda , size kimse dokunamaz ! İsterseniz domates de sergilersiniz , üzerine kılıçlar asılmıs bir " lenger " de .Size polemikler oluşturur gazetelerde ; "conceptuel" yani kavramsal attığınız sloganı , bu yerleştirmenin altında plastisiyenin ne kurguladığını , bunun " doğru bilinç olup olmadığı " ! İstanbul Modern'nin modern olmak için harcadığı bu "tahammül fersah" zulümu söz yetmez anlatmaya .&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/962438698577755300-8962429020348773937?l=utkuvarlik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://utkuvarlik.blogspot.com/feeds/8962429020348773937/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://utkuvarlik.blogspot.com/2011/12/contemporary-nin-sonu-ya-da-siassa.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/962438698577755300/posts/default/8962429020348773937'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/962438698577755300/posts/default/8962429020348773937'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://utkuvarlik.blogspot.com/2011/12/contemporary-nin-sonu-ya-da-siassa.html' title='Contemporary &apos;nin sonu ya da &quot; Si...aşşa Kasımpaşa Ekolü &quot; !'/><author><name>varlık</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16481774979002231478</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-NVKOsroBOnw/Tjg7_HKtpOI/AAAAAAAAADg/cQ99UJm78NM/s220/Capture%2Bd%25E2%2580%2599%25C3%25A9cran%2B2011-07-30%2B%25C3%25A0%2B1.18.40%2BPM.png'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-TpgViDyaDS0/Tu2ovkr-z3I/AAAAAAAAALQ/modFMaWMAkE/s72-c/images-1.jpeg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-962438698577755300.post-4182952026811221634</id><published>2011-12-11T11:14:00.000-08:00</published><updated>2012-01-14T00:03:18.313-08:00</updated><title type='text'>karşılaşmalar 1   - cour de soir -</title><content type='html'>Bir kaç gün için İstanbul'dayım , ne garip, bu kent bana bir " ikinci " gün &amp;nbsp;hüzünü verir ; belki de yaşanmışlıkların " ertesi günü, pişmanlığa benzer bir şey . Aziz Çalışlar 'ın ölümüyle perdeyi kapatmıştım oysa nice dostlarımın ve yaşanmışlıkların külleriyle kaplı eski bir volkan görünümü , mekanların sanki belleğine işlemiş . Ya kalanlar diye sorarsanız ; dostlukların paradan daha önemli olduğu günleri yaşadığım için, tanıkları , eski beraberlikleri bir- fenomen fişi gibi- belleğim onları, kendi arka odasına yerleştirdi . Düşledikleri ortamı ve konforu buldular , " contemporary'nin bereketli toprağında bir compleks aşamasındalar , büyük sanatcı ve onur listelerinde , müzayedelerde çığırtganlara kendini ; &amp;nbsp;" işte yeni bir baş eser " dedirtmek mutluluğu , Sotbey's in atına binip , Dubai'yi fethe çıkmak &amp;nbsp;artık bir " illision " değil Şamata yapmak sanki gereklilik , bu absürt dışa vuruş , can sıkıntısından öte bir şey getiremiyeceği için ,&amp;nbsp;&amp;nbsp;Oblamof'larını " göremiyenler , " naif " media yı da "manipule"ederek yeni bir paralı sanatsever ortamı yarattılar . Artık geriye bir dönüş yok , sanat , yaşamımızda gerçekten bir gereklilik taşıyorsa ; herkes kendi "dümen suyundan" gitmek zorunda .&lt;br /&gt;Dostum Ali Hatemi'nin tümüyle kendine özgü bir sanat / espace mekanındayız ; ışık-müzik , giderek resim ve heykelin görsel amacını nasıl kotardığını ancak burada anlıyorsunuz . Şimdiye dek savunduğum " her resmin ışığı başkadır " tanımının geldiği yer ; dükkan bozması galerilerde sönük neon ışıklarıyla , hastahane koridorlarını aratmayan hüzünlü duvarlarda kaderlerine terkedilmiş , şasisi dönük tuvallerin asıldığı yaşanmış bir belleğin çığlığıydı . Hatemi'nin mekanını gezerken bu günleri anımsamamak elde değil . Dikkat elbette başımı döndüren yeni geleriler oldu ama ... örneğin Karaköy'de yine Ali'nin beni götürdüğü Ma'na Sanat Galerisi ; ne yazık bu canım mekanda sergilenen yürekler acısı ; örneğin tavanda inen bir bayrak kurgulaması ki galiba dünyadan yok olmuş cumhuriyetlerin bayrakları ve de duvara asılı dört panoda coca cola ' nın hava kabarcıklarının sonsuza dek çekilmiş bir videosunu izliyorsunuz . Beni şaşırtan böyle bir mekanı kurgulayan bir ya da iki kişinin sanat adına ; neyi niçin savunduklarının zavallı bir bilançosuydu . Böyle albenisi olan bir mimaride de bir şey sergilemek zorunda değiliz yani boşluğun da bir müziği vardır. Kendileri bilir.&lt;br /&gt;Evet geriye dönersek; Ali Hatemi'nin mekanındayız ve kapı çaldı . Kapıdan giren , giderek şaşırtıcı bir biçimde Bedri Rahmi'ye -fizik- dönüşen Bedri Baykam ve başka bir gezegenden geldiklerini anımsatan iki asistanıydı. Bir süredir sanatcılarımızda "asistan " kullanmak moda oldu ; manken fiziğinde , son derece alımlı ve akıllı bu genç kızların bir ressamın atölyesinde ne işi olur anlamıyorum! neyse bunu bir gün soracağım ! Son kez Paris'de de karşılaştığımızda da aynı dekordu , demek çağımızın ya da contemporary'nin bir gerekliliği, bilmememi mazur görün! Sonuç olarak Bedri Baykam'a kendisine dair bir hikaye anlattım , olayı anımsamadığını söyledi , şaşırdı ama sevdiğini söyleyemem .&lt;br /&gt;1963 yılının kanımca ekim ayı olsa gerek, Kürt Necati ile Beyoğlu'nda Hasnun Galip sokağına çıkan küçük bir sokakta, ufacık bir gişe görünüşünde yalnız esrarlı şarap dediğimiz ; dünyada içilebilecek en kötü şarap ve yanında haşlanmış yumurta satan Hiro'da , söylemeye gerek yok , iki Güzel Marmara şişesi verdiğinizde size su bardağında bir kadeh özel şarabından verir ve aniden gişenin inme pancurunu bir giyotin gibi kapatırdı , yumurta için de bir şişe ödemek gerekirdi. Sokak Yeşilcam'a gelmiş ve de umudunu yitirmiş tipler , müzmin figüranlar , üç kağıtcılar ve civar barlar de çalışan kadınların yaşadığı tipik bir Beyoğlu'ydu. Beyinlerimiz uyuşmuş Küçük Parmakkapı sokaktan Beyoğlu'na yürüyoruz derken Asaf Çiyiltepe'nin Gen-Ar tiyatrosunun altındaki resim galerisinden - tiyatro ve galeri Muhtar Kocataş' ındı -&lt;br /&gt;gelen seslerden uyandık ; gözümüzün önünde iki adam Akademiden "cour de soir " hocamız Şefik Bursalı'yı kaldırıma koydular . Hoca : .. siz kimseyi kandıramazsınız , çocuk ressam , ...olamaz efendim, ne günlere kaldık , üstün kabiliyetli , gel bunu bakkala anlat , dolandırıcılık sizin yaptığınız.. &amp;nbsp;kendinden geçmiş bağırıyor . Biz koşarak :".. aman hocam sakin olun n'oldu , size ne yaptılar" vaziyeti öğrenmeye çalışıyoruz ," ..ha, aman oğlum git gör , iki karış bir oğlana bir şeyle çiziktirmişler sonra bize ressamlık satıyorlar , olur mu , biz Akademi'de tere mi satıyoruz , utanmaz adamlar " diye bize anlatırken, yukarıya çocuk ressam Bedri Baykam'ın babası Suphi Baykam çıktı ; "..beyfendi çekip gitmezseniz polis çağıracağım , utanmıyormusunuz bir çocuğa bağırmaya" , Şefik Bursalı umulmaz bir çeviklikle adamlardan sıyrılıp Suphi Baykam'a sıçradı , " ben size bağırdım , siz siniz bu çoçuğu kandıran , utanmaz adam vs. " Biz olaya el koyduk , &amp;nbsp;Neco hocayı oradan uzaklaştırırken ben de Suphi Baykam'a tartıştığı adamı kim olduğunu anlatarak galeriye indik , girdiğimizde; duvarlarda kowboy resimleri ve de olaydan korkmuş, kısa pantalonlu esmer bir hintli çocuğu anımsatan iri siyah gözleriyle Bedri Baykam&amp;nbsp;bana bakıyordu.&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-hzHXr0scDu4/TuT-mgQd49I/AAAAAAAAALE/m5hj2dikdTU/s1600/images-3.jpeg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="400" src="http://2.bp.blogspot.com/-hzHXr0scDu4/TuT-mgQd49I/AAAAAAAAALE/m5hj2dikdTU/s400/images-3.jpeg" width="290" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O yıllarda ilk yıl, Galeri denilen desen atölyesinden sonra seçtiğiniz bir hocanın atölyesinde dört yıl pentür çalışılırdı . Bu atölyelerde sabahları canlı kadın-erkek modelden çalışmanın yanı sıra akşamları da 18 den itibaren " Cour de Soir " da &amp;nbsp;canlı modelden isteyene desen çalışma olanağı veriliyordu. Geç olduğu&amp;nbsp;için pek kimse gelmezdi . Akademi de atölyeler bilek gücüyle paylaşıldığında , boyu normalden küçük olan Şafik Bursalı'ya atölye kalmayınca ona da " Cour de Soir "ı vermişler , kendisi her fırsatta bu haksızlığı anlatırdı ama kim dinler , olan olmuştu, ötekilerin gölgesinde bir hayat böyle geçti!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/962438698577755300-4182952026811221634?l=utkuvarlik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://utkuvarlik.blogspot.com/feeds/4182952026811221634/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://utkuvarlik.blogspot.com/2011/12/karslasmalar-1-cour-de-soir.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/962438698577755300/posts/default/4182952026811221634'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/962438698577755300/posts/default/4182952026811221634'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://utkuvarlik.blogspot.com/2011/12/karslasmalar-1-cour-de-soir.html' title='karşılaşmalar 1   - cour de soir -'/><author><name>varlık</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16481774979002231478</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-NVKOsroBOnw/Tjg7_HKtpOI/AAAAAAAAADg/cQ99UJm78NM/s220/Capture%2Bd%25E2%2580%2599%25C3%25A9cran%2B2011-07-30%2B%25C3%25A0%2B1.18.40%2BPM.png'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-hzHXr0scDu4/TuT-mgQd49I/AAAAAAAAALE/m5hj2dikdTU/s72-c/images-3.jpeg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-962438698577755300.post-4973924170774748362</id><published>2011-11-07T01:21:00.000-08:00</published><updated>2011-11-07T01:31:20.207-08:00</updated><title type='text'>ABSTRAIT</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-DQVGRBUShks/TrejqbHYiNI/AAAAAAAAAKc/2oRT64vQ-zg/s1600/mikroskobik-dunyanin-en-iyi-fotograflari-nikon-mikroskop-kucuk-dunya-nikon-small-world-2010-1281593.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="266" src="http://1.bp.blogspot.com/-DQVGRBUShks/TrejqbHYiNI/AAAAAAAAAKc/2oRT64vQ-zg/s400/mikroskobik-dunyanin-en-iyi-fotograflari-nikon-mikroskop-kucuk-dunya-nikon-small-world-2010-1281593.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;Bu tablo kimin ?&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/962438698577755300-4973924170774748362?l=utkuvarlik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://utkuvarlik.blogspot.com/feeds/4973924170774748362/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://utkuvarlik.blogspot.com/2011/11/abstrait.html#comment-form' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/962438698577755300/posts/default/4973924170774748362'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/962438698577755300/posts/default/4973924170774748362'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://utkuvarlik.blogspot.com/2011/11/abstrait.html' title='ABSTRAIT'/><author><name>varlık</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16481774979002231478</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-NVKOsroBOnw/Tjg7_HKtpOI/AAAAAAAAADg/cQ99UJm78NM/s220/Capture%2Bd%25E2%2580%2599%25C3%25A9cran%2B2011-07-30%2B%25C3%25A0%2B1.18.40%2BPM.png'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-DQVGRBUShks/TrejqbHYiNI/AAAAAAAAAKc/2oRT64vQ-zg/s72-c/mikroskobik-dunyanin-en-iyi-fotograflari-nikon-mikroskop-kucuk-dunya-nikon-small-world-2010-1281593.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-962438698577755300.post-7300976797144666309</id><published>2011-11-06T09:48:00.000-08:00</published><updated>2011-11-26T23:50:03.636-08:00</updated><title type='text'>dalga geçildiğinizin farkındamısınız ?</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-eg1rkoWJLEk/TrVRrMFbPkI/AAAAAAAAAJc/uWisfOlqTbo/s1600/lart-d-esquiver-la-crise%252CM20550.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://1.bp.blogspot.com/-eg1rkoWJLEk/TrVRrMFbPkI/AAAAAAAAAJc/uWisfOlqTbo/s320/lart-d-esquiver-la-crise%252CM20550.jpg" width="225" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Charles Saatchi " contemporain sanatta " bugün en önemli bir isimdir. İsminden de anlaşılacağı gibi Irak'lı bir musevi aileden geliyor. Gülbenkyan gibi petrole dayanan aile zenginliği bana her zaman şu soruyu getirdi ; biz nasıl oldu da elimizin altındaki bu zenginliği anlayamadık ! 1943 doğumlu Charles Saatchi dört yaşında ailesiyle Londra'ya geliyor . 1970 yılında kardeşiyle kurduğu reklam ajansı Saatchi&amp;amp;Saatchi kısa bir süre sonra dünyanın an önemli ajanslarından biri oluyor . İlk eşi Amerika'lı sanat tarihci ve eleştirmen Doris Lockhard'ın etkisiyle Davit Hepher'in bir resmini alıyor ama galericiliğe başlama yılı 1985 dir. Buna galeri denemez; Londra'nın kuzeyinde St.John's Wood'da devasa " entrepot " ları , restero ederek ufak bir krallık diyebileceğimiz vakfını kuruyor. Yetenek mi diyelim ; en kısa bir sürede , bugün comtemporary'nin en önemli isimlerini : Jeff Koons , Richard Serra , John Wood's ve Swisse Cottage , o gün için genç kuşak olan şimdi çok ünlü " plasticien " ler ; örneğin Damien Hirch ' in " formol'de saklanan " köpek balığı dilimlerini " , yontucu Marc Quinn ' in dondurulmuş kafasını , kendi 9 litre kanının buz kalıbında şeffaf olarak sergiliyor ve de bu sonuncusunu 1991 de 13 000 sterline almıştı , 2005 de 1, 5 milyon sterlin'e sattı .&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-mHFhGezWqzk/TrZ0FQDN4ZI/AAAAAAAAAJs/CtZdpNRq1CM/s1600/Capture+d%25E2%2580%2599e%25CC%2581cran+2011-11-06+a%25CC%2580+12.45.13+PM.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://4.bp.blogspot.com/-mHFhGezWqzk/TrZ0FQDN4ZI/AAAAAAAAAJs/CtZdpNRq1CM/s320/Capture+d%25E2%2580%2599e%25CC%2581cran+2011-11-06+a%25CC%2580+12.45.13+PM.png" width="263" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-lltazEAGyGA/TrZVrErSPqI/AAAAAAAAAJk/VE6lXzfbOIo/s1600/Unknown.jpeg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/-lltazEAGyGA/TrZVrErSPqI/AAAAAAAAAJk/VE6lXzfbOIo/s1600/Unknown.jpeg" /&gt;&lt;/a&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;Giderek sürekli olarak basına yansıttığı " provacation "ların yanı sıra 1997 de Royal Akademiye birlikte bir sergi önerir ve serginin ismi " sensation " olacaktır. Saatchi bu kez amacına erişmiştir ; müzenin önünde sergiyi manifeste edenler örneğin şöyle bir pancart asmışlardı : ".. sanat bin yıl süreyle bizim en önemli bir varoluşumuzdu , şimdi formol'e yatırılmış koyunlarla tekrar barbarlığa dönüyoruz . " Gerçekten provocation'nun ötesinde gösterilenler , örneğin Tracy Emin'in " Everyone I have ever slept with 1963 - 1995 "bir çadırın içine dikilmiş ; &amp;nbsp;artistin çıplak fotoğrafı , yattığı dostlarınn isimleri ve düşürdüğü iki fetüs vs. Chris Ofili'ye gelince ; " Vierge Noir " , bir kadın portresi üstüne kurumuş fil bokları serpiştirilmiş. &amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-JJV0MelUfyo/TrasgVzERrI/AAAAAAAAAJ0/AmtzJxqNvsQ/s1600/220px-Emin-Tent-Exterior.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/-JJV0MelUfyo/TrasgVzERrI/AAAAAAAAAJ0/AmtzJxqNvsQ/s1600/220px-Emin-Tent-Exterior.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-MapVD5d9ufc/Trasg1VDULI/AAAAAAAAAJ8/zLAsxklicZE/s1600/2600_holyvirginmary_pop.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://1.bp.blogspot.com/-MapVD5d9ufc/Trasg1VDULI/AAAAAAAAAJ8/zLAsxklicZE/s320/2600_holyvirginmary_pop.jpg" width="232" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;Chapman kardeşlerin &amp;nbsp;eseri ötekilerden daha " tahammül fersah " ; sergiledikleri mankenlerin gözler , ağız , burun , kulaklar vs . cinsel organlarla yer değiştirmiş ;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-VfQezRMn1kY/TrbAnSRQ9tI/AAAAAAAAAKE/TWaXF0qLzfA/s1600/chap0210.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="259" src="http://1.bp.blogspot.com/-VfQezRMn1kY/TrbAnSRQ9tI/AAAAAAAAAKE/TWaXF0qLzfA/s320/chap0210.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;Bu içerikte oluşan Saatchi concepti , Young British Artists ismini "contemporary'e yazdı ve yazmakla kalmayıp ona bu yolda bir servet sağladı. Bugün en ünlü kolleksiyonerler onun dediklerini yaptılar, izinden yürüdüler , yarattığı pazar , yarattığı isimler hemen hemen tüm dünya müze ve kolleksiyonlarda.&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;Yeni galerisi , Londra , Duc d'york ' da 1801 tarihli çok klasik bir yapı . Açılışda Saathci şöyle söylüyordu ".. satın alacağım bir iş , eğer sevmişsem , fiatı üç dört misli fazlaymış , beni katiyen ilgilendirmez , hiç pazarlık yapmadım . " Kendi sergi açılışlarıma gelmediğim gibi ötekilerinkine de gitmem . 100 yıl &amp;nbsp;sonra kalacak sanatcılar : Jackson Pollock , Andy warhol , Donald Judd ve Damien Hirch dışında bütün sanatcılar ki bu söylediklerim sayfanın dip notunda belki geçebilirler. Sanat neye mi yarar : " bizim enayice televizyona değil de başka bir şeye bakmamıza. Son bir söz : " ..isim yapmanın katiyen yetenekle ilgisi yoktur , ben başka bir illision satıyorum . "&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/962438698577755300-7300976797144666309?l=utkuvarlik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://utkuvarlik.blogspot.com/feeds/7300976797144666309/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://utkuvarlik.blogspot.com/2011/11/dalga-gecildiginizin-farkndamsnz.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/962438698577755300/posts/default/7300976797144666309'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/962438698577755300/posts/default/7300976797144666309'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://utkuvarlik.blogspot.com/2011/11/dalga-gecildiginizin-farkndamsnz.html' title='dalga geçildiğinizin farkındamısınız ?'/><author><name>varlık</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16481774979002231478</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-NVKOsroBOnw/Tjg7_HKtpOI/AAAAAAAAADg/cQ99UJm78NM/s220/Capture%2Bd%25E2%2580%2599%25C3%25A9cran%2B2011-07-30%2B%25C3%25A0%2B1.18.40%2BPM.png'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-eg1rkoWJLEk/TrVRrMFbPkI/AAAAAAAAAJc/uWisfOlqTbo/s72-c/lart-d-esquiver-la-crise%252CM20550.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-962438698577755300.post-7157457481169206044</id><published>2011-11-05T02:40:00.000-07:00</published><updated>2011-11-05T02:42:17.698-07:00</updated><title type='text'>ülkemiz " contemporain " kolleksiyoncuların dikkatine</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-FES1XabU9GE/TrT7RhkU6MI/AAAAAAAAAJM/7FDf4kniNzw/s1600/Schermata-11-2455870-alle-18.23.26.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="400" src="http://3.bp.blogspot.com/-FES1XabU9GE/TrT7RhkU6MI/AAAAAAAAAJM/7FDf4kniNzw/s400/Schermata-11-2455870-alle-18.23.26.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Geçen perşembe günü beklenmedik bir kaza , çağdaş sanatın ne kadar "ephemere"olduğunu ve de gözümüz gibi sakladığımız çağdaş sanat eserlerinin de "deniz kazası " dediğimiz umulmadık belaya uğradıklarını &amp;nbsp;bize yanıtladı. Dortmund müzesinde Alman sanatcı Martin kippenberger'in &amp;nbsp;"ne zaman tavan akmaya başlamışsa " adlı eseri , fotoğrafda da görüldüğü gibi büyükce bir kova , temizleyikci kadın tarafından müdehale edilerek , sanatcının 800.000 euros fiatında bu önemli "instalattion"u yok edilmiştir. Peki diyeceksiniz ki kendisi yaşıyor , yeniden kovayı yerine koyamaz mı?&lt;br /&gt;Hayır bu yerleştirme bir "jest" dir, tekrarlanamaz . Giderek müze yetkilileri tüm basına şunu tekrar ettiler : &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; müzemizde prensip olarak sanat eserlerine yaklaşma ölçüsünün 20 cm. olduğunu ve de buna saygı duyulmasını , bundan sonra temizliyecilerin çağdaş sanatı bilenlerden seçileyeceğini eklediler.&lt;br /&gt;Belki anımsarsınız , 1986 da yine Almanya'da Düsseldrf müzesinde benzer bir " zulüm " yaşanmıştı ; &amp;nbsp;ünlü Joseph Beuys'un &amp;nbsp;bir &amp;nbsp;eseri : "eriyen tereyağı " nın dokunduğu bölüm , yani kirlettiği yer , güzelce temizlenmişti. Duyurulur.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/962438698577755300-7157457481169206044?l=utkuvarlik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://utkuvarlik.blogspot.com/feeds/7157457481169206044/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://utkuvarlik.blogspot.com/2011/11/ulkemiz-contemporain-kolleksiyoncularn.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/962438698577755300/posts/default/7157457481169206044'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/962438698577755300/posts/default/7157457481169206044'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://utkuvarlik.blogspot.com/2011/11/ulkemiz-contemporain-kolleksiyoncularn.html' title='ülkemiz &quot; contemporain &quot; kolleksiyoncuların dikkatine'/><author><name>varlık</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16481774979002231478</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-NVKOsroBOnw/Tjg7_HKtpOI/AAAAAAAAADg/cQ99UJm78NM/s220/Capture%2Bd%25E2%2580%2599%25C3%25A9cran%2B2011-07-30%2B%25C3%25A0%2B1.18.40%2BPM.png'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-FES1XabU9GE/TrT7RhkU6MI/AAAAAAAAAJM/7FDf4kniNzw/s72-c/Schermata-11-2455870-alle-18.23.26.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-962438698577755300.post-6892887449702497111</id><published>2011-10-30T10:21:00.000-07:00</published><updated>2011-10-31T09:40:10.267-07:00</updated><title type='text'>john martin / yiten cennet</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="float: right; margin-left: 1em; text-align: right;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-PLhKrMWnhdw/TqGIgwWwFcI/AAAAAAAAAGU/N6ZHbgIQZlQ/s1600/Martin_PL_Satan_Burning_lak.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/-PLhKrMWnhdw/TqGIgwWwFcI/AAAAAAAAAGU/N6ZHbgIQZlQ/s1600/Martin_PL_Satan_Burning_lak.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;Ajouter une légende&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;Başlangıçta bir şey öğrenmek gerçekten şans işiydi , merak alanları da yetmiyordu buna , gözünün içine baktığımız hocalarımız da kendilerine daha önce ne verilmişse onu gösteriyorlar ama resim anlatılmaz , onların ustalarına da ne kadar saygı duysak bile , etkisinde kalmak söz konusu değildi . Akademi kütüphanesinde ne varsa, onlarla yetinmek zorundaydık . Elimizdeki yayınların çoğu Fransız sanat yayınlarıydı örneğin " l'OEIL ' dergisi , SKIRA yayınları ki roprodüksiyon olarak en başarılısı , mimari adına bir iki dergi vs. Genel olarak tipographiden ofsete geçiş yılları , harp sonrası ; dünyanın uyanması , iletişim , kültür savaşlarının da başlangıcı. Fransa bu konuda çok etkindi , sanat pazarının odak noktası , daha da önemlisi sanatı "monopol "e almış , çokca da akıl hocalığına soyunmuştu . Fransızların hala da kavrayamadıkları bir karakteri de dışa hiç bir zaman alıcı gözüyle bakmamalarıdır . ne geçmişde ne de yakın tarihde , gününün önemli sanatcılarını göremediler , oysa İngiltere ve Almanya komşu ülkeler olmasına rağmen. 1974 yılında Grand Palais' de açılan "Alman Romantikleri " sergisinde , katiyen Fransa'da hiç bir müzede olmayan ve ne yazık bilge geçinenlerin bile " es " geçtiği ,1774-1840 yıllarında yaşamış Caspar David Friedrich ve Alman romantik resminin nasıl bir şok yaptığını çok iyi anımsıyorum. Rothschild'lerin ön-ayak olmasıyla Ermitage müzesiyle bir değiş tokuş yapıldı; Louvre müzesine Caspar Friedrich'in " kargalı ağaç " tablosu asıldı.