Kayıtlar

Tapınak Oğlanları

Resim
                         En el Hak - Erol Akyavaş  1980 yıllarında Cumhuriyet Gazetesi Paris muhabiri Kosta Duponte bir gün, ressam Erol Akyavaş'ı nasıl tanıdığımı sorduğunda yanıtım ; ".. Newyork' da yaşadığını , az çok resimlerini dergilerde gördüğümü ve de 60 yıllarında Fransız Kültür Merkezinde bir sergisini anımsadığımı , yengeç kolajları içeren surrealist tuvallerini anlattım. Kosta'nın bana sormasının nedeninin , Erol Akyavaş'ın kendisini sürekli aradığını ; gazeteye ulaştırması için " virtuel " haberler örneğin " .. MoMa - Newyork Modern Müzesi- bir baskı işini satın aldığını , Leningrat müzesi kendisinden bir sergi istediği , ayrıca Paris'deki önemli bir galeriyle arabulucuk yapması vs. bu konuda inanılmaz bir synergie harcadığını vs. anlattı. Aynı konuda Abidin'de yakın dostu Ahmet Ertegün'ün ona benzer "fazlaca yapışma " hikayelerininden söz etmişti . Ne olursa osun bu vahşi batıda uzunca bir süredir yaş...

Bémol günler

Resim
Bana mı öyle geliyor yoksa gerçekten dış dünyanın yabancılaşma " syndrome "munun dostluklarda da bir değişim sonucu ya da güneşte oluşan manyetik fırtınaların mı etkisi ;  Çatlaklar oluşmaya başladı , ilişkilerde , düşündüğünü söylemek bir risk , bir eleştiri getirmek sanki bir duelloya çağırı , sonuç olarak benim şu anda yaşadığım " démystification " / bir kültür aşınması bunu daha da kanıtlıyor. Tahammül süresi de kısaldı , söylemezsem iç sızıları , söylersem de dargınlıklar ; o zaman .... Geçen akşam bir kokteylde, İstanbul ve Paris'den en eski tanıdığım , bir hikaye kitabını da resimlediğim yazar dostumun ceketinin yakasındaki mavi roset önce dikkatimi çekmemişti bir süre sonra başka bir yazar hanımın yanımıza gelip " ..demek sen de aldın " takılmasıyla bu rozetin Fransa'nın her nedenle çokca dağıttığı bir onur madalyası olduğunu anladım ki genellikle kırmızı olarak bildiğim için mavi dikkatimi çekmemişti. Bu " L'Ordre des Arts et des...

Hayal Müzesi 1

Resim
1965 yılında İstanbul'dan auto-stop'la çıktığım dört ay sürecek serüvenin asıl amacı ; Avrupa müzelerini , hayal ettiğim ressamlarımın gerçek tablolarını görmekti . Bunun yanı sıra 5. Paris Biennal'ine Türkiye'yi temsilen katılmıştım , resmen bir davetiye olmadığı için , o yılların bu çok önemli karşılaşmasını görmekte fayda vardı , beş parasız ama kararlı , Edirne'den yola çıktım .  Bu durumda katiyen bir program söz konusu olamaz , akan suyun sizi nereye götüreceği hiç belli değil . Almanya kapısını  yeni açmıştı , daha çok kaliteli işcilere yönelik bu davet , hiç olmazsa beni " yol " olarak kurtardı  ; Bulgaristan , Yogoslavya ,Çekoslavakya , Doğu Almanya vs . demirperde ülkelerini, bizimkilerin inanılmaz yardımlarıyla gezdim ,  harp sonrası Avrupa daha insancıldı bugüne göre , çoğu kez müzelere parasız girdim , Brecht hayranlığımla gittiğim Doğu Berlin'de, Berliner Ensemble'ın bir provasını izledim , sonra kumanya vakti geldiğinde beni de dave...

Bruegel'e göre KAOS

Resim
Bruegel'e daha alıcı bir gözle bakmak için gittiğim Bruxelle'de, bu sabah hava gri , soğuk ve yağmurlu ; müze gezmek için daha makul bir gün olamaz. Fransız'ların dediği gibi " bir kedi bile yok " , müze bomboş , işte o zaman Flaman resmine bu dinginlikte girmek daha da çekici. Eski resmin dinin yönetiminde olduğu ve de " crucifacion " konusunun tüm ressamların konumuna girdiğini , Bruegel ' in sergilendiği salonlara giderken görüyorsunuz ; bu kez Roger Van Der Weyden'e , Cranach , Quentin Metys ' bakmadan bir tek Bosch'un önünde duruyorum , Gerçekten bir tabloya sinemaya gözüyle bakılması , çevrilmesi ,  okunması  Bosch'da çok iyi yapılabilir , gerçeküstü bu kaos ; ağaç-insanlar , gözlüklü böcekler , başında huni paten yapan kuşlar , ölüme dair, kara veba'nın silip süpürdüğü bu peyzaj bir süre sonra Bruegel'e bir kapı açıyor . Bir doğada günahın ceremesi giderek tanrının bir karabasanına dönüşüyor , o karabasan ki " v...

