25 Kas 2020

ÇAĞDAŞ SANAT BİR CAN SIKINTISI / KONUŞMA: UTKU VARLIK - CEREN ÇIPLAK DRILLAT / ARTDOG DERGİSİ 2020

 




SORULAR
 

*Bugünkü çağdaş sanat nasıl dinamikler üzerine kurulu? 

kinci Dünya Harbi sonrası, Amerika’nın komünist bloguna karşı dünyayı kontrol arzusu, öncelikle “Marchall Planı”yla başlamıştı; parçalanmış, yıkık Avrupa’yı doyurmak, kurmak adına. Öte yandan bu yıkıntıda hala Paris Çağdaş Sanatın kontrolünü elinden bırakmamıştı; bir çok dünyaca ünlü Fransız sanatçısı harbin başlangıcında Amerika’ya sığınmış ve orada çok etkindi: Zadkine, Mondrian, Lipchizt, Chagall, Tanguy, Masson, Dali vs. 1947 yılında CIA’ nın yönettiği “National Security Act”, Sovyetik Blog’a karşı, “ Soft Power”; pentürü bir silah gibi kullanma amacıyla Jackson Pollock, Robert Motherwell, William de Kooning, Mark Rothko gibi abstre sanatçılar üstüne bir promotion yaparak sanki bir rönesans prensi’nin buyruğuna özgü, Abstre’yi daha doğrusu “Dışavurumcu Abstre Amerikan Pentürü’nü” dünyaya duyurmak üzere saldırıya geçti. Ama gerçekte Amerika’lılar Abstre’yi sevmiyorlardı, giderek Başkan Truman’nın abstre bir pentür üstüne söyledikleri epey gürültü kopartmıştı: “ ..eğer bu sanat sa ben de bir Hottentot’um!” - Honttentot: Güney Afrika’lı yerli demek - Daha doğrusu Amerika, soğuk savaşa bir tek sloganla giriyordu “Özgürlük” yani entellektüel özgürlük, yaratma özgürlüğü ki o sürede Rusya tamamen bunun tersi, komünzmin ideolojik labirentinde yitik bir durumdaydı! 1950 yıllarında dünyada 35 ülkede CIA’nın “Congresse for Cultural Freedom” her türlü basın ve yayınla devreye girince “Yeni Amerikan Pentürü”, “Amerika’da Modern Sanat”, “20 yüzyıl’ın Şahaserleri” vs. Sergileri dünyayı dolaşmaya başladı. Giderek milyonerler devreye girdi: Nelson Rockefeller - Museum of Modern art New York - William Paley - CBS Broadcasting - aynı zamanda CIA’nın kurucularından. Başka bir milyoner; bu sergilerin Tate Gallery ve Paris’de sergilenmesini finanse eden JuliusFleiscmann, kendi fondasyonu “Farfield Foundation” bir süre sonra CIA’nın bir vitrini olduğu ortaya çıktı! Öbür yandan Peggy Guggenheim servetiyle Avrupa pentürünün bir mesen olarak kontrol altına almıştı.Bu “kominizm’e” karşı “özgürlük” slagonıyla kazanılan en büyük başarıdır ve giderek yoluna yeni “mesen”ler ve ünlü “art dealer” Leo Castelli ve İleana Sonnebent’le devam edecekti; Pop Art, Op Art, Mimmalist, Art Concept, Art Contemporant vs. 

*Çağdaş sanat dünyasında lobicilik var mi? Ve bu kavram nasıl işliyor ? 

Geçen aylarda Blog’umda çok ilginç bir araştırma içeren: Jean Gabriel Fredet’in “ Sanat Milyarderlerinin Gizli Savaşı”/ Pinault, Arnault yeni Medicis’ler kitabından öğrendiğimiz Çağdaş Sanatın paranın sığındığı yer ve manupulation üstüne şaşırtıcı bilgiler edindik. Unutmayalım dünyada Çağdaş Sanata adanan müze ve Fondation sayısını tam söyleyemeyiz çünkü her yıl 3o yeni modern sanat müzesi açılıyormuş!
 


*Eğer yukarıdaki soruya cevabınız evet ise, size göre, uluslararası çağdaş sanat lobisini kimler yönetiyor? Ne amaçla?


Şu anda ipler üç Fransız Milyarderinin elinde: François Pinot, François Arnauld ve Patrick Drahi. Bu lobiyi elinde tutmak, onun ticari yolunu kendi adına kesmek gibi bir şey; işte bu yol Sothesby’s, Chiristy’s ve Philips gibi sanatın promotion’nunu yapan alım-satım evlerinden geçer. 90 yıllarında Sotheby’s satın alan Pinot, geçen yıl, kendi payını elinde tutarak, Partrick Drahi’ye 1 milyar Euro’ya sattı. 