&amp;nbsp;Yine aynı yıllarda Grande Palais'de bu kez yine Fransızlara çok yabancı Joseph Wrıght de Derby (1734- 1797) retrospectivi , resmi bilen geçinenlere iyi bir daha yeni bir ders oldu . Resmi öğrenme yaşlarımızda bu ressamlardan habersizdik , hocalarımız da keza . Var mı yok mu Cazanne , Matisse , Picasso vs. ama buradan resim öğrenilmez ; bu ressamlar ki belki daha önce kendi ustalarına nasıl bakmışlardı , ondan da haberi yoktu bizimkilerin . Müzeler olmayınca , kulaktan dolma sanat öğrenimi sonuçlarını vermekte geçikmedi , resim tekniği , desen , özellikle atölye kavramından yoksun , yalnız dağarcığında " çağdaş " , modern ,"contemporary ", kavramcı vs. olan bir " fuar " kuşağı türedi. Bu aşama ne kadar sürecek bilmiyorum ama burada anlatmak istediğim , genç yaşlarımda ne yazık tanıyamadığım , " gravür "ü öğrendiğimiz sürelerde de kimsenin varoluşundan haberi olmadığı bir ressam ; John Martin. Paris'de 2003 yılında " pavion des Art " da "DÜŞ YÖRÜNGESİ" - romantism'den sürrealizm'e - konulu çok önemli bir sergide ilk kez John Martin'in 12 gravürü , şaşırtıcı bir teknik olan &amp;nbsp;&amp;nbsp;" maniér noire" yani " mezzotino " olarak beni çarptı . " Yiten Cennet " serisi John Milton' un eserinden esinlenmiştir ki Milton bunu yazdığında gözleri görmüyordu , kızlarına "dikte" ettirmişti . Fransa'da John Martin'in tanınmaması konusu biraz çarpışık , her ne kadar müzelere ve özel kolleksiyonlara girmemesine rağmen, Gérard de Nerval , Yiten Cennet 'i fransızcaya çevirmişti , Delacroix'nın bir tablosunun konusu ise : Milton'nun kitabını kızların dikte ettirmesidir.&lt;br /&gt;Gravür tektiği basitce : çinko ya da bakır plak parlatılarak , çeşitli aletlerle deseni bu yüzeye kazımaktır,&amp;nbsp;sonuçta boya rülo vasıtasıyla bu yüzeye geçtiğinde boya bu kazınan bölgede kalır , satıh temizlendiğinde&amp;nbsp;yalnız desenin içerdiği boya gravür presinin basıncıyla kağıda olduğu gibi geçer , bir orjinal desenin numaralanıp ve imzalanıp çoğaltıması olanağı , bugün bile sürmektedir. John Martin'in büyük sihirbazlığı bu "maniére noire" tekniğinin seçtiği konulara olağan üstü uygulamasıdır. Siyah dediğimiz zaman bu siyah çeşitli gereçlerle plak üstüne öyle bir ustalıkla kazınıyor ki sanki bizce desenin o karanlık bölgesinin nefes aldığını duyarız . John Martin 'in ustalığını plağı direkt kazıyarak - mezzotinting- &amp;nbsp;romantik üslübunun , cennet- cehendem , iyi ve kötü , melekler ve şeytanlar , kahrolmuş dekorlarda yaşanan bu olağanüstü bir vizyon 'a mitolojik dokunuşundadır . " Babylonien " düş giderek " " Tevrat " üstüne yeni bir seri yarattı,&amp;nbsp;Nerval'in " düşlerin ışığı " dediği bu "clair - obscur " ressamın gravürün yanı sıra yaptığı pentürde de bizi&amp;nbsp;dekora sokar . Buradan yavaşca " Dünyanın sonu " serisine geliriz . Milton'dan Novalis'e , Nerval'dan Hugo'ya "Le Promontoire du Songe"'a dek uzanan bu "yörünge" Jorge Luis Borges " le sürdü. Borges &amp;nbsp;" Dünyanın sonu " üstüne yazdığı deneme , &amp;nbsp;John Martin'nin &amp;nbsp;Pentürleriyle Franco Maria Ricci tarafından değerli bir kitaba dönüştü , Bilmiyorum ressam bunu görseydi ne düşünürdü?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-qbGOQnK6cq8/Tq2HCFMynQI/AAAAAAAAAI0/wDvR2WXc5cA/s1600/DSCF7195.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="400" src="http://1.bp.blogspot.com/-qbGOQnK6cq8/Tq2HCFMynQI/AAAAAAAAAI0/wDvR2WXc5cA/s400/DSCF7195.jpg" width="261" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/962438698577755300-6892887449702497111?l=utkuvarlik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://utkuvarlik.blogspot.com/feeds/6892887449702497111/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://utkuvarlik.blogspot.com/2011/10/john-martin-yiten-cennet.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/962438698577755300/posts/default/6892887449702497111'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/962438698577755300/posts/default/6892887449702497111'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://utkuvarlik.blogspot.com/2011/10/john-martin-yiten-cennet.html' title='john martin / yiten cennet'/><author><name>varlık</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16481774979002231478</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-NVKOsroBOnw/Tjg7_HKtpOI/AAAAAAAAADg/cQ99UJm78NM/s220/Capture%2Bd%25E2%2580%2599%25C3%25A9cran%2B2011-07-30%2B%25C3%25A0%2B1.18.40%2BPM.png'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-PLhKrMWnhdw/TqGIgwWwFcI/AAAAAAAAAGU/N6ZHbgIQZlQ/s72-c/Martin_PL_Satan_Burning_lak.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-962438698577755300.post-7350654815949227695</id><published>2011-10-26T02:44:00.000-07:00</published><updated>2011-10-26T02:48:27.753-07:00</updated><title type='text'>FİAC 2011 / contemporary FUCK</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-jGHi5sClN5k/TqZVJ-9ILAI/AAAAAAAAAGc/ksB-j-JKzk4/s1600/P1010269.JPG" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="480" src="http://1.bp.blogspot.com/-jGHi5sClN5k/TqZVJ-9ILAI/AAAAAAAAAGc/ksB-j-JKzk4/s640/P1010269.JPG" width="640" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genellikle böyle sirklere gitmemeye kararlıydım ama dostum Ali Hatemi 'nin " VİP " daveti ve de snop görmek amacıyla metrodan çıktığımda ; ekmek karnesi dağıltığı günleri anımsatan çok uzun bir kuyruk , ve bir insan "hengamesi" , pahalı giriş ücretini de göze almış, Champs Elysées ' ye doğru uzanıyordu. VİP &amp;nbsp;giriş kapısı ; insana " vatandaş " gibi davranıldığı , genellikle " contemporary " yi anlayan , alan , &amp;nbsp;kolaylıkla heryerde karşılaşamıyacağınız bir tür " snob ", daha çok " exentrique " ve " bizarre " ( giderek bu tanımlanmalar fransızca olmuşsa, dilimizin aşamasında hala bir karşılığı olmadığı için ) insan portreleri nin en görülmesi gereken yeriydi. Bu sanat lobisi , gününü çok iyi izlediği için , paranın da kokusunu çok iyi alıyor. pompalayacakları ülkelere kapısını açmak , o ülkelerin kendi dümen suyundaki galerileri ve de onların müşterilerine hizmeti unutmamışlardı. 80 li yıllarda katıldığım Fiac , ne kadar somut ve pentürse , bu kez, anlatılması güç bir " hiç bir şey " , yani : " siz hiç bir şeysiniz " , " size beğeninizi sormuyoruz , pentür , desen , boya , teknik , güzel , estetik , bitmiştir &amp;nbsp;ayrıca sizi ürkütmemek için , asıl çöplükleri göstermiyoruz , gelecek yıl belki . Bilesiniz ki elinizin tuttuğu her objet , 100 bin euro dan başlar .&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-wzbvGeL-qb0/TqbZChMDkEI/AAAAAAAAAGk/PX8uGmqHO3M/s1600/P1010259.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://1.bp.blogspot.com/-wzbvGeL-qb0/TqbZChMDkEI/AAAAAAAAAGk/PX8uGmqHO3M/s320/P1010259.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-T11Ew3N6XFE/TqbZNTHV2dI/AAAAAAAAAGs/JhUQ0BGC84s/s1600/P1010261.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://4.bp.blogspot.com/-T11Ew3N6XFE/TqbZNTHV2dI/AAAAAAAAAGs/JhUQ0BGC84s/s320/P1010261.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &lt;br /&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp;Gogosian galerisinin yöneticisi Costance ve Ali Hatemi ," ecza dolabı " nın&lt;br /&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp;fiatında anlaşamadılar galiba&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-m40SLxn47e4/TqfQrh3ZdAI/AAAAAAAAAHE/-N6DZzgp88M/s1600/DSC05813.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://4.bp.blogspot.com/-m40SLxn47e4/TqfQrh3ZdAI/AAAAAAAAAHE/-N6DZzgp88M/s320/DSC05813.JPG" width="240" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-G35i3eWNYUE/TqfQsEHeDlI/AAAAAAAAAHI/8jKvbAIR0Bs/s1600/DSC05824.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://3.bp.blogspot.com/-G35i3eWNYUE/TqfQsEHeDlI/AAAAAAAAAHI/8jKvbAIR0Bs/s320/DSC05824.JPG" width="240" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-Vua1PGrBrvY/TqfQ2qEqDFI/AAAAAAAAAHU/oGLzX5L6NJM/s1600/P1010240.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://3.bp.blogspot.com/-Vua1PGrBrvY/TqfQ2qEqDFI/AAAAAAAAAHU/oGLzX5L6NJM/s320/P1010240.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/--D2IBIzoMHY/TqfRBmXdokI/AAAAAAAAAHc/J_MmuY7XNAg/s1600/P1010241.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://1.bp.blogspot.com/--D2IBIzoMHY/TqfRBmXdokI/AAAAAAAAAHc/J_MmuY7XNAg/s320/P1010241.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-TEp8JcC1510/TqfRMjN0oAI/AAAAAAAAAHk/AA7VzsGan4A/s1600/P1010249.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://3.bp.blogspot.com/-TEp8JcC1510/TqfRMjN0oAI/AAAAAAAAAHk/AA7VzsGan4A/s320/P1010249.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-1S7B2dIAeI8/TqfRXc5x8yI/AAAAAAAAAHs/q-2Yb2CV-vE/s1600/P1010252.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://3.bp.blogspot.com/-1S7B2dIAeI8/TqfRXc5x8yI/AAAAAAAAAHs/q-2Yb2CV-vE/s320/P1010252.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-HEM0tgyv7gI/TqfRhg59rqI/AAAAAAAAAH0/6Xf7dXGtZ1A/s1600/P1010279.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://3.bp.blogspot.com/-HEM0tgyv7gI/TqfRhg59rqI/AAAAAAAAAH0/6Xf7dXGtZ1A/s320/P1010279.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-AOiWupVw6mM/TqfRodxzqFI/AAAAAAAAAH8/7fGrIQ2XhF4/s1600/P1010280.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://3.bp.blogspot.com/-AOiWupVw6mM/TqfRodxzqFI/AAAAAAAAAH8/7fGrIQ2XhF4/s320/P1010280.jpg" width="240" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &lt;br /&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp;Yahşi Baraz , tanıdığımız bir ressamın tuvali diye yaklaştı ama&lt;br /&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp;ne yazık değil !&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/962438698577755300-7350654815949227695?l=utkuvarlik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://utkuvarlik.blogspot.com/feeds/7350654815949227695/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://utkuvarlik.blogspot.com/2011/10/fiac-2011-contemporary-fuck.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/962438698577755300/posts/default/7350654815949227695'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/962438698577755300/posts/default/7350654815949227695'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://utkuvarlik.blogspot.com/2011/10/fiac-2011-contemporary-fuck.html' title='FİAC 2011 / contemporary FUCK'/><author><name>varlık</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16481774979002231478</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-NVKOsroBOnw/Tjg7_HKtpOI/AAAAAAAAADg/cQ99UJm78NM/s220/Capture%2Bd%25E2%2580%2599%25C3%25A9cran%2B2011-07-30%2B%25C3%25A0%2B1.18.40%2BPM.png'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-jGHi5sClN5k/TqZVJ-9ILAI/AAAAAAAAAGc/ksB-j-JKzk4/s72-c/P1010269.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-962438698577755300.post-5593483684400337346</id><published>2011-10-16T03:30:00.000-07:00</published><updated>2011-10-16T03:35:52.643-07:00</updated><title type='text'>endişelerimizin kışı</title><content type='html'>&lt;div style="font-family: Helvetica; font: normal normal normal 12px/normal Helvetica; margin-bottom: 0px; margin-left: 73px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; text-indent: -73px;"&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-oKqqEox7RlU/Tpqy7uX8B0I/AAAAAAAAAGA/MLcAtYNKF3c/s1600/Voyageur.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="400" src="http://4.bp.blogspot.com/-oKqqEox7RlU/Tpqy7uX8B0I/AAAAAAAAAGA/MLcAtYNKF3c/s400/Voyageur.jpg" width="314" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;Resim konuşmak mı&amp;nbsp;&amp;nbsp;yoksa bakmak mı ?&amp;nbsp;&amp;nbsp;Bence her ikisi de güncelliğini yitirmek üzere , sınırların kalkması sonucu yaşanan bir kaos , öncelikle resimi vurdu , resim diyorum çünkü plastik sanatlar ve de&amp;nbsp;&lt;/i&gt;&lt;i&gt;tüm "modern" le başlayan tanımlar ne yaptığımızı açıklamaktan uzak . Bu konuda "tutucu "olmam ; sanatın her şekilde yapılabileceğini bize "emposé" edenlere , bunu uluslararası para sistemiyle&amp;nbsp;&lt;/i&gt;&lt;i&gt;" lobileştirerek "&amp;nbsp;&amp;nbsp;bir sirk görünümü içeren "modern"nin keşfine çıkanlara karşıdır. Edebiyat , müzik , sinema vs. bu tehlikeyi çok önce sezip , sanatın ancak kendi malzemesiyle varolabileceğini kanıtladılar.&amp;nbsp;&lt;/i&gt;&lt;i&gt;ne sinema ne roman hiç bir çağda bu kadar anlatımcı , içerik adına "figüratif" olmamıştı , 60 lı yıllarda yaşanan gereksiz kompleklerden örneğin " yeni roman " ," yeni dalga "&amp;nbsp;&amp;nbsp;gibi&amp;nbsp;&amp;nbsp;vs. gibi arayışlar&amp;nbsp;&lt;/i&gt;&lt;i&gt;zorla " modern " olma çabaları öteki sanat dallarında geçerli olmadı ama resim ' in çağın başından beri yaşadığı kriz ; sanatın her türlü bir şekilde yapılabileceği , boyanın , tuvalin gereksizliğini ,&amp;nbsp;&lt;/i&gt;&lt;i&gt;" concepte " adına verilen tavizler ; ressam - plasticien dönüşümleri , desenin ve boyanın gereksizliğini müzeleştirdi . İlk kez karşılaştığınız bir kişi size - ne gibi - resim yaptığınızı&amp;nbsp;&amp;nbsp;sorduğunda , önce&amp;nbsp;&lt;/i&gt;&lt;i&gt;figüratif ya da abstre seçeniğinden haraketle , bağımlı olduğu bir akım&amp;nbsp;&amp;nbsp;daha sonra da etkilendiği ressam vs . açıklamalar gerekir ama bir yazara -nasıl yazıyorsun -diye sorulmaz. Buradan gelmek&amp;nbsp;&lt;/i&gt;&lt;i&gt;istediğim nokta ; resmin tarifi ve açıklamasının olmadığını kanıtlamak yani resim de bir yazıdır : içeriğiyle , anlatımıyla , tekniğiyle.Pentür , gizem duygusunun geleneksel simyasıyla bizi bir etki alanına,&amp;nbsp;&lt;/i&gt;&lt;i&gt;daha doğrusu bir çekim alanına yönelten görsel bir dışa-vuruştur . Kendi " iç ışığını " aramak " diyorum buna , kendi ışığını yeniden yaratmak , boşluğa gönderilen mesajlar gibi ; bir süre sonra kendi&amp;nbsp;&lt;/i&gt;&lt;i&gt;seslerini buluyorlar . Bizim uzaya yolladığımız " metaforlar "&amp;nbsp;&amp;nbsp;, önce renk ve biçim , ışık alanların oluşumu sonra eski çağların " erken müziğini "&amp;nbsp;&amp;nbsp;duymalıyız sonuçta . Turner'in "kozmik " göklerine ,&amp;nbsp;&lt;/i&gt;&lt;i&gt;Gaspar David Friedrich ' in peyzajlarına&amp;nbsp;&amp;nbsp;ya da Arnold Böcklin'in " ölüm adasına "&amp;nbsp;&amp;nbsp;gitmemişsek , bu müziği duyamayız . Günümüzde MODERN adına oynanan "sirk"&amp;nbsp;&amp;nbsp;ne kadar&amp;nbsp;&amp;nbsp;güçlüyse , müzeler de&amp;nbsp;&lt;/i&gt;&lt;i&gt;o kadar etkin . Giderek kendi " imajiner müzelerimi " yarattım epey&amp;nbsp;&amp;nbsp;oluyor , buradan hareketle&amp;nbsp;&amp;nbsp;; sanatı kendilerince yönlendiren , bize kendi beğenilerini&amp;nbsp;&amp;nbsp;" emposé " eden , kendi sanat tarihlerini&amp;nbsp;&lt;/i&gt;&lt;i&gt;yazan , alıp - satan , güçleri de dışlıyorum . Açıkca paranın yönettiği bu "lobi " lere baş kaldıramazsınız , onlar da seni dışlarlar ki bunu çoğunlukla yaşıyorum . Büyük&amp;nbsp;&amp;nbsp;"para " ve " statü " çekişmelerine&amp;nbsp;&lt;/i&gt;&lt;i&gt;sahne olan müzayedelerin giderek gelerileri de silip süpürmesi ; sanatcının bu oyuna girmekten başka hiç bir seçeneği olmadığını gösteriyor . Biz ikisini de yaşadık ; ressamları o mütevazi yıllarını ,&amp;nbsp;&lt;/i&gt;&lt;i&gt;paranın bir " matah " olmadığı günleri . resim bir başka türlü yaşanır ve sevilirdi , malzeme de yoktu , genellikle Karaköy'den alınan ucuz toz boyalar , bezir yağı , amerikan bezi '&amp;nbsp;&amp;nbsp;de derme çatma&amp;nbsp;&lt;/i&gt;&lt;i&gt;yapılan şasilere gerilir , resim yapmak bir&amp;nbsp;&amp;nbsp;" trans " yaşamak gibi , kötü roprodüksiyonlardan sevdiğimiz ustaları düşlüyerek&amp;nbsp;&amp;nbsp;resim yapılırdı . Çekim alanları bugünkü gibi bir çeşitlilik yaşamadığı için,&amp;nbsp;&lt;/i&gt;&lt;i&gt;" hayal arzusu "&amp;nbsp;&amp;nbsp;bütündü . Sanatcının yeri : "lüks otel salonlarında yapılan müzayedelerin snop kokteyleri değil , resim yaptığı mekan , sanatın konuşulduğu ucuz meyhanelerdi . Kimlerle karşılaşmadık ;&amp;nbsp;&lt;/i&gt;&lt;i&gt;şiirimizin , yazınımızın , tiyatronun vs. en zengin yılları , bir şenlikti İstanbul. Sanatcının oluşumundaki kültüre eğilimin gerekliliği tartışılmaz , okumak ve görmek&amp;nbsp;&amp;nbsp;ikilemi bir zamanlar belki bir şanstı&amp;nbsp;&lt;/i&gt;&lt;i&gt;ama bugün önümüze getirilen bilgi olanakları insanı nasıl biçimlendiriyor ? Zamanı nasıl kullanıyoruz ? Sanatı " modern " adına çeşitleştirerek geleneği dinamitlemek kimin işine yarıyor ?&amp;nbsp;&lt;/i&gt;&lt;i&gt;kolay üretip , çok satmak mı , anlamak gereksiz mi ? &amp;nbsp;&lt;/i&gt;&lt;i&gt;Tüm bu sorular beni daha çok kendime yönelten faktörlerdir belki , bakıyoruz da görmüyoruz , okuyoruz ama anlamıyoruz&amp;nbsp;&amp;nbsp;ama bizi yönlendiren nedir ? Benim farklılığımın kim farkında , kim&amp;nbsp;&lt;/i&gt;&lt;i&gt;resmin dilini benimle konuşabiliyor , Belleğimize mıhlanan ön yargıları , tabu ve ikonları , onların sanat tanrılarını hiçliğini nasıl yok ederiz . Kendi beğenilerini , para güçleriyle müzeleştiren,kurumlaştıran&amp;nbsp;&lt;/i&gt;&lt;i&gt;giderek insana mal edenler , her zaman çağların sanat tarihlerini yazmışlardır , tanrının var olmadığını kanıtlamaktan daha güçtür onların beğenilerini eleştirmek . Bugün sanatın pırıltılı " mediatique "&amp;nbsp;&lt;/i&gt;&lt;i&gt;çekim alanların girmemişseniz , büyük sanatcı , " usta " statüsüne " de&amp;nbsp;&amp;nbsp;sahip olamazsınız ! Bu usta sözcüğüne dikkat , ülkemizde çokca kullanılmaya başlandı . &amp;nbsp;&lt;/i&gt;&lt;i&gt;Sonuç olarak resmin işlevi katiyen ne şiirin ne yazının ,sinemanın vs. " hayal arzusundan "&amp;nbsp;&amp;nbsp;başkadır. Kendi malzemesi görsel de olsa , ona bu görseli dışa vuracak geleneksel&amp;nbsp;&amp;nbsp;malzemesini&amp;nbsp;&lt;/i&gt;&lt;i&gt;dışlamadığı sürece var olacaktır ,&amp;nbsp;&amp;nbsp;eğer hayallerimiz tükenmezse .&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/962438698577755300-5593483684400337346?l=utkuvarlik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://utkuvarlik.blogspot.com/feeds/5593483684400337346/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://utkuvarlik.blogspot.com/2011/10/resim-konusmak-m-bakmak-m-her-ikisi-de.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/962438698577755300/posts/default/5593483684400337346'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/962438698577755300/posts/default/5593483684400337346'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://utkuvarlik.blogspot.com/2011/10/resim-konusmak-m-bakmak-m-her-ikisi-de.html' title='endişelerimizin kışı'/><author><name>varlık</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16481774979002231478</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-NVKOsroBOnw/Tjg7_HKtpOI/AAAAAAAAADg/cQ99UJm78NM/s220/Capture%2Bd%25E2%2580%2599%25C3%25A9cran%2B2011-07-30%2B%25C3%25A0%2B1.18.40%2BPM.png'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-oKqqEox7RlU/Tpqy7uX8B0I/AAAAAAAAAGA/MLcAtYNKF3c/s72-c/Voyageur.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-962438698577755300.post-1950324368038136873</id><published>2011-10-15T05:08:00.000-07:00</published><updated>2011-10-15T05:10:57.023-07:00</updated><title type='text'>Passage</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-niz6549cnSo/Tpl3YjEvm0I/AAAAAAAAAFs/ll3nyY0wI5Q/s1600/IMG_1113.jpeg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/-niz6549cnSo/Tpl3YjEvm0I/AAAAAAAAAFs/ll3nyY0wI5Q/s1600/IMG_1113.jpeg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp;utku varlık - peinture / 2011&lt;br /&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/962438698577755300-1950324368038136873?l=utkuvarlik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://utkuvarlik.blogspot.com/feeds/1950324368038136873/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://utkuvarlik.blogspot.com/2011/10/passage.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/962438698577755300/posts/default/1950324368038136873'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/962438698577755300/posts/default/1950324368038136873'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://utkuvarlik.blogspot.com/2011/10/passage.html' title='Passage'/><author><name>varlık</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16481774979002231478</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-NVKOsroBOnw/Tjg7_HKtpOI/AAAAAAAAADg/cQ99UJm78NM/s220/Capture%2Bd%25E2%2580%2599%25C3%25A9cran%2B2011-07-30%2B%25C3%25A0%2B1.18.40%2BPM.png'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-niz6549cnSo/Tpl3YjEvm0I/AAAAAAAAAFs/ll3nyY0wI5Q/s72-c/IMG_1113.jpeg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-962438698577755300.post-7805604681643638357</id><published>2011-10-14T07:41:00.000-07:00</published><updated>2011-10-14T07:54:15.012-07:00</updated><title type='text'>idée-noir</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-tHzrbI5OTdc/TphHzwpmCYI/AAAAAAAAAFk/mgBo78WiuL4/s1600/IMG_7197_2.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="400" src="http://1.bp.blogspot.com/-tHzrbI5OTdc/TphHzwpmCYI/AAAAAAAAAFk/mgBo78WiuL4/s400/IMG_7197_2.JPG" width="365" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp;utku varlık / karton üstüne desen - karışık teknik , füzen,kalem, tempera&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &lt;br /&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/962438698577755300-7805604681643638357?l=utkuvarlik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://utkuvarlik.blogspot.com/feeds/7805604681643638357/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://utkuvarlik.blogspot.com/2011/10/idee-noir.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/962438698577755300/posts/default/7805604681643638357'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/962438698577755300/posts/default/7805604681643638357'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://utkuvarlik.blogspot.com/2011/10/idee-noir.html' title='idée-noir'/><author><name>varlık</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16481774979002231478</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-NVKOsroBOnw/Tjg7_HKtpOI/AAAAAAAAADg/cQ99UJm78NM/s220/Capture%2Bd%25E2%2580%2599%25C3%25A9cran%2B2011-07-30%2B%25C3%25A0%2B1.18.40%2BPM.png'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-tHzrbI5OTdc/TphHzwpmCYI/AAAAAAAAAFk/mgBo78WiuL4/s72-c/IMG_7197_2.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-962438698577755300.post-2343322324817434612</id><published>2011-10-12T09:57:00.000-07:00</published><updated>2011-10-13T01:37:30.545-07:00</updated><title type='text'>kar yağıyor hayatıma</title><content type='html'>Selim İleri ' yi severim ; nostaljiden öte garip bir hüzünün yazarıdır , bu günü de yazsa ; ister istemez yaşanmışlığa dair " narrative " öge , şimdi yaşadığı anın ona bir sanrı olduğunu fısıldar, &amp;nbsp;geçmişten koptuğumuzda, ister istemez bir pişmanlık duygusu taşırız sanki ellerimizi bi türlü saklayamamak kaygısı , sürekli özür dilemek , niye niçin ? Uzak ya da yakın , bu sanrı benim de peşimi bırakmaz , çocukluğumda ve gençliğimdeki mekanlar daha huzurludur , doğa tümdür , dostluklar , aşklar , gök daha mavi , bulutlar&amp;nbsp;daha beyazdır. Selim İleri'nin çocukluğundan başlıyarak yeni yetme yaşları ve sonuçta yazarlık serüvenin de katiyen yalnız değil ; onun merak alanları , sürekli ilişki kurmak , kişiliklerin çekinmeden kapılarını çalmak , onları tanımakla daha da zenginleşiyor . O yılların " Kelebek " ya da " Hafta Sonu " dergilerini karıştırsanız , sanki içinden çıkacakmış hissi veriyor.&lt;br /&gt;Burada amacım bir kitap eleştirisi değil , "Kar Yağıyor Hayatıma" nın girişinde , bir dostunun yazdığı ressam Zeki Faik İzer kıtabı onu, sekiz dokuz yaşlarında Cihangir'deki Kumrulu Yokuş sokağına götürüyor ve o günleri de şöyle tanımlıyor ; " ...Chiristian Dior'lu , Hayat mecmualı , Vita Sana'lı günler , altatıcı güzel zamanlardı. ", bu arada da Türkiye de artık " küçük Amerika " olmak üzeredir Menderes'in sayesinde. &amp;nbsp;Zeki Faik 'de aynı sokakta oturuyordu ve ressam kişiliği mahallelinin dikkatini çekiyor ayrıca bir Fransız hanımla evli olması da çeşitli yorumlara yol açıyordu. Kısa bir süre sonra ressam , Selim İleri'nin de ilgi alanına girer ; bir binanın alt katındaki atölyede resim yapan adamı muhakkak tanımak merakıyla , mekana yaklaşmak , önce sephadaki &amp;nbsp;yarım kalmış resmi sonra da yavaş yavaş duvarlara asılmış resimleri , renkleri bir süre sonra da ressamın dikkatini çeker gizlice pencereden dikizleyen bu çocuk. Ressam pencereyi açıp atölyeye davet eder , resimlerini anlatır ona , " gün ışığı resmin kardeşidir " &amp;nbsp;der . Küçük çocuk birden sanata aşık oluyor. Öykü ressamın Fransız eşinin dramatik bir şekilde çekip gitmesiyle son bulur.&lt;br /&gt;Selim İleri'nin bilmediği ; o yıllar, Zeki Faik İzer aynı zamanda Güzel Sanatlar Akademisi müdürüydü.