Kayıtlar

OXYMORE/ OSTANDE

Resim
Zober anımsadı; göz alabildiğine uzanan bu kumsalda yürüdüğünde, daha önce Ostand'ın adını nasıl duymuştu? Paris'e Biennal'e yetişmek için çıktığı otostop, ona, olmadık "simgesel" mekanları, görsel sentezleri, açlığı, yorgunluğu öğretirken, kendiliğinden onu ufuk çizgisinin ötesine doğru götürüyordu. Rastgele, şansına; onu arabasına alanların dümen suyunda kuzey Avrupa'da yol alıyordu ve bu coğrafya ona yabancı değildi; sanki o kültürde yoğrulmuştu, öncelikle resim, edebiyat, sinema; aklına ne gelirse! Bir süredir onu etkileyen yazar Knut Hamsun'du, aylaklığın ve gizli yalnızlığın yazarı, nedense kuzey onu  bir başka türlü çekiyordu. Yeni yetme yaşlarında John Stenbeck'le başlayan hayal gezilerilerinde önce Salinas, Kaliforniya'ya gitmişti. Çocukluğunun sıcak, dingin öğle sonraları, açık pencereden, bahçedeki sessizce olgunlaşan Burnukızıl eriklerine kayardı gözü, elindeki kitap düştüğünde, kendini nedense hep Monterey'de bulurdu; Yukarı Mahall...

UTKU VARLIK /HİÇ SERGİSİ/ MELEK CEVAHİROĞLU

Resim
3 Mayıs 2016… Bozlu Art Project’in ev sahipliğinde Nişantaşı Galerisi’nde yeni bir resim sergisinin açılışına gittim. Fransa’da yaşayan 68 kuşağının önemli temsilcilerinden Türk ressam Utku Varlık, “HİÇ: Gidilmemiş Denizler, Söylenmemiş Sözler” isimli sergisiyle piyasaların taleplerine inat, yazı yazar gibi, mermeri yontar gibi, resmin kendi öğeleriyle, boyaları ile içinden geçen düşünceleri tuvaline meşk ediyor. Utku Varlık, geçtiğimiz yıl yine Bozlu Art Project’te “Fragmanlar” adlı bir sergi açmıştı. Bu sergisinde “Eğer bir düş giderek resme dönüşüyorsa, resim de sonuçta Düş’e dönüşür,” düşüncesinden hareketle bir “DÜŞ”ün kurgusunda yaşanılmış, düşünülmüş ‘fenomen’ tabakalarının montajından kırpılıp düşen fakat yine de bir kenara konup saklanan küçük öyküler, şiir kırıntıları ve farklı kurgulara ait eskizlere yeniden bakarak kendi sanatını ve günümüzde resmin geldiği noktayı sorguluyordu. Varlık bu sene kaldığı yerden devam ediyor ve düş ile gerçek arasında bir yolculuğa çıkıy...

OXYMORE / GÜNLÜKLER

Resim
fotoğraf / Herry Gruyaert Yaşadığımız bu çağ, beni gün geçtikce daha da şaşırtmaya başladı; düşlerim ve sanrılarım yaptığım resimden daha öte yankılar yaparak bana geri dönmeye başladı: bir image, bir yazı, şiir, kurgu, sinema vs. Her bana dokunanı ; yorumlamak, kısa da olsa paylaşmak, belki silkinmek bu insanın gizeminden bilinmezliğinden. Tekrar ediyorum: " evren beynimizin bir sanrı bahçesidir. " Harry Gruyaert'e yazmakta olduğum "Ostant" anı- öyküm için Ostand'ın o gözalabildiğine Baltık denizi kıyısındaki plajının bir görselini ararken rasladım. Oysa adını bilmiyormuşum ama fotoğraflarına iyi bakmışım; sevindim birden tanımladığıma. Bakıp geçemiyeceğiniz bir image, önce anlamlı; yani içerik olarak içinde sizin olduğunuz ya da anlatımdaki bir olguyu net ya da soluk paylaştığınız bir fenomenin yani belleğinizin arşivine kaydolmuş bir başka görselle çakışmaktadır. Bir sabah olsa gerek, bilmiyorum hangi kentteyim! Her yeni kente ayak bastığımda...

