Kayıtlar

ODA

Resim
“Resim sanatına yaklaşımda öncelikle bir takım ‘ön yargılarla’ karşılaşırız: Sanatı size kendilerince öğretmek adına önemli bir tavır konulmuştur. Müzelerde, kitapçılarda vs. ulaşabileceğiniz her türlü yayın hemen hemen belli bir beğeninin ürünüdür. Bugün açıkça diyebilirim ki; kendi ‘hayal-imaginer’ müzelerimi, kitaplığımı gerçekleştirdim. Akademi yıllarında bu ön yargıları çözmek adına ‘meraklı’ diye anılabilecek her şeyi yaptım. Açıkça olanaklar epey kısıtlıydı. O zamanki Devlet Güzel Sanatlar Akademisinin kütüphanesi ve Tüneldeki ‘Hachette’ kitapevi bize o günün en önemli yayınlarını izlemek olanağını veriyordu ama bir tek elden. Kalite yönünden ‘SKIRA’nın resim kitapları, çoğumuzu bir ressamı sevmek adına bizi yönlendirdi. Anımsadığım kadarıyla atölyesine ilk kez girdiğimde Bedri Rahmi Eyüboğlu ‘Reis, ustan kim senin?’ diye sorduğunda, George Rouault diye yanıtlamıştım. Epey şaşırmıştı. Nerede gördüğümü sormuştu.1965 yılında Akademinin son yılında, 4. Paris Biennaline ülkemiz ad...

ŞEYTAN TIRNAĞI

Resim
Bedri Rahmi Eyüboğlu Geçen ay İzmir'e St. Joseph okulunun sanat şenliği davetine gitmiştim, okulun her yıl düzenlediği, öğrencileri sanata bağışıklık kazandıracak yarışmalar, sergiler ve de söyleşileri içeriyordu. İstanbul'dan Eleştirmen Kaya Özsezgin ve resim öğretmeni Gülin Altuner ve İzmir'li sanatçılardan oluşan jüri olarak yarışmaya katılan öğrencilerin çalıştığı A3 boyutunda akrilikle yapılan resimleri değerlendirirken kendiliğinden 50 yıllarına kaydı aklım. Geçen blog yazılarımdan birinde "Resim Öğretmeni" başlığında, resim öğretmenim Mehmet Yücetürk'ü anlatmıştım. Akdemi'den sonra yaşamak için resim öğretmeni olan ve de Anadolu'nun ıssızlığında resmi düşleyen bir ressamın öyküsünü. O yıllarda becerilemeyen, bazı derslerin ikinci planda olması belki olanaksızlık kanımca ilgisizlikti. Amerika'nın dümen suyana girmiş bu yeni Türkiye'de ingilizce öğretmenimiz, bir ziraat mühendisiydi,  tanımlık "the" söylenişine iki ay koymuş...

BİR PEYZAJIN BELLEĞİ

Resim
Edward john Poyhner- Ayı Dağı Gözüme nasıl ilişti bilmiyorum; önce çok ustaca yapılmış bir aquarelle;" kim.. ressam?" Hemen bellek işlevini alarma geçirmek; "ancak bir ingiliz ressamı olabilir", o yüzyılın en usta aquerelle sanatcıları ingiliz, kim olabilir? "John Cotman, Varley John..evet geçen asırlar", sonuçta peyzajın adını buldum:" Ayu Dag". Bir türkçe ses var bunda 19 yüzyıl İngiliz Akademik ressamı Sir Edward John Poyhner'in Kırım'da yaptığı bir aquarelle, yer ünlü Tatar yazar Cengiz Dağcı'nın doğduğu Gürzüf köyüne yakın ve efsanesini yazdığı "Ayı Dağı". Poyhner buralarda ne yapıyordu, bilmiyorum ama Kırım Savaşı nedeniyle de gelmiş olabilir. Kendi onurumuza dokunan tarihi okullarımızda öğretmediğimiz için; Osmanlı imparatorluğunu gerileyiş ve çöküşüyle ilgili önemli son tarihi bilmiyoruz, Kırım savaşı, Sebastopol kuşatması ( 1853-1856 ) bu nedenle anlatılmaz! 1848 yılında Mehmet Ali paşanın Mısır'da ayaklanm...