&lt;br /&gt;Buradan, tekrar dönmek üzere ; 60 yıllarına gelelim ki bu yıllar gerçekten Akademini en güzel yıllarıdır. Bizim yıllarımızda müdür Mimar Asım Mutlu'ydu , Akademiyi kültüre açıp bize bir " biosphére " yaratmıştı . Resim bölümünün beş atölyesi vardı , bizim Bedri Rahmi Eyüboğlu atölyesi Zeki Faik atölyesine bitişikti. Çalışmalara ara verildiğinde onun öğrencileri genellikle Zeki Faik'in resimlerini nasıl eleştirdiğinin taklidini yaparlardı ki gençliğinde Tanpınar'ın onu tarif ettiğinden hiç bir mimik değişmemiş aynen "...esmer, orta boylu , zayıf ; gözlerini kırparak konuşan " .&lt;br /&gt;Bir gün Bedri Rahmi bana atölyeye gelen yeni bir öğrenci tanıştırdı , " .. reis Fuat benim eski bir öğrencim, başına gelen bir feleketten ötürü on yıl Akademiden uzaklaştı , kendisine saygı duyun , sorularınızla rahatsız etmeyin onu vs. " . Gerçekten Fuat bizden çok yaşlı oluşu ve suskunluğuyla atölyeye yerleşti.&lt;br /&gt;O yıllar müzik aygıtları ; plak, çalacak hiç bir şey bulunmazdı . Bir Alman müzik şirketi , Alman Kültür Merkezinin&amp;nbsp;yardımlarıyla &amp;nbsp;Akademiye bir önemli bir müzik seti bağışlamışlardı ve çıkan her plağı da gönderiyorlardı. Bir süre ben uğraştım ; cumartesileri müzik dinleme seansları vs. epey ilgi çekiyordu . Bir gün Zeki Faik bana müzik arşivimizde Beethoven'in " Missa Solemnis " plağının olup olmadığını sordu,olmadığını öğrenince de evine çağırıp , bu plağı bize ödünç verebileceğini ve de bu müziğin eşliğinde büyükce bir tuval boyadığını , onu da göstereceğini söyledi . Hocanın böyle bir atıfda bulunması şaşırtcıydı Evinde tuvali gördüğümüz gibi , Beethoven üstüne bir de konferans dinledik. Son eşi Sevim hanım, &amp;nbsp;ecza depoları olan zengin ve yaş olarak kendisinden &amp;nbsp;epey gençti, Zeki bey diye hitap ediyor , siz, efendim,yani saygı adına dışta gösteri , kendi aralarında aşk yapmağa dönüştüğünde nasıl olabileceğini katiyen kurgulamak güçtü. Plakla atölyeye döndüğümde , merak edenlere, Zeki Faik ' in taklidini yaparak anlatırken , Fuat biraz sararmış olarak bize çok merak ettiğimiz başından geçenlerin bir dökümünü çıkarttı, Zeki Faik'le ilgili olarak . 50 yıllarında genç bir öğrenciyken Zeki bey Akademi müdürü ve bir gün emniyete telefon ediyor " ...Akademiyi komünistler bastı, gelin toplayın " diyerek , gençlik kurumlarına üye olan bir sürü öğrenci &amp;nbsp;, Akademi'de sol eylem gerçekleştirmek adına , önce emniyete sonra da yargılanıp hapise atılıyorlar . Fuat, beş parasız , terkedilmiş derdini anlatamamış , uzun bir süre yattıktan sonra uzun bir yaşama savaşı veriyor ve Bedri Rahmi el uzatıyor . Biz " peki seni şimdi görmüyor mu , ne düşünüyor ? diye sorduğumuzda ;" ne yaptığının farkında bile değildi , biz öğrenciler değil, o yıllar yüzlerce üniversite profesörü işlerinden atılmış anadoluya &amp;nbsp;sürülmüştü ,veba gibi bir şeydi , &amp;nbsp;bu " komünist avı" , ancak çeken bilir !&lt;br /&gt;Ben de Selim İleri'ye Ahmet Muhip Dıranas'dan şu dörtlüğü sunuyorum :&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &lt;br /&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp;Kardır yağan üstümüze geceden,&lt;br /&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp;Yağmurlu, karanlık bir düşünceden,&lt;br /&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp;Ormanın uğultusuyla birlikte&lt;br /&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp;Ve dörtnala, dümdüz br mavilikte&lt;br /&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp;Kar yağıyor , üstümüze inceden.&lt;br /&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-XebuMCYpZDE/TpXEvTnCf5I/AAAAAAAAAFc/YsAn4fRhS74/s1600/P1010207.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://1.bp.blogspot.com/-XebuMCYpZDE/TpXEvTnCf5I/AAAAAAAAAFc/YsAn4fRhS74/s320/P1010207.jpg" width="261" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp;Zeki Faik İzer / desen Cevat Dereli &amp;nbsp;- Ali Hatemi kolleksiyonu&lt;br /&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/962438698577755300-2343322324817434612?l=utkuvarlik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://utkuvarlik.blogspot.com/feeds/2343322324817434612/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://utkuvarlik.blogspot.com/2011/10/kar-yagyor-hayatma.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/962438698577755300/posts/default/2343322324817434612'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/962438698577755300/posts/default/2343322324817434612'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://utkuvarlik.blogspot.com/2011/10/kar-yagyor-hayatma.html' title='kar yağıyor hayatıma'/><author><name>varlık</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16481774979002231478</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-NVKOsroBOnw/Tjg7_HKtpOI/AAAAAAAAADg/cQ99UJm78NM/s220/Capture%2Bd%25E2%2580%2599%25C3%25A9cran%2B2011-07-30%2B%25C3%25A0%2B1.18.40%2BPM.png'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-XebuMCYpZDE/TpXEvTnCf5I/AAAAAAAAAFc/YsAn4fRhS74/s72-c/P1010207.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-962438698577755300.post-1145795526505965195</id><published>2011-10-10T09:17:00.000-07:00</published><updated>2011-10-10T09:17:19.487-07:00</updated><title type='text'>ölüme dair</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-wOtShaUWRZc/TpLETmgi7AI/AAAAAAAAAFY/8H543T5kBfk/s1600/c3aele-des-m-2-copie-510.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="277" src="http://3.bp.blogspot.com/-wOtShaUWRZc/TpLETmgi7AI/AAAAAAAAAFY/8H543T5kBfk/s400/c3aele-des-m-2-copie-510.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazı dönemler nedeni bilinmez bir ölüm geçer yaşantımızdan ; beklemediğimiz , düşlemediğimiz genellikle hazırlıksız olduğumuz bir anı yakalar, sanki hep şaşırtmacılıkla olur ; inanamayız , genellikle kabullenmek istemez insanlar , sanki yaşantılarında olağanüstü bir gereklilik varmış gibi . Bilmiyorum ama hep şaşırmışım ; niçin insan doğaya gerektiği gibi bakmaz ? Baksa ; doğanın ölüm dediğimiz bu fenomeni her gün gözlerimizin önünde tekrarladığı , Behçet Necatigil'in dediği gibi : " solgun bir gül dokununca .." &amp;nbsp; kendine indirgemez bunu insan ; doğanın gözlerimizin önünde can çekiştiğini görür , aldırmaz , öldürdüğü bir sülünün önünde fotoğraf çektiren avcının aptalca pozu , ölümü insanın hala kavrayamadığının bir imgesinden başka bir şey değildir .&lt;br /&gt;Son günlerde yaşadığımız , bize ulaşan bazı ölümler ; bu paradoksun kişilere göre nasıl değiştiğini gösterdi. &amp;nbsp; Öncelikle Steve Jobs ' un , bu olağanüstü kişinin ölümü. Kısa bir süre önce , öleceğini açıkladı , pankereas &amp;nbsp; kanseri onu götürecekti , bu nedenle söylediği anlamlıdır ; "ölümün, şimdiye dek insanın en önemli bulgusu olduğunu " söylüyordu . Tüm dinlerin , inançların , ölüm adına insanı nasıl yönettikleri , nasıl istismar ettikleri ve de sonuna kadar edeceklerini düşündüğümde , başkaldıramadığımız yazgının siyah bulutları tüm ışık alanlarımı karartıyor .&lt;br /&gt;Durup dururken ölüme dokunmak neden ? Birkaç gün için gittiğim İstanbul'da karşılaştığım tanıdık , dost bana , uzun süredir kırgın olduğum bir ressam kişinin ölüm saatinin geldiğini , çok perişan , herkese gidip öleceğini söyleyen , orada burada ağlayarak şarap içen bu kişiliğin , cevval günlerinde dostlarını acımasız eleştirerek , kendi resmini satmak adına yaptıkları affedilemez . Ölüm daha mı beyaz yıkar , bence insanın kolay unutma zayıflığı, ölümün bir tiyatro olduğunu ve de herhangi bir perdeden sonra sahneden çıkıp bir daha dönmiyeceğinizi bilmeniz gerektiğini , bunu bize unutturmuştur.&lt;br /&gt;Ölümün gizemini çözmek için biraz doğaya bakmak gerekliliğinden söz etmiştim , bilmiyorum hiç farkına vardınız mı , niçin kediler ölümlerini saklarlar ?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/962438698577755300-1145795526505965195?l=utkuvarlik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://utkuvarlik.blogspot.com/feeds/1145795526505965195/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://utkuvarlik.blogspot.com/2011/10/olume-dair.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/962438698577755300/posts/default/1145795526505965195'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/962438698577755300/posts/default/1145795526505965195'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://utkuvarlik.blogspot.com/2011/10/olume-dair.html' title='ölüme dair'/><author><name>varlık</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16481774979002231478</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-NVKOsroBOnw/Tjg7_HKtpOI/AAAAAAAAADg/cQ99UJm78NM/s220/Capture%2Bd%25E2%2580%2599%25C3%25A9cran%2B2011-07-30%2B%25C3%25A0%2B1.18.40%2BPM.png'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-wOtShaUWRZc/TpLETmgi7AI/AAAAAAAAAFY/8H543T5kBfk/s72-c/c3aele-des-m-2-copie-510.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-962438698577755300.post-2167258239721733590</id><published>2011-09-25T08:10:00.000-07:00</published><updated>2011-09-26T02:13:56.068-07:00</updated><title type='text'>delirmemek elde değil !</title><content type='html'>Geçenlerde Roman Opalka 'nın ölüm haberini okuduğumda , aklımdan ister istemez son tuvalinin üstüne yazdığı son sayı geldi , 1965 de 1 den başladığına göre , 2011 de tuvale son olarak hangi rakkamı yazdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-DceIVqV34Vk/Tn80co9nfgI/AAAAAAAAAFQ/sFEoHyN2s3k/s1600/opalkaajul07.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="341" src="http://2.bp.blogspot.com/-DceIVqV34Vk/Tn80co9nfgI/AAAAAAAAAFQ/sFEoHyN2s3k/s400/opalkaajul07.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Opalka'yı tanımamak çok normal çünkü çağdaş sanat dediğimiz ve de ne olduğunu tanımlayamadığımız bir nevi " sirk " olmaktan bir yana , her türlü " marginalité " yi de artiste ya da " plasticien " tanımıyla kendi bünyesinde topladığı için , bir toplama kampı görüntüsünü andırıyor . Opalka hiç olmazsa yaptığı bu uç işi tuval üstünde yapıyordu. 1965 de &amp;nbsp;Varşova kültür ve sanat merkezini yönettiği sürelerde bir gün eşini kahvede beklerken , aklına bir " zaman manifestasyonu " yapmak , zamanın varoluşununu ; başlangıçla sonuç arasındakı değişimi , insana özgü aşınımındaki son olarak ölümü içermesi , aşınımındaki duygu alanlarının ters yüz edilememesi giderek zamanla bir hesaplaşma yapmak geliyor . Bu karar alındığında çalışma beyaz fon bir tuval karşısında , beyaz bir gömlek giyerek ilk sayı dan başlıyor ve bu ses bir banda kaydediliyor ; bir - iki - üç.... polonyaca jeden , dwa , trzy , piec , szesc , siedem , osidem , siedenarcie osiemnascie , dwadziescia , tysiac , million vs. Amaç bu önünü alamadığımız gidişin hiç olmazsa bir izini bırakmaktı. Sesinin alınmasının yanı sıra kendi fotoğrafı daha sonra da video'la kaydediliyor . günde 380 rakkam tuvale yazıyor , fırça va boyayla . 1972 1 bir milyon'a geliyor &amp;nbsp;ve o sürelerde beyaz tuval üstüne %5 beyaz renkle sürdürüyor bu önüne geçilmez aşınımı. 1977 de Fransa'ya yerleşiyor . Düsselfolf &amp;nbsp;akademisinde , Salzburg yaz akademilerinde profesör olarak görev yapan Opelka'nın gerçekten ne anlattığını çok merak ediyorum . Son olarak gördüğüm bir dökümanterde , ruhi bir beyazlığa yaklaşmış Opelka'nın çok monoton bir sesle tuvale yazışını yakın plan izliyoruz , Açıkca yazdığı değil de zamana karşı Opelka'nın da tuvalin içini girdiği ve onunla birleştiği görülüyor. 79 yaşında öldüğünde geriye 180 tuval ve 5 milyon rakkam bıraktı , darısı modern müzelerin başına !&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-hhCXZQekxKE/Tn9FbsIndEI/AAAAAAAAAFU/c6FgvIZXdTs/s1600/250px-Opalka.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="304" src="http://2.bp.blogspot.com/-hhCXZQekxKE/Tn9FbsIndEI/AAAAAAAAAFU/c6FgvIZXdTs/s400/250px-Opalka.png" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/962438698577755300-2167258239721733590?l=utkuvarlik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://utkuvarlik.blogspot.com/feeds/2167258239721733590/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://utkuvarlik.blogspot.com/2011/09/delirmemek-elde-degil.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/962438698577755300/posts/default/2167258239721733590'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/962438698577755300/posts/default/2167258239721733590'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://utkuvarlik.blogspot.com/2011/09/delirmemek-elde-degil.html' title='delirmemek elde değil !'/><author><name>varlık</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16481774979002231478</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-NVKOsroBOnw/Tjg7_HKtpOI/AAAAAAAAADg/cQ99UJm78NM/s220/Capture%2Bd%25E2%2580%2599%25C3%25A9cran%2B2011-07-30%2B%25C3%25A0%2B1.18.40%2BPM.png'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-DceIVqV34Vk/Tn80co9nfgI/AAAAAAAAAFQ/sFEoHyN2s3k/s72-c/opalkaajul07.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-962438698577755300.post-5440201396158236557</id><published>2011-09-20T05:51:00.000-07:00</published><updated>2011-09-20T06:38:30.436-07:00</updated><title type='text'>perili köşk</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: left;"&gt;Rumelihisarı'ndaki perili köşk diye anılan Yusuf Ziya paşa köşkü , 60 yıllarında terkedilmiş , gizemsi&amp;nbsp;uğursuz , masalımsı bir görünüşdeydi . Bugünkü gibi çevresinde hiç bir yapı , tepesinde de köprü&amp;nbsp;olmadığı için bizi sinemanın içeriğindeki ; vampir öyküsüne çekerdi. Özellikle kışın , iskelenin&amp;nbsp;karşısındaki Osman Avcı ' nın meyhanesinden çıkınca , sisin çöktüğü boğazdan geçen tankerlerin&amp;nbsp;sis alarmlarının da etkisiyle içinde birinin lambayla dolaştığını görürdük , acaba bize mi öyle gelirdi.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;İşte bu sanrı'nın da etkisiyle Akademi'den kadim dostum Kürt Necati'yle köşke yerleşmeye karar&amp;nbsp;verdik. Bunu Osman Avcı'ya açınca , bize belki sahibi değil de &amp;nbsp;mirascılarında biri olabilecek&amp;nbsp;Vefa semtimde kasap Sıtkı 'ya danışmamızı önerdi . Kasabı bulduk ama asıl mal sahibi olmadığını ,&amp;nbsp;kendisinin köşkün yanında bir arsası olduğunu , arsayı da bir türlü satamadığını anlatıp bizi köşke&amp;nbsp;komşu olan Ermeni kilisesinin papazına gönderdi. Bu süre içinde bizim köşke yerleşeceğimiz&amp;nbsp;duyulmuş&amp;nbsp;ve çevrede yankılanarak bazı öneriler de gelmeye başlamıştı ; örneğin Fransız Naci&amp;nbsp;köşkü gazino olarak kullanıp para kazanmayı teklif ediyordu , özellikle şairler ve yazarlar da&amp;nbsp;&amp;nbsp;kendilerine oda seçimine başlamışlardı.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;O yıllarda resim satılmazdı , ya öğretim üyesi olacaksınız ya da yeni yeni başlayan iç mimariye ve&amp;nbsp;duvar süsleme - mozayık , seramik - gibi teknikleri uygulayarak para kazanma olanaklarını&amp;nbsp;deneyecekdiniz . Bu konuda tek isim hocamız Bedri Rahmi idi. Bir hastaneye yaptığı mozayık&amp;nbsp;pano için çalışmıştık , paraya gelince Eren Eyüboğlu'nun eli o kadar sıkıydı ki bir gün çalışmamızın&amp;nbsp;karşılığınından , bir şişe " güzel marmara " şarabı almak için 1 lira isteyince , vermedi , moralimiz&amp;nbsp;bozgun , şantiyeden ayrıldık , tekrar dönmemek üzere. Bedri Rahmi bunu duyunca gönlümüzü&amp;nbsp;almak için , kendisine gelen fakat işleri dolayısıyla vakti olmadığı için yapamıyacağı ve de&amp;nbsp;teknik olarak hiç denemediği yeni bir projeyi bize önerdi ; Şişli de büyük bir giyim mağzasına&amp;nbsp;" vitray " yapılacaktı . Parasızlıktan o kadar bezgindik ki , yapamıyacağımız hiç bir şey yoktu !&amp;nbsp;Kürt Necati kısa bir süre sonra tekniği çözdü ; deseni cama çizip , selülozik boyayla renklendireceğiz&amp;nbsp;Otomobil boyası olarak bilinen bu boya ; hızlı kuruma özelliği , istenilen kalınlıkta kullanılması ,&amp;nbsp;zamana çok dayanıklığı vs. kalitesiyle işimizi görecekti . Açıkca hoca bunu bilseydi , elinden çıkartmazdı .&amp;nbsp;Hızlı bir şekilde gerekeni yapıp mağaza patronuna projemizi götürdük , Patronun gözü bizi pek&amp;nbsp;tutmamıştı ama mağzanın yakında açılması gerekiyordu , başka olanağı yoktu .&amp;nbsp;Avans olarak aldığımız parayla Çiçek Pasajına giderken , yine çevreden duyulduğu için , saklanmamız&amp;nbsp;olanaksızdı , unutulmaz bir gece oldu. Ertesi gün kazancı Yokuşunda kısa süre için kiraladığımız&amp;nbsp;bir dükkanda, vitray şantiyesi kuruldu. Gelen geçen , akıl veren , bunu kutlamaya gelenle hızlı bir kaç&amp;nbsp;gün geçti , avans parasının tükenmesinin farkına vardığımızda , cam almak için kahveci Ahmet'ten&amp;nbsp;borç aldık. Boya püskürtecek kompresör için Kürt Necati ceketini kefil verdi , boyalara gelince&amp;nbsp;daha önce kravatların üstüne aynı boyayla desen çizdiği için , kalanları vitraya kullanacaktık.&lt;br /&gt;Gece gündüz hızlı bir çalışmayla camlar vitraya döndü , bir hafta sonra da mağzaya taşındı , patron&amp;nbsp;monte etmediğimiz için parayı kısıtladı , beğenisi üstüne de bir şey duymadık.&lt;br /&gt;Elimize biraz para &amp;nbsp;geçmişti ve de şimdi Perili köşke yerleşebilirdik ! Hasan Avcı ' da hayal kurarak&amp;nbsp;içtikten sonra &amp;nbsp;kiliseye gittik . Papaz genç , çene sakallı , modern görünüşlü sempatik bir&amp;nbsp;kişiydi , sanata ilgiliydi ; dostca, bize bu köşkün oturulmaz durumda , yaşanacak bir yer olmadığını&amp;nbsp;yıllardır terk edildiğini , genellikle varislerinin Mısır'da olduğunu anlattı , gidip bir göz atmamızı&amp;nbsp;önerdi, bizim hayal kırıklığımızdan etkilenmiş ki ; kilisenin , yokuşun başında manzarası çok güzel&amp;nbsp;ama bir duvarı tepeye dayandığı için çok rutubetli bir mekanının bulunduğunu , beraberce çıkıp&amp;nbsp;bakmamızı önerdi . Hiç unutmuyorum güneşli bir gündü , yokuşu çıktığımızda sağ tarafta bir bahçeye girdik , taş yapı , aydınlık ufak bir mekan , olduğu gibi boğaz ayağını altında , bizim perili köşkü de kuş bakışı görüyoruz , bir düş gibi ! Rutubeti falan boş verip , kiraladık .&amp;nbsp;Öykü uzun , konuya dokunmamın nedeni ; geçende okuduğum bir haberde , Borusan bizim Perili&amp;nbsp;köşkü alıp , onarıp , &amp;nbsp;mekanı " conceptuel " sanata adamış. O zaman bizim ruhlarımızın orada&amp;nbsp;gezinmesi çok doğaldır .&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-f_G5Sm3vZkk/TniL7swssRI/AAAAAAAAAFE/-OxnRS7lLgg/s1600/images.jpeg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="299" src="http://1.bp.blogspot.com/-f_G5Sm3vZkk/TniL7swssRI/AAAAAAAAAFE/-OxnRS7lLgg/s400/images.jpeg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/962438698577755300-5440201396158236557?l=utkuvarlik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://utkuvarlik.blogspot.com/feeds/5440201396158236557/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://utkuvarlik.blogspot.com/2011/09/perili-kosk.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/962438698577755300/posts/default/5440201396158236557'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/962438698577755300/posts/default/5440201396158236557'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://utkuvarlik.blogspot.com/2011/09/perili-kosk.html' title='perili köşk'/><author><name>varlık</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16481774979002231478</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-NVKOsroBOnw/Tjg7_HKtpOI/AAAAAAAAADg/cQ99UJm78NM/s220/Capture%2Bd%25E2%2580%2599%25C3%25A9cran%2B2011-07-30%2B%25C3%25A0%2B1.18.40%2BPM.png'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-f_G5Sm3vZkk/TniL7swssRI/AAAAAAAAAFE/-OxnRS7lLgg/s72-c/images.jpeg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-962438698577755300.post-6547234313038644911</id><published>2011-09-18T08:40:00.000-07:00</published><updated>2011-09-18T08:40:13.772-07:00</updated><title type='text'>Babil'den anılar</title><content type='html'>Asur'lu askerlerin esir ettiği yahudilerin ezgisi &amp;nbsp; - MÖ. 7 yüzyıl -&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp;BABİL NEHİRLERİNİN KIYILARINDA OTURDUK VE AĞLADIK&lt;br /&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp;ZİON'U ANIMSADIKCA.&lt;br /&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp;VE HARPLERİMİZİ ÇEVREMİZDEKİ SÖĞÜT AĞAÇLARININ&lt;br /&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp;DALLARINA ASTIK.&lt;br /&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp;BİZİ ESİR EDENLER GELDİLER , HAYDİ ZİON EZGİLERİ ÇALIN&lt;br /&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp;SÖYLEYİN DEDİLER.&lt;br /&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp;TANIMADIĞIMIZ BİR ÜLKEDE TANRIMIZIN EZGİSİNİ NASIL SÖYLERİZ !&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Babil kraliçesi Sibtu'nun , kocası kral Zimri-lim'e mektubu - Marı sarayı / MÖ. 18 yüzyıl -&lt;br /&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp;&lt;br /&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; SÖYLEYİN KRALIMA , KULU SİBTU ANLATIYOR BUNLARI ,&lt;br /&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; SARAYDA İŞLER İYİ GİDİYOR , YETER Kİ KRALIM SIHHATLİ OLSUN&lt;br /&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; ONA İYİ BİR GİYSİ , BİR PELERİN VE ÜÇ TESTİ GÖNDERİYORUM.&lt;br /&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kral Şamsi -Adad ' ın oğluna mektubu &amp;nbsp; &amp;nbsp;- Bur-Sin / MÖ. 2050 -&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp;DAHA NE KADAR SENİ GÖZETECEĞİM ?&lt;br /&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp;HALA BİR ÇOCUK GİBİSİN !&lt;br /&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp;ERKEK OLAMADIN , YÜZÜNDE SAKAL YOK .&lt;br /&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp;BURADA KARDEŞİN DAULİ- DUM 'U ÖLDÜRÜRKEN,&lt;br /&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp;SEN ORADA KADINLARIN ARASINDA YATIYORDUN&lt;br /&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp;ERKEK OL !&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-U3SilsT4uRQ/TnYQpRYxs5I/AAAAAAAAAFA/2f81EDhXJfI/s1600/bab4-500.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="185" src="http://4.bp.blogspot.com/-U3SilsT4uRQ/TnYQpRYxs5I/AAAAAAAAAFA/2f81EDhXJfI/s400/bab4-500.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/962438698577755300-6547234313038644911?l=utkuvarlik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://utkuvarlik.blogspot.com/feeds/6547234313038644911/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://utkuvarlik.blogspot.com/2011/09/babilden-anlar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/962438698577755300/posts/default/6547234313038644911'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/962438698577755300/posts/default/6547234313038644911'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://utkuvarlik.blogspot.com/2011/09/babilden-anlar.html' title='Babil&apos;den anılar'/><author><name>varlık</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16481774979002231478</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-NVKOsroBOnw/Tjg7_HKtpOI/AAAAAAAAADg/cQ99UJm78NM/s220/Capture%2Bd%25E2%2580%2599%25C3%25A9cran%2B2011-07-30%2B%25C3%25A0%2B1.18.40%2BPM.png'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-U3SilsT4uRQ/TnYQpRYxs5I/AAAAAAAAAFA/2f81EDhXJfI/s72-c/bab4-500.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-962438698577755300.post-496233382550353539</id><published>2011-09-14T23:52:00.000-07:00</published><updated>2011-09-26T23:12:38.979-07:00</updated><title type='text'>köprünün üstünde</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/--3RH0IERK1s/Tm933PMtQyI/AAAAAAAAAE4/Z7Ymn4YHny0/s1600/P1010142.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://2.bp.blogspot.com/--3RH0IERK1s/Tm933PMtQyI/AAAAAAAAAE4/Z7Ymn4YHny0/s320/P1010142.