Kayıtlar

OXYMORE/ ZIGGURAD

Resim
Babil kulesi Roby Zober sonuçta kendinle hesaplaştı;  -bellekle huzura varmak, yaşanmış güzel şeyleri tekrar çizmek kafasında, bu her zaman başvurulacak bir çıkış yolu değildir, yoksa "angut" olur insan; sen hep geçmişle yaşıyorsun, eğer yaşadığın şu an'ı değerlendiremiyorsan, niye bu yola çıktın? - Ama bir otoyol var; duyusal bir ilintinin sizi, belleğin en ıssız kıyılarına götürüp getiren diye yanıtladım. Roby -Tekrar söylüyorum; gerçek neredeyse sen de orada olacaksın., istesen istemesen!- Evet ama bu dağ başında iki saattir bir araba bekliyorum, beklemek hangi boyutta olursa olsun, tinsel  çağrışımlar yaratır! Hep gözüm arkada; Akademi'deki doslarımı düşünüyorum; - ..şu saat.. şimdi Şükrü'de demleniyorlardır, Kürt Neco para bekliyordu, sonra Balık Pazarına çıkarlar akşam'a doğru, kızlarla...! Beni Belgrad'dan kamyonuna alan proloter şöför, ne bileyim 50 km. sonra  motor garip sesler çıkarınca, kamyonu kenara çekti ve bana yürüyerek devam ed...

GÜNLÜKLER/ EXPO. CARAMBOLAGES

Resim
İsimsiz/ Bakan göz/ Tütün kutusu/ 18 yüzyıl Paris'de Grand Palais'de gördüğüm bu sergi; sanata yolculuk süresinde, yaratışın kaynaklarına, onu sınırlandırmadan, onun ilişiminin duygu alanlarına giderek insanın görünmeyen yüzünün bir anatomisi, bir iç dialog yani sanatı yapan "içgüdü". Gilles Barbier/Anatomie trans-schizophréne 1999 Bugün sanat, genellikle "paraya dönük" bir yatırım piyasasına; anlamsız, bozuntu tekrarlara dönüşmüş se, zaman "mediatique" şamataya soyunmuş, hava alınıp hava satılıyor sa, bu demek değildir ki düşünce çökmüştür. Hala sanatın gerçek anlamına, onun düşündürücü içeriğine bağımlı sanatçılar var, bunu savunanların belki biraz gölgede olmasının nedeni; kendimize dönüp, varoluşun dialektiğine ayıracak zamanımız olmaması. "Deviation" yani "sapmalar" la bir durum yaratma, gözü kaydırma, kafa yıkama, dinlerin konumuna girerek olağanüstü bir içeriği; "ecce homo", ve de onun moral öğ...

OXYMORE/ OSTANDE

Resim
Zober anımsadı; göz alabildiğine uzanan bu kumsalda yürüdüğünde, daha önce Ostand'ın adını nasıl duymuştu? Paris'e Biennal'e yetişmek için çıktığı otostop, ona, olmadık "simgesel" mekanları, görsel sentezleri, açlığı, yorgunluğu öğretirken, kendiliğinden onu ufuk çizgisinin ötesine doğru götürüyordu. Rastgele, şansına; onu arabasına alanların dümen suyunda kuzey Avrupa'da yol alıyordu ve bu coğrafya ona yabancı değildi; sanki o kültürde yoğrulmuştu, öncelikle resim, edebiyat, sinema; aklına ne gelirse! Bir süredir onu etkileyen yazar Knut Hamsun'du, aylaklığın ve gizli yalnızlığın yazarı, nedense kuzey onu  bir başka türlü çekiyordu. Yeni yetme yaşlarında John Stenbeck'le başlayan hayal gezilerilerinde önce Salinas, Kaliforniya'ya gitmişti. Çocukluğunun sıcak, dingin öğle sonraları, açık pencereden, bahçedeki sessizce olgunlaşan Burnukızıl eriklerine kayardı gözü, elindeki kitap düştüğünde, kendini nedense hep Monterey'de bulurdu; Yukarı Mahall...

