Kayıtlar

ŞİİR

Resim
Rimbaud üstüne bir yazı isteğimi erteledim; önce şiirin varoluşu ve başka dile iletişimi üstüne bir karar vermek gerekiyor. Rimbaud’nun “Sarhoş Gemi” si eski yıllarda Sabahattin Eyüboğlu’nun unutulmaz bir çevirisi olarak belleğimizde kalmıştı ama gerçekten Rimbaud adına ne biliyorduk. Nedense sanatçıların esrik yaşamları, nevrozları, delilikleri vs. bir lokomotif’dir, yapıtlarından daha çok yaşantıları bilinir. Van Gogh’un nevrozuna görsel olarak varsak bile mektupları olmasaydı onun varoluşunu gerektiği gibi çözemezdik! Rimbaud’ya gelince, daha kompleks bir kişilik çıkıyor ortaya; deşifre etmek için Verlain’ni de işin içine katmak gerekiyor. Kısa yaşantısını üçe katlıyarak, olağan üstü bir kişilik çizen bu dehanın anatomisine yazarak değil de ancak düşleyerek varılabilir. Soruyorum hangi çevirilerle yargılayabiliriz Rimbaud’yu Türkiye’de? Rimbaud’nun bu gizemsi yanını uzun uzun konuştuğumuz sevgili Melih Cevdet Anday 70 yıllarının sonunda Paris’e Eğitim Müşaviri olarak gönderil...

ORTODOKSLUKLAR 1

Resim
Blog yazılarımda sürekli değindiğim "Sanatın Manupulation"nu içeriğini, daha da özetliyerek, yeniden yayına başlayan "EDEBİYATİST" dergisinin ocak-şubat sayısında, Ordodoksluklar köşemde yazdım. Giderek tavsamaya başlayan ama ekonomik üçkağından hiç bir taviz vermeyen "Çağdaş Sanat"a yeniden bir bakış. Sanki Ece Ayhan’nın şiirindeki absürt’ü yaşıyor sanat; ama hangi sanat diye sorarsanız; MODERN sözcüğünün tersyüz ettiği, görsele özgü tüm anlatımı içeren “PLASTİK SANATLAR” konumuna geliyoruz. Adriyatik'de batan güneş Önce 19. yüzyıla özgü, insana dair bir can sıkıntısından kaynaklanan bir baş kaldırma diyebiliriz; öteki yüzyıl, iki büyük harbin yıkıntılarından doğmuş bir bunalımın dışa vuruşu! Bugün geldiğimiz yer; insandan çıkan her şey sanat, herkes sanatçı olabilir; sanat “anlamsız” da olsa ona bir kulp takarız, giderek “ekol” olur ve bir varoluş kazanır, alınır satılır giderek değer sistemiyle bir yatırım kazanır. İşte günümüze uzanan “pla...

NECATİ

Resim
Eğer bu ismin başına “Kürt” koymazsanız ve de ismini Neco olarak kısaltmazsanız; kimse tanımaz Necati’yi. Akademi’ye girdiğimin hemen ilk yılında tanıştık ve yetmiş yılında, benim bursla Paris’e gidişimle yollarımız ayrıldı. Dostluğumuzun süresi diyelim on yıl ama bu on yılın son üç yılında Neco, yine atölye arkadaşımız ve de onunla aynı kentten; Elazığ’dan Akademi’ye gelen Hale ile evlenmiş ve bir kız çocuk yapmışlardı. Bu evlilikle serseriliğinden taviz vermedi Neco, belki daha çok dağıttı kendini. Dört yıllık Avrupa Bursunu, resim bölümünden eli fırça tutan herkes aldı sonunda, neden Neco buna sırt çevirdi o da bilinmez! Genellikle ülkenin dört bir yanından gelen ve de sınavı kazanan öğrenciler Akademi’ye girdikten bir süre sonra, ortamın sihirinden olacak ; hızlı bir değişime uğrarlardı, kurtulma diyelim buna. Öteki okullara benzemeyen bir ortam; sanatçı olmak adına en önemlisi, ilgi alanlarına yönlendiren olanaklar; örneğin bir sinema klübü kurmuştuk: “Klüb Sinema 7”, kurucul...