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;Bir ülkede yaşıyorsunuz , sanatla ilgili ya da ilgisiz &amp;nbsp;ama bir beğininiz var , kenti daha bakımlı&amp;nbsp;görmek açıkca hakkınız çünkü bir vergi ödüyorsunuz bunun için . Çöpünden tutun da parklara&amp;nbsp;dikilen ağaçlara kadar herşey sizin sorumluluğunuzda. Bir gün evimin çok yakınına tüm Paris'i&amp;nbsp;dolanacak - iç çevre Tramway yolu- projesi nedeniyle buna paralel bu yolu izleyecek bir sanat&amp;nbsp;yolu düşünülmüş ve de ilk 12 km. nin bitimiyle tramway ve &amp;nbsp;" parcours artistique " Paris'lilere&amp;nbsp;sunuldu. Başlangıç noktası Garigliano köprüsü ortasına pembe renkli metal döküm , içi bir butik görünümünde &amp;nbsp;ve telefon kabinesi işlevindeki&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&amp;nbsp;bu acaip " alien " objet ; Sophie Calle ve&amp;nbsp;Frank Gehry imzasını taşıyordu , adı da " La Telephone " du. İlk gördüğümde kabullendim&amp;nbsp;sonra da köprüyü yürüyerek&amp;nbsp;geçmediğim için de bir süre sonra varlığını unuttum . . Son günlerde&amp;nbsp;İstanbul sanat çevrelerinde &amp;nbsp;Sophie Calle ismi büyük hayranlıkla anılmaya başlanınca&amp;nbsp;bir süredir beni sinirlendiren &amp;nbsp;bu bayanın, Garigliano köprüsüne yaptığını anımsayıp gittim .&amp;nbsp;Gördüğüm bu ne idüğü belirsiz ufak anıt yavrusu , yorgun bir metal yığını , içi dışı " grafitti ",&amp;nbsp;anlatılamaz bir durumda &amp;nbsp;Bunu media'ya taşımak gerekiyor ; &amp;nbsp;öncelikle bu ve öteki " sanat yoluna yaptırılanlar " &amp;nbsp; , hanki amaçla bu projeye katılmışlardır ?&amp;nbsp;kimler &amp;nbsp;, hangi yetkiyle , kimin parasıyla ? Örneğin bu " acube " kaça mal olmuştur &amp;nbsp;Kafka'ya&amp;nbsp;yakışan bir yargılama gerekiyor ama yanıt alamazsınız bundan , sayıları fazla olmayan bu&amp;nbsp;" conceptuel plasticien'ler " in yaptıkları tartışılmaz , istedikleri zaman müzelere , saraylara ,&amp;nbsp;en kutsal yerlere de girerler , onların arkasında önemli " fondation " lar , önemli isimler , bakanlar,&amp;nbsp;modern müzeler , biennaler vs. Peki başka ne yapıyor bu bayan diye sorarsanın ; kendi dediğine&amp;nbsp;göre 20 yıldır kendi yaşamını başkalarına uyguluyor ve buradan hareketle bir nevi " rontgencilik "&amp;nbsp;ve duygu alanları yaratıyor . Örneğin Venedik Biennali için yaptığı projeye " kendinize bakınız "&amp;nbsp;107 tanınmış - tanınmamış kadın davet ediyor , aldığı bir mektupdaki son cümleden " prenez&amp;nbsp;soin de vous " bu projenin "lokomotivi oluyor , buna yanıt veren 107 kadın , kendi " halet-i&amp;nbsp;ruhuyeleriyle , Sophie Calle ' i sarsan bu kırılma noktasında sahneye giriyorlar , sonuç plastik&amp;nbsp;sanatlardan öte psikoloji ya da psychatrie 'yi ilgilendiren bu oyunlar , bugün resmin de içinde&amp;nbsp;" çağdaş sanat " adına ön planda yer alıyorlar. Sophie Calle ' in plasticien öz geçmişindeki&amp;nbsp;uç projelerin içinde örneğin ; " görücüleri yatağına davet etmek " , " yatağını bir amerikalıya&amp;nbsp;vermek ", " tükettiği yiyeceklerin aynı renk olması , örneğin pembe - jambon , tarama , çilekli&amp;nbsp;dondurma vs. " , " doğum gününde gelen hediyeleri kabul etmemesi " , Paris'de yılın bir günü&amp;nbsp;yapılan " la nuit blanche " yani bütün galerilerin ve sanat ortamının tüm gece yaşaması projesinde&amp;nbsp;" kendini Eilfel kulesinin tepesinde küçük bir odaya kapatıp , çocukluğunda yaşadığı duyguları&amp;nbsp;tekrar yaşamak " .&amp;nbsp;Bilmiyorum siz ne düşüneceksiniz ama benim içimden kral Übü gibi bağırmak geliyor .&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/962438698577755300-496233382550353539?l=utkuvarlik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://utkuvarlik.blogspot.com/feeds/496233382550353539/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://utkuvarlik.blogspot.com/2011/09/koprunun-ustunde.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/962438698577755300/posts/default/496233382550353539'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/962438698577755300/posts/default/496233382550353539'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://utkuvarlik.blogspot.com/2011/09/koprunun-ustunde.html' title='köprünün üstünde'/><author><name>varlık</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16481774979002231478</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-NVKOsroBOnw/Tjg7_HKtpOI/AAAAAAAAADg/cQ99UJm78NM/s220/Capture%2Bd%25E2%2580%2599%25C3%25A9cran%2B2011-07-30%2B%25C3%25A0%2B1.18.40%2BPM.png'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/--3RH0IERK1s/Tm933PMtQyI/AAAAAAAAAE4/Z7Ymn4YHny0/s72-c/P1010142.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-962438698577755300.post-7016604642318130304</id><published>2011-09-11T10:41:00.000-07:00</published><updated>2011-09-11T10:43:08.656-07:00</updated><title type='text'>CHANGİS - 2011</title><content type='html'>&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-t5iB18eJFfM/TmzyJaJ-u6I/AAAAAAAAAE0/h0vBvn5JmUM/s1600/IMG_1133.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="267" src="http://3.bp.blogspot.com/-t5iB18eJFfM/TmzyJaJ-u6I/AAAAAAAAAE0/h0vBvn5JmUM/s400/IMG_1133.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/962438698577755300-7016604642318130304?l=utkuvarlik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://utkuvarlik.blogspot.com/feeds/7016604642318130304/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://utkuvarlik.blogspot.com/2011/09/changis-2011.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/962438698577755300/posts/default/7016604642318130304'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/962438698577755300/posts/default/7016604642318130304'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://utkuvarlik.blogspot.com/2011/09/changis-2011.html' title='CHANGİS - 2011'/><author><name>varlık</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16481774979002231478</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-NVKOsroBOnw/Tjg7_HKtpOI/AAAAAAAAADg/cQ99UJm78NM/s220/Capture%2Bd%25E2%2580%2599%25C3%25A9cran%2B2011-07-30%2B%25C3%25A0%2B1.18.40%2BPM.png'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-t5iB18eJFfM/TmzyJaJ-u6I/AAAAAAAAAE0/h0vBvn5JmUM/s72-c/IMG_1133.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-962438698577755300.post-5376817531332534178</id><published>2011-08-21T08:30:00.000-07:00</published><updated>2011-08-26T02:53:32.901-07:00</updated><title type='text'>Wermeer nasıl kopyalandı</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: left;"&gt;1995 aralık ayında , Télérama dergisinde çok ilginç bir haber okudum ; Han Van Meegeren'in&amp;nbsp;Wermeer adına yaptığı tablo " Cene " , &amp;nbsp;Hotel Georges V 'de ünlü satış komiseri Jacques Tajan&amp;nbsp;tarafından&amp;nbsp;açık arttırmayla &amp;nbsp;satılacaktı . Uzun yıllardır her türlü detayını , simyasal gizlerini&amp;nbsp;okuduğum , araştırdığım ve de bütün bu verilerden edindiğim ön yargılarımı sonuçta gözlerimle&amp;nbsp;çözecektim. Dergide ayrıca benim arşivimde olan aynı roprodüksiyon " Cene " 'ye tekrar baktım ;&amp;nbsp;hayır olamaz , Wermeer böyle komik bir tablo yapamaz ; figürler "menhus " ruhlar gibi rahatsız,&amp;nbsp;tüm yüzler tek bir yüzü içeriyor ,biraz karikatür , detay hemen hemen yok , renk çok az ; bitüm,&amp;nbsp;ocre ve kırmızı vs. Bir ressamın erken dönemini de içerse , o ressamdan hiç bir iz yok. Tablo üç&amp;nbsp;gün sergilenecekti satıştan önce &amp;nbsp;gittim ve girdim sahte gazeteci kartımla . Evet &amp;nbsp;Van Meergeren'in &amp;nbsp;1940 yılında Fransa'da Nice kentinde yaptığı " A LA MANIERE " " Cene " gözümün önünde. &amp;nbsp;Bence her şeyin bir belleği vardır , madde yaşadığı süre içinde eskimişlik adına zamanı kendi&amp;nbsp;bellek katmanlarına kaydeder. Bu gün ADN dediğimiz bir süre sonra renk ,ses ve koku olarak&amp;nbsp;daha kolay detekte edilecektir. Ben tablonun "tinsel " romanını " okumaya başladım ; örneğin :&amp;nbsp;Van Mergeren 14 Wermeer yapmış yaşamında . Cene'den önce " Le Christ et la femme Adultere &amp;nbsp;o güne göre çok büyük bir fiata satılmıştı . Giderek tüm tablolar önemli müzeler ve kolleksiyonlara&amp;nbsp;alındı ama bu tablonun öyküsü çok ilginç : önce Hollanda'nın en ünlü sanat tarihcisi ; Dr Bredius &amp;nbsp;-80 yaşlarında- " Bulingto " dergisinde yazdığı yazıda , bu " başyapıtı " Hollan'da adına selamlıyor. &amp;nbsp;&amp;nbsp;" La societé Rembrandt " tabloyu ülkeye mal etmek için büyük bir kampanya açıyor . ünlü&amp;nbsp;Wermeer &amp;nbsp;expert'leri Dr. Martin ve Dr. Schneider , Rijk müzesinin müdürü Jonkheer Roell çok&amp;nbsp;büyük bir parayı gözden çıkartmanın zamanı geldiğini vurguluyorlar. Tablo Rotterdam " Boymans "&amp;nbsp;müzesine alınıp , Kraliçe Wilhelmine'nin de katıldığı açılış görkemli oluyor. Müzenin kurucusu&amp;nbsp;M.Van Beuningen bu tabloyu almak için müzedeki bir Goya, bir Tintoret ve de bir Watteau'yu&amp;nbsp;elden çıkartmış. Bu tablo da ötekiler gibi Wermeer'in gününe rastlayan , kolay bulunabilen&amp;nbsp;ressamların tuvalleri üstüne calışılıyor. Örneğin Van Meegeren Cene için Fransız ressam Houdin'in&amp;nbsp;" av sahnesi " tablosunu bir antikacıdan sayın alıyor. Unutmayalım 1932 den bu yana teknik adına&amp;nbsp;epey deneyi var ; önce tuval ince bir zımpara ile üst katmandaki boyanın düzeye indirilmesiyle&amp;nbsp;çalışabilir duruma getiriliyor , 17 yüzyıl da kullanılan tüm malzemeninde bulunması gerekli.&amp;nbsp;Pigment , bezir yağı , damar verniği , bitüm vs. Mavi renk için Wermeer'in kullandığı Lapis- lazuli&amp;nbsp;Londra'ya ısmarlanıyor. Boyanın ve verniğin kuruması,başlı başına bir sorun ; zamana bırakırsak&amp;nbsp;çok uzun , Meegeren bunu fırınlayarak yapıyor , bunun için çok zahmetli denemeler yapmış ,&amp;nbsp;boyaların ısıya dayanabilme oranları, renklerin ışığa karşı daha çok gün ışığına karşı hassasıyet&amp;nbsp;dereceleri değişik. örneğin bugün ünlü boya markaları , yaptıkları boyayı güneşe bir yıl boyu&amp;nbsp;sergileyerek denerler. Bu teknik işlevler becerildiğinde iş , son olarak uzmanların eski bir tablonun&amp;nbsp;kimliğini bulmak için yaptıkları çok basit teste kalıyor , bu da tablonun bir köşesine bir damla&amp;nbsp;alkol damlatmak ; eğer boya taze ıse alkol boyayı eritir , üzerinden bir iki asır geçmiş bir boya&amp;nbsp;buna dayanır. Meegeren bunun da çaresini bulmuş ; " bakalite ", o günlerde bulunan mücizevi&amp;nbsp;bir alışım , plastik öncesi diyebiliriz. Genellikle ev eşyalarında , radyo vs &amp;nbsp;her türlü elektronik&amp;nbsp;eşyayı kaplıyan sert bir alışım . Bakaliti toz haline getirip boyaya karıştırıyor , sonra tuval&amp;nbsp;fırınlandığında bir bileşim oluşuyor ki kuruduğunda alkol testine eski bir boya gibi dayanıyor.&amp;nbsp;Bence olağanüstü bir kişilikle karşı karsıyayız , &amp;nbsp;" sanata her çağda bulaşan akıl hocalarına ,&amp;nbsp;deynekcilere" iyi bir ders . Kader onun bir resmini de Goering'in almasıyla tarihe daha iyi mal&amp;nbsp;etti. Ayrıldığı eşi , çılgınca para harcaması , kendini ele vermesine neden bir takım veriler &amp;nbsp;sonucu 1947 de yargılandı , bir yıl hapis cezasını hapishanede kurduğu atölyesinde geçirdi.&amp;nbsp;Dünyanın her yanından o kadar sipariş gelmişdi ki hepsini yapması olanaksızdı , çıktıktan kısa &amp;nbsp;süre sonra öldü. Paris'deki &amp;nbsp;satışda "Cene " yi kimin aldığını bilmiyorum ama Maitre Tajan 'ın&amp;nbsp;şu sözleri aklımda kaldı : &amp;nbsp;" bu tuvali alacak olan bir taşla üç kuş vurmuş oluyor&lt;br /&gt;1-Wermeer&amp;nbsp;2- Meegeren 3- üstüne Wermeer yapılan tuvalin asıl ressamı , wermeer'in çağdaşı ,&amp;nbsp;önemli&amp;nbsp;bir ressam Hondius .&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-wPkm-deWt_U/TlEkSe6judI/AAAAAAAAAEo/Ppro4QHnMjE/s1600/Capture+d%25E2%2580%2599e%25CC%2581cran+2011-08-16+a%25CC%2580+4.11.51+PM.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="306" src="http://4.bp.blogspot.com/-wPkm-deWt_U/TlEkSe6judI/AAAAAAAAAEo/Ppro4QHnMjE/s320/Capture+d%25E2%2580%2599e%25CC%2581cran+2011-08-16+a%25CC%2580+4.11.51+PM.png" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/962438698577755300-5376817531332534178?l=utkuvarlik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://utkuvarlik.blogspot.com/feeds/5376817531332534178/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://utkuvarlik.blogspot.com/2011/08/wermeer-nasl-kopyaland.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/962438698577755300/posts/default/5376817531332534178'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/962438698577755300/posts/default/5376817531332534178'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://utkuvarlik.blogspot.com/2011/08/wermeer-nasl-kopyaland.html' title='Wermeer nasıl kopyalandı'/><author><name>varlık</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16481774979002231478</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-NVKOsroBOnw/Tjg7_HKtpOI/AAAAAAAAADg/cQ99UJm78NM/s220/Capture%2Bd%25E2%2580%2599%25C3%25A9cran%2B2011-07-30%2B%25C3%25A0%2B1.18.40%2BPM.png'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-wPkm-deWt_U/TlEkSe6judI/AAAAAAAAAEo/Ppro4QHnMjE/s72-c/Capture+d%25E2%2580%2599e%25CC%2581cran+2011-08-16+a%25CC%2580+4.11.51+PM.png' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-962438698577755300.post-5453214449643495744</id><published>2011-08-20T06:30:00.000-07:00</published><updated>2011-08-20T06:30:03.384-07:00</updated><title type='text'>HATTUŞA' DAN MEKTUPLAR 2</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: left;"&gt;M.Ö. 2000 hitit duvar kitabesi&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp;YAKARI&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;TANRIM BENİ YAVAŞLAT.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;SAKİNLEŞTİR AKLIMI Kİ YÜREĞİM DİNLENSİN&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;HIZIMI DENGELE ZAMANIN SONSUZLUĞUNA.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;GÜNÜN KARMAŞASI İÇİNDE BANA ŞU ÖLÜMSÜZ TEPELERİN DİNGİNLİĞİNİ VER.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GÖRÜNTÜMDEKİ GERGİNLİĞİ , BELLEĞİMDEKİ AKARSULARIN EZGİSİYLE YIKA.&lt;br /&gt;UYKUNUN BÜYÜSÜNDE ARINAYIM,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BANA AN'I , YAŞAMAYI ÖĞRET ;&lt;br /&gt;BİR ÇİÇEĞE BAKMAK İÇİN YAVAŞLAMAYI,&lt;br /&gt;BİR GÜZEL KEDİYİ YA DA KÖPEĞİ OKŞAMAK İÇİN DURMAYI,&lt;br /&gt;BİR YAZITTAN BİR KAÇ SATIR OKUMAYI ,&lt;br /&gt;BALIK TUTMAYI , HÜLYALARA DALMAYI .&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HER GÜN BANA KAPLUMBAĞA İLE TAVŞANIN ÖYKÜSÜNÜ ANIMSAT&lt;br /&gt;ANIMSAT Kİ YARIŞI HER ZAMAN HIZLI KOŞANIN BİTİRMEDİĞİNİ&lt;br /&gt;YAŞAMDA ACELEDEN DAHA ÖNEMLİ ŞEYLER OLDUĞUNU.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GÖRKEMLİ MEŞE AĞACININ DALLARINDAN YUKARIYA , ÖTEYE BAKABİLMEYİ&lt;br /&gt;GÖREYİM NEDENİNİ GÖRKEMİNİN, GÜCÜNÜ NEREDEN ALDIĞINI .&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KÖKLERİMİ YAŞAM TOPRAĞININ KALICI DEĞERLERİNE DOĞRU&lt;br /&gt;DERİNE GÖNDERMEME YARDIM ET.&lt;br /&gt;YARDIM ET Kİ KADERİM YILDIZLARA DOĞRU SAĞLIKLA YÜKSELSİN.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-14duaHcS17w/Tk-2tgg9EMI/AAAAAAAAAEk/rmHnbdeh4Tk/s1600/Capture+d%25E2%2580%2599e%25CC%2581cran+2011-08-19+a%25CC%2580+5.28.57+PM.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://2.bp.blogspot.com/-14duaHcS17w/Tk-2tgg9EMI/AAAAAAAAAEk/rmHnbdeh4Tk/s320/Capture+d%25E2%2580%2599e%25CC%2581cran+2011-08-19+a%25CC%2580+5.28.57+PM.png" width="182" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/962438698577755300-5453214449643495744?l=utkuvarlik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://utkuvarlik.blogspot.com/feeds/5453214449643495744/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://utkuvarlik.blogspot.com/2011/08/hattusa-dan-mektuplar-2.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/962438698577755300/posts/default/5453214449643495744'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/962438698577755300/posts/default/5453214449643495744'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://utkuvarlik.blogspot.com/2011/08/hattusa-dan-mektuplar-2.html' title='HATTUŞA&apos; DAN MEKTUPLAR 2'/><author><name>varlık</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16481774979002231478</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-NVKOsroBOnw/Tjg7_HKtpOI/AAAAAAAAADg/cQ99UJm78NM/s220/Capture%2Bd%25E2%2580%2599%25C3%25A9cran%2B2011-07-30%2B%25C3%25A0%2B1.18.40%2BPM.png'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-14duaHcS17w/Tk-2tgg9EMI/AAAAAAAAAEk/rmHnbdeh4Tk/s72-c/Capture+d%25E2%2580%2599e%25CC%2581cran+2011-08-19+a%25CC%2580+5.28.57+PM.png' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-962438698577755300.post-6387067438648646751</id><published>2011-08-15T07:01:00.000-07:00</published><updated>2011-08-15T07:06:12.401-07:00</updated><title type='text'>Re adasına dönüş</title><content type='html'>Bir kaç gün de olsa , okyanusa doğru açılmak iyi geldi . Paris'e bütün yaz yağan&lt;br /&gt;&amp;nbsp;yağmurların&amp;nbsp;giriş kapısı diyebiliriz , zaten onsuz düşünülemez ada.&lt;br /&gt;&amp;nbsp;Bağ bozumu daha yapılmamış , eylülü&amp;nbsp;bekleyen bağlar üzümle yüklü .&lt;br /&gt;&amp;nbsp;Göçmen kuşlar da gitmek üzere &amp;nbsp;ama asıl hüzün onlar gibi&amp;nbsp;iki yıl önce çekip giden&lt;br /&gt;&amp;nbsp;bir dostunuzun boşluğu , yine güzel şaraplar içerek onu andık .&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;Tekrar döndüğümüzde bilmiyorum bizi kim bekliyecek ?&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-ouL8_cg3jFI/Tkkmeuy7ytI/AAAAAAAAAEY/YpMJSyCKEaI/s1600/Scan.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="155" src="http://2.bp.blogspot.com/-ouL8_cg3jFI/Tkkmeuy7ytI/AAAAAAAAAEY/YpMJSyCKEaI/s320/Scan.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/962438698577755300-6387067438648646751?l=utkuvarlik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://utkuvarlik.blogspot.com/feeds/6387067438648646751/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://utkuvarlik.blogspot.com/2011/08/re-adasna-donus.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/962438698577755300/posts/default/6387067438648646751'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/962438698577755300/posts/default/6387067438648646751'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://utkuvarlik.blogspot.com/2011/08/re-adasna-donus.html' title='Re adasına dönüş'/><author><name>varlık</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16481774979002231478</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-NVKOsroBOnw/Tjg7_HKtpOI/AAAAAAAAADg/cQ99UJm78NM/s220/Capture%2Bd%25E2%2580%2599%25C3%25A9cran%2B2011-07-30%2B%25C3%25A0%2B1.18.40%2BPM.png'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-ouL8_cg3jFI/Tkkmeuy7ytI/AAAAAAAAAEY/YpMJSyCKEaI/s72-c/Scan.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-962438698577755300.post-4706091851339833951</id><published>2011-08-11T08:05:00.000-07:00</published><updated>2011-08-11T08:13:44.448-07:00</updated><title type='text'>tarifsiz sıkıntılar içinde</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: left;"&gt;2010 yılının mayıs ayında Bodrum'dan karşıdaki Kos adasını dolaşmaya gittik.&lt;br /&gt;&amp;nbsp;Yunanis'dan bir kez&amp;nbsp;geçmiştim ama merakım ; &amp;nbsp;bu adalarda nasıl yaşıyor , karşı kıyıları nasıl görüyorlar vs. &amp;nbsp;Biliyordum ki&amp;nbsp;haftanın belli günlerinde Bodrum'a alışverişe geliyorlar , tarihi alış veriş sürüyordu ama ne yazık bu iki&amp;nbsp;toplum açıkca beraber yaşıyabilirdi , şu karanlık inançlar olmasa . Ada turistik tarihi kalıntılar ve&amp;nbsp;Osmanlıdan kalan izler de silinmemiş , adadaki esnafın çoğunluğu da Türk asıllı , konuştuk biraz ,o zaman Yunanistan daha büyük ekonomik krize girmemişti.Adayı merakla dolaşırken , deniz kıyısındaki gazinonun arkasında , şimdiye&amp;nbsp;dek insan dehasının&amp;nbsp;böyle bir montajı biraz zor yapabilir yargısıyla karşılaştığım " makina ", adadaki bütün gördüklerimi&amp;nbsp;sildi süpürdü. 60 yıllarında Kafka'nın " Ceza Sömürgesi " hikayesini sinemaya aktarmayı düşlemiştim,hikayede baş rolde işkence için kullanılan makineyi &amp;nbsp;gerçekleştirmek olanaksızdı , Kafka mekanikle&amp;nbsp;insanı birbirine monte etmişti . Sonuç olarak Kos ' daki bu " Kafkayen motör " biraz da benim " halet-i ruhiyemin " bir &amp;nbsp;görüntüsüydü sanki . Ne işe yaradığını kimseye soramadım , haziran 2011 de sırf&amp;nbsp;tekrar görmek için Kos'a döndüğümüzde yerinde yoktu , aradım bulamadım.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-gtYU2AjheR8/TkPulGD_s0I/AAAAAAAAAEU/1bzbWdu24wk/s1600/DSC02943.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://4.bp.blogspot.com/-gtYU2AjheR8/TkPulGD_s0I/AAAAAAAAAEU/1bzbWdu24wk/s320/DSC02943.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/962438698577755300-4706091851339833951?l=utkuvarlik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://utkuvarlik.blogspot.com/feeds/4706091851339833951/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://utkuvarlik.blogspot.com/2011/08/tarifsiz-skntlar-icinde.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/962438698577755300/posts/default/4706091851339833951'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/962438698577755300/posts/default/4706091851339833951'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://utkuvarlik.blogspot.com/2011/08/tarifsiz-skntlar-icinde.html' title='tarifsiz sıkıntılar içinde'/><author><name>varlık</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16481774979002231478</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-NVKOsroBOnw/Tjg7_HKtpOI/AAAAAAAAADg/cQ99UJm78NM/s220/Capture%2Bd%25E2%2580%2599%25C3%25A9cran%2B2011-07-30%2B%25C3%25A0%2B1.18.40%2BPM.png'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-gtYU2AjheR8/TkPulGD_s0I/AAAAAAAAAEU/1bzbWdu24wk/s72-c/DSC02943.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-962438698577755300.post-1419580620647409875</id><published>2011-08-08T05:42:00.000-07:00</published><updated>2011-08-10T09:21:43.938-07:00</updated><title type='text'>atölye  / FRANCIS BACON</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Sanat bir ayrıcalıktır . elbette bir fenomen yaşanmalı ki bu ayrıcalık bir olağanüstülük taşısın.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Bu başka oluş , sanatcının da kimliğini oluşturur. "Marginalité " yapay, oynanan bir rol değildir.&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Kişilikte oluşur, insanın tanımıdır . Nevrose' un burada bir ölçü olması , sanat tarihinde bir&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;çok sanatcıyı &amp;nbsp;deli kimliğine sokarak , yapıtlarındaki yargılanmayı , ruhsal sarsıntıların&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;sonuçları olarak görmüştür. Elbette ne Boch'dan ne de Richard Datt'dan elimizde resimlerinin&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;dışında , deli olduklarına dair bir kaynak var , olağanüstü tekniklerine baktığımızda da bir delinin&amp;nbsp;yapabilmesi olanaksızdır. Van Gogh'a geldiğimizde de karşımıza "depressif" bir kişi çıkar, deli&amp;nbsp;değil. 1971-72 de Paris Grand Palais ' de izlediğim Francis Bacon retropektivi , beni çok şaşırmıştı&amp;nbsp;onu izliyen günler içinde, Akademinin sokağı Rue de Beaux-Arts ' da , aynı ismi tasıyan otel 'de&amp;nbsp;kaldığını duymuştum , bu otelde Borges'de uzun yıllar kalmıştı. Nitekim Bacon'ı &amp;nbsp;civar kahvelerde&amp;nbsp;gün boyu, çevresinde bir gurupla sürekli görüyorduk ki daha sonra öğrenecektim bunların arasında önemli bir kişilik, Bacon'ı keşfettiği söylenen ve de üstüne epey kitap yazan Michel Leiris&amp;nbsp;de varmış.Bu kişilik beni ilgilendirmişti , varoluşun da hiç bir yapay , yapmacık&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;bir tavır olmayan , nevrose ' unu bagaj gibi heryere taşıyan bu ressamın yaptıkları açıkca beni&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;ilgilendirmeye başlamıştı. 