yeni bir güne başlamak

Resim
Varoluşumuzda ne yaparsak yapalım beynimizin büyük bir ustalıkla yaptığı bir ikilem vardır ; an da yapılan hemen bir geri dönüş yapar ve daha önceki bir yaşanmışlıkla bütünleşir ki sinemeda  buna" back-graund " denir yani " geriye dönüş ". Eski , dingin günlerimizde bir pazar sabahı iştahla alınan bir kaç gazeteyi , çınar altı kahvesinde demli çay içerek okumak , sevdiğimiz köşe yazarları , karikatürlere özgün biriken merakımızı sindererek bir yaz denizine bakmak değil biraz önce yaptığım işlev ; bir tuşa bastığınızda karşınıza ülkenin tüm gazetelerini ilk sayfaları çıkıyor. Ani bir seçim yaparak alıştığınız bir gazetenin tüm manşet , haber ve fotoğraflarıyla diğer gazetelerinkiler hemen hemen aynı , haberin değerlendirmesine göre sağa sola vs. kaydırmak tek farklılık ; sanki bir tek kaynaktan iletilmiş , güne kötü başlamak için manşetler çok karamsar bugün " flaş "  manşetler :  FaceBook 'a sayfa açtırdığı için kocası tarafından öldürülen genç kadın ...

BRUEGEL'E YOLCULUK

Resim
Zaman su gibi akıyor , sanata ilgim , imge'nin hemen hemen olmadığı , dünya harbi yıllarından , Akademi'ye gelinceye dek olan süre. Bizi sanatın çekim alanına götüren dışa dönük etkinlik çok az , imge yok gibi , başka bir nedenle anlatmıştım ; çok erken bir yaşta babamım kitaplığından epey kalınca , içinde korkuyla karışık şaşırtıcı resimli kitap, uzun yıllar beni gizemine çağırdı ; kimsenin olmadığı bir an yakalar, bu resimlerin öyküsünü kendimce yazardım . Daha sonra Hilmi yayınevinin Hamdi Varoğlu çevirisiyle ve de Gustave Doré nin resimlediği " Dante Alighıerı " - Cehennem -Araf - 1938 yılında yayınlanmış bu kitabı hala saklıyorum .Alıcı gözüyle baktığınızda , 500 sayfalık bu kitapdaki resim sayısı 0n ya da onbeş ,  baskı tekniklerinin ilkelliğini , bir roprodüksiyon basmanın güçlüğünü ,  kağıt kalitesi vs. bizi sanatanın al benisine çeken hiç bir olanak yok. Nasıl oldu da , sonuçta buralara geldik!  Gustave Doré'nin ağaç üstüne gravür tekniğiyle yaptığı bu ...

BURN OUT

Resim
Burn out bir nevi " syndrome " ; bu ruhsal yorgunluğun giderek günlük yaşantımızı bir " sunami " misali , engel olamadığımız luzumsuz etkinliklerin birikimlerinin sonucu geldiğimiz bir halet-i ruhiyet . Çağın gerekliliği mi diyelim yoksa bizi buraya getiren tesadüflerin birikiminden çıkan bir "addition" mu ? Doğru her şeye kolay ulaşıyoruz , "bilgi" elimizin altında , bir düğmeye bastığınızda , düşlediğiniz kitap bir gün sonra posta kutusunda . Ulatışım , iletişim , haberleşme , "virtuel " gönderi vs bilim- kurgu sinemasının bile üstüne geçti. Sokakta , metroda gördüğüm insanların kendi kendine konuşmasını ya da elindeki ufacık bir aygıtla olan ilişkisine de bir türlü alışamadım , karşı oluş değil ; asırlardır tek düze giden değişimine açıkca tanık oluyoruz , Kafka'nın Gregor Samsa misali. Oysa sanatı yapan ögelerin başında " mystique "bir kurgu vardır ; ressam atölyesinde ne kadar tekil se , tiyatro , sinema vs. o k...