OXYMORE / KATEDRAL

Resim
Karanlık ormanlardan, yalnız hışırtılarını duyduğum, göz alabildiğine uzanan buğday tarlalarının yol kesimine çıktığımda, üstüme yağan çiğ, geceyi daha da dayanılmaz hale getirdi. Beni yol kavşağında bırakan kamyon şoförü; "..bir kaç kilometre yürürsem, Köln'nün ışıklarını göreceğimi" söylemişti ama Almanca'dan çok elleriyle konuşmuştu, ne kadar anlamışsam! Birden uzakta beliren bir ışık süzmesi bana bir umut vermeden o hızla kayboldu; aniden arkadan gelen bir kamyonun gürültüsüyle umutlanıp, elimi kaldırmadan; ıslak asvalttaki tüm suları üstüme püskürtüp, hızın verdiği soğuk dalgayı bir şamar gibi yüzüme vurdu kamyon. İşte bu kez sırıl sıklam, çaresizlik içinde desen ve gravürlerimin olduğu kartona üstümde ne varsa sardım. Belki açlık; içimde bir titreme, çiğerlerimi sökecek, beni alıp o karanlık tarlalara savuracaktı. Yine yürüyorum, o uzaklardan kayıp giden ışıklar da yok oldu; yolun silik çizgisine gözüm alıştı. aman yitirmemek. Güzel şeyler düşünüp korkumu dağ...

HİÇ / İNCİ AYDIN

Resim
Hiç paradokstur. Her şeyi kapsar. HİÇ'i anlatmak için yapılan her şey hiç'i yadsır. "Hiç gidilmemiş denizler/ söylenmemiş sözler" başlıklı sergisiyle Utku Varlık bu kavram üzerine düşünceler geliştirmektedir. Hem resmiyle hem de aynı adı taşıyan öyküsüyle.... Öykü Roby Zober adlı karakter çevresinde gelişen öykü, ressamın Paris günlerine anıştırma yapar. Roby Zober, Varlık'ın Paris'de bir apartman zilinde gördüğü isim.Onu hiç görmemiş. Adı olan ama bilinmeyen Roby Zober, ressamın düş gücüyle kurgulanarak bir öykü karakterine dönüşmüş. Ayrımında olmadan karakter bir süre sonra kendi yaşamından izler taşımaya, hatta doğrudan ressam/yazarın kendisi olmaya başlamış. Geçmişle hesaplaşan ressam, yarattığı bu karakteriyle günümüz insanının yaşadığı parçalanma ve yabancılaşmayı da yansıtır. Hiçler Hepleri Barındırır Zober, Kunsthistoriche Museum'da Pieter Bruegel'in "Karda Avcılar" resmini inceler. Resim ona ünlü şairin dizelerini anımsatır: ...

HİÇ

Resim
Utku Varlık / HİÇ: Gidilmemiş Denizler, Söylenmemiş Sözler 03 Mayıs - 16 Haziran 2016 / Nişantaşı  Bozlu Art Project Nişantaşı, 3 Mayıs – 16 Haziran 2016 tarihleri arasında Utku Varlık’ın “HİÇ: Gidilmemiş denizler, söylenmemiş sözler” isimli sergisine ev sahipliği yapıyor. Sanatçının bu sergi için kaleme aldığı kısa bir hikâyeyle birlikte sunulan sergide, Varlık’ın tamamı ilk kez görücüye çıkacak yeni eserlerine yer veriliyor.    “Peki neyi anlatmak? HİÇ’likten hareketle şimdi geldiği yer, her geçen gün, bilinmez bir denize doğru dingin akarken, yaşam diyeceğimiz olguyla tekrar bir HİÇ’e ulaşıyor…” ’68 Kuşağı’nın resim alanındaki önde gelen sanatçılarından Utku Varlık’ın yeni sergisi, Mayıs ayının başında izleyiciyle buluşuyor. Doğu ve Batı felsefelerinde önemli yere sahip bir kavramdan, HİÇ’likten yola çıkan sergi, izleyiciyi hem sanatçının kişisel geçmişine hem de kavramsal sorgulamalarına uzanan sezgisel bir yolculuğa davet ediyor. Varlık, geçt...

OXYMORE- NEREYE GELMİŞTİK?

Resim
Geçen gün Sotbey's' ünlü ingiliz güncel sanatçı Emin Tracy'nin "my bed" yatağının 2.8 milyon euro'ya satıldığını duyurduğunda; aklıma; bu parayla şu günlerde İstanbul'da yapılacak bir müzayedenin ( türk çağdaş resmi ) tümünü satın alıp bu yatağın altına koymak geldi. Çünkü bir kolleksiyonerin eşinin bana anlattığı bir sorunu anımsadım: " ...aldığımız resimleri nereye koyacağımızı şaşırdık; duvarlar her yer doldu, şimdi yatakların altına koyuyoruz." Ne bileyim, daha önce "..bizimle dalga geçiyorlar" diye yazmıştım ve de sürekli anlatıyorum tanık olduğum, izlediğim sanatı yöneten lobilerin hiç bir kompleks gütmeden provokation'u uluslararası düzeyde sürdürmelerini. Örneğin Charles Saatchi 1991 yılında 180.000 euro'ya almış, daha sonra François Pinot'ya 1.5 milyon'a satmış, Pinot'da sahibi olduğu Sotbey's de 2.8 milyon'a satıyor. Emin Tracy ise: "...çok üzgünüm; bilmiyorum nereye gidecek, kor...