1972 yazında Londra'da bir gazetenin hafta-sonu ekinde Bacon 'la&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;ilgili bir skandal görmüştüm, demek başka bir kişilikle karşı karşıya idik. 1992 deki ölümüne&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;kadar sanatı ve yaşantısıyla ilgili kitap okuyup , o meşhur " Reece mews " atölyesinin de&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;bir kaç fotoğrafını görmüştüm . Ne zaman bu atölye ressamın doğduğu Dublin'e olduğu gibi &lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;götürülüp, montajına karar verildikten sonra bu mekana girmiş nadir kişilerin tanıklıklarını &lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;içeren bir kaç makale ve kitap yayınlandı . Richard Cork yazısında bu atölyeyi Bacon ' ın &amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;deyimiyle ; " cinayetin işlendiği yer " olarak değerlendiriyordu. Örneğin mekana girdiğimizde&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Bacon'nun bu ufacık yerde nasıl bir " triptique " tuval çalıştığını kabullenmek güç , mekan&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;bir çöplük görünümündeydi , o kadar çok objet ; dergi ,kitap , gazete küpürleri , zamanla kurumuş boya , fırça , oraya buraya saçılmıştı ki bu "accumulation " açıkca bir nevroza yani&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;resmin çıkışına paralel malzeme olarak görmek biraz zordu. Bacon canlı modelle çalışmaktan nefret ederdi , resminin kaynakları, dergiler ve kitaplardan edindiği fotoğraflar , özellikle tıp &lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;kitaplarından gelişi-güzel kopartılmış sayfalar , Amerikalı fotoğrafcı Eadweard muybridge 'in&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;ünlü, insan vücudunu eylem anında çektiği seriler Bacon'ın etki alanındaydı . Beraber yaşadığı&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;arkadaşlarından Ron Belton ' un anlattığın göre ; 1959 da ilk kez atölye dışına çıkıp Cournouailles 'a üç ay için giderken Bacon çuvallara bütün bu dökümantasyonu doldurup&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;götürmüştür . Kendi tanımıyla " evimde bir kaos içindeyim " sözü , ölümünden sonra bu evi&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;olduğu gibi Dublin' e taşınmasına karar verildiğinde, yönetici Barbara Dawson ' un yazısında &lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;daha iyi görülür ; " arkaologlar bütün bu birikimi tek tek elden geçirip kaydettiler .&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Bu objet&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;ve malzeme yıkıntısı yine Bacon'nın deyimiyle " cadavre exquis " , toplam 7500 toplanabilen ,&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;o kadar da zamanla &amp;nbsp;çürümeye , yokoluşa terkedilmiş resim malzemesi , fotoğraflardan &lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;görebildiklerimiz ; Rembrandt pastel seti , kutu açık , üstünde akla gelebilecek her şey , kurumuş&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;bir boya tabağı , kahve kavonozlarında terabantine yatırılmış fırçalar , zamanla unutulmuş ve&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;de yaşamına giren dostlarının fotoğrafları , lettraset sayfaları , bir kutu winstor marka yağlıboya&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;renk mavi . masanın üzerinde Goebels , Baudlair , Rembrandt 'ın portreleri , eşcinsellerin ünlü&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;dergisi Physique Pictural , yerlerlerde Velazques ' in roprodüksiyon kitabı göze çarpanlardan.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Kütüphaneye &amp;nbsp;baktığımızda , yerlerde sürünen sayfaların kitaplarını görürüz . Bu arada &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Cardinal Pilippo Archianto 'nun portresini de unutmamak gerekir.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Grand Palais retrospektivi sırasında , düşünür Gilles Deleuze ' le bir radyo konuşması yaparken&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;kaldığı otelden gelen bir telefondan , beraber olduğu dostunun intahar haberi geldiğinde de&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Bacon 'nun yanıtı ; " hayatın kendisinden başka daha korkunç başka bir şey var mı ! " olmuştur.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-yC2-_DVeL3Q/TkJrAe4J3TI/AAAAAAAAAEQ/rhvPY7LBypo/s1600/Capture+d%25E2%2580%2599e%25CC%2581cran+2011-08-07+a%25CC%2580+2.21.51+PM.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/-yC2-_DVeL3Q/TkJrAe4J3TI/AAAAAAAAAEQ/rhvPY7LBypo/s1600/Capture+d%25E2%2580%2599e%25CC%2581cran+2011-08-07+a%25CC%2580+2.21.51+PM.png" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;u&gt;&lt;br /&gt;&lt;/u&gt;&lt;br /&gt;&lt;u&gt;&lt;br /&gt;&lt;/u&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;u&gt;&lt;br /&gt;&lt;/u&gt;&lt;/b&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/962438698577755300-1419580620647409875?l=utkuvarlik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://utkuvarlik.blogspot.com/feeds/1419580620647409875/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://utkuvarlik.blogspot.com/2011/08/atolye-francis-bacon.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/962438698577755300/posts/default/1419580620647409875'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/962438698577755300/posts/default/1419580620647409875'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://utkuvarlik.blogspot.com/2011/08/atolye-francis-bacon.html' title='atölye  / FRANCIS BACON'/><author><name>varlık</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16481774979002231478</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-NVKOsroBOnw/Tjg7_HKtpOI/AAAAAAAAADg/cQ99UJm78NM/s220/Capture%2Bd%25E2%2580%2599%25C3%25A9cran%2B2011-07-30%2B%25C3%25A0%2B1.18.40%2BPM.png'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-yC2-_DVeL3Q/TkJrAe4J3TI/AAAAAAAAAEQ/rhvPY7LBypo/s72-c/Capture+d%25E2%2580%2599e%25CC%2581cran+2011-08-07+a%25CC%2580+2.21.51+PM.png' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-962438698577755300.post-6092518593852954336</id><published>2011-08-02T10:17:00.000-07:00</published><updated>2011-08-02T10:17:59.215-07:00</updated><title type='text'>bir sergi anısı</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333; font-family: 'Helvetica Neue', Helvetica, Arial, serif; font-size: 15px; font-weight: 300; line-height: 24px;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; font-family: inherit; font-size: 15px; font-style: inherit; font-weight: inherit; margin-bottom: 1.625em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; outline-color: initial; outline-style: initial; outline-width: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333; font-family: 'Helvetica Neue', Helvetica, Arial, serif; font-weight: 300; line-height: 24px;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; font-family: inherit; font-style: inherit; margin-bottom: 1.625em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; outline-color: initial; outline-style: initial; outline-width: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: large;"&gt;60 yılları , çok az galeri var istanbul’da , daha çok sergiler yabancı kültür merkezlerinde , şehir galerisinde ,&amp;nbsp;akademi de ya da bu fotoğrafta olduğu gibi , Resim -heykel müzesinin galerisinde olurdu. &amp;nbsp;Günümüzdeki doymuşluk ,&amp;nbsp;çok görmüşlük çok bilmişlik olmadığı için açılışlar kalabalık , ilgi çekici ve neşeli olurdu . Kokteylde verilen şarap da&amp;nbsp;çok sayıda Akademi öğrencisi çekerdi . Ressamlar Cemiyetinin yıllık sergi açılışlarından biri , 1966 olsa gerek ,&amp;nbsp;Şadi Çalık ‘ın sağında Aliye Berger , solunda ben , önde &amp;nbsp;Sevim Burak , Umbor Mehmet ‘in eli Ömer Uluç’un&amp;nbsp;omuzunda , arkada Alaeddin Aksoy.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; font-family: inherit; font-style: inherit; margin-bottom: 1.625em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; outline-color: initial; outline-style: initial; outline-width: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: large;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-1S9oznUzjEw/TjgxPfZ7aBI/AAAAAAAAADM/qJpHmcvCuVM/s1600/capture-d_c3a9cran-2011-07-27-c3a0-1-51-44-pm4.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="205" src="http://1.bp.blogspot.com/-1S9oznUzjEw/TjgxPfZ7aBI/AAAAAAAAADM/qJpHmcvCuVM/s320/capture-d_c3a9cran-2011-07-27-c3a0-1-51-44-pm4.png" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; font-family: inherit; font-style: inherit; margin-bottom: 1.625em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; outline-color: initial; outline-style: initial; outline-width: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: large;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/962438698577755300-6092518593852954336?l=utkuvarlik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://utkuvarlik.blogspot.com/feeds/6092518593852954336/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://utkuvarlik.blogspot.com/2011/08/bir-sergi-ans_02.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/962438698577755300/posts/default/6092518593852954336'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/962438698577755300/posts/default/6092518593852954336'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://utkuvarlik.blogspot.com/2011/08/bir-sergi-ans_02.html' title='bir sergi anısı'/><author><name>varlık</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16481774979002231478</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-NVKOsroBOnw/Tjg7_HKtpOI/AAAAAAAAADg/cQ99UJm78NM/s220/Capture%2Bd%25E2%2580%2599%25C3%25A9cran%2B2011-07-30%2B%25C3%25A0%2B1.18.40%2BPM.png'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-1S9oznUzjEw/TjgxPfZ7aBI/AAAAAAAAADM/qJpHmcvCuVM/s72-c/capture-d_c3a9cran-2011-07-27-c3a0-1-51-44-pm4.png' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-962438698577755300.post-741691763097732826</id><published>2011-08-02T10:13:00.001-07:00</published><updated>2011-08-02T10:14:48.581-07:00</updated><title type='text'>Hattuşa ‘ dan mektuplar 1</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333; font-family: 'Helvetica Neue', Helvetica, Arial, serif; font-size: 15px; font-weight: 300; line-height: 24px;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; font-family: inherit; font-size: 15px; font-style: inherit; font-weight: inherit; margin-bottom: 1.625em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; outline-color: initial; outline-style: initial; outline-width: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; vertical-align: baseline;"&gt;CİNSEL GÜÇSÜZLÜĞE KARŞI BÜYÜ/ HİTİT İMPARATORLUK DÖNEMİ / &amp;nbsp;İ.Ö. 1344 &amp;nbsp;- akatca- &amp;nbsp;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;EĞER BİR ERKEĞİN CİNSEL GÜCÜ &amp;nbsp;» NİSANNU &amp;nbsp;» AYINDA TÜKENİRSE ; BİR KEKLİK YAKALA,&amp;nbsp;KANATLARINI YOL &amp;nbsp;BOĞAZINI KOPAR VE ONU YASSILAŞTIR , ÜZERİNE TUZ SERPEREK KURUT.&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; font-family: inherit; font-size: 15px; font-style: inherit; font-weight: inherit; margin-bottom: 1.625em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; outline-color: initial; outline-style: initial; outline-width: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; vertical-align: baseline;"&gt;DOĞA BİTKİSİ &amp;nbsp;» DADANU &amp;nbsp;» OTU İLE BİRLİKTE EZ . BİRA İLE İÇMESİ İÇİN ONA VER . SONRA&amp;nbsp;O ADAM CİNSEL GÜCÜNE KAVUŞACAKTIR. EĞER ÖYLE İSE , ERKEK KEKLİĞİN PENİSİNİ ,&amp;nbsp;BİR BOĞANIN SALYASINI , BİR KEÇİNİN SALYASINI SU İÇİNDE KARIŞTIRARAK ONA VER ,&amp;nbsp;SARILMIŞ KUYRUK KILINI VE KOYUNUN APIŞ ARASINDAN ALINMIŞ YÜNÜ KALÇASINA&amp;nbsp;KOY , O CİNSEL GÜCÜNE KAVUŞACAKTIR .&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; font-family: inherit; font-size: 15px; font-style: inherit; font-weight: inherit; margin-bottom: 1.625em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; outline-color: initial; outline-style: initial; outline-width: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-qhZdLI6Qva0/TjgwNVnUriI/AAAAAAAAADI/Pzj0zxYHYJ4/s1600/capture-d_c3a9cran-2011-07-25-c3a0-10-19-27-am.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://4.bp.blogspot.com/-qhZdLI6Qva0/TjgwNVnUriI/AAAAAAAAADI/Pzj0zxYHYJ4/s320/capture-d_c3a9cran-2011-07-25-c3a0-10-19-27-am.png" width="212" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; font-family: inherit; font-size: 15px; font-style: inherit; font-weight: inherit; margin-bottom: 1.625em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; outline-color: initial; outline-style: initial; outline-width: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/962438698577755300-741691763097732826?l=utkuvarlik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://utkuvarlik.blogspot.com/feeds/741691763097732826/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://utkuvarlik.blogspot.com/2011/08/hattusa-dan-mektuplar-1.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/962438698577755300/posts/default/741691763097732826'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/962438698577755300/posts/default/741691763097732826'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://utkuvarlik.blogspot.com/2011/08/hattusa-dan-mektuplar-1.html' title='Hattuşa ‘ dan mektuplar 1'/><author><name>varlık</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16481774979002231478</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-NVKOsroBOnw/Tjg7_HKtpOI/AAAAAAAAADg/cQ99UJm78NM/s220/Capture%2Bd%25E2%2580%2599%25C3%25A9cran%2B2011-07-30%2B%25C3%25A0%2B1.18.40%2BPM.png'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-qhZdLI6Qva0/TjgwNVnUriI/AAAAAAAAADI/Pzj0zxYHYJ4/s72-c/capture-d_c3a9cran-2011-07-25-c3a0-10-19-27-am.png' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-962438698577755300.post-3826824203583041167</id><published>2011-08-02T10:12:00.001-07:00</published><updated>2011-08-02T10:12:36.315-07:00</updated><title type='text'>öteki Freud</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333; font-family: 'Helvetica Neue', Helvetica, Arial, serif; font-size: 15px; font-weight: 300; line-height: 24px;"&gt;Bazı sanatcılar vardır ; kendi varoluşlarından taviz vermezler , günün moda akımları , &amp;nbsp;» médiatique &amp;nbsp;» çekim alanları paranın ve ünlü olmanın dayanılmaz albenisininin , yaptıklarıyla ters orantılı olduğunu çok önce kavramışlardır. &amp;nbsp;Lucien Freud ‘ un bir başka sorunu da dedesiydi , ünlü bir kişinin gölgesi , gerçekten onu izleyen kuşakların ,- ne yaparlarsa yapsınlar- , her zaman bir sakıncası olmuştur. İzlediğim kadar Freud ismi ona biraz da «&amp;nbsp;desavantage&amp;nbsp;» &amp;nbsp; yaratmıştır , sürekli araya kurulan köprüler ; &amp;nbsp;onu daha da kendine dönmeyi , Londra’da Notting hill ‘deki ı8 yüzyıldan kalma küçük evinden&amp;nbsp;çıkarmamıştır. Bu kendine çok özgü kişilik , resimlerinin satıcısı William Acquevella’nın dediğine göre : &amp;nbsp;kendini şöhrettten &amp;nbsp;&amp;nbsp;» isolé &amp;nbsp;» etmesi kadar, paraya karşı da o &amp;nbsp;kadar &amp;nbsp;&amp;nbsp;» püriten &amp;nbsp;» kılmıştır. Resimleri uzun yıllardır müzelerde ve&amp;nbsp;kolleksiyonlarda , satış evlerinde 30 milyonlara &amp;nbsp;ulaşması kafasındaki &amp;nbsp;» kaosu &amp;nbsp;» &amp;nbsp;değiştirmedi , harp sonrası &amp;nbsp;» Londra&amp;nbsp;ekolü &amp;nbsp;» olarak &amp;nbsp;tanınan bir grup&amp;nbsp;ressamın ; Francis Bacon , Frank Aurbach vs. ortak noktaları figüratif bir yol çizmeleri , daha ilginç , o yıllar &amp;nbsp;öteki sanat merkezlerinde genellikle &amp;nbsp;» abstre &amp;nbsp;» &amp;nbsp;ye &amp;nbsp;ve ona paralel yenilikler , bu ressamları değiştirmedi . Bu demek değil ki Lucien Freud &amp;nbsp;hiç kimseye bakmadı ; ilk yıllar Paris’de ilişkide olduğu Giacometti , bence kendi &amp;nbsp;öznel kişiliğine &amp;nbsp;çok&amp;nbsp;etkin &amp;nbsp;olmuştur , dikkat edersek &amp;nbsp;, para ve ün sirenlerinin çağrısı bu iki sanatcıyı da mütevazi yaşamları ve modest&amp;nbsp;kisiliklerinden uzaklaştıramamıştır.Amacım tekrar bu ressamın sanatının analizini yapmak değil beni ilgilendiren bu resmin yapıldığı mekan , ressamın yaşadığı ortam . Bu nedenle sanatçıların &amp;nbsp;» auto-portrait &amp;nbsp;» &amp;nbsp;si&amp;nbsp;kendi yaptıklarıyla , fotoğrafcıların gözüyle olsun çok ilgilendirir . Mekan, yaşanmışlığın bütün belleğini kendine&amp;nbsp;saklar , onu gizemi ancak orada yapınlanla çözülebilir . Lucien Freud ‘ ün Nottig Hill ‘ deki mekanını çok uzun yıllardır&amp;nbsp;izlerim , Francis Becon’ un atölyesi &amp;nbsp;üstüne çok yazı yazıldı , dağınıklığı &amp;nbsp;o kadar akıl – almaz bir &amp;nbsp;» absürt &amp;nbsp;» görüntülülüyordu ki bir gün anlatmak isterim. Freud ‘ ün &amp;nbsp;mekanını daha çok tablolarından tanıyoruz , düşünüyorum da benim&amp;nbsp;atölyemin yanında ufak bir oda. Chavelet , bir sandalyenin üstünde temizlenmemiş , giderek kurumuş ve de fırçalılıklarını&amp;nbsp;yitirmiş &amp;nbsp;» fırça &amp;nbsp;» ormanı , boyalar ne yazık ne gibi malzeme kullandığını göremiyoruz . Şunu söylemek gerek sanat&amp;nbsp;tarihçileri , resim eleştirmenleri , vakanüvistler bu konulardan o kadar uzaktır ki , sanatcının teknik ve «&amp;nbsp;meterial «&amp;nbsp;&amp;nbsp;dünyası onlar için &amp;nbsp;» karanlık İbranice &amp;nbsp;» dir. Evet atölyeye &amp;nbsp;dönersek &amp;nbsp; ; o meşhur kanepe , &amp;nbsp;» ocre- jeune &amp;nbsp;» &amp;nbsp;, üstünde&amp;nbsp;&amp;nbsp;» et &amp;nbsp;» lerini algıladığımız çıplakların uzandığı obje. Dede freud ‘de meşhur &amp;nbsp;» psychanalyse &amp;nbsp;» kanepesi , üstünde&amp;nbsp;bir türk halısı , sanki birbirine gönderme yapıyor. Freud ‘ün tüm resimlerinde kendinden , yaşamından , mekanından&amp;nbsp;onu çevresindeki tüm dekor gösterilir , yani günlük yaşadığına gönderi yapar sanatçı . Nasıl çalıştığını adım adım&amp;nbsp;görürüz ; modeliyle konuşuyur mu bilmiyoruz ama arada sırada verilen molalarda herhalde bir bira içiyorlardı&amp;nbsp;işte o sıradaki &amp;nbsp;yapılan dialog ! Resim ilerledikce , tansiyon da yükseliyor ; boyayla o &amp;nbsp;» et &amp;nbsp;» in transprence &amp;nbsp;» sına varabilmek, fırçaları temizlediği elindeki bez doymuş vaziyette , arkadaki pencerenin perdeleri ne işe yarıyor ,şöyle&amp;nbsp;bir göz attığımızda , perdelerdeki boyayla tuvallerdeki boya aynı kalınlıkta , Freud soyunmuş , terlemiş , sinirli&amp;nbsp;resmin gerçekten bitip bitmediğinden kararsız .&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333; font-family: 'Helvetica Neue', Helvetica, Arial, serif; font-size: 15px; font-weight: 300; line-height: 24px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-3agK56623eE/Tjgv_qdSBdI/AAAAAAAAADE/cd_bndEYeVc/s1600/capture-d_c3a9cran-2011-07-23-c3a0-8-06-39-am.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="219" src="http://3.bp.blogspot.com/-3agK56623eE/Tjgv_qdSBdI/AAAAAAAAADE/cd_bndEYeVc/s320/capture-d_c3a9cran-2011-07-23-c3a0-8-06-39-am.png" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333; font-family: 'Helvetica Neue', Helvetica, Arial, serif; font-size: 15px; font-weight: 300; line-height: 24px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/962438698577755300-3826824203583041167?l=utkuvarlik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://utkuvarlik.blogspot.com/feeds/3826824203583041167/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://utkuvarlik.blogspot.com/2011/08/oteki-freud.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/962438698577755300/posts/default/3826824203583041167'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/962438698577755300/posts/default/3826824203583041167'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://utkuvarlik.blogspot.com/2011/08/oteki-freud.html' title='öteki Freud'/><author><name>varlık</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16481774979002231478</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-NVKOsroBOnw/Tjg7_HKtpOI/AAAAAAAAADg/cQ99UJm78NM/s220/Capture%2Bd%25E2%2580%2599%25C3%25A9cran%2B2011-07-30%2B%25C3%25A0%2B1.18.40%2BPM.png'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-3agK56623eE/Tjgv_qdSBdI/AAAAAAAAADE/cd_bndEYeVc/s72-c/capture-d_c3a9cran-2011-07-23-c3a0-8-06-39-am.png' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-962438698577755300.post-6133339031031901416</id><published>2011-08-02T10:11:00.001-07:00</published><updated>2011-08-02T10:11:43.458-07:00</updated><title type='text'>salyongozların maviye dönüştüğü bahçenin bir köşesi</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333; font-family: 'Helvetica Neue', Helvetica, Arial, serif; font-size: 15px; font-weight: 300; line-height: 24px;"&gt;Bahçenin yaşadığı güzel günler , çocukluğumun da günleridir , yakın köylerin birinden gelen Recep uğraşırdı mevsimlere göre&amp;nbsp;yapılacak işleri.Eşeğini çiçeklerden uzak bir yere bağlar ,kendisine gösterilen işleri yapardı.Örneğin bağları budamışsa,ertesi sabah babam erken kalkar , robe de chambre ‘ nın cebinde kitaplar , elinde bir kadehle , bağların&amp;nbsp;budandığı yerlerinden akan öz sularını toplardı , güya bu iksir onu ölümsüz kılacakmş , ama 47 yaşında öldü.&amp;nbsp;Babaannemin’de mucizevi bitkisi &amp;nbsp;» &amp;nbsp;yerelması’ &amp;nbsp;» idi &amp;nbsp;. Bahçe kış uykusuna yattığında , toprağı biraz eşelediğinizde , kırmızı&amp;nbsp;yerelmalarını bulmak çok şaşırtıcıydı. Kışın saksıların konduğu , ortadaki köşkün arkasında , kırık&amp;nbsp;saksı , kesilen bir ağacın gövdesi , bir araba tekerleğinin dibinde bulduğum salyongoz kabukları da benim aklımı çelerdi ; bu kabuklar&amp;nbsp;maviydi , eskimiş bir çivirt mavisi, Bugün kimse &amp;nbsp;» çivirt &amp;nbsp;» in ne olduğunu bilmez , bilenler ise bir kare çivirt saklarlar dolaplarında ki bu mavinin ismi &amp;nbsp;» cobalt mavisidir, Yves Klein ‘ın babasının malı gibi kullandığı mavi budur.kendisi mavi olan çivirt , çamarşırları daha beyaz yıkamak için kullanılırdı. Giderek, niçin bu salyongoz kabukları mavi ötekiler değil ! Bulamadım ama yıllar sonra okuduğum bir makalede ; İngiltere ‘de , kömür madenlerinde&amp;nbsp;çalışan işçilerin geldiği çok popüler bir pub’un arkasında ; müşterilerin bira tüketimi sonucunda çokca gittikleri bir açık hava&amp;nbsp;tuvaletinin toprağında, garip bir mavileşme olmuş , bu birikimin süresi yine bir yarım asır alıyor , açıklama olarak da asit üretikle topraktaki bir mineralin bu maviyi yaptığını söylüyordu . Bedri Rahmi Eyüboğlu , bir gün atölye ye &amp;nbsp;Yenikapı’dan, o günlerde nesli tükenmekte olan bir &amp;nbsp;Ermeni yazma ustasını çağırmıştı , bize kullandığı kök boyaları&amp;nbsp;ve yazma tekniğini gösterirken, hocanın gözüne bir sarı renk takıldı ; – bu ne zalim sarı, reis , peki bunu nereden&amp;nbsp;buldun ? diye sorunca yazmacı yanıt vermek istemedi , kem küm , hoca israr ediyor derken, yazmacının&amp;nbsp;kafası attı ,- ..şu, bilmem ne otu var ya içine biraz «&amp;nbsp;siyeceksin&amp;nbsp;» , adama zorla söyletiyorlar , olacak iş değil ! – &amp;nbsp;Böylelikle sırrı öğrenmiş olduk. Tekrar &amp;nbsp;» mavi &amp;nbsp;» dönersek ; bence mavinin gizeminin en ilginç &amp;nbsp;öyküsü : yahudi erkeklerinin tapınırken&amp;nbsp;» dua &amp;nbsp;» için giydikleri &amp;nbsp;» TALLET &amp;nbsp;» denilen şalın dokumasında, bir tel &amp;nbsp;» MAVİ &amp;nbsp;» &amp;nbsp;ip &amp;nbsp;bulunur . Bu mavi albenisi çok zor, sözle anlatılması çok güç bir mavidir ; bu &amp;nbsp;» erselik &amp;nbsp;» salyangozun &amp;nbsp;» salgısından elde edilen sıvının , bir süre sonra maviye &amp;nbsp;dönüşmesenin sırrı ; salyangozun «&amp;nbsp;erkek&amp;nbsp;» den «&amp;nbsp;dişi&amp;nbsp;» ye dönüşme döneminde ki salgısının havayla temas etmesi sonucu&amp;nbsp;oluşur yani salyangoz henüz dişi değildir. Pamuk yumaklar bu sıvıya batırılır sonra ışık ve hava gerekeni yapar ve mucize oluşur . Sonuç olarak «&amp;nbsp;salgı bezlerinin&amp;nbsp;» , hormonların değişiminden bu simya yaratılıyor . Ne zaman&amp;nbsp;bir tavus kuşu görsem ; doğanın bir mavi değil bin maviyi &amp;nbsp;bu yaratığa sunduğunu , bir albeni için niçin böyle cömert davrandığını düşünürüm . Nasıl olur da &amp;nbsp;jenetik bir rengi oluşturuyor &amp;nbsp;; &amp;nbsp;bu &amp;nbsp;» pigment &amp;nbsp;» &amp;nbsp;varoluşun adına, &amp;nbsp;» tinsel &amp;nbsp;» bir&amp;nbsp;&amp;nbsp;»pigment&amp;nbsp;» &amp;nbsp;, kendini kamufle eden bir «&amp;nbsp;bukelemun&amp;nbsp;» un bir saniyede mavilerin ,yeşillerin , kırmızı ,turuncu ,sarıların en gizemsi olamamazlığına bürünmesi ! Başka bir gizem &amp;nbsp;» lapis-lazuli &amp;nbsp;» mavisidir &amp;nbsp;; hemen hemen tüketilmiştir doğada ,İncas’ ların Peru’da kutsal mavisi, giderek pentürde , boya olarak renaissance da , ilaç olarak ortaçağda , süs taşı olarak&amp;nbsp;bugün hala aranıyor.Gördüğüm bir belgeselde , kuzey Afganistan’da kuş uçmaz-kervan geçmez , çıplak,yüksek&amp;nbsp;bir dağın dibinde bir köyün geçim kaynağı lapis-lazulis. Köylüler iki saat süreyle tırmandıkları dağın tepesinde&amp;nbsp;asırlardır , tırnaklarıyla oydukları mağramsı bir delikten sürünerek ,en ilkel şartlarda çıkardıkları taşlar , suyla temizlenince birden&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333; font-family: 'Helvetica Neue', Helvetica, Arial, serif; font-size: 15px; font-weight: 300; line-height: 24px;"&gt;o kutsal mavi doğuyor , soruyorum ; ne yapıyordu o karanlık mağarada ?