*Sanat bir anlamda manipülasyon mudur?
 

Açıkça: bu ticari gücün arkasında bu milyarderlerin kendi fondasyonları, müzeleri ve de bunların promotion’nunu yapan kültürün ünlü isimleri var: eski kültür bakanları, müze yöneticileri, tüm bir teknokrat ordu! François Pinot’nun Venedik’deki “Punta Della Dogana”, François Arnault’nun Paris’deki “Louis Vuitton” fondasyonu vs. Tüm bu kurgudaki öteki büyük isimler: Saatch, Fride Burda Çağdaş Sanatın dünyadaki manüpülasyonun Modern Müzeler adına kontrolünün önemli isimleridir. Yalnız müzeler değil, ünlü galeriler, Art Dealer, tüm sanat fonları, onların yönlendirdiği sanatçıların çekim alanındadır. 


 

*Milyonlarca euroya satın alınan eserleri kimler alıyor?
 

Sanatın bir “ayrıcalık” olduğunu kabul edersek; bunu edinmek adına hiç bir kültür, bilgi ve duygu gerekmez, çünkü onun adı bir “yapıt”dır, “sanat eseri”dir! “Artık Para”nın sığındığı yer de diyebiliriz ya da “yatırım” ; ne olursa olsun nüfusu 8 milyara varan dünyamızda ona paralel o ölçüde milyoner yetişti! Servetinizle Bach’ı, Bergman’ı Joyse’su anlayamazsınız ama rahatça bir Jeff Koons satın alabilirsiniz! 


*Alınan eserler nerede muhafaza ediliyor? Ya da sizin deyiminizle "her türlü malzemeden üretilen" sanat eserleri nasıl “istismar" ediliyor?

 

Bugün dünya “plastik” sorununu çözemiyor, “biospherimiz” tehlikede; sorun bir “accmulation” yani “yığılma”! Ben buna örnek olarak Fransa’yı veriyorum: 1982 de Kültür Bakanı Jacques Lang Çağdaş Sanat adına FRAC’ı kurmuştu - Çağdaş Sanat Bölgesel Fonları -, bu 32 bölgeden oluşuyordu ve de her bölge kendi Çağdaş müzesini kuracak ve müzeler için sanatçılardan yapıtlarını alacak! 40 yıl sonra önemli bir gazeteni yaptığı bir anket sonunda: bu müzelerin arşivindeki yapıt sayısının 380 000 olarak belirtiliyor ve de her türlü malzemeden üretilmiş örneğin: plastik, kağıt, alçı, beton, akrilik boya, un, şeker. metal, ip, ağaç, Tutkal, sentetik aklınız ne geliyorsa; bir Auto destruction yani - çürüyerek kendi kendini yok etme - tanık olmuşlar. Kültür Bakanlığı bir scandal olasallığına karşı sesini çıkartmıyor, bunun deynekçileri yani devlete bunu satanlar, galeriler, art dealer, yani bundan çıkar sağlayan media, kanımca bu scandalı ört-bas etti bir çok kez neden çünkü SANAT/ HERKES ANLAYAMAZ! Eğer kimin ne sattığını merak ediyorsanız. Frac’ın her yıl yayınladığı koleksiyon kataloglarına bakın; içinde donunu bile satanlar olmuş 


*Her yıl yaklaşık kaç tane sanat mekani ya da modern müze açılıyor? Bu müzeleri kimler
fonluyor?


Dedim ya saymak güç olur bu Çağdaş Sanat’a adanan müze ve fondasyonları, her yıl 30 müze diye duymuştum ama “covid” belki biraz kırmıştı bu histeriyi. Asya yı saymıyorum, Çin bu konuda başlı başına bir fenomen; işte size iki örnek, kanımca hiç duymadınız: Yunanlı Milyarder Dakis Joannou çok ünlü bir koleksiyoner, koleksiyonu son yıllarda Cenevre ve Paris’de sergilendi. Jeff Koons’un hayranı ve dostu ve de her yıl sahibi olduğu Ege’deki Hydra adasında, dünyanın bu konuda en ünlü kişilerin davet ederek bir Çağdaş Sanat şenliği yapıyor; ne yazık bu yıl Jeff Koons’un onuruna yapılacak bu şenlik virüs nedeniyle ertelendi! Avrupa’ya bin milyar euro borçlu bir ülkede oluyor bu şamata! İkinci bir örnek İç savaşla yıkılmış, Arap kapitaliyle tekrar kurulmuş her türlü etnik sorunlarıyla önemli bir çıkmazda olan Beyrut’daki “AISHI FONDATION” ülkesinin gerçekleriyle bir paradoks görünümünde. Çok alttan popüler bir kesimden gelerek çok zengin olan Tony Selame’nin sanki bir kompleks anıtı gibi bir şey; ne var mı içinde: tüm kollleksiyonlarda olanlar; artık bıkmak sınırlarına yaklaştığımız bu işleri satanlar da yine yukarıda sözünü ettiğimiz mesenler; burayı gezenler ne düşünüyor bilinmez! Ama bence Dolapdere- Kasımpaşa aksındaki Arter’den daha absürt değil! 