EDEBİYATİST/ Levent Karataş

Resim
YENİ YILDA EDEBİYATİST’TEN MERHABA, Sevgili okurlar, Kayıplarla dolu bir yıl geçirdik. Patlayan bombaların haberleriyle karamsarlığımız artarken yaşama sevincimiz eksildi. Geleceğin belirsizliği, sokakların eskisi gibi olmayışı ise içe dönük halimizi pekiştiriyor git gide. Kendimize dönüp yalnızlaştığımız, kimsesiz bir zamanda yaşıyoruz. Sıradan yaşamımız korku ve kaygı içinde şimdi. Huzursuz, suskun her birimiz… Ama EDEBİYATİST kendi yoluna, yönü okuruna doğru titiz, ağırca, yazının inceliğini, kırılganlığını bilerek devam ediyor. Kalem elden düşmesin, susan diller şiir olsun, öykü olsun, okunsun, dokunsun istedik. Elbette hüzün yansıdı dergimize. Bu yılın ilk dosya konusunu, “Mektuplar”a ayırdık. Dile gelmeyen acıların, sonsuz suskunluğun, ümidin, ümitsizliğin kağıda yansıdığı edebi yazın türü olarak da edebiyatta yeri olan mektubu inceleme nedeni biraz da yaşadığımız bu olumsuz durumlar oldu. Usta kalemlerin mektuplarında insanlığın savaşta, aşkta, açlıkta eş...

CY TWOMBLY / ANLAYANLARA

Resim
BEN BİR ŞEY ANLAMADIM AMA, GALİBA ÇOK BÜYÜK BİR RESSAM BU CY TWOMBLY! Bu tuvale bakan üç bayandan biri söylüyordu, ötekiler de dinlediğimi görüp bana baktılar. Fonda acele boyanmış sarı renk üstüne tüpten çıktığı gibi bir kırmızı sanki fırçayla karalanmış gibi; hiç bir kompleks gütmeden. -Öyle düşünüyorlar; peki sizin görüşünüz önemli değil mi? sorum onları şaşırtmıştı, bir yanıt gelmedi! - ..bu müzede sergilendiğine göre sizin beğeninize sunuluyor.. tamam ben söylüyorum ne düşündüğümü; bence hiç bir şey değil, belki can sıkıntısının dışa vurumu! Birden rahatladılar, daha genç olan bayan, en uçtaki büyük boyut kağıt üstüne renkli kalemle karalamayı gösterdi; - o kadar karalamış ki az kalsın kağıdı yırtacakmış gibi.. - O desen önemli bir kolleksiyondan geliyor; galiba 4.5 milyon dolar ödemişler o zaman! Gülerek selamladım bayanları. Centre Pompidou’da büyük bir retrospektifle karşımızda. 140 tuval, tüm dönemlerini içeren bu sergiden çıktığınızda, kafanızdaki boşlukla s...

MOR ÖTESİ DOSTLUKLAR

Resim
UTKU VARLIK / peinture Blog' da daha önce yayınladığım bu yazıyı tekrar güncellemem; belki yaşımın beni götürdüğü bu kıyılarda, varololuşumuzun bir yerde sığlaştığını, farkında olmadığımız bir yalnızlık duygusunu sezdiğimden olacak. Dostluklar her gün beraber olmak değil; onları anımsadığınızda içinizden hızlıca geçen bir mutluluk, bir güvence, eski masalarda unutulmuş güzel anılar! Bu ay Bozlu Art Project' de açtığım sergi öncesi, katalog ve basına ulaşacak sergi içeriğiyle ilgili konuşmamızda Özlem İnay, anlatımdaki bir cümlenin altını çizdi; bu söz yaşantımdaki geri dönüşlerdeki bir hayal için söylediğim: " resmi özlediğimiz yıllar " olarak, 60 lı yıllara bir göndermeydi; dostluklarımız da o kadar özgündü o yıllar; parasızdık ama umut doluyduk, yalnızdık ama birbirimizi kollardık, Güzel sanatlar Akademisi ve hocalarımız da bir güvenceydi; yani " bir genç ressam olarak sanatçının portresi", odak noktamız sanattı, söylemek istediğim. Bu kez  geldiğim...

OXYMORE/SEZON

Resim
Tanınmış bir müzayede evi, verdiği ilanda “müzayede sezonunun” açıldığını muştalıyordu; oysa aynı günlerde Contemporary İstanbul fuarı da bitmek üzereydi. Şaşırdım, ne akıl almaz bir iştah, ne yi göstermek istiyorsunuz, tekrar tekrar ne yi pazarlıyacaksınız? Varoluşlarında iğreti duranlar, lüks kataloglarında, pırıltılı Internet sayfalarında, bu sezon piyasaya sürecekleri başeserleri kendi “virtuel” kolleksiyonerlerine “emri-vaki/fait accompli” sunarken, yine aynı ressamlar öteki müzayede evlerinin satışlarında, çok değişik değerlendirmelerle; ibrikler, sürahiler, el yazması panolar, tesbihlerle karışık, oryantalist suluboyalar ve de meçhul Ermeni ressamların “nocturn” İstanbul peyzajlarıyla bu oyunun içindeler. Daha dün bir sergiden aldığını bir müzayedeye koyup, o sanatcıya ve galeriye saygı duymayanlar , elden ele dolaşıp, ipi pazara çıkan tablolar, ressamlar! Unutmayalım yaşamak için müzayedelere ısmarlama resim yapanlar da çoğunlukta; yaşamak kolay değil! Bilemediniz otuz re...