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333; font-family: 'Helvetica Neue', Helvetica, Arial, serif; font-size: 15px; font-weight: 300; line-height: 24px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-BxoUlO44zp0/Tjgvwqt2BeI/AAAAAAAAADA/ss414LPgkvg/s1600/capture-d_c3a9cran-2011-07-21-c3a0-4-39-49-pm.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://2.bp.blogspot.com/-BxoUlO44zp0/Tjgvwqt2BeI/AAAAAAAAADA/ss414LPgkvg/s320/capture-d_c3a9cran-2011-07-21-c3a0-4-39-49-pm.png" width="226" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333; font-family: 'Helvetica Neue', Helvetica, Arial, serif; font-size: 15px; font-weight: 300; line-height: 24px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333; font-family: 'Helvetica Neue', Helvetica, Arial, serif; font-size: 15px; font-weight: 300; line-height: 24px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333; font-family: 'Helvetica Neue', Helvetica, Arial, serif; font-size: 15px; font-weight: 300; line-height: 24px;"&gt;&lt;span id="goog_1610919253"&gt;&lt;/span&gt;&lt;span id="goog_1610919254"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/962438698577755300-6133339031031901416?l=utkuvarlik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://utkuvarlik.blogspot.com/feeds/6133339031031901416/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://utkuvarlik.blogspot.com/2011/08/salyongozlarn-maviye-donustugu-bahcenin.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/962438698577755300/posts/default/6133339031031901416'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/962438698577755300/posts/default/6133339031031901416'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://utkuvarlik.blogspot.com/2011/08/salyongozlarn-maviye-donustugu-bahcenin.html' title='salyongozların maviye dönüştüğü bahçenin bir köşesi'/><author><name>varlık</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16481774979002231478</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-NVKOsroBOnw/Tjg7_HKtpOI/AAAAAAAAADg/cQ99UJm78NM/s220/Capture%2Bd%25E2%2580%2599%25C3%25A9cran%2B2011-07-30%2B%25C3%25A0%2B1.18.40%2BPM.png'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-BxoUlO44zp0/Tjgvwqt2BeI/AAAAAAAAADA/ss414LPgkvg/s72-c/capture-d_c3a9cran-2011-07-21-c3a0-4-39-49-pm.png' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-962438698577755300.post-7844505024541284521</id><published>2011-08-02T10:09:00.000-07:00</published><updated>2011-08-02T10:09:39.690-07:00</updated><title type='text'>günlerin köpüğü</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333; font-family: 'Helvetica Neue', Helvetica, Arial, serif; font-size: 15px; font-weight: 300; line-height: 24px;"&gt;Bu kez Boris vian’ı anımsadım , zihinsel geziler , bellekte , örneğin &amp;nbsp;» 100 soruda &amp;nbsp;» gibi saklanabilecek bilgileri betonlaştırır. Geçende modacı Alex geldi ziyaretime , Paris’den İstanbul’a döneli epey oluyor , anılarını yazıyor , bu nedenle kazılara Paris’den başlamış. 1976 yılında geldiğini söyledi , şöyle bir panoromasını yaptık&amp;nbsp;o yetmişli yılların ; unutulmayan renkli kişilikler su üstüne çıkmaya başladığında , en ilginç kişilik galiba Cornail ‘ le, bereber yaşadığı Selahattin Kuzuoğlu’ydu. Cornail, İstanbul mozayık ‘ının kırılmadan önceki döneminin&amp;nbsp;çok orjinal bir kişisiydi. «&amp;nbsp;Restaretör&amp;nbsp;» olarak çalışırken ,anadoludan &amp;nbsp;gelmiş &amp;nbsp;genç işçi Selahattine aşık&amp;nbsp;olur. 6-7 eylül olaylarından sonra kapı-dışı edildiğinde Paris’e gelir , yerleştiğinde Selahattin’i de çağırır yanına.1970 yıllarında tanıdığımda, ikisi de Sonnabend galerisinde çalışıyorlardı.Bu galeriyi Sarkis yönetiyordu , kanımca Sarkis onlara bir iyilik yapmıştı, Cornail galeri sorumlusu , Selahattin ise boyacılık&amp;nbsp;ve de teknik işlerde.Gelelim bu galerinin önemine ; Ileana Schapira , Romanya’da doğar , genç yaşta Amerika’ya göç eder, 1931 de&amp;nbsp;Leo Castelli’le evlenir &amp;nbsp;ve harp öncesi Paris’de Vandome meydanında Galeri Droin’i açarlar . Harp nedeniyle kapanan galeri ve tekrar Amerika’ya dönüş , Leo Castelli’den boşanıp Michael Sonnebend’le ikinci evliliğini yapar.Asıl ismini bundan&amp;nbsp;sonra &amp;nbsp;» avat-gardisme &amp;nbsp;» &amp;nbsp;adına «&amp;nbsp;Sonnebend &amp;nbsp;» galerisiyle başlar. Bugün pentürü bir kenara itip , kavramsal sanat&amp;nbsp;diye&amp;nbsp;kafa yoranların , gerçek &amp;nbsp;&amp;nbsp;»renaissance&amp;nbsp;» sı bu galeridir. Gelmek istediğim konu ; 60 yıllarında Paris’de bir şubesi&amp;nbsp;açılan Sonnabend galerisine yönetici olarak Sarkis’in nasıl girdiğini bilmiyorum ama bir süre sonra , o zaman için &amp;nbsp;özellikle çok yeni olan &amp;nbsp;» performance &amp;nbsp;» vs. etkinliklerinde isim yapmaya&amp;nbsp;başladığı bir gerçek. Geçen yıl Boltanski bir konuşmasında, kendisini Sarkis’in bulduğunu söylüyordu.Biz 1970 yılında bu galeride bir «&amp;nbsp;HAPPENING&amp;nbsp;» &amp;nbsp;e &amp;nbsp;katıldık ; bir amarikalı sanatcı galerinin ortasında, kendi çevresine tebeşirle&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333; font-family: 'Helvetica Neue', Helvetica, Arial, serif; font-size: 15px; font-weight: 300; line-height: 24px;"&gt;&amp;nbsp;bir daire çizdi , içinde 5 dakika durdu ve happinig bitti. O günden bu güne ,Joseph Beuys , Fluxus , anti-art .narratifs &amp;nbsp;vs. başlayan «&amp;nbsp;conceptuel &amp;nbsp;» &amp;nbsp;, Biennaller , modern müzelerin uluslararası &amp;nbsp;» lobi &amp;nbsp;» &amp;nbsp;ve ekonomik güçlere sırtını dayayan&amp;nbsp;bir güç , 21 yüzyıl resmi sanatı olmak üzere. Benim dikkatimi çeken tek isim Marina Abramoviç , yapacağı her çılgınlık için&amp;nbsp;bütün kapılar açık ona , O da sırtını Newyork – MoMa ya dayamış , sürekli «&amp;nbsp;performance lar yapıyor ,kendini sergiliyor,örneğim bir masanın üstü aklınıza gelebilecek her türlü kesici alet- edevetla dolu , siz geliyorsunuz masadan aldığınız jiletle suratınızı kesiyorsunuz , video sunu görmenizi tavsiye etmem. Abramoviç tüm çıplak , karşısında yine bir erkek, aynı vaziyette, MoMa da özel yapılan dar bir kapıda duruyorlar , davetliler içeriye girmek içim bu iki «&amp;nbsp;nü &amp;nbsp;» den sürtünerek geçmeleri gerekiyor , işte sorun burada başlıyor : bilmiyorum siz nasıl geçerdiniz ? Ne yazık Cornail yok&amp;nbsp;artık , yaşasaydı sorardım .&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333; font-family: 'Helvetica Neue', Helvetica, Arial, serif; font-size: 15px; font-weight: 300; line-height: 24px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-GYdBmO7w82Q/TjgvTn5SGOI/AAAAAAAAAC8/S7IygiMaI3U/s1600/capture-d_c3a9cran-2011-07-16-c3a0-5-09-54-pm.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://2.bp.blogspot.com/-GYdBmO7w82Q/TjgvTn5SGOI/AAAAAAAAAC8/S7IygiMaI3U/s320/capture-d_c3a9cran-2011-07-16-c3a0-5-09-54-pm.png" width="130" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333; font-family: 'Helvetica Neue', Helvetica, Arial, serif; font-size: 15px; font-weight: 300; line-height: 24px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/962438698577755300-7844505024541284521?l=utkuvarlik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://utkuvarlik.blogspot.com/feeds/7844505024541284521/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://utkuvarlik.blogspot.com/2011/08/gunlerin-kopugu.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/962438698577755300/posts/default/7844505024541284521'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/962438698577755300/posts/default/7844505024541284521'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://utkuvarlik.blogspot.com/2011/08/gunlerin-kopugu.html' title='günlerin köpüğü'/><author><name>varlık</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16481774979002231478</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-NVKOsroBOnw/Tjg7_HKtpOI/AAAAAAAAADg/cQ99UJm78NM/s220/Capture%2Bd%25E2%2580%2599%25C3%25A9cran%2B2011-07-30%2B%25C3%25A0%2B1.18.40%2BPM.png'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-GYdBmO7w82Q/TjgvTn5SGOI/AAAAAAAAAC8/S7IygiMaI3U/s72-c/capture-d_c3a9cran-2011-07-16-c3a0-5-09-54-pm.png' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-962438698577755300.post-4672602912843994707</id><published>2011-08-02T10:07:00.001-07:00</published><updated>2011-08-02T10:07:59.044-07:00</updated><title type='text'>gecenin ucuna yolculuk</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333; font-family: 'Helvetica Neue', Helvetica, Arial, serif; font-size: 15px; font-weight: 300; line-height: 24px;"&gt;Celine’ den ödünç aldığım bu başlık, gördüğüm, tinsel olarak beni son yıllarda etkileyen en somut olay, şimdi herşeyin bir belleği olduğuna , özellikle «&amp;nbsp;mekanların &amp;nbsp;» belleğine çok inanıyorum.Kısa bir süre önce &amp;nbsp;İstanbul’a geldiğimde , dostum Ali Hatemi ,kendi merak&amp;nbsp;kutularından birini açtı ; büyük bir organizasyon yaparak bizi &amp;nbsp;» gecenin ucuna götürdü &amp;nbsp;» , Büyükada Rum Yetimhanesi.Çok kısa bir süre önce , Avukat Kezban Hatemi ,Prof. Hüseyin Hatemi ve Avukat Ali Hatemi , Avrupa İnsan Hakları Mahkemesindan ( AIHM ) , binayı Rum Patrikhanesine geriye verdiler , unutmamak gerekir ; dünyanın&amp;nbsp;ikinci&amp;nbsp;» çok katlı ahşap binasıdır &amp;nbsp;» ötekisi Japon’yanın Nara kentinde Todaji tapınağı , görmedim ama nasıl&amp;nbsp;özenle korunduğu üstüne hiç şüphem yok. Bu bina önce büyükada’nın Hristo tepesinde ,1898 – 1899 yıllarında Fransız&amp;nbsp;Mimar Alexandre Vallaury’nin &amp;nbsp;planıyla, 5 katlı , 206 odalı , ahşap olarak kuruluyor ve de 1902 de otel ve&amp;nbsp;eğlence yeri olarak , Prinkipo Palas adıyla açılıyor . Ne yazık , 2. Abdülhamit ‘ in ve dönemin hışmına uğrayarak hemen&amp;nbsp;kapatılıyor. 1. dünya harbinde Kuleli Askeri Lisesi gelir , taşındıktan sonra da bir rum bankerin eşi , Eleni Zarifi tarafından 10 bin&amp;nbsp;sarı liraya satın alınıp patrikhaneye bağışlanıyor. Daha önce Balıklı rum hastanesindeki yetimhaneyi buraya taşıyorlar.&amp;nbsp;Bu binanın kaderi bu kez tekrar değişiyor ; ne kadar yetim çocuk geçti bilmiyorum ama , herkese nasip olmayan bir&amp;nbsp;ayrıcalıkla yıkılmak üzere olan bu harika binayı , alt katındaki koridorlar ,tiyatro , mutfak ; daha sonra unutulmamak üzere belleğinize yerleşiyor. Çocuk ve hüzün mekanın dekoru ; &amp;nbsp; ne bahçesi &amp;nbsp;ne &amp;nbsp;olağanüstü manzarası ne de yeşil ve mavi bunu &amp;nbsp;silemiyor .Buraya getirilen her &amp;nbsp;çocuğun senaryosunu yazıyorsunuz , kader bu kadar acımasızmıydı ki bu devasa binayı yetim çocukla doldurdu , nasıl avutuyorlardı bu çocukları , hangi masallar , ezgiler ,oyunlarla ? İlginç&amp;nbsp;tiyatro salonu hala ayakta , dikkatle baktığınızda ; oynanan kostümlü bir müsameriyi düşleyebilirsiniz ! Dekor o kadar&amp;nbsp;dışavurumcu ki ister istemez İspanyol fantastik sineması geliyor aklınıza , bu dekordan neler çıkarabileceklerini düşünün , &amp;nbsp;» Orphelinat &amp;nbsp;» &amp;nbsp;-Yetimhane – filmini yapan Juan Antonio Bayona ‘ ve kendimle çok paralellikler&amp;nbsp;bulduğum Guillermo Del Toro , bence bu dekorun yöneticisi olabilirdi, &amp;nbsp;» Pan Labirenti &amp;nbsp;» &amp;nbsp;, &amp;nbsp;» L’ Echine de diable &amp;nbsp;» atmosfer olarak&amp;nbsp;düşsel ve gerçek mekanda yaşanan sanrı , çocuk gözüyle bakar kamera,yaşanmışlık çoğu kez pişmanlık ya da olamamanın , hani düşdeki gibi bir türlü ulaşamamanın fragmanları , karabasan geceye özgü ,karanlığı kesen çığlıklarla&amp;nbsp;dolu ; binanın bekcisi Erol , geceleri çocukların ağlamalarını işitiyorum diyor, haklı, hiç bir mekan boş&amp;nbsp;değildir yaşanmışlık kolayca silinemez mekandan, ne de bellekten , &amp;nbsp;» YÜRÜDÜM ACIYA &amp;nbsp;ÖZÜMÜ KATTIM &amp;nbsp;» diyor Pir SultanAbdal , İster istemez Edip Cansever ‘ in de bir dizisini anımsıyorum ; &amp;nbsp;» bu bulutlar çocukluğumun bulutları ,hiç bir yere gitmiyorlar &amp;nbsp;» . Ayrılırken sanki çocukluğum burada geçmiş bir duyguyla ve hüzünle gittim.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333; font-family: 'Helvetica Neue', Helvetica, Arial, serif; font-size: 15px; font-weight: 300; line-height: 24px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-ESgLkuMRdzw/Tjgu53KhUcI/AAAAAAAAAC4/uFo801TeKL8/s1600/capture-d_c3a9cran-2011-07-14-c3a0-5-50-04-pm.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="254" src="http://1.bp.blogspot.com/-ESgLkuMRdzw/Tjgu53KhUcI/AAAAAAAAAC4/uFo801TeKL8/s320/capture-d_c3a9cran-2011-07-14-c3a0-5-50-04-pm.png" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333; font-family: 'Helvetica Neue', Helvetica, Arial, serif; font-size: 15px; font-weight: 300; line-height: 24px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/962438698577755300-4672602912843994707?l=utkuvarlik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://utkuvarlik.blogspot.com/feeds/4672602912843994707/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://utkuvarlik.blogspot.com/2011/08/gecenin-ucuna-yolculuk.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/962438698577755300/posts/default/4672602912843994707'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/962438698577755300/posts/default/4672602912843994707'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://utkuvarlik.blogspot.com/2011/08/gecenin-ucuna-yolculuk.html' title='gecenin ucuna yolculuk'/><author><name>varlık</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16481774979002231478</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-NVKOsroBOnw/Tjg7_HKtpOI/AAAAAAAAADg/cQ99UJm78NM/s220/Capture%2Bd%25E2%2580%2599%25C3%25A9cran%2B2011-07-30%2B%25C3%25A0%2B1.18.40%2BPM.png'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-ESgLkuMRdzw/Tjgu53KhUcI/AAAAAAAAAC4/uFo801TeKL8/s72-c/capture-d_c3a9cran-2011-07-14-c3a0-5-50-04-pm.png' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-962438698577755300.post-3105340523342807793</id><published>2011-08-02T10:06:00.000-07:00</published><updated>2011-08-02T10:06:28.925-07:00</updated><title type='text'>çinli olmak bu çağda</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333; font-family: 'Helvetica Neue', Helvetica, Arial, serif; font-size: 15px; font-weight: 300; line-height: 24px;"&gt;Yirmi yıl önce Paris’deki &amp;nbsp;&amp;nbsp;» artist atölyeleri &amp;nbsp;» olarak , Paris belediyesinin sanatcılara verdiği atölyeme girdiğimde çinli&amp;nbsp;bir sanatcı tanımıştım ; Wang Du , o da eşi ve üç çocuğuyla sitenin alt bölümünde ufak bir atölye edinmişti. Aradan bir kaç yıl geçti ,duyduğuma göre Wang Du , eşini ve çocuklarını terk edip gitmişti . Üç yıl sonra &amp;nbsp;Palais de Tokyo ‘ da &amp;nbsp;bir &amp;nbsp;sergiyle ortaya çıktı , aynı zamanda &amp;nbsp;» Connaissance des Arts &amp;nbsp;» dergisinde fotoğraflarla birlikte önemli bir ropörtaj yayınlandı .&amp;nbsp;Başlık &amp;nbsp;» wang Du , media- adam &amp;nbsp;» &amp;nbsp;ve de &amp;nbsp;devasa bir atölyede &amp;nbsp;&amp;nbsp;» papier maché &amp;nbsp;» tekniğiyle yapılmış , karnaval espirisinde , el ayak , kafa vs. detaylarla günün aktüel kişiliklerine bir gönderme yapıyordu.Sergisini gördüğümde de kendime sorduğum ; ,tamam,kabul ama kim alır ve de nereye koyar , hangi mekana , hangi estetik kaygıyla ? Daha doğrusu zamana nasıl daya-nacak &amp;nbsp;? &amp;nbsp;Şunu unutmamak gerekir ; bizim kuşak gibi her iki çağın inişli çıkışlı tüm politik ve ekonomik değişimi yaşayanlar&amp;nbsp;bilir , değişim hiç bir zaman gelişim değildir ,ileriye dönük bir ışık yakmak , bu değişimi istemekle ters orantılıdır,bugün&amp;nbsp;özellikle bir nostaljiyle yaşıyorsak , &amp;nbsp;» modernism &amp;nbsp;» adına yapılanların kendi varoluşları içinde uyuşamamalarıdır. &amp;nbsp;Açıkca kimse aldırmıyor buna , &amp;nbsp;» conceptuel &amp;nbsp;» &amp;nbsp;başını almış gidiyor , hızlı bir şekilde Çin de &amp;nbsp;buna ayak uydurdu,&amp;nbsp;bir süre önce tanıdığım Wang Du gibi tüm «&amp;nbsp;plastisiyenler&amp;nbsp;» &amp;nbsp;arka arkaya açılan ; shanghai Art &amp;nbsp;Museum , Guangdon museum of art &amp;nbsp;vs. de kendilerini buldular. Ama bütün bu isimlerin içinde dikkatimi çeken garip bir &amp;nbsp;» personage &amp;nbsp;» var , son&amp;nbsp;günlerde ismi çokca geçen &amp;nbsp;Ai Weive . 1983 de Amerika’ya göç ederken, uçağın inişinden 20 dakika önce , Çin de aldığı&amp;nbsp;tüm öğrenimden arınmış ve de yeni bir insan olmuş &amp;nbsp;, «&amp;nbsp;massumiyetini &amp;nbsp;» yeniden bulmuş . Bugün Çin’e gidip kafa tutacak kadar uluslararası bir üne kavuşmuş ve de yaptığı projelerde &amp;nbsp;&amp;nbsp;» mégolamene &amp;nbsp;» tavrı da&amp;nbsp;kendisine ister-istemez bir dokumazlık getiriyor. 2007 de &amp;nbsp;Kassel «&amp;nbsp;Documenta&amp;nbsp;» ya davet edilen Ai Weive , gerçekleştidiği &amp;nbsp;projede ; 1001 çinlinin Çinden Kassel’e &amp;nbsp;getirilerek , Kassel’de &amp;nbsp;&amp;nbsp;»Almanların günlük yaşantılarını&amp;nbsp;fotoğrafla görüntülemek ki bu bir haftalık sürelere her kez 100 erkek , 100 kadın olarak başlıyor , büyük mağzalardan ,sokak tuvaletlerine kadar her şey görüntüleniyor , tek sakınılacak konu o kentteki çinle ilgili yaşantılar.&amp;nbsp;&amp;nbsp;proje, Documanta ‘ya &amp;nbsp;3,1 milyon euroya mal oluyor , çinliler bu beleş seyahatten çok mutlu , Ai Weive ise umduğu &amp;nbsp;&amp;nbsp;» görsel tayfunu &amp;nbsp;» &amp;nbsp;gerçekleştirdiği için daha ünlü . Moral olarak buradan çıkaracağımız sonuç , galiba sanat&amp;nbsp;adına büyük bir yanılgı içindeyiz. İnsan bilim , sosyoloji – toplum bilimleri, kendi analizleri bakışında insana yönelirler, sanat ise bir ayrıcalıktır , bu karmaşadan &amp;nbsp;çıkan sonuç ise &amp;nbsp;&amp;nbsp;»hiçbir şey&amp;nbsp;» dir . Teknik aşama fotoğrafı olağan&amp;nbsp;bir düzeye &amp;nbsp;getirmiştir , göz ise bir kültür aşaması sonucunda görür , bunun farkında değilsek &amp;nbsp;ya da olsak bile bir &amp;nbsp;» imge &amp;nbsp;» &amp;nbsp;okyanusunda&amp;nbsp;boğulmak kaderimiz olacaktır.kendisine bütün &amp;nbsp;» kapıların &amp;nbsp;» açık olduğu &amp;nbsp; &amp;nbsp;Ai Weive ‘ nin son işlerindenTate Modern ‘ de yaptığı &amp;nbsp;» Sun Flower Seed 2010 &amp;nbsp;» &amp;nbsp;kurgusundan söz etmeden bitirmiyeceğim yazıyı ; biliyorum ki &amp;nbsp;bu konuda ya çok az kişi paylaşıyor &amp;nbsp;düşüncelerimi ama gelin -görün ki bir müzeyi tonlarca «&amp;nbsp;ay çiçeği çekidekleriyle&amp;nbsp;»&amp;nbsp;doldurarak &amp;nbsp;sanat adına bir mesaj vermek , tüm onu izliyenlerle &amp;nbsp;» dalga geçmektir &amp;nbsp;» ,ülkemizdeki bunun taklitcilerinden sakının.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333; font-family: 'Helvetica Neue', Helvetica, Arial, serif; font-size: 15px; font-weight: 300; line-height: 24px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-4bY2yaUkkOY/TjguWZmXKSI/AAAAAAAAAC0/M9uryc8QkL4/s1600/capture-d_c3a9cran-2011-07-12-c3a0-8-01-20-am.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://3.bp.blogspot.com/-4bY2yaUkkOY/TjguWZmXKSI/AAAAAAAAAC0/M9uryc8QkL4/s320/capture-d_c3a9cran-2011-07-12-c3a0-8-01-20-am.png" width="242" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333; font-family: 'Helvetica Neue', Helvetica, Arial, serif; font-size: 15px; font-weight: 300; line-height: 24px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/962438698577755300-3105340523342807793?l=utkuvarlik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://utkuvarlik.blogspot.com/feeds/3105340523342807793/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://utkuvarlik.blogspot.com/2011/08/cinli-olmak-bu-cagda.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/962438698577755300/posts/default/3105340523342807793'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/962438698577755300/posts/default/3105340523342807793'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://utkuvarlik.blogspot.com/2011/08/cinli-olmak-bu-cagda.html' title='çinli olmak bu çağda'/><author><name>varlık</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16481774979002231478</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-NVKOsroBOnw/Tjg7_HKtpOI/AAAAAAAAADg/cQ99UJm78NM/s220/Capture%2Bd%25E2%2580%2599%25C3%25A9cran%2B2011-07-30%2B%25C3%25A0%2B1.18.40%2BPM.png'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-4bY2yaUkkOY/TjguWZmXKSI/AAAAAAAAAC0/M9uryc8QkL4/s72-c/capture-d_c3a9cran-2011-07-12-c3a0-8-01-20-am.png' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-962438698577755300.post-1139399603488119435</id><published>2011-08-02T10:02:00.001-07:00</published><updated>2011-08-02T10:02:24.482-07:00</updated><title type='text'>gergedan olmak bu çağda</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333; font-family: 'Helvetica Neue', Helvetica, Arial, serif; font-size: 15px; font-weight: 300; line-height: 24px;"&gt;Uzun bir süredir korumaya alınmış , yaşama sınırları sürekli daralan , sayıları gerçekten çok azalmış gergedanların stresse nedeniyle üreme sorunlarının üstüne, bir başka bir sorun daha eklendi , böyle giderse gelecek kuşaklar yalnız&amp;nbsp;görüntüsüyle yetinecekler . Gerçekten &amp;nbsp;» absürt &amp;nbsp;» ; &amp;nbsp; güncel haberlerin konusuna o kadar girdi ki , Kafka ‘nın dünyası yanında hiç&amp;nbsp;kalır. Haber ciddi ; Brüksel &amp;nbsp;» Doğa Bilimleri &amp;nbsp;» müzesinde sergilenen bir «&amp;nbsp;gergeden kellesi &amp;nbsp;» çalınmış . Avrupa parlementosunun &amp;nbsp; yanı başındaki bu müzeyi gayet iyi biliyorum , bu tür müzelerin , içerdikleri tüm yaşanmışlıklar , yok olup giden bu «&amp;nbsp;ephemer &amp;nbsp;» dünyamızın sırları dökülmüş bir aynasıdır. Vitrinler içinde çoğu asırlık ,eski vitrinlerde , zamana ve&amp;nbsp;ışığa artık karşı koyamaz , bilmem kaçıncı kez ölümlerini yaşıyan , bu sonsuz evrende varolmuş &amp;nbsp;» herşey &amp;nbsp;» ; taş, toprak börtü , böcek , ot , çiçek , kavonozlarda , formol içinde her türlü yaratık , iskeletler , mumyalar &amp;nbsp;tozdan geliyorlar ve de&amp;nbsp;toz oluyorlar. Çok ilginç, bu olaydan bir ay önce yine Belçika’ da Liege &amp;nbsp;» &amp;nbsp;hayvanat &amp;nbsp;bahçesinde &amp;nbsp;» sergilenen ,&amp;nbsp;saman doldurulmuş – empaillé- bir gergedan kellesinin boynuzu , bir adam tarafından testereyle kesilirken , gardiyan tarafından&amp;nbsp;tarafından görülüyor.alarma rağmen hırsız &amp;nbsp;» lacrymogéne &amp;nbsp;» gazıyla gardiyanı tesirsiz hale getirip , boynuzla kaçıyor &amp;nbsp;ama müze sorumluları daha sonra Hollanda plakalı , içinde iki polonyalı ve de boynuz olan arabayı sınırda yakalıyorlar .Boynuz müzeye götürülüp , kelleye yapıştırılıyor . Yapılan soruşturma sonucu ; bu boynuz tanımadıkları biri tarafından sipariş&amp;nbsp;verilmiş ve de Hollanda’da bir anıt’a bırakacaklar, karşılığı olan 3000 euro’yu orada bulacaklar, polisiye romanlara taş çıkartacak gerçek bir vaka. Müzelere dadanmak belki yeni bir olay &amp;nbsp;ama gelin görün ki&amp;nbsp;bu satırları yazarken,gözüme ilişen yeni bir haberde ; WWF organizasyonu yeni yıldan bu yana Güney Afrika ‘da kaçak&amp;nbsp;avcıların öldürdükleri gergedan sayısının 200 aşkın olduğunu ; geçen yıl ise 300 gergedanı boynuzları için katlettiklerini okudum . Nedeni &amp;nbsp;çok basit ; hızlı bir şekilde kapitalizmin uç sınırlarını zorlayan Çin ‘ deki milyarder&amp;nbsp;sayısının da tavana vurması sonucu , birtakım batıl inançlara çok inanan , giderek uzun yaşamanın, birtakım otlaradan , pasifik okyanusundaki büyük köpek balıklarının yüzgeçlerinden , en nadir , bulunamaz olan gergedanların&amp;nbsp;boynuzlarındaki &amp;nbsp;&amp;nbsp;» keratin &amp;nbsp;» &amp;nbsp;özdeğinden kaynaklanacağını zanneden ve de bunun için inanılmaz paralar harcayan bu zavallılık doğayı alabildiğine sarsıyor . Philippines’lerdeki &amp;nbsp;girilmez büyük mağaralara da dadanmışlar ;30 ya da 40 metre yükseklikteki &amp;nbsp;kırlangıç yuvaları da Çinliler için uzun yaşamanın en pahalı iksirlerinden biri , bu&amp;nbsp;yuvalara erişmek için bambu merdivenlerinden düşen köylülerin sayısı, yok edilen yuvalarla hemen hemen aynı.Sonuç olarak&amp;nbsp;hiç bir istatistik yok ; acaba bu iksirlerin etkileri ne durumda ? Gergeden boynuzunu tozu , hangi «&amp;nbsp;erotik&amp;nbsp;» bir açılımı&amp;nbsp;yaptı ?