DURUM GAZETESİ / BESİM DALGIÇ
BESİM DALGIÇ
1416 sayılı kanun gereği Akademi’den 1973’e kadar 4 yıllık devlet bursuyla yurt dışına birçok
sanatçı gönderilmişti. Utku Varlık da gidenlerden biriydi. Ancak o Paris’te kalmayı tercih etti.
Yetmişli yılların başında Ömer Uluç’un da katıldığı ülkemizdeki resim sanatıyla ilgili bir toplantı
sonrası Tarlabaşı’nda Hasır meyhanesinde Utku Varlık adını ilk kez Sezer Tansu’dan duymuştum.
Resmiyle de sanırım 1978’de İstanbul’da açtığı sergide karşılaşmıştım. Utku Varlık, Hubble’dan
önce kendi zihinsel evrenini resimleyen bir ressam. Zaten değineceğim kitabındaki ‘Düşün Uç
Noktası’ denemesinde de “Hubble teleskobu son olarak tespit edebileceği en uzak galaksilerin
Büyük Patlama’dan hemen sonra doğan en yaşlı fotoğrafını çektiğinde, bu olağanüstü görsel, bilim
insanları dışında kimseyi ilgilendirmedi” yazdığı gibi kendisi de bu düşünceyi doğrular nitelikte.
Onun renk ile ışık ağırlıklı resimleri Tarkovski’nin ‘Nostalji’ filmini de hatırlatıyor.
Zaman zaman Utku Varlık’ın resimle, ressamlarla ilgili kısmen deneme, kısmen eleştiri niteliğindeki
yazılarını kendi blogundan takip ediyorum. Joseph Beuys’a özenerek boş çerçeveyi pazarlayan
Bedri Baykam’la ilgili, Fethi Naci’li, Cevat Çapan’lı Çiçek Pasajı’nda Bayram Aydındoğan’ın Sev-
İç’indeki Cuma Masası’na zaman zaman gelen, ancak kibri nedeniyle hiç ısınamadığım Komet’le
ilgili veya Paris’le ya da Akademi’yle ilgili ya da lafı dolaştırmadan simsarlarla dolu resim
piyasasıyla ilgili değerlendirmelerinde haklı olduğunu düşünüyorum. Şahsen tanımadım ama onu
tanıyanlardan uzun yıllar Paris’te yaşayan gazeteci, yazar arkadaşım Sinan Fişek hakkında olumlu
şeyler söylemişti. Utku Varlık bizden önceki kuşaktan. Onunla benzer koşullarda gidip sonra okula
dönen birçok kişi bizim de hocalarımız olmuştu. Gerçekte ise bizim dönemde o meşhur 1416 sayılı
yasa kaldırılmıştı. Bu nedenle Şenol Yorozlu gibi ressamlar kendi olanaklarıyla yurt dışına gidip
çalışmalarını orada sürdürmüşlerdi. Art arda gelen askeri darbeler de her türlü sanatsal üretimi
sekteye uğratmıştı. Akademinin üniversite olmasını arzulayan bir takım öğretim üyeleri de
hedeflerine 80 darbesi sonrası ulaştılar. Oysa Akademi modelleriyle, hocalarıyla, öğrencileriyle,
çalışanlarıyla bir bütündü. Sağ ya da sol görüşlü yöneticiler de olsa Osman Hamdi döneminden
beri gelenek devam ederdi. Sonra YÖK müdahalesiyle dışarıdan atanan rektörler bu geleneği
tarumar ettiler.
2018’de Bozlu Art Project’te sergi düzenleyen Utku Varlık’ın ‘Zero Hipotez Fragmanlar’ adlı anı-
deneme niteliğindeki kitabı da yine Bozlu Art Project tarafından yayımlanmış. Ne yazık ki bu
kitaptan yeni haberim oldu. Artık pek kalmayan kitapçıların yerine açılan, kafe mi kitapçı mı
olduğunu anlayamadığım yerlerden pek fazla emin olmadığımdan söz konusu kitabı internet
üzerinden istedim. 310 sayfalık çok iyi tasarlanmış gayet kapsamlı bu kitap sayfalarına Varlık’ın
resimleri serpiştirilmiş...
Utku Varlık, Bedri Hoca atölyesinden sonra Sabri Berkel’in atölyesine geçiyor. Paris ortamındaysa
Abidin Dino dâhil Avni Arbaş, Hakkı Anlı, Selim Turan, Yüksel Arslan, Mubin Orhon gibi ressamlarla
bir arada olmuş. Fikret Mualla ile hiç tanışmamış.
