Kayıtlar

tarifsiz sıkıntılar içinde

Resim
2010 yılının mayıs ayında Bodrum'dan karşıdaki Kos adasını dolaşmaya gittik.  Yunanis'dan bir kez geçmiştim ama merakım ;  bu adalarda nasıl yaşıyor , karşı kıyıları nasıl görüyorlar vs.  Biliyordum ki haftanın belli günlerinde Bodrum'a alışverişe geliyorlar , tarihi alış veriş sürüyordu ama ne yazık bu iki toplum açıkca beraber yaşıyabilirdi , şu karanlık inançlar olmasa . Ada turistik tarihi kalıntılar ve Osmanlıdan kalan izler de silinmemiş , adadaki esnafın çoğunluğu da Türk asıllı , konuştuk biraz ,o zaman Yunanistan daha büyük ekonomik krize girmemişti.Adayı merakla dolaşırken , deniz kıyısındaki gazinonun arkasında , şimdiye dek insan dehasının böyle bir montajı biraz zor yapabilir yargısıyla karşılaştığım " makina ", adadaki bütün gördüklerimi sildi süpürdü. 60 yıllarında Kafka'nın " Ceza Sömürgesi " hikayesini sinemaya aktarmayı düşlemiştim,hikayede baş rolde işkence için kullanılan makineyi  gerçekleştirmek olanaksızdı , ...

atölye / FRANCIS BACON

Resim
Sanat bir ayrıcalıktır . elbette bir fenomen yaşanmalı ki bu ayrıcalık bir olağanüstülük taşısın.  Bu başka oluş , sanatcının da kimliğini oluşturur. "Marginalité " yapay, oynanan bir rol değildir.   Kişilikte oluşur, insanın tanımıdır . Nevrose' un burada bir ölçü olması , sanat tarihinde bir  çok sanatcıyı  deli kimliğine sokarak , yapıtlarındaki yargılanmayı , ruhsal sarsıntıların  sonuçları olarak görmüştür. Elbette ne Boch'dan ne de Richard Datt'dan elimizde resimlerinin  dışında , deli olduklarına dair bir kaynak var , olağanüstü tekniklerine baktığımızda da bir delinin yapabilmesi olanaksızdır. Van Gogh'a geldiğimizde de karşımıza "depressif" bir kişi çıkar, deli değil. 1971-72 de Paris Grand Palais ' de izlediğim Francis Bacon retropektivi , beni çok şaşırmıştı onu izliyen günler içinde, Akademinin sokağı Rue de Beaux-Arts ' da , aynı ismi tasıyan otel 'de kaldığını duymuştum , bu otelde Borges'de uzun yıllar kalmıştı. Nitekim...

bir sergi anısı

Resim
60 yılları , çok az galeri var istanbul’da , daha çok sergiler yabancı kültür merkezlerinde , şehir galerisinde , akademi de ya da bu fotoğrafta olduğu gibi , Resim -heykel müzesinin galerisinde olurdu.  Günümüzdeki doymuşluk , çok görmüşlük çok bilmişlik olmadığı için açılışlar kalabalık , ilgi çekici ve neşeli olurdu . Kokteylde verilen şarap da çok sayıda Akademi öğrencisi çekerdi . Ressamlar Cemiyetinin yıllık sergi açılışlarından biri , 1966 olsa gerek , Şadi Çalık ‘ın sağında Aliye Berger , solunda ben , önde  Sevim Burak , Umbor Mehmet ‘in eli Ömer Uluç’un omuzunda , arkada Alaeddin Aksoy.

Hattuşa ‘ dan mektuplar 1

Resim
CİNSEL GÜÇSÜZLÜĞE KARŞI BÜYÜ/ HİTİT İMPARATORLUK DÖNEMİ /  İ.Ö. 1344  - akatca-   EĞER BİR ERKEĞİN CİNSEL GÜCÜ  » NİSANNU  » AYINDA TÜKENİRSE ; BİR KEKLİK YAKALA, KANATLARINI YOL  BOĞAZINI KOPAR VE ONU YASSILAŞTIR , ÜZERİNE TUZ SERPEREK KURUT. DOĞA BİTKİSİ  » DADANU  » OTU İLE BİRLİKTE EZ . BİRA İLE İÇMESİ İÇİN ONA VER . SONRA O ADAM CİNSEL GÜCÜNE KAVUŞACAKTIR. EĞER ÖYLE İSE , ERKEK KEKLİĞİN PENİSİNİ , BİR BOĞANIN SALYASINI , BİR KEÇİNİN SALYASINI SU İÇİNDE KARIŞTIRARAK ONA VER , SARILMIŞ KUYRUK KILINI VE KOYUNUN APIŞ ARASINDAN ALINMIŞ YÜNÜ KALÇASINA KOY , O CİNSEL GÜCÜNE KAVUŞACAKTIR .

öteki Freud

Resim
Bazı sanatcılar vardır ; kendi varoluşlarından taviz vermezler , günün moda akımları ,  » médiatique  » çekim alanları paranın ve ünlü olmanın dayanılmaz albenisininin , yaptıklarıyla ters orantılı olduğunu çok önce kavramışlardır.  Lucien Freud ‘ un bir başka sorunu da dedesiydi , ünlü bir kişinin gölgesi , gerçekten onu izleyen kuşakların ,- ne yaparlarsa yapsınlar- , her zaman bir sakıncası olmuştur. İzlediğim kadar Freud ismi ona biraz da « desavantage »   yaratmıştır , sürekli araya kurulan köprüler ;  onu daha da kendine dönmeyi , Londra’da Notting hill ‘deki ı8 yüzyıldan kalma küçük evinden çıkarmamıştır. Bu kendine çok özgü kişilik , resimlerinin satıcısı William Acquevella’nın dediğine göre :  kendini şöhrettten   » isolé  » etmesi kadar, paraya karşı da o  kadar   » püriten  » kılmıştır. Resimleri uzun yıllardır müzelerde ve kolleksiyonlarda , satış evlerinde 30 milyonlara  ulaşması kafas...

salyongozların maviye dönüştüğü bahçenin bir köşesi

Resim
Bahçenin yaşadığı güzel günler , çocukluğumun da günleridir , yakın köylerin birinden gelen Recep uğraşırdı mevsimlere göre yapılacak işleri.Eşeğini çiçeklerden uzak bir yere bağlar ,kendisine gösterilen işleri yapardı.Örneğin bağları budamışsa,ertesi sabah babam erken kalkar , robe de chambre ‘ nın cebinde kitaplar , elinde bir kadehle , bağların budandığı yerlerinden akan öz sularını toplardı , güya bu iksir onu ölümsüz kılacakmş , ama 47 yaşında öldü. Babaannemin’de mucizevi bitkisi  »  yerelması’  » idi  . Bahçe kış uykusuna yattığında , toprağı biraz eşelediğinizde , kırmızı yerelmalarını bulmak çok şaşırtıcıydı. Kışın saksıların konduğu , ortadaki köşkün arkasında , kırık saksı , kesilen bir ağacın gövdesi , bir araba tekerleğinin dibinde bulduğum salyongoz kabukları da benim aklımı çelerdi ; bu kabuklar maviydi , eskimiş bir