Çinlilerin bu &amp;nbsp;» absürt &amp;nbsp;» iştahı yalnız bununla bitmiyor . Sotheby’s müzaye merkezinden bildirildiğine göre ; üç haftalık&amp;nbsp;satışın sonuçlarnda çinlilerin aldıkları sanat eseri &amp;nbsp;100 milyon euro yu geçmiş. Yalnız 21 eser tanesi 1 milyon&amp;nbsp;euro dan gitmiş, Kanımca uzun yaşamakla, satın almak &amp;nbsp;birbirine uyuşuyor.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333; font-family: 'Helvetica Neue', Helvetica, Arial, serif; font-size: 15px; font-weight: 300; line-height: 24px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-Foq4qTVQHyQ/TjgtmbQL_PI/AAAAAAAAACw/D7_MxOOHmNs/s1600/capture-d_c3a9cran-2011-07-10-c3a0-1-00-37-pm.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://3.bp.blogspot.com/-Foq4qTVQHyQ/TjgtmbQL_PI/AAAAAAAAACw/D7_MxOOHmNs/s320/capture-d_c3a9cran-2011-07-10-c3a0-1-00-37-pm.png" width="304" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333; font-family: 'Helvetica Neue', Helvetica, Arial, serif; font-size: 15px; font-weight: 300; line-height: 24px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/962438698577755300-1139399603488119435?l=utkuvarlik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://utkuvarlik.blogspot.com/feeds/1139399603488119435/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://utkuvarlik.blogspot.com/2011/08/gergedan-olmak-bu-cagda.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/962438698577755300/posts/default/1139399603488119435'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/962438698577755300/posts/default/1139399603488119435'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://utkuvarlik.blogspot.com/2011/08/gergedan-olmak-bu-cagda.html' title='gergedan olmak bu çağda'/><author><name>varlık</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16481774979002231478</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-NVKOsroBOnw/Tjg7_HKtpOI/AAAAAAAAADg/cQ99UJm78NM/s220/Capture%2Bd%25E2%2580%2599%25C3%25A9cran%2B2011-07-30%2B%25C3%25A0%2B1.18.40%2BPM.png'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-Foq4qTVQHyQ/TjgtmbQL_PI/AAAAAAAAACw/D7_MxOOHmNs/s72-c/capture-d_c3a9cran-2011-07-10-c3a0-1-00-37-pm.png' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-962438698577755300.post-651708235237430430</id><published>2011-08-02T10:01:00.000-07:00</published><updated>2011-08-02T10:01:27.387-07:00</updated><title type='text'>Cy Twombly öldü ama boş tuvallerde kırıntı karalamalar sürüyor</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333; font-family: 'Helvetica Neue', Helvetica, Arial, serif; font-size: 15px; font-weight: 300; line-height: 24px;"&gt;Şunu önce açıklamak istiyorum ; Cy Twomby ‘ le hesaplaşmak değil sorunum : bunun gibi nice ressamların, nasıl resmin tüm&amp;nbsp;teknik,içerik sorunlarını dışlayıp – belki dalga – geçmek adına uluslararası bir üne ve &amp;nbsp;de &amp;nbsp;» notarité &amp;nbsp;» ye şöylece &amp;nbsp;kavuşmalarıdır.&amp;nbsp;Elbette sanat önce bir &amp;nbsp;» albenidir &amp;nbsp;» , görücüye çıkan bir &amp;nbsp;işin görevi önce &amp;nbsp;, &amp;nbsp;&amp;nbsp;» dialog &amp;nbsp;» a dönüşecek bir çekim&amp;nbsp;alanı yaratmaktır ; sevdim , sevmedim ya da &amp;nbsp;» belki &amp;nbsp;» &amp;nbsp;diyerek bir tavır göstermekle başlar &amp;nbsp;bu alış veriş ,sonra&amp;nbsp;galeriler , tablo satıcıları, sanat tellalları, deynekciler. kolleksiyonerler, müze danışmanları, kurotörler,bunu tarihe mal edecek&amp;nbsp;eleştirmenler ,sanat tarihcileri girer oyuna.Sanatın her zaman kapısı açak olduğu için nereden geldiğiniz önemli değildir. Giderek bugün resim yapamamak bir avantaj oluyor , Saint -Exupéry ‘ nin &amp;nbsp;küçük prensinin sorduğu gibi&amp;nbsp;-bana bir koyun çizebilir misin ? – çizemem ne yazık diyenlerin çok olduğunu görüyorum,sanat öğretimi yapan okullarda&amp;nbsp;bile &amp;nbsp;&amp;nbsp;» desen öğrenimi &amp;nbsp;» kalktı.Kavramsal ortaya çıkalı sanki &amp;nbsp;» lafla peynir gemisi yürüyor &amp;nbsp;» &amp;nbsp;, bir sergiye ne olursa olsun , bir slogan ,örneğin &amp;nbsp;» ben bir galeri ressamı değilim !&amp;nbsp;» gibi &amp;nbsp;» ad &amp;nbsp;» verildiğinde , orada ne sergilediğiniz önemli olmuyor ,isterseniz&amp;nbsp;bienallerde &amp;nbsp;» çağdaşlık adına Venedik kanallarının kirli suyunu arıtırsınız bu da sanatın &amp;nbsp;&amp;nbsp;» actuel &amp;nbsp;» olduğunu kanıtlar. biz yine tuval ressamlarımıza dönelim.Cy Twomby ‘ e dönersek ; boş bir tuvalin herhangi bir yerine ,çaktırmadan&amp;nbsp;aklına o anda gelen bir cümleyi yazmak , sanki bir sloganla bir sergiyi götürmek , boşluğu ya da boş olanı sergilemekle &amp;nbsp;üstelik sanatın bir düşünürü olduğun ortaya çıkıyor . yine o boş tuvalin bir yerinde ; sanki fırçanı temizlerken kalan boyayı oraya sürtmüşsün , Londra ‘ da Dulwich galerisinden çıkarken kafamdaki karmaşıklık&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333; font-family: 'Helvetica Neue', Helvetica, Arial, serif; font-size: 15px; font-weight: 300; line-height: 24px;"&gt;, bir süre sonra , 2007 de Avignon ‘ daki &amp;nbsp;Lambert kolleksiyonunu gezerken Twomby’nin yine bir boş tuvaline çaktırmadan bir öpücük&amp;nbsp;konduran , kendisi de sanatcı Rindy Sam , kırmızı dudak boyasının tuvalden temizlenmesi için &amp;nbsp;&amp;nbsp;»restauration &amp;nbsp;ücreti dahil &amp;nbsp;» masum bir tuval’e &amp;nbsp;» saldırmak suçundan epey bir para ödedi, Galerici Lambert mahkemede 2 milyon euroluk&amp;nbsp;bir dava açmıştı. Yvon Lambert ‘i adını gaçenlerde yine duyduk ; &amp;nbsp;» Mucizeye inanıyorum &amp;nbsp;» adında yaptığı bir&amp;nbsp;sergideki &amp;nbsp;Andres Serrano ‘ nun &amp;nbsp;» İsa ‘nın siydiği &amp;nbsp;» &amp;nbsp;adlı ( kendi siydiğinin içinde sergilediği çarmığa gerilmiş İsa &amp;nbsp;fotoğrafı ) İsa ‘ya hakaretten saldırıya uğradı , bilmiyorum , &amp;nbsp;Mr. Lambert böyle uç işlerle uğraşmanın riskinin farkında mı ,Twomby ‘ nin belki Louvre müzesine önemli bir çağrıyla ne yaptığını görmediniz ! Fransa ‘ nın son yıllardaki kültür &amp;nbsp;ve sanat adına sığlaşmasın açık örnekleri , büyük para babaları , büyük sanat vakıfları , çok ünlü Amerikalı galericilerin&amp;nbsp;pompalaması sonucu en önemli saraylar , müzeler , kutsal mekanların tüm şarlatanlara açılması sanki onların &amp;nbsp;yaptıklarını tanımlamak için her sözün başında kullandıkları «&amp;nbsp;CONTEMPORAIN&amp;nbsp;» &amp;nbsp;mekanlar yokmuş gibi , buna&amp;nbsp;karşı olanlar hızlı bir şekil püskürtüldü. Evet &amp;nbsp;Twomby &amp;nbsp;Louvre! un «&amp;nbsp;Bronz Salonunun &amp;nbsp;» kubbesini resimledi , resimlemek&amp;nbsp;biraz fazla onun için, boyadı diyelim. &amp;nbsp;» The Ceilling &amp;nbsp;» &amp;nbsp;kubbe hızlı bir şekilde maviya boyanmış ve de &amp;nbsp;sanatcı alışılmış şekilde bazı notlar iliştirmiş sağa sola, örneğin Praxitele , phidas , Myron , polyclete vs. Atıf yapıyor &amp;nbsp;bu gök&amp;nbsp;kubbede olanlara. Buradan gelmek istediğim nokta : bizde de başladı bu moda , geçenlerde aldığım bir davetiye &amp;nbsp;Ankara &amp;nbsp;» &amp;nbsp;Anadolu Medeniyetleri müzesinde &amp;nbsp;» &amp;nbsp;bir sergi davetiyesiydi . Bu sergiyi düzenleyen ,o müzeyi alıcı gözüyle&amp;nbsp;gezseydi acaba buna cüret &amp;nbsp;edermiy di ? İstanbul Dünya Kültür Başkenti &amp;nbsp;adına nice kutsal mekanları peşkeş çektiler. Çok doğru «&amp;nbsp;.. zorla güzellik olmaz !&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333; font-family: 'Helvetica Neue', Helvetica, Arial, serif; font-size: 15px; font-weight: 300; line-height: 24px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-ZtmEr7bRTF0/TjgtW5VjIwI/AAAAAAAAACs/ON5xQEHxN7w/s1600/capture-d_c3a9cran-2011-07-07-c3a0-12-08-55-pm.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://4.bp.blogspot.com/-ZtmEr7bRTF0/TjgtW5VjIwI/AAAAAAAAACs/ON5xQEHxN7w/s320/capture-d_c3a9cran-2011-07-07-c3a0-12-08-55-pm.png" width="318" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333; font-family: 'Helvetica Neue', Helvetica, Arial, serif; font-size: 15px; font-weight: 300; line-height: 24px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/962438698577755300-651708235237430430?l=utkuvarlik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://utkuvarlik.blogspot.com/feeds/651708235237430430/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://utkuvarlik.blogspot.com/2011/08/cy-twombly-oldu-ama-bos-tuvallerde-krnt.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/962438698577755300/posts/default/651708235237430430'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/962438698577755300/posts/default/651708235237430430'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://utkuvarlik.blogspot.com/2011/08/cy-twombly-oldu-ama-bos-tuvallerde-krnt.html' title='Cy Twombly öldü ama boş tuvallerde kırıntı karalamalar sürüyor'/><author><name>varlık</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16481774979002231478</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-NVKOsroBOnw/Tjg7_HKtpOI/AAAAAAAAADg/cQ99UJm78NM/s220/Capture%2Bd%25E2%2580%2599%25C3%25A9cran%2B2011-07-30%2B%25C3%25A0%2B1.18.40%2BPM.png'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-ZtmEr7bRTF0/TjgtW5VjIwI/AAAAAAAAACs/ON5xQEHxN7w/s72-c/capture-d_c3a9cran-2011-07-07-c3a0-12-08-55-pm.png' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-962438698577755300.post-6301351138593017882</id><published>2011-08-02T10:00:00.000-07:00</published><updated>2011-08-02T10:00:07.276-07:00</updated><title type='text'>keriz silkelemek</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333; font-family: 'Helvetica Neue', Helvetica, Arial, serif; font-size: 15px; font-weight: 300; line-height: 24px;"&gt;İlk duyduğumda epey güldüm , İstanbul Borsasında «&amp;nbsp;manipulation&amp;nbsp;» yapanlara ithafen, kullanılan bir eylemi içerdiği için.Polis tarafından yakalanıp,cezalandırıldılar,pasaportlarına el konuldu , borsaya girmeleri yasaklandı.&amp;nbsp;»göz dağı&amp;nbsp;» verdiler,ikinci kez yine oldu , «&amp;nbsp;silkeleme&amp;nbsp;» &amp;nbsp;acaba yalnız bu olaya özgü mü ? &amp;nbsp;yaşadığımız şu gün , Çamaşır suyundan&amp;nbsp;tutun, politikaya kadar «&amp;nbsp;silkelenenleri &amp;nbsp;» &amp;nbsp;&amp;nbsp;»beyazdan daha beyaz &amp;nbsp;» &amp;nbsp;yıkamaktır. Gün geçmiyor ; &amp;nbsp;» absürt &amp;nbsp;» ayrılcalığını yitirdi, olağan, şaşırtmıyor artık &amp;nbsp;ART BASEL &amp;nbsp;malum, her zaman sanatı paraca yönlendiren , bir zamanlar herkesin kolayca girip&amp;nbsp;&amp;nbsp;»boy-gösteremeyeceği&amp;nbsp;» , bir fuar olarak tanınırdı. Sanatın, günümüzde olduğu gibi &amp;nbsp;» conceptuél &amp;nbsp;» adına daha &amp;nbsp;kanatlanmadığı 70 yıllarında gezmiştim, dediğim gibi o yıllar hala pentür yapılıyordu.Bu yıl &amp;nbsp;ART-BASEL 42 &amp;nbsp;üstüne okuduğum bir yazıda; konu&amp;nbsp;olarak &amp;nbsp;Türklerin, bu fuara &amp;nbsp;olağanüstü &amp;nbsp;ilgisinden söz ediyordu : uçaklar dolusu , kolleksiyönör , meraklı , BASEL’i &amp;nbsp;işgal ediyor , BMW- vip &amp;nbsp; bu misafirleri &amp;nbsp;» CAMPARİ BAR &amp;nbsp;» dan fuara , fuardan &amp;nbsp; &amp;nbsp;BEYAZ-ART’ ın Grand Hotel Trois Rois&amp;nbsp;» da verdiği&amp;nbsp;unutulmaz bir «&amp;nbsp;reception&amp;nbsp;» a taşımaktan bir hal oluyor . AKBANK &amp;nbsp;PRIVITE BANK ‘da bu trafiğin içinde ,Fuara katılan&amp;nbsp;Türk galerilerinden yine sergiledikleri Türk sanatcılarının eserlerini &amp;nbsp;alan Türk kolleksiyonerlerine kanımca «&amp;nbsp;kanat &amp;nbsp;geriyor&amp;nbsp;» , unutmayalım İsviçre’deyiz . Yine yazıda en ilginç bölüm ; fuara katılan Türk sanatcılarla , yine onların çevresindeki bazı galeri yönetcilerinin &amp;nbsp;» yaşadıkları bir fantasme&amp;nbsp;» &amp;nbsp;sonrası konuşmaları : – evet daha önce &amp;nbsp;DUBAİ’deydik &amp;nbsp;sonra &amp;nbsp;ART HONG KONG , doğru &amp;nbsp;ABU DHABİ’ yi &amp;nbsp;unutmayalım, bizi izliyorlar, ha FRİEZE NYC – Art Show vs. Hepsi çok güzel ; alan mutlu&amp;nbsp;satan mutlu , ama sorarım ; ne sergileyip ne satıyoruz ? Hangi «&amp;nbsp;performance&amp;nbsp;» &amp;nbsp;la , hangi &amp;nbsp;» critere &amp;nbsp;» bu &amp;nbsp;çekim alanını &amp;nbsp; oluşturan , yeni zenginlik mi , yeni kapitalism’ in yeni kuşağı mı ? Bence yeni bir&amp;nbsp;&amp;nbsp;» CAN SIKINTISI &amp;nbsp;» , hani bir zamanlar bir sergiyi görmeye giderken , garip bir duygu yaşardım, müzede de aynı &amp;nbsp;&amp;nbsp;» VERTIGE &amp;nbsp;» , kitapcıya&amp;nbsp;girerken ,o &amp;nbsp;&amp;nbsp;»merak balonunun&amp;nbsp;» &amp;nbsp;sizi götürdüğü uçurukluk , şunu söylüyorum , peşlerinden bizi sürükleyen o dönemin ressamları , yazarları , müzisyenlerinin çekim alanları ,yaşadıkları ,yarattıkları kendi &amp;nbsp;MEKANLARIYDI &amp;nbsp;&amp;nbsp;» VİP BARLARI &amp;nbsp;» değil, ve de katiyen ne &amp;nbsp;ABU DHABİ &amp;nbsp;ne de böyle fuar olayları. İstemeden aklıma çevirisi güç bir fransızca sözçük geliyor , &amp;nbsp;"enfoiré "&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333; font-family: 'Helvetica Neue', Helvetica, Arial, serif; font-size: 15px; font-weight: 300; line-height: 24px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-4_wwSN6Th7o/TjgtEqfGlfI/AAAAAAAAACo/QLv4jYIMloA/s1600/capture-d_c3a9cran-2011-06-30-c3a0-5-32-56-pm.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="226" src="http://1.bp.blogspot.com/-4_wwSN6Th7o/TjgtEqfGlfI/AAAAAAAAACo/QLv4jYIMloA/s320/capture-d_c3a9cran-2011-06-30-c3a0-5-32-56-pm.png" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/962438698577755300-6301351138593017882?l=utkuvarlik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://utkuvarlik.blogspot.com/feeds/6301351138593017882/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://utkuvarlik.blogspot.com/2011/08/keriz-silkelemek.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/962438698577755300/posts/default/6301351138593017882'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/962438698577755300/posts/default/6301351138593017882'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://utkuvarlik.blogspot.com/2011/08/keriz-silkelemek.html' title='keriz silkelemek'/><author><name>varlık</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16481774979002231478</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-NVKOsroBOnw/Tjg7_HKtpOI/AAAAAAAAADg/cQ99UJm78NM/s220/Capture%2Bd%25E2%2580%2599%25C3%25A9cran%2B2011-07-30%2B%25C3%25A0%2B1.18.40%2BPM.png'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-4_wwSN6Th7o/TjgtEqfGlfI/AAAAAAAAACo/QLv4jYIMloA/s72-c/capture-d_c3a9cran-2011-06-30-c3a0-5-32-56-pm.png' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-962438698577755300.post-4364105910815949960</id><published>2011-08-02T09:58:00.000-07:00</published><updated>2011-08-02T09:58:06.119-07:00</updated><title type='text'>koku /2</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333; font-family: 'Helvetica Neue', Helvetica, Arial, serif; font-size: 15px; font-weight: 300; line-height: 24px;"&gt;Edebiyat öğretmeni ve de çok genç bir yaşta ölen babamla ilgili anılarım sınırlıdır. &amp;nbsp;Romantik kişiliğini,şairliğini, öğretmen ve eğitici, halkevleri yöneticisi yani &amp;nbsp;ilk &amp;nbsp;&amp;nbsp;»cumhuriyet&amp;nbsp;» &amp;nbsp;kuşağının anadolu’daki &amp;nbsp;yalnızlığını daha sonra çözdüm. 1951 &amp;nbsp;de öldüğüne göre ülkesinin başına geleceklerden habersiz, belki de mutlu gitti. Belleğimdeki anı gelip yine resime dokunuyor.Bir pazar günü, okuldan &amp;nbsp;arkadaşı, &amp;nbsp; resim öğretmeninin &amp;nbsp;evine &amp;nbsp;ziyarete gittik ;bilmiyorum belki resime eğilimimi sezmişti,Atölye olarak kullanılan küçük bir odaya girdiğimizde, &amp;nbsp;ilk kez resim yapılan bir mekanın; ne kadar &amp;nbsp;gösterişsiz olursa olsun; tüm eşyalarının, resim sephası ve üstünde bitmemiş bir «&amp;nbsp;natürmor&amp;nbsp;» un ,masanın üstünde modelini, taburenin üstünde de palet ve fırçalar , duvarda ise bir portre ve ufak bir şasi ‘den önce tüm yaşamımda benim için kokuların en anlamlısı olan,&amp;nbsp;bir boya tüpünün kapağını açtığımızda burnumuza gelen kokuydu.Unutmalım yıl 1948 olsa gerek ve de ilk kez bir yağlı&amp;nbsp;boya tüpüyle karşılaşıyorum. Onlar konuşurken ben bu kokunun gizemine; bir kutunu içindeki tüpleri tek tek açarak, önce renklere bakıp, sonra da sanki her rengin kokusu başkadır inancıyla.Tüplerin üzerinde &amp;nbsp;» talens &amp;nbsp;» yazıyordu ve de tüm renklerin kokusu aynıydı.Bir kaç yıl sonra kırtasiyecide bulduğum başka marka boyalar da aynı kokuydu, bir süre sonra da &amp;nbsp;kaynağını ; &amp;nbsp;» bezir yağından &amp;nbsp;» geldiğini öğrenecektim . Toz boya &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp;&amp;nbsp;»pigment &amp;nbsp;» , mermer üstünde, bezir yağını yavaş yavaş yedirerek , spatülle ezerek karıştırılır sonuçta elde edilen bu &amp;nbsp;karışım,- akıcı olmamalı – &amp;nbsp;ve tüpe girdiğinde asırlık bir ömür kazanır. Paris’deki yaşamımda tanıdığım bazı yaşlı ressamların ölümlerinden sonra bana geçen asırlık tüpleri büyük bir özenle saklıyorum ; bazen kapaklarını dikkatle&amp;nbsp;açıp, kokladığımda ; bu beni «&amp;nbsp;virtuel&amp;nbsp;» bir geziye çıkarır , aynı boya o günün ünlü bir sanatçısın fırçasından belki bir&amp;nbsp;müzede kendini savunuyor zamana karşı. 60 yıllarında Güzel Sanatlar Akedemisine girdiğimde, Türkiye çok önemli bir ekonomik&amp;nbsp;krizin içindeydi . Değil boya bulabilmek , resim malzemesine özgü hiç bir şey yoktu.Resim Tekniği hocamız&amp;nbsp;Salih Urallı , bize «&amp;nbsp;tuval&amp;nbsp;» nasıl hazırlanır konusunu kürsüden anlatırdı,kanımca pratik yapılmadan ve de malzemeleri denemeden, en önemlisi gereken kaliteyi bulmadan iyi bir tuval yapılamaz ki genellikle resim alanlar hiç&amp;nbsp;bir zaman tuvalin arkasına bakmazlar. örneğin o yıllar ; bir tuvalin asıl malzemesi «&amp;nbsp;keten&amp;nbsp;» bezi bulunamadığı için &amp;nbsp;Pamuklu bez kullanılırdı,dokusu &amp;nbsp;basit , en ucuzundan. Gelelim «&amp;nbsp;şasi&amp;nbsp;» ye : tuval bezinin gerilebilmesi için ağaçtan yapılan bir kasnak&amp;nbsp;resmin boyutuna göre hazırlanıp,bez bunun üzerine gerilir. Sorunlar &amp;nbsp;genellikler bundan sonra başlar , önce &amp;nbsp;&amp;nbsp;»gesso&amp;nbsp;» dediğimiz, resmin alt yapısını hazırlamamız gerekiyor ki o yıllarda plastik kökenli boyalar daha ülkemize &amp;nbsp;&amp;nbsp;gelmemişti ,o zaman eski formülü uyguluyorduk ; örneğin bez gerildikten sonra bezi doyuracak bir altlık , «&amp;nbsp;arap zamkı&amp;nbsp;»sürülür ama doz biraz fazla kaçarsa pamuklu bezi alabildiğine gerdirir, bez de derme çarpma şasi bozuntusunu&amp;nbsp;bir davul gibi gerer,sonra da alabildiğine çarpıtırırdı.Hiç unutmamalı ,bu kasnak,en az on yıl dinlenmiş ve de kurumuş&amp;nbsp;çam ağacından,geçmeli,gerekirse gerilebilen, kakmalı vs.Bence usta bir marangozun elinden çıkmışsa tek başına çok güzel&amp;nbsp;bir «&amp;nbsp;objedir&amp;nbsp;». İşte o günler tüm olmamazlıkla savaşırken,Bedri Rahmi Eyüboğlu Atölyesindeyiz ; Akın Aksoy , Bursa’da iyi&amp;nbsp;bir Marangoz tanıdığını ve de bizlere düşlediğimiz şasileri yaptırabileceğini söyledi.Onbeş gün sonra da atölyeye büyükce , ağır&amp;nbsp;bir paket geldi,beklediğimiz şasilerdi gelen.Merakla ve özenle açtığımızda ; gördüğümüz objenin güzelliğinden önce&amp;nbsp;paketten hiç duymadığımız , belki doğada kokladığımız , kökenini hiç düşünmediğimiz gizemsi bir koku yayıldı.hem &amp;nbsp;ağacın olağanüstü rengi , marangozun ustalığı bizi o kadar büyüledi ki , ağaca dokunuyor ve de kokluyorduk. Akın sonra bir açıklama &amp;nbsp;yaptı ; babası marangoza o kadar işlemiş ki, adam bu ağacın yalnız &amp;nbsp;&amp;nbsp;» selvi ağacı &amp;nbsp;» olabileceğine karar vermiş, bilmem bugün bulabilir miyiz ? &amp;nbsp;Bana düşen şasiyi kullanmadım, atölyedeki &amp;nbsp;mekanımın duvarında, alttaki deniz ve karşıda Üsküdar , daha ötede &amp;nbsp;de «&amp;nbsp;Karacaahmet&amp;nbsp;» mezarlığını, içeriğinde kokusuyla ve güzelliğiyle tamamladı. Daha sonra da Arnavutköy’deki yalıda sürdürdü varoluşunu . Paris’e giderken duvarda bıraktım &amp;nbsp;istemiyerek , daha doğrusu&amp;nbsp;Alaeddin’e söylemeyi unuttum,göz kulak olmasını. O da bir yıl sonra Paris’e &amp;nbsp;geldi ,bir süre sonra da alttaki meyhaneden çıkan bir yangın &amp;nbsp;bizim yalıyı yuttu , kanımca şasiyle birlikte.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333; font-family: 'Helvetica Neue', Helvetica, Arial, serif; font-size: 15px; font-weight: 300; line-height: 24px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-bDxfsf0-hUc/TjgskRgllgI/AAAAAAAAACk/WqCDStB4tnI/s1600/capture-d_c3a9cran-2011-06-26-c3a0-5-09-35-pm.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://1.bp.blogspot.com/-bDxfsf0-hUc/TjgskRgllgI/AAAAAAAAACk/WqCDStB4tnI/s320/capture-d_c3a9cran-2011-06-26-c3a0-5-09-35-pm.png" width="195" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333; font-family: 'Helvetica Neue', Helvetica, Arial, serif; font-size: 15px; font-weight: 300; line-height: 24px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/962438698577755300-4364105910815949960?l=utkuvarlik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://utkuvarlik.blogspot.com/feeds/4364105910815949960/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://utkuvarlik.blogspot.com/2011/08/koku-2.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/962438698577755300/posts/default/4364105910815949960'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/962438698577755300/posts/default/4364105910815949960'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://utkuvarlik.blogspot.com/2011/08/koku-2.html' title='koku /2'/><author><name>varlık</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16481774979002231478</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-NVKOsroBOnw/Tjg7_HKtpOI/AAAAAAAAADg/cQ99UJm78NM/s220/Capture%2Bd%25E2%2580%2599%25C3%25A9cran%2B2011-07-30%2B%25C3%25A0%2B1.18.40%2BPM.png'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-bDxfsf0-hUc/TjgskRgllgI/AAAAAAAAACk/WqCDStB4tnI/s72-c/capture-d_c3a9cran-2011-06-26-c3a0-5-09-35-pm.png' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-962438698577755300.post-5156462994488145956</id><published>2011-08-02T09:56:00.001-07:00</published><updated>2011-08-02T09:56:57.523-07:00</updated><title type='text'>koku</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333; font-family: 'Helvetica Neue', Helvetica, Arial, serif; font-size: 15px; font-weight: 300; line-height: 24px;"&gt;Bilinmez ; belleğin seçeneği algılarımızda bazı öncelikler tanır .