Sis ve Işık Arasında: Utku Varlık’la Şehirler, Düşler ve Akademi (II. Bölüm) Söyleşi : Aslı Bora Sanat, hakikatin sınırlarını bulanıklaştırırken, aynı zamanda ona yeni bir biçim kazandıran, düş ile gerçek arasındaki sınırları aşmayı başarabilen bir sihir. Utku Varlık’ın dünyasında bu sihir, zamansız imgelerle, bellek tortularıyla, varoluşun katmanlarıyla birbirine geçiyor. Söyleşimizin ilk bölümünde, sanat ontolojisine, İstanbul ve Paris’in dokusuna, bireysel üretimin mecburi özgünlüğe ve entelektüel birikimin dönüşümüne ilişkin bir haritada ilerlemiştik. Şimdi, bu yolculuğun ikinci durağında küratörlük pratiğinin bir sanatçının özgürlüğü üzerindeki izdüşümlerini, çağdaş sanat ve koleksiyon kültürünün değişen kodlarını tartışıyoruz. Sanatın yalnızca bir estetik üretim değil, aynı zamanda bir ideolojik aygıt ve varoluş biçimi olduğu gerçeğiyle yüzleşirken, bir sanatçının geçmiş ve bugün arasındaki çizgiyi nasıl inşa ettiğini, belleğin sanatta nasıl yankılandığını, yaratıcı süreci e...
Il y a un an, après avoir visité à Paris quelques expositions que je tenais à voir, je passais sur le quai Malaquais quand une affiche attira mon regard — celle d’une exposition à la galerie de l’Académie, au bord du fleuve. Une exposition de photographies, intitulée « L’Arbre et le Photographe ». Le titre seul m’arrêta. D’ordinaire, ce lieu accueille les expositions de concours étudiants. J’hésitai à entrer, puis cédai à l’appel d’un instinct vague — j’avais du temps devant moi, et quelque chose, sans que je sache quoi, m’y poussa. y étaient présentées. Les tirages, d’une qualité remarquable, avaient quitté les ténèbres de la chambre noire pour se muer en presque-estampes. Je m’attardais devant les plus saisissantes — l’arbre, il est vrai, est un sujet d’une beauté grave. Autrefois, du temps où la photographie était encore argentique, j’avais rêvé de parcourir le monde pour rassembler, dans un livre, les images des arbres les plus fous. Mais lorsque j’en parlais à mes amis...
HOCAM BEDRİ RAHMİ EYÜBOĞLU, BU YAZIYI AKBANK'IN "TÜRKİYEMİZ" DERGİSİNE HAZIRLADIKTAN 20 GÜN SONRA 21 EYLÜL 1975 DE VEFAT EDER, YAŞAMININ SON YAZISIDIR. Yıllar sonra dostum Oğuz Erten bana bu yazının bir fotokopisini verirken: ..hocanın anlattılkları bir harika, çallı İbrahimin bu kadar "marjinal oluğunu bilmiyordum demişti oysa derginin kısa tanıtma yazısında: "...aşağıda sanatçının, hocası ressam Çallı ibrahim hakkındaki düşünce ve kanaatlerini bulacaksınız. METİNDE İLERİYE BIRAKTIĞI BAZI HATIRALARLA HÜKÜMLERİ YAZMAK FIRSATINI BULAMAYAN BEDRİ RAHMİ'NİN , BU MAKALE, SON ESERİDİR"! Pişmanlık açık ve seçik; niçin? Çallı popüler bir ressamdı, aşağıda okuyacaksınız: taksi şöförü bile ismini biliiyordu; bir tek resmini görmeden giderek hocadan istenen bir sanat tarihci gibi yazmasıydı, örneğin: "..Manolyalar.Çallı'nın bu konuyu, tutkuya varan bir süreçsellik içinde sık sık tuallerine taşımış olduğunu biliyoruz.Onun bu resimler dizisinde, manoly...
Herşeyiile mükemmel.Bol satışlar.Ser kitaba resim koymayı sevmezsin. Ancak bu başka.
YanıtlaSil