CONTEMPLATION

Resim
Johan Chiristian Dahl Tüm yaşantımda geceleri çıkıp dolaştığım peysajlar, o erken yıllarda beni etkileyen ressamların düş kentleri ve de "nocturn" dür. Yine büyücü ay ışığıdır, silüetlerin ve bizi çağıran "hiç gidilmeyen denizlerin" ufuk çizgisi; kaçmak, çekip gitmek, kurtulmak, bilmiyorum beni çağıran o fısıltı bugün bile kulağımda. Ne yazık dilimizde bazı sözcükler öteki dillerden çeviride anlamsız kalıyor; contemplation: bir şeyi hayranlıkla izlemek, oturup ona uzun bakmak vs. olsa da, sözcüğün "tinsel" anlamını veremiyor. Bu sözcük Victor Hugo'nun 1856 da 158 şiirini içeren kitabı " Les Contemplation " nun adıdır. kitabın çekim alanı, şiirin aşk ve genellikle ölümü çağıştıran yanı; Hugo'nun Saine nehrinde boğulan kızı Léopoldine Hugo'ya yazdığı bir "ağıttır". Bu tarifsiz acı yaşantısın yörüngesi oldu giderek. Johan Christian Dahl Ama niye "geceye dair" bu hesaplaşma, bu solgun ay ışığında, d...

OXYMORE / ORHAN PAMUK - ANSELME KIEFER

Resim
Böyle bir yazı yazmayı düşünmüyordum; Emin Çetin'nin bir Twitte mesajı ve  altında Hürriyet- Kelebek, konu Orhan Pamuk ve Enselme Kiefer.....ne ilgisi olabilir; iki mediatik kişinin Kelebek diye çok entellektüel bir gazete ek'inde! 60 yıllarının başı olsa gerek, ne zaman yolum Teşvikiye'den geçse; tüm binaların dışında bir lüks konut (biz apartman deriz ama yanlış, anlamı daire'dir.) beni özellikle önünde durdururdu, her kez biraz uzaklaşır tekrar kapının üstündeki yazıya "Pamuk Apartmanı" bakar, yolumu sürdürürdüm, ".. Kanımca bir Adanalı toprak ağasının, zenginin malıdır, işte Türkiye; "ne yazık, bu adamlar biraz kitap okusalar, ne bileyim Orhan Kemal'i, - Bereketli Topraklar Üstünde- , Yaşar Kemal, Orta Direk vs. kendi sömürdükleri o zavallıların gerçeklerini birazcık olsa." Yok, olur mu bunlar karikatürlerdeki tipler, hani Lüks Hayat operetinin dalga geçtiği ağa tipleri, komik ama gerçek." Böylece kendi kendimi bilerken, o...

SAKLA BENİ

Resim
Liu Bolin - Kentte Saklanmak Liu Bolin Çinli bir sanatçı, 2005 Pekin olimpiyatları hazırlığında yapılan kent projesi nedeniyle atölyesi yıkılınca, buna karşı oluşunu ilginç bir dışavurum; heykelle değil, fotoğrafla gerçekleştiriyor. Kendisi de bu yıkıntının tinsel bir elemanı, içeriği oluyor. Sokakta kalmanın hesabını kime soracak, Çin'de derdini kime anlatabilirsin? Başkaldırmaya özgü en geçerli yol, yönetimi hemen sarsmadan, onun çarkına takılmadan hesaplaşmak, kendini dekora sokup, saklayarak, " mimétisme" ama anlayana! Liu Bolin - sculpture/metal Bolin gerçekten önemli bir sanatçı; karşı oluşta düşünülebilen en iyi anlatımın, kolay ulaştırılabilen, aktüel boyutun photographie ve Internet olduğunu kanıtlarken; monumantal gerçekleştirdiği işler ; örneğin "sıkılmış yumruk" da, metalin bir malzeme olarak anlatıma dönüşmesinin en güzel örneğini buldum; ona baktığımda sanki bir mermer olduğunu düşünmüştüm. Sanatın içeriğinde, topluma ve yönetime karş...