Örneğin kokuya karşı özgün kişiliğim,bana tarifsiz bir&amp;nbsp;yaşama biçimi getirmiştir. Tüm yaşamımda kadınların kullandıkları «&amp;nbsp;ağır&amp;nbsp;» parfümlerle savaştım ki bunun nereden&amp;nbsp;gelğini çok iyi biliyorum; 40 yıllarının yaşamı bir sinema gibi aklımda. Evlerde «&amp;nbsp;misafir&amp;nbsp;» odaları vardı, nedense bu oda sürek-li yaşanmadığı için, koltuklar ve mobilyalar &amp;nbsp;toza karşı beyaz örtülerle kaplı, pencerelerin ağır perdelerinden yanlışlıkla&amp;nbsp;giren ışığın dokunduğu büfenin üstünde fotoğraflar, değeri tartışılır bir iki vazo, önde de bir kolonya şişesi olurdu. Kolonya&amp;nbsp;genellikle «&amp;nbsp;limon&amp;nbsp;» kolonyası olsa da, zevke göre ağır kokular da sürünülürdü.Benim sorunum anneme gelen misafirlerdi.O yılları popüler kokuları &amp;nbsp;; &amp;nbsp;» le soir de Paris&amp;nbsp;» , &amp;nbsp;» chat noir «&amp;nbsp;, «&amp;nbsp;gonca&amp;nbsp;», «&amp;nbsp;bourjois&amp;nbsp;», «&amp;nbsp;baghari&amp;nbsp;» vs. sürünmüş bir sürü kadının&amp;nbsp;sizi öpmek , başınızı okşamak ve de o kokulardan kaçıp, bahçede saklanmak, bu «&amp;nbsp;kabusu&amp;nbsp;» halen yaşarım. Bu konuya&amp;nbsp;Simonetta Greggio’nun «&amp;nbsp;İncir ağacının kokusu&amp;nbsp;» kitabından dolayı girdim, kıskandım diyebilirim, kitaba ismini veren&amp;nbsp;bu koku benim «&amp;nbsp;sanrı bahçemin&amp;nbsp;» ağacının kokusudur. Antik kentlerin «&amp;nbsp;fon&amp;nbsp;» kokusudur bu, eski İstanbul sokaklarının&amp;nbsp;yıkık duvarların, eski konakların, yanı başında her türlü «&amp;nbsp;zülüma&amp;nbsp;» katlanan bu ağacın kimliğidir, değişik iklimlerde&amp;nbsp;gövdece değişik ama tarifsiz kokusu aynı, benim «&amp;nbsp;iyi düşümün&amp;nbsp;» ağacının kokusu. Patrick Süskins «&amp;nbsp;parfüm&amp;nbsp;» romanıyla&amp;nbsp;da -1985- beni gerçekten şaşırtan bir yazardır. Romanın «&amp;nbsp;bestseller&amp;nbsp;» olması ve de sinemaya kötü uygalanması belki bugün&amp;nbsp;yazarını biraz unutturmuştur. Şu da bir gerçek ki şimdiye dek bir romanın asıl gerçek kişiliğinin «&amp;nbsp;fictiv&amp;nbsp;» olarak temayı&amp;nbsp;öylesine sürüklemesi çok azdır, nasıl koku, değişik kimliklerle -déguisé- konuyu başından sonuna dek götürüyorsa,kendi&amp;nbsp;yaşamımda da koku benim bir «&amp;nbsp;repaire&amp;nbsp;» noktamdır. Bu denli «&amp;nbsp;temizleyici&amp;nbsp;» ürünlerinin olmadığı o yıllarda İstanbul’da&amp;nbsp;her mekanın bir kokusu vardı, gözüm kapalı da olsa kimin apartmanına girdiğimi söyliyebilirdim.örneğin en ulusal&amp;nbsp;kokulardan biri Beyoğlu «&amp;nbsp;Tünelin&amp;nbsp;» kokusuydu. Cenevizliler zamanında yapılmış &amp;nbsp;tünel, daha sonra «&amp;nbsp;finuculer&amp;nbsp;» olarak&amp;nbsp;kullanıldığında, vagonları çeken yorgun kayışın yağıyla, kanalizasyon, rutubet ve da tarih bileşiminden kendine özgün&amp;nbsp;bir koku oluşmuştu.Yıllar sonra Cenova’da hemen hemen aynı tarihlerde yapılmış tünelin finuculerinde aynı kokuyu&amp;nbsp;buldum. Malum eğer koku bir «&amp;nbsp;kokulu molécule &amp;nbsp;» se , hangi kimya mucizesi, kendine özgü bir koku yaratıyor örneğin:&amp;nbsp;antikite, tiksinme, hayvan,mutfak, küf,ölü vs. Ölümün kokusu bir başkadır; Mallaparte «&amp;nbsp;kaput&amp;nbsp;» da, 2. dünya harbinde&amp;nbsp;&amp;nbsp;»reporteur&amp;nbsp;» olarak Romanya’da yaşadığı bir olayı anlatır; Ölü bir kısrağın gece dolaşan kokusu, bence ölüm böylesine&amp;nbsp;anlatılmamıştır. Sonuç olarak yine günümüze geleceğim. Sanat pazarının en pahalı isimlerinden Damien Hirst, Sothebs-&amp;nbsp;in en iyi pazarladığı sanatcıdır. Genel olarak eserleri büyük akvaryumlarda «&amp;nbsp;formol&amp;nbsp;» içinde sergilenen kendi ergen&amp;nbsp;boyutlarında akla gelen yaratıklar, örneğin «&amp;nbsp;altın dana&amp;nbsp;» : boynuzlarının arasında Mısır Apis tanrısına gönderme olarak&amp;nbsp;18 carat altın bir daire taşır. Fiatı ise 13milyon euro dur. Şimdi bilmiyorum hangi müzededir? Geçenlerde Damien Hirst’in&amp;nbsp;başına beklemediği bir felaket geldi; yine formole yatırdığı «&amp;nbsp;köpek balığı&amp;nbsp;» , büyük kolleksiyönör Francois Pinot tarafından&amp;nbsp;alındıktan sonra ortalığa dehşet bir koku salmaya başlıyor, nedeni araştırıldığında yanlış yapılan bir işlem nedeniyle&amp;nbsp;oluşan bir gaz,akvaryumu patlamak üzeredir &amp;nbsp;ve köpek balığının formol’e rağmen kokuşmakta olduğudur. Nasıl kurtarıldı &amp;nbsp;bilmiyorum ama olaya tanık bir kişinin söylediği ; «&amp;nbsp;çağdaş sanat hiç bir zaman bu kadar kötü kokmamıştı !&amp;nbsp;»&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333; font-family: 'Helvetica Neue', Helvetica, Arial, serif; font-size: 15px; font-weight: 300; line-height: 24px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-wtsyhD1F_W4/TjgsUAHy5_I/AAAAAAAAACg/9oxmbTYShfA/s1600/capture-d_c3a9cran-2011-06-21-c3a0-6-26-43-pm1.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/-wtsyhD1F_W4/TjgsUAHy5_I/AAAAAAAAACg/9oxmbTYShfA/s1600/capture-d_c3a9cran-2011-06-21-c3a0-6-26-43-pm1.png" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333; font-family: 'Helvetica Neue', Helvetica, Arial, serif; font-size: 15px; font-weight: 300; line-height: 24px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/962438698577755300-5156462994488145956?l=utkuvarlik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://utkuvarlik.blogspot.com/feeds/5156462994488145956/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://utkuvarlik.blogspot.com/2011/08/koku.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/962438698577755300/posts/default/5156462994488145956'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/962438698577755300/posts/default/5156462994488145956'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://utkuvarlik.blogspot.com/2011/08/koku.html' title='koku'/><author><name>varlık</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16481774979002231478</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-NVKOsroBOnw/Tjg7_HKtpOI/AAAAAAAAADg/cQ99UJm78NM/s220/Capture%2Bd%25E2%2580%2599%25C3%25A9cran%2B2011-07-30%2B%25C3%25A0%2B1.18.40%2BPM.png'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-wtsyhD1F_W4/TjgsUAHy5_I/AAAAAAAAACg/9oxmbTYShfA/s72-c/capture-d_c3a9cran-2011-06-21-c3a0-6-26-43-pm1.png' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-962438698577755300.post-4721924400957806826</id><published>2011-08-02T09:55:00.001-07:00</published><updated>2011-08-02T09:55:49.698-07:00</updated><title type='text'>göz boyama</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333; font-family: 'Helvetica Neue', Helvetica, Arial, serif; font-size: 15px; font-weight: 300; line-height: 24px;"&gt;1950 yıllarına dönersek, bir başka bir Türkiye görürüz. Bolu’da geçen çoçukluğum ,dingin olduğu kadar da kendi içine kapanık (autarcie), geleneklerine bağlı bu kentin çok renkli anılarıyla doludur. Her yıl Eylül ayında, bir ay süreyle, kentin ünlü karaçayır mahallesinde çok büyük bir alana &amp;nbsp;» panayır &amp;nbsp;» kurulurdu. Tüm dükkanlar, lokantalar, Bolu’nun kendine özgü, yöresel ne varsa bu çadırlara taşınır, bir ay süreyle orada yaşanırdı. Ama asıl «&amp;nbsp;variété&amp;nbsp;» dışarıdan gelen, kimin,nasıl organize ettiği meçhul, «&amp;nbsp;atraksiyon&amp;nbsp;» ; yani : çadır tiyatrosu – İstanbul barlarından toplanmış , ikinci sınıf &amp;nbsp;&amp;nbsp;»konsomatris&amp;nbsp;» ve de şarkıcı, dansöz-, sihirbaz,canbaz – Fellini’nin «&amp;nbsp;la Strada&amp;nbsp;» filmindeki kişiliğin ta kendisi- , Hint okyanusundan yakalanmış dünyada eşi olmayan «&amp;nbsp;siren&amp;nbsp;» deniz kızı Zühre, hayaletler tüneli, belkemiği olmayan adam «&amp;nbsp;Cemal&amp;nbsp;» vs. Ayrıca da aklınıza gelmeyecek, para çekici her türlü oyun ve üç kağıt. Amaç her çağda geçerli bir «&amp;nbsp;syndrome&amp;nbsp;» &amp;nbsp;u &amp;nbsp;kullanmak, bir başka boyuta sokmak, şaşırmak söz konusu değil, daha önce görülmüş de olsa sizin «&amp;nbsp;meraki&amp;nbsp;» duygunuzu bir kez daha «&amp;nbsp;istismar&amp;nbsp;» etmek. Buradan hareketle daha önce söz ettiğim Paris «&amp;nbsp;grand Palais&amp;nbsp;» deki «&amp;nbsp;monumanta 2011″ &amp;nbsp;de Hint kökenli İngiliz «&amp;nbsp;artist Anish Kapoor’un 100 metre uzunluğunda, 17 metre yüksekliğinde, 73000 metreküp, içine de girebileceğimiz bir balonumsu «&amp;nbsp;objesi&amp;nbsp;» «&amp;nbsp;Leviathan&amp;nbsp;». Yapımı için 22.000 metrekare PCV kullanılmış. Bu da sanatcının Londra’da «&amp;nbsp;Camberwell&amp;nbsp;» deki atölyesinde 2o asistanıyla iki yılda gerçekleştirilmiş. Bir kez daha &amp;nbsp;&amp;nbsp;»çağdaş sanat&amp;nbsp;» adına «&amp;nbsp;megolomani&amp;nbsp;»nin sınırları zorlanıyor, sergi komiseri; bunun bir nevi bir «&amp;nbsp;hint tapınağı&amp;nbsp;», yaşanmışlığın ilk mağarası, kutsal kitaplardaki bir canavarın «&amp;nbsp;ana karnında&amp;nbsp;» hissettirmek görücüyü vs. diye ekliyor . Nedeni bilinmez,buna bakarken «&amp;nbsp;deniz kızı&amp;nbsp;» Zühre’yi anımsadım!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333; font-family: 'Helvetica Neue', Helvetica, Arial, serif; font-size: 15px; font-weight: 300; line-height: 24px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/--7hFE0WTv_0/TjgsDjHyGfI/AAAAAAAAACc/GtqJKfNugcA/s1600/image-2.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="211" src="http://1.bp.blogspot.com/--7hFE0WTv_0/TjgsDjHyGfI/AAAAAAAAACc/GtqJKfNugcA/s320/image-2.png" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333; font-family: 'Helvetica Neue', Helvetica, Arial, serif; font-size: 15px; font-weight: 300; line-height: 24px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/962438698577755300-4721924400957806826?l=utkuvarlik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://utkuvarlik.blogspot.com/feeds/4721924400957806826/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://utkuvarlik.blogspot.com/2011/08/goz-boyama.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/962438698577755300/posts/default/4721924400957806826'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/962438698577755300/posts/default/4721924400957806826'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://utkuvarlik.blogspot.com/2011/08/goz-boyama.html' title='göz boyama'/><author><name>varlık</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16481774979002231478</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-NVKOsroBOnw/Tjg7_HKtpOI/AAAAAAAAADg/cQ99UJm78NM/s220/Capture%2Bd%25E2%2580%2599%25C3%25A9cran%2B2011-07-30%2B%25C3%25A0%2B1.18.40%2BPM.png'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/--7hFE0WTv_0/TjgsDjHyGfI/AAAAAAAAACc/GtqJKfNugcA/s72-c/image-2.png' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-962438698577755300.post-5907523405253701057</id><published>2011-08-02T09:54:00.000-07:00</published><updated>2011-08-02T09:54:41.990-07:00</updated><title type='text'>cinler</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333; font-family: 'Helvetica Neue', Helvetica, Arial, serif; font-size: 15px; font-weight: 300; line-height: 24px;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="entry-content" style="border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; font-family: inherit; font-size: 15px; font-style: inherit; font-weight: inherit; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; outline-color: initial; outline-style: initial; outline-width: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 1.625em; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;div style="border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; font-family: inherit; font-size: 15px; font-style: inherit; font-weight: inherit; margin-bottom: 1.625em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; outline-color: initial; outline-style: initial; outline-width: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: left; vertical-align: baseline;"&gt;Bir kaç yıl önce Taksim’den Tarlabaşı’na doğru inerken,bir vitrin dikkatimi çekti,vitrinde Ömer Uluç’un bir süredir&amp;nbsp;borulardan yaptığı «&amp;nbsp;heykel-objet&amp;nbsp;» diyebileceğimiz bir iş sergileniyordu,yaklaştığımda «&amp;nbsp;inşaat malzemeleri satan bir&amp;nbsp;dükkan olduğunu gördüm;gerçekten adam çaktırmadan bir &amp;nbsp;&amp;nbsp;»ÖmerUluç&amp;nbsp;» yapmıştı,metresine 6 lira verir,doğruca bir&amp;nbsp;galeri ya da müzeye taşınabilirdi,dükkan sahibine de;Marcel Duchamp,ready-made ve de objets usuels exposeé ‘den&amp;nbsp;söz etmek gerekirdi ama vaktim yoktu.Bu fotoğrafı Doğan Paksoy’a dergisine koyması için göderdim ama koymadı&amp;nbsp;Ömer’in hışmına uğramak istemiyordu kanımca.Bu olaya değinmem ,Paris’de «&amp;nbsp;Grand Palais&amp;nbsp;» deki «&amp;nbsp;Monumenta&amp;nbsp;»&amp;nbsp;sergileri ki şu günlerdeki «&amp;nbsp;Anish Kapoor&amp;nbsp;» sergisinden daha sonra söz edeceğim,nereye doğru gittiğimizi ve de «&amp;nbsp;absürt&amp;nbsp;»&amp;nbsp;sınırlarını zorlıyan,bizim «&amp;nbsp;enayiliğimizle&amp;nbsp;» dalga geçen,aynı mekanda gördüğüm Anselm Kiefer’in gösterisi,gösteri&amp;nbsp;diyorum çünkü bunun «&amp;nbsp;sanat&amp;nbsp;»la hiç bir ilgisinin olmadığı gözümüzün önünde.Kiefer «&amp;nbsp;Sonnenschiff&amp;nbsp;»- güneş gemi&amp;nbsp;»&amp;nbsp;adını vardiği 8 metre yükseklikte,7metre uzunlukta «&amp;nbsp;beto bir blok&amp;nbsp;» sergiliyordu,Megolomani mi bilmiyorum ama&amp;nbsp;merak ettiğim bu beton bloklar şu anda hangi müzede ya da kolleksiyonerde? Bir gün «&amp;nbsp;açık arttımaya&amp;nbsp;» çıkar mı?&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-MFuFli8IN4Y/TjgryPku6tI/AAAAAAAAACY/D8NdoGyXtAY/s1600/bild.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="229" src="http://4.bp.blogspot.com/-MFuFli8IN4Y/TjgryPku6tI/AAAAAAAAACY/D8NdoGyXtAY/s320/bild.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/962438698577755300-5907523405253701057?l=utkuvarlik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://utkuvarlik.blogspot.com/feeds/5907523405253701057/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://utkuvarlik.blogspot.com/2011/08/cinler.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/962438698577755300/posts/default/5907523405253701057'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/962438698577755300/posts/default/5907523405253701057'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://utkuvarlik.blogspot.com/2011/08/cinler.html' title='cinler'/><author><name>varlık</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16481774979002231478</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-NVKOsroBOnw/Tjg7_HKtpOI/AAAAAAAAADg/cQ99UJm78NM/s220/Capture%2Bd%25E2%2580%2599%25C3%25A9cran%2B2011-07-30%2B%25C3%25A0%2B1.18.40%2BPM.png'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-MFuFli8IN4Y/TjgryPku6tI/AAAAAAAAACY/D8NdoGyXtAY/s72-c/bild.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-962438698577755300.post-3210314717356824687</id><published>2011-08-02T09:53:00.000-07:00</published><updated>2011-08-02T09:53:25.772-07:00</updated><title type='text'>bir sergi anısı</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333; font-family: 'Helvetica Neue', Helvetica, Arial, serif; font-size: 15px; font-weight: 300; line-height: 24px;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-D2gTEJhMLiA/TjgrYBzWcPI/AAAAAAAAACU/d7Q7CtzcMO8/s1600/c3b6nizleme-kapak-c3b6n-12.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://3.bp.blogspot.com/-D2gTEJhMLiA/TjgrYBzWcPI/AAAAAAAAACU/d7Q7CtzcMO8/s320/c3b6nizleme-kapak-c3b6n-12.jpg" width="213" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;ul style="border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; font-family: inherit; font-size: 15px; font-style: inherit; font-weight: inherit; list-style-image: initial; list-style-position: initial; list-style-type: square; margin-bottom: 1.625em; margin-left: 2.5em; margin-right: 0px; margin-top: 0px; outline-color: initial; outline-style: initial; outline-width: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;li style="border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; font-family: inherit; font-size: 15px; font-style: inherit; font-weight: inherit; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; outline-color: initial; outline-style: initial; outline-width: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; vertical-align: baseline;"&gt;1970 yılında Paris’e gitmeden önce ,yeni açılan Taksim Belediye Galerisinde&amp;nbsp;bir «&amp;nbsp;veda&amp;nbsp;» sergisi yaptım.Sergi son çalışmalarım;litografi,desen ve gravürlerde oluşan 22 resmi içeriyordu.&amp;nbsp;serginin teması «&amp;nbsp;içenler&amp;nbsp;» di,o çok güzel yaşadığımız bir başka İstanbul’un akşamı, yani «&amp;nbsp;vakt-i kerahat&amp;nbsp;», Arnavutköy-&amp;nbsp;den Bebek’e doğru sizi çağıran «&amp;nbsp;erguvan&amp;nbsp;» bir ses,Yalnız o değil tüm İstanbul ,örneğin «&amp;nbsp;kör Agop’un ölü balık meyhanesi&amp;nbsp;»&amp;nbsp;sergi davetiyesinin de resmiydi bu.Bilmiyorum belki ben gidiyorum diye,serginin tüm resimleri satıldı,o günlerde resim&amp;nbsp;satmak,belki &amp;nbsp;bir iki ama katiyen tüm sergi değil.Galeriyle Divan oteli arasındaki parkta, köşk misali çok güzel bir&amp;nbsp;meyhane vardı ki galerinin bir kapısı da buraya açılıyordu,sanki galerinin özel meyhanesi gibi.Serginin satılması&amp;nbsp;gücüyle meyhanede veresiye hesap açtırıp,gelen dostlarımızı orada ağırlamaya başladık,gerçekten anlatılmaz kefliydi.&lt;/li&gt;&lt;li style="border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; font-family: inherit; font-size: 15px; font-style: inherit; font-weight: inherit; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; outline-color: initial; outline-style: initial; outline-width: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; vertical-align: baseline;"&gt;Sergi sonunda sevgili Aziz Çalışlar’la resimleri verip paraları topladık ; 22 resim 230 lira etti,oysa meyhane ise bize&amp;nbsp;260 lira çıkardı,kalan 30 lirayı da topladık.Şu günlerde dostum Münir Göker, «&amp;nbsp;Cinius&amp;nbsp;» yayınlarından ilk kitabı&amp;nbsp;«&amp;nbsp;Yenikapı Hikayeleri&amp;nbsp;» ni çıkardı,kitabın kapak resmi de benim bu sergimin davetiye deseni,geçmiş gün;bilmiyorum&amp;nbsp;kim almıştı bu deseni? Hiç belli olmaz bir «&amp;nbsp;müzayede&amp;nbsp;»de çıkar,o zaman görürüz.&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/962438698577755300-3210314717356824687?l=utkuvarlik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://utkuvarlik.blogspot.com/feeds/3210314717356824687/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://utkuvarlik.blogspot.com/2011/08/bir-sergi-ans.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/962438698577755300/posts/default/3210314717356824687'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/962438698577755300/posts/default/3210314717356824687'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://utkuvarlik.blogspot.com/2011/08/bir-sergi-ans.html' title='bir sergi anısı'/><author><name>varlık</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16481774979002231478</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-NVKOsroBOnw/Tjg7_HKtpOI/AAAAAAAAADg/cQ99UJm78NM/s220/Capture%2Bd%25E2%2580%2599%25C3%25A9cran%2B2011-07-30%2B%25C3%25A0%2B1.18.40%2BPM.png'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-D2gTEJhMLiA/TjgrYBzWcPI/AAAAAAAAACU/d7Q7CtzcMO8/s72-c/c3b6nizleme-kapak-c3b6n-12.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-962438698577755300.post-9170266453045018428</id><published>2011-08-02T09:47:00.000-07:00</published><updated>2011-10-16T04:05:58.268-07:00</updated><title type='text'>Dingin bir pazar günü</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333; font-family: 'Helvetica Neue', Helvetica, Arial, serif; font-size: 15px; font-weight: 300; line-height: 24px;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; font-family: inherit; font-size: 15px; font-style: inherit; font-weight: inherit; margin-bottom: 1.625em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; outline-color: initial; outline-style: initial; outline-width: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-nmy7dsTvkk0/Tpq6frtZIKI/AAAAAAAAAGI/zFwTdsN-pV0/s1600/images.jpeg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="400" src="http://1.bp.blogspot.com/-nmy7dsTvkk0/Tpq6frtZIKI/AAAAAAAAAGI/zFwTdsN-pV0/s400/images.jpeg" width="317" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3 nisan 2011 / Paris&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; font-family: inherit; font-size: 15px; font-style: inherit; font-weight: inherit; margin-bottom: 1.625em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; outline-color: initial; outline-style: initial; outline-width: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; vertical-align: baseline;"&gt;Bugün dostum Ali Hatemi’yle &amp;nbsp;» Grand Palais’de «&amp;nbsp;Artparis-Justart&amp;nbsp;» salonunu gezdik.Önemli «&amp;nbsp;megolo / galerilerin yanı sıra, tam «&amp;nbsp;çağdaş&amp;nbsp;»sözcüğünün arkasına gizlenmiş ;&amp;nbsp;»turistik obje/gadget, luzumsuzluğun gerçek tanımına özgün zevksizlik ve ukelalık,kardeş salon FIAC&amp;nbsp;özletmiyecek laubalilikle günümüz çağdaş sanatını iki saatte özümledik. Chagal’ın &amp;nbsp;17×23 boyutunda çini mürekkep bir deseni 150 bin&amp;nbsp;euro, yanındaki Redon’un 40x 30 pastel çalışması 900 bin euro, biraz daha yakın;Alijensky’nin eski bir atlasın sayfalarına çiziktidiği&amp;nbsp;18×24 yapıtı da 35 bin euro.&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; font-family: inherit; font-size: 15px; font-style: inherit; font-weight: inherit; margin-bottom: 1.625em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; outline-color: initial; outline-style: initial; outline-width: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; vertical-align: baseline;"&gt;Yaşasın sanat !&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/962438698577755300-9170266453045018428?l=utkuvarlik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://utkuvarlik.blogspot.com/feeds/9170266453045018428/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://utkuvarlik.blogspot.com/2011/08/dingin-bir-pazar-gunu.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/962438698577755300/posts/default/9170266453045018428'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/962438698577755300/posts/default/9170266453045018428'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://utkuvarlik.blogspot.com/2011/08/dingin-bir-pazar-gunu.html' title='Dingin bir pazar günü'/><author><name>varlık</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16481774979002231478</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-NVKOsroBOnw/Tjg7_HKtpOI/AAAAAAAAADg/cQ99UJm78NM/s220/Capture%2Bd%25E2%2580%2599%25C3%25A9cran%2B2011-07-30%2B%25C3%25A0%2B1.18.40%2BPM.png'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-nmy7dsTvkk0/Tpq6frtZIKI/AAAAAAAAAGI/zFwTdsN-pV0/s72-c/images.jpeg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-962438698577755300.post-4707281777213868380</id><published>2011-08-02T09:46:00.000-07:00</published><updated>2011-08-02T09:46:35.209-07:00</updated><title type='text'>Beatrice</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-yIfXZVXAuR0/Tjgp5C-H5BI/AAAAAAAAACQ/YgG3HoCLrqs/s1600/dessin+ali.jpeg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://3.bp.blogspot.com/-yIfXZVXAuR0/Tjgp5C-H5BI/AAAAAAAAACQ/YgG3HoCLrqs/s320/dessin+ali.jpeg" width="203" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/962438698577755300-4707281777213868380?l=utkuvarlik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://utkuvarlik.blogspot.com/feeds/4707281777213868380/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://utkuvarlik.blogspot.com/2011/08/beatrice.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/962438698577755300/posts/default/4707281777213868380'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/962438698577755300/posts/default/4707281777213868380'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://utkuvarlik.blogspot.com/2011/08/beatrice.html' title='Beatrice'/><author><name>varlık</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16481774979002231478</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-NVKOsroBOnw/Tjg7_HKtpOI/AAAAAAAAADg/cQ99UJm78NM/s220/Capture%2Bd%25E2%2580%2599%25C3%25A9cran%2B2011-07-30%2B%25C3%25A0%2B1.18.40%2BPM.png'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-yIfXZVXAuR0/Tjgp5C-H5BI/AAAAAAAAACQ/YgG3HoCLrqs/s72-c/dessin+ali.jpeg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
