Kayıtlar

FOTOĞRAF

Resim
Enstitünün resim bölümü sınavında model, figür olarak bitişikteki alaydan gönderilen bir askerdi, elinde silahla poz verdi; natürmort’a gelince bu kez askerin eline silah yerine bir çiçek buketi iliştirmişlerdi. 12 eylül dönemi, aylardan nisan, Göztepe kampüsü. Burası Göztepe Sosyal Hastahanesinin yanında, eski yıllarda  Sultan dördüncü  Murat’ın av sahası, doğa olarak o yıllar daha kentleşmemiş, daha ötelere hayalinizi iletirseniz tepelerin yamacında minyatüre özgü bir doğa coşkunluğu, kendini nemene yapılmış boş büyük hangarlara, beton binalara bırakır.12 eylülde Trakya’dan Kırkbeşinci Piyade Alayı bu boş binalara yerleştirilmişti.Eski Eğitim Enstitü'sünün yerinde bir basket sahası, yemekhane’ den geçip okulun atölyelerine gelirsiniz. Enstitü'nün resim bölümünü iyi bir dereceyle başarmıştı; şimdi yaşama zorunlulukları; para sorunları, eğitimin gerektirdiği malzemeyi edinmek, en ucuzundan kantinde yemek içmek, yolsuzluğunu fazla dışa göstermeden kotarmak gerekiyordu. ...

MAZLUM

Sigara içmeye başlamıştım,  sabah erken kaçak olarak kaldığım Kadırga Öğrenci Yurdu’ndan çaktırmadan çıkıp, meydandaki bayiden Birinci sigarasını aldıktan sonra, çınar ağaçlarının gölgelediği Muhtalip’in kahvesinde oturmak, zorunlu olarak yazıldığım Laleli Yüksek Matematik fakültesindeki dersin saatini beklemekti. Askeri darbenin bitmez tükenmez yankıları, askeri marşlar; “..olur mu bu böyle olur mu..! “ , ne büyük bir ülke olduğumuz ve de demokrasi saptırılmaz, daha neler; çıldırmak üzereyim. O zaman depresyon ve burne-up gibi yıkıntılardan haberimiz yoktu; tam içindeymişim ve çamura saplanmışım, bugün yaptığım analiz sonucu! Üstüne parasızlık da başka bir idea-fixe oluşturmuştu, ne Lambo’ya ne de sahhaflara  kadar çıkacak param yoktu, açıkca tükenmek üzereyim! Bazen tren yolunu geçip denize bakmak belki dinlendirirdi. Başıbozuk bir deniz kıyısının kendine bırakılmışlığı, kıyı köpekleri, kendi halinde terkedilmiş bir kaç tekne ve çöplerin ötesinde sanki denizle gök arasında a...

OXYMORE / KİLİNK

Resim
Berna’yla sevişiyoruz bir öğle öncesi. Erken içilen beyaz şarap mı, ılık güneşli bir gün mü, karşıdan Ayazma’dan Arnavutköy’ün üstlerine uzanan yeşillik mi, ötede Boğaz’ın tarifsiz maviliği mi; seviştiğimiz arka odaya kadar uzanan bu mutluluğun nedeni? Bazen şaşırtır insanı, peki nedir insanı yaşamaya çağıran bu esrik mutluluk? Tarifsiz bir doğaya açılımıyla, bugün düşünülemiyecek, üç kuruşa tuttuğumuz bu küçük evi bir kaç yıl sakladık; yalının trafiğinden kaçıp, kızlarımızla geldiğimiz saklı bir mekandı. Vadinin üstünde, Ayazma’nın karşı yamacındaydı. Daha yukarılara uzanan tek yolun bir aşağısındaydı, yani seviştiğimiz arka odanın tek penceresi arada basık bir duvar olmasa yolun içinde olacaktı. Boğaz tepelerinin işgale uğradığı yıllar! Asker kaçağı olduğumu, tüm Avrupa projelerimin yıkıldığını öğrendiğimden bu yana yaşantım da çığrından çıkmıştı; anlamsız yaptıklarımdan biri de kendime absürt duygu alanları yaratmak, iki yıl yapacağım askerliğin verdiği “vertige” le Berna’yla nişa...