*Yakın geçmişte bir muz ve bir paket bandı kullanılarak üretilen ve hatırı sayılan bir rakama satılan enstalasyon çok konuşuldu. Benzer örnekleri sıralamak mümkün. Günümüz çağdaş sanat üretimlerinin sanatsal anlamda değerini ölçmek için bir başvuru kılavuzu var mı? Maddi olarak milyon dolara alıcı bulan bir işin, sanatsal değerini belirleyen nedir? Kimdir? İyi sanatı ve kötü sanatı ayıran-belirleyen bir kurum-sistem, kişi-kişiler ya da değer mekanizmaları mevcut mudur? 


Size daha net bir yanıt: Yıllardır bu absürt mekanizmayı, “pentürü bulandıran” ya da sanat olarak meçhul histeriyi Blog’umda ve dergilerde yazdım; bir tek yanıt gelmedi; sanki “köpek havlar, kervan geçer” misali! Bu konuda “karşıt” yüzlerce kitap yok ama unutulmaya terkedilmiş çok önemli araştırmalar var, açıkça kimsenin ağzını açmak istemediği bir TABU.Çağdaş Sanat bağımlılığı, genellikle duyusal bir ilintiden gelmiyor; buna sahip çıkanlar genellikle İstanbul Kültür Vakfında çalışıp, biennal, fuar gibi organizasyonların, bankaların yönettiği galeri ve mediatik sistemin çalışanları, bir SEKT misali. Ruben Oslund’un “The Square” filmi, Contemporary’yi 

vurduğu gibi onu yaşatan toplumu da açımasız eleştiriyordu; çok ilginç, bazı çevreler tarafından farkına varılmamış ya da “olur böyle şeyler” diyerek, komik olarak gösterilmeye çalışıldı ve de unutuldu; erken ölümüyle nasıl Jean Baudrillard’ı unutmuş sak! 


*Çağdaş sanatın, “uluslararası büyük bir sirk” olduğuna değiniyorsunuz ve “Sotheby’s, Christie's gibi dev müzayede evlerinin her gün bir kabuk bile olamayacak “HİÇ”ler milyonlarca dolara satılıyor. İşte bu bir politik; uluslararası para dolaşımı, para aklama!” diyorsunuz. Çağdaş sanat sadece bir para aklama sahası mı? 



Daha çok bir “CAN SIKINTISI”, nasıl bir esere değer biçeriz, hangi yargılarla; beğeni mi, farklılığı mı bilmiyorum! Bırakın conceptuel’i; pentür’de bile düzmece, yıvışık boyaların aktığı tuvallere yüzbinler ödeyenlerin kanımca bu konuda bir görgüleri yok ama örneğin Tracey Emin’nin “The My Bed” yatağına milyon’lar ödeyenler üstüne bir analiz yapmak gerek. Bu nedenle “artık para”nın sığındığı bir yer’den öte, paranın verdiği bir “bunaltı”, o çevrelerde olmanın bir pasaportu, snopluk, kaygan bir zaminde hava atmak!
 

*Çağdaş sanatı yöneten ülkenin Fransa olduğunu söylüyorsunuz? Neden?
 

Çünkü yanıtını yukarıda verdiğim gibi: “parayı veren düdüğü öter”, Sanatı değerlendiren, tecim’e özgü sistemin ve bu dinamizm’in el değiştirişi; örneğin Sotheby’s daha önce İngiliz, sonra Amerikan. 1996 da François Pinot 900 000 dolara satın aldı, geçen yıl %60 nı Patrick Drahi’ye 1 milyar Euro’ya sattı. 


*Boş tuval, dev çantalar, devasa lale buketi, kocaman balonlar gibi enstalasyonlar size göre neden sanat değil? Siz nasıl tanımlıyorsunuz bu işleri? 