İLK BÖLÜM FELSEFE, İKİNCİ BÖLÜM ANI AĞIRLIKLI
‘Zero Hipotez Fragmanlar’ iki bölümden oluşuyor. İlk bölümdeki altı deneme felsefe ağırlıklı. Kitaba
adını veren ‘Zero Hipotez’ de bu bölümde. 1966’da Akademi’yi bitirince çok kısıtlı bir parayla
Tito’nun Yugoslavya’sı, ardından Viyana, ardından Almanya Münih dâhil birtakım adı sanı
bilinmeyen kentlere sadece resim uğruna yaptığı yolculukları, oradaki izlenimleri üzerine. Paris’te
zorunlu sürgün Abidin Dino’lar, farklı bir özgürlük arayışıyla farklı pentürler çizeceği yanılsamasıyla
hayal kırıklığı girdabına düşen Avni Arbaş’ın açmazları, Türkiye’den yine büyük umutlarla gelmiş
başka ressamların Knut Hamsun’un ‘Açlık’ romanını hatırlatırmışçasına düştükleri çaresizlikleri...
Belki bu çaresizlik nedeniyle de güven vermeyen iki yüzlü sözde dostluklar...
Bazıları uzun bazıları kısa 60 konu başlıklı ikinci bölüm ise daha çok anı ağırlıklı... Bursa’daki
gençlik yılları, resme olan ilgisi, Akademi’ye girişi, Bedri Hoca ile ilk teması. Akademi’nin büyülü,
özgür ortamı, kütüphanedeki resim ya da sanat tarihiyle ilgili doyurucu olmayan kitapların bile işe
yarar bölümlerinin yırtılarak yürütülmesi... Adı sanı bilinen ünlü ressamların eserlerinin
röprodüksiyonlarının bile olmaması ya da var olanların 1948 yangınıyla birlikte kül olması... Utku
Varlık Akademi’deki birtakım geleneksel kalıplara sıkışmış hocaların resim anlayışlarıyla 68
kuşağının özgürlükçü yaklaşımının çatıştığını belirtiyor. Yeni yaklaşımları sadece yurt dışında
görmek mümkündü. Ancak olanaklar kısıtlıydı. Önce para, sonra pasaport, sonra burs gerekliydi.
Yukarıda değindiğim kütüphane meselesi bizim zamanımızda da üç aşağı beş yukarı benzerdi.
Hayatı boyunca yapacağı resimleri ya da bu konudaki izlenimlerini etkileyen her şeyin peşinde
koşturan Utku Varlık’ın ‘Zero Hipotez Fragmanlar’ kitabı sergi sırasında dağıtılan kataloglara hiç
benzemiyor. Bu bakımdan da başka bir örneği olduğunu düşünmüyorum. Orhan Veli dolayısıyla
bilinen Nahit Hanım’ın geleneksel sofralarıyla ilgili olarak Orhan Veli’nin kardeşi Füruzan ile eşi,
Cuma Masası’ndan tanıdığım İbrahim Yolyapan hakkında; Melih Cevdet Anday, İbrahim Çallı,
Bedri Hoca gibi birçok kişi hakkında yazdıklarıyla 2018’de yayımlanan bu kitapta edebi bir tat var...
BUÑUEL’İN ‘SON AKŞAM YEMEĞİ’Nİ ANDIRAN BİR SERGİ REZALETİ
‘Zero Hipotez Fragmanlar’da ‘Çağdaş Türk Sanatı Avrupa’da’ başlıklı yazı en matrak metinlerden
biri. 1963-64 yıllarında Brüksel, Paris, Viyana, Berlin, Roma gibi şehirlerde düzenlenmesi planlanan
‘Çağdaş Türk Resim ve Heykel Sergisi’ öncesi yaşananlara o şahit olmamış ama şahit olanlardan
dinlemiş. Bu sergilere katılacak olan sanatçıların kim olacağı konusunda Paris Türk
Büyükelçiliği’ndeki davete katılanlar genellikle Paris’te yaşayan sanatçılar... Abidin Dino, Hakkı
Anlı, Fikret Mualla ve Mubin Orhon’un yanı sıra o dönem Türkiye’den katılanlar arasında bildiğimiz
hemen hemen herkes var. Ancak bu toplantı Utku Varlık’ın yazdığı gibi Buñuel’in ‘Viridiana’sındaki
son akşam yemeğini andırıyor. Fikret Mualla’nın devlet disiplinine aykırı küfürleri, Mubin Orhon’un
denetlenemeyen çıkıntılıkları, garson kızlara yapılan sarkıntılıklar... Tam bir rezalet. Ancak bu durum
gizleniyor. Sergiler gerçekleştiriliyor. Sergi komiseri Nurullah Berk serginin Batı’da çok ilgi
gördüğünü yazıyor. Ancak çoğu vasat bu işler yıllar sonra bile

Yorumlar
Yorum Gönder