OXYMORE/ ZIGGURAD

Resim
Babil kulesi Roby Zober sonuçta kendinle hesaplaştı;  -bellekle huzura varmak, yaşanmış güzel şeyleri tekrar çizmek kafasında, bu her zaman başvurulacak bir çıkış yolu değildir, yoksa "angut" olur insan; sen hep geçmişle yaşıyorsun, eğer yaşadığın şu an'ı değerlendiremiyorsan, niye bu yola çıktın? - Ama bir otoyol var; duyusal bir ilintinin sizi, belleğin en ıssız kıyılarına götürüp getiren diye yanıtladım. Roby -Tekrar söylüyorum; gerçek neredeyse sen de orada olacaksın., istesen istemesen!- Evet ama bu dağ başında iki saattir bir araba bekliyorum, beklemek hangi boyutta olursa olsun, tinsel  çağrışımlar yaratır! Hep gözüm arkada; Akademi'deki doslarımı düşünüyorum; - ..şu saat.. şimdi Şükrü'de demleniyorlardır, Kürt Neco para bekliyordu, sonra Balık Pazarına çıkarlar akşam'a doğru, kızlarla...! Beni Belgrad'dan kamyonuna alan proloter şöför, ne bileyim 50 km. sonra  motor garip sesler çıkarınca, kamyonu kenara çekti ve bana yürüyerek devam ed...

GÜNLÜKLER/ EXPO. CARAMBOLAGES

Resim
İsimsiz/ Bakan göz/ Tütün kutusu/ 18 yüzyıl Paris'de Grand Palais'de gördüğüm bu sergi; sanata yolculuk süresinde, yaratışın kaynaklarına, onu sınırlandırmadan, onun ilişiminin duygu alanlarına giderek insanın görünmeyen yüzünün bir anatomisi, bir iç dialog yani sanatı yapan "içgüdü". Gilles Barbier/Anatomie trans-schizophréne 1999 Bugün sanat, genellikle "paraya dönük" bir yatırım piyasasına; anlamsız, bozuntu tekrarlara dönüşmüş se, zaman "mediatique" şamataya soyunmuş, hava alınıp hava satılıyor sa, bu demek değildir ki düşünce çökmüştür. Hala sanatın gerçek anlamına, onun düşündürücü içeriğine bağımlı sanatçılar var, bunu savunanların belki biraz gölgede olmasının nedeni; kendimize dönüp, varoluşun dialektiğine ayıracak zamanımız olmaması. "Deviation" yani "sapmalar" la bir durum yaratma, gözü kaydırma, kafa yıkama, dinlerin konumuna girerek olağanüstü bir içeriği; "ecce homo", ve de onun moral öğ...

OXYMORE/ OSTANDE

Resim
Zober anımsadı; göz alabildiğine uzanan bu kumsalda yürüdüğünde, daha önce Ostand'ın adını nasıl duymuştu? Paris'e Biennal'e yetişmek için çıktığı otostop, ona, olmadık "simgesel" mekanları, görsel sentezleri, açlığı, yorgunluğu öğretirken, kendiliğinden onu ufuk çizgisinin ötesine doğru götürüyordu. Rastgele, şansına; onu arabasına alanların dümen suyunda kuzey Avrupa'da yol alıyordu ve bu coğrafya ona yabancı değildi; sanki o kültürde yoğrulmuştu, öncelikle resim, edebiyat, sinema; aklına ne gelirse! Bir süredir onu etkileyen yazar Knut Hamsun'du, aylaklığın ve gizli yalnızlığın yazarı, nedense kuzey onu  bir başka türlü çekiyordu. Yeni yetme yaşlarında John Stenbeck'le başlayan hayal gezilerilerinde önce Salinas, Kaliforniya'ya gitmişti. Çocukluğunun sıcak, dingin öğle sonraları, açık pencereden, bahçedeki sessizce olgunlaşan Burnukızıl eriklerine kayardı gözü, elindeki kitap düştüğünde, kendini nedense hep Monterey'de bulurdu; Yukarı Mahall...

UTKU VARLIK /HİÇ SERGİSİ/ MELEK CEVAHİROĞLU

Resim
3 Mayıs 2016… Bozlu Art Project’in ev sahipliğinde Nişantaşı Galerisi’nde yeni bir resim sergisinin açılışına gittim. Fransa’da yaşayan 68 kuşağının önemli temsilcilerinden Türk ressam Utku Varlık, “HİÇ: Gidilmemiş Denizler, Söylenmemiş Sözler” isimli sergisiyle piyasaların taleplerine inat, yazı yazar gibi, mermeri yontar gibi, resmin kendi öğeleriyle, boyaları ile içinden geçen düşünceleri tuvaline meşk ediyor. Utku Varlık, geçtiğimiz yıl yine Bozlu Art Project’te “Fragmanlar” adlı bir sergi açmıştı. Bu sergisinde “Eğer bir düş giderek resme dönüşüyorsa, resim de sonuçta Düş’e dönüşür,” düşüncesinden hareketle bir “DÜŞ”ün kurgusunda yaşanılmış, düşünülmüş ‘fenomen’ tabakalarının montajından kırpılıp düşen fakat yine de bir kenara konup saklanan küçük öyküler, şiir kırıntıları ve farklı kurgulara ait eskizlere yeniden bakarak kendi sanatını ve günümüzde resmin geldiği noktayı sorguluyordu. Varlık bu sene kaldığı yerden devam ediyor ve düş ile gerçek arasında bir yolculuğa çıkıy...