UTKU VARLIK /HİÇ SERGİSİ/ MELEK CEVAHİROĞLU

Resim
3 Mayıs 2016… Bozlu Art Project’in ev sahipliğinde Nişantaşı Galerisi’nde yeni bir resim sergisinin açılışına gittim. Fransa’da yaşayan 68 kuşağının önemli temsilcilerinden Türk ressam Utku Varlık, “HİÇ: Gidilmemiş Denizler, Söylenmemiş Sözler” isimli sergisiyle piyasaların taleplerine inat, yazı yazar gibi, mermeri yontar gibi, resmin kendi öğeleriyle, boyaları ile içinden geçen düşünceleri tuvaline meşk ediyor. Utku Varlık, geçtiğimiz yıl yine Bozlu Art Project’te “Fragmanlar” adlı bir sergi açmıştı. Bu sergisinde “Eğer bir düş giderek resme dönüşüyorsa, resim de sonuçta Düş’e dönüşür,” düşüncesinden hareketle bir “DÜŞ”ün kurgusunda yaşanılmış, düşünülmüş ‘fenomen’ tabakalarının montajından kırpılıp düşen fakat yine de bir kenara konup saklanan küçük öyküler, şiir kırıntıları ve farklı kurgulara ait eskizlere yeniden bakarak kendi sanatını ve günümüzde resmin geldiği noktayı sorguluyordu. Varlık bu sene kaldığı yerden devam ediyor ve düş ile gerçek arasında bir yolculuğa çıkıy...

OXYMORE / GÜNLÜKLER

Resim
fotoğraf / Herry Gruyaert Yaşadığımız bu çağ, beni gün geçtikce daha da şaşırtmaya başladı; düşlerim ve sanrılarım yaptığım resimden daha öte yankılar yaparak bana geri dönmeye başladı: bir image, bir yazı, şiir, kurgu, sinema vs. Her bana dokunanı ; yorumlamak, kısa da olsa paylaşmak, belki silkinmek bu insanın gizeminden bilinmezliğinden. Tekrar ediyorum: " evren beynimizin bir sanrı bahçesidir. " Harry Gruyaert'e yazmakta olduğum "Ostant" anı- öyküm için Ostand'ın o gözalabildiğine Baltık denizi kıyısındaki plajının bir görselini ararken rasladım. Oysa adını bilmiyormuşum ama fotoğraflarına iyi bakmışım; sevindim birden tanımladığıma. Bakıp geçemiyeceğiniz bir image, önce anlamlı; yani içerik olarak içinde sizin olduğunuz ya da anlatımdaki bir olguyu net ya da soluk paylaştığınız bir fenomenin yani belleğinizin arşivine kaydolmuş bir başka görselle çakışmaktadır. Bir sabah olsa gerek, bilmiyorum hangi kentteyim! Her yeni kente ayak bastığımda...

OXYMORE / KATEDRAL

Resim
Karanlık ormanlardan, yalnız hışırtılarını duyduğum, göz alabildiğine uzanan buğday tarlalarının yol kesimine çıktığımda, üstüme yağan çiğ, geceyi daha da dayanılmaz hale getirdi. Beni yol kavşağında bırakan kamyon şoförü; "..bir kaç kilometre yürürsem, Köln'nün ışıklarını göreceğimi" söylemişti ama Almanca'dan çok elleriyle konuşmuştu, ne kadar anlamışsam! Birden uzakta beliren bir ışık süzmesi bana bir umut vermeden o hızla kayboldu; aniden arkadan gelen bir kamyonun gürültüsüyle umutlanıp, elimi kaldırmadan; ıslak asvalttaki tüm suları üstüme püskürtüp, hızın verdiği soğuk dalgayı bir şamar gibi yüzüme vurdu kamyon. İşte bu kez sırıl sıklam, çaresizlik içinde desen ve gravürlerimin olduğu kartona üstümde ne varsa sardım. Belki açlık; içimde bir titreme, çiğerlerimi sökecek, beni alıp o karanlık tarlalara savuracaktı. Yine yürüyorum, o uzaklardan kayıp giden ışıklar da yok oldu; yolun silik çizgisine gözüm alıştı. aman yitirmemek. Güzel şeyler düşünüp korkumu dağ...

HİÇ / İNCİ AYDIN

Resim
Hiç paradokstur. Her şeyi kapsar. HİÇ'i anlatmak için yapılan her şey hiç'i yadsır. "Hiç gidilmemiş denizler/ söylenmemiş sözler" başlıklı sergisiyle Utku Varlık bu kavram üzerine düşünceler geliştirmektedir. Hem resmiyle hem de aynı adı taşıyan öyküsüyle.... Öykü Roby Zober adlı karakter çevresinde gelişen öykü, ressamın Paris günlerine anıştırma yapar. Roby Zober, Varlık'ın Paris'de bir apartman zilinde gördüğü isim.Onu hiç görmemiş. Adı olan ama bilinmeyen Roby Zober, ressamın düş gücüyle kurgulanarak bir öykü karakterine dönüşmüş. Ayrımında olmadan karakter bir süre sonra kendi yaşamından izler taşımaya, hatta doğrudan ressam/yazarın kendisi olmaya başlamış. Geçmişle hesaplaşan ressam, yarattığı bu karakteriyle günümüz insanının yaşadığı parçalanma ve yabancılaşmayı da yansıtır. Hiçler Hepleri Barındırır Zober, Kunsthistoriche Museum'da Pieter Bruegel'in "Karda Avcılar" resmini inceler. Resim ona ünlü şairin dizelerini anımsatır: ...