Bu anlattıklarınızı hiç bilgi içermeden siz de yapabilirsiniz ama geçmişte Joseph Beuys’la başlayan, hiç olmaz sa bir kurgu getiren obje’ye özgü eksenler, anlam sınırlarımıza dayanmıştı! Sonuç beklenmedik bir şamataya dönüştü; kendi varoluşundan habersiz kim varsa Performance yapmaya başladı; hiç unutmam: jean Pierre Raynauld, çocukluğunun geçtiği ev yıkılırken, 40 kovaya bu evin molozlarını doldurup Grand Palais’de sergilemişti, şimdi bu kovalar Frac’ın koleksiyonunda, yine aynı mekanda “Monumenta” sergisinde Ensalm Kiefer’in tonlarlarca blog betonunu unutmayalım; geçenlerde bir yazımda “sanat”ı şöyle tanımladım: Şu sanatçı sözcüğünün bir tarifini yapalım öncelikle: SANAT bir dildir; “düşünceler üreten”, YAZI, RESİM, YONTU, MÜZİK, F OTOĞRAF, SİNEMA. Sanatın içeriğine giren bir takım olguları katarsak sonuçta bir dışavurum, insana dair saptama bilgi ve bilinçle içerik bağlantısını “hayal”den alan ve de beğeniye özgü bir yolculuk diyebiliriz. Ama bu iç yolculukta sanatçı bireydir, ressam atölyesinde tek dir, guruplaşma gerektiren öteki sanatlarda yine kendi kurgusunu kendi yönetir; imza onundur. Sanatın belki görünmeyen yüzü ne kadar tecimsel olsa bile, onu pazarlayanların dümen suyuna girmez/ SANAT SYBYLLIN’LERİ KONUŞTUĞU BİR DİLDİR, BİLEN KONUŞUR

 

*Geçen yıl, çağdaş sanata yön veren dünyanın en önemli fuarlarından Paris FIAC’ta Türkiye’den galeri yoktu. Türkiye, neden uluslararası sahaya giremedi? 


İşte başka bir baş ağrısı: FIAC; biliyor musunuz Türkiye sanatta - ekonomik - olarak kaçıncı kümede oynuyor? Bizde bu gibi dış etkinliklere katılacak özel galeri kalmadı; Dolapdere’deki snop galeriler New York’u düşledikleri için dertleri başka; birden anımsadım: geçen yıllarda Basel Fuarı nedeniyle bir Türk Bankasının lüks bir otelde, Fuarın Türk alıcıları için VİP salonu açtığını biliyor musunuz?

 

*Cağdaş sanatın, pentürü dışladığını iddia ediyorsunuz? Neden? Biraz açıklar mısınız ?
 

Özdemir asaf’ın bir kısa şiiri vardı: “ Bahçesinde dal bile olamamış / Bahçeme girmiş ağaçlık taslıyor! “ Kanımca dışlamadan öte, Contemporary virüsü, Paris’de %80 pentür sergileyen galerinin kapanmasına neden oldu! 1982 de başlayan FRAC misali sanatı ters-yüz etme ya da bulandırma, Modern, Conceptuel vs. Ne yazık pentür’de bir sığlaşma yaşandı; 80-90 yılları; eski 

pentürü özlediğimiz yıllar değildi ne yazık ama kanımca bu bir “BURN OUT” daha doğrusu bir “depresyon” du, Modern’nin dümen suyuna takılıp, boyasını, paletini çöpe atmayanlar, yeni bir pentürün doğuşuna katılacaklar, iç deniz daha kurumadı! 


*Jeff Koons, Damien HIrst gibi sanatçıların eserlerini milyonlara satmalarının sebebi sadece lobi midir?

Açıkça, bir helium “Balloon Dog” balon 58,4 milyon dolara satılmış sa, arkasında ne olabilir? 


2 Kas 2020

SAHNEDEN ÇIKMAK

 



Uzun süredir izlediğim, sanatta “kökleşme” onun getirdiği “hırslaşma” giderek “yapışma” daha ötesinde “bunama”nın akıntısında, insana dair “egocentrique” - benmerkezci “ tüm dışa vuruş, gerektiği gibi yargılanmıyor! İnsan yaşadığı sürece, onun gölgesi gibi sürdürülmek istenen “sanat tavrı” çok önce başını alıp gitmiş se, bunun farkına varamayıp hala 80. Sanat jübilesi için müzelerin kapılarını aşındıran sanatçılar, 15. Kitabını yayınlamak için uğraşan yazarlar, bunadığın hala farkına varamayan düşünürler vb. üstüne bir eleştiri görmedim! Yalnız  bizim ülkeye özgü: sanatçının “kendi müzesini açma megalomanisi niçin başka ülkede yok” bunun üstüne de “psikolojik” bir araştırma da yapılmadı! Niçin söylüyorum bunları, sataşmaktan öte, belki dünyanın en gıcık Galerilerinden Paris’deki Lelong& Cie de David Hockney’in şu günlerde yaşadığı Fransa’daki Normandiya peyzajları sergisi. "Benim Normandiyam" sergisinde 11 tablo sergiliyor, her tablonun fiatı 5 milyon dolar.



                                                 Paris'deki aktüel sergi Lelong Galerisi

Yaşayan ve hala resim yapan David Hockney krismatik kimliği dışında Pop ötesi yaptığı resmi, 70 yıllarından beri izliyorum. Parelel olarak yaptığı desenlerde gerçekten usta bir ressam, resim boyaya dökülünce hemen grafik bir arınma geçiriyor; boyanın her zaman satıhta kalması, afiş tekniğinin ağır bastığı, açıkça o ilk yılların İngiltere’de çok örneğini gördüğüm ama hiç bir zaman ne içeriğine ne de tekniğine katılmadığım bir ressam Hockney! Onu izledim çünkü: merak alanları, resmin teknik gizemini soran, araştıran ve de bunları belgesel olarak TV. İçin arkadaşı Martin Gayford’la  seriler yapan bu kişilik; hayran olduğu eski resmin teknik labirentlerinde dolaşırken, bildiklerini niçin kendi resminde uygulamadı? 



                                          IPAD'la yaptığı desenleri içeren Tachen'nin kitabı


Geçen yıllarda meraklı olarak gitmiştim, Paris’deki Fondation Cartier L’Art Contemporain’da ilk kez İPAD’la bir performance yaptı; duvarlara asılı 70X100 ekranları tuval gibi kullanarak, İPAD’da boyadığı peyzajları tek tek ekranlara aktardı; sonuç çok ilginç, çünkü boyanın “suptlité”si olmayınca resim tadsız bir meyve gibi oluyor, boyanın transparan derinliği, tonların birbirileriyle diyaloğu resmin sihiri; nasıl olur da onu kolayca dışlayabiliriz!

Normandiya'da yaşadığı için ünlü "tapiserie de Bayeux'den esinlenerek bu anlamsız desenler yapmış!
      
              Normandiya'da yaşadığı için, ünlü "Tapisserie de Bayeux" den esinlenerek yaptıkları


 Onun resmini milyonlara satanların resimden ne anladıkları tartışılır ama o günden bu yana Hockney’ın yaptığı resim, o İpad’la yaptığı resim gibi oldu, tadsız bir “armut” gibi; biliyorum o bunun farkında, yaşar sa daha da basit, anlamsız şeyler yapacak, aşama çizgisini geçeli çok olmuş, iç deniz sığlaşmış sa rengini de beraber götürmüştür, ona milyonlar yatıranların sorunu bundan sonra! Daha önceleri Munch’un Çığlık tablosunun 120 milyon dolara satıldığını duyunca: “resim pazarı kafayı kaçırmış” demişti ama bir kaç yıl sonra kendi tablosu “Portre of an Artiste” 90.3 milyona satıldığında da suskunluğu seçti!

 


                                      "PORTRE OF AN ARTISTE"  90.3 milyon dolar

Kendi resmindeki içeriğin derinliği olmadığın söyleyenlere de “ ..beni image ilgilendirir, fotoğraf da bunun içinde.!” diye yanıtlıyor, Royal Academy ve de tüm önemli mekanların kapılarının açık olduğu bu sanatçı, günümüzde  pentürü ters yüz eden "contemporaty"le da ilgisiz, POP markası ona yetiyor. 

Moral olarak geldiğimiz yer: "plastik sanatlar"; günümüzde sanat adına yaşadığımız bir boşluk adına çift yönlü kuşatılmış durumdayız: kendisiyle özdeş olmayan bir sanat kavramı, nitelik ve nicelik giderek duyu içeriklerinde büyük sapmalar, beğeninin ters-yüz oluşu; geçmiş, gelecek ve de şimdiki zamanda bunama belirtileri, değer adına yine büyük kırılmalar. Neyin gerçek neyin düş olduğunu bana bir anlatsalar; kim, ne gibi bilgi ve beğeniyle böyle bir değer yargısı oluşturur? Sanatı parasal bir "yüksek atlama" gibi kullanarak astronomik değerlerler oluşturur, çocuk resmi bile olamayacak karalamalar milyonlara kapışılır; uluslararası modern müzelerin harika mekanlarında bu komik, acemi Normandiya görüntülerini izleyenlerin birbirlerine diyecekleri - "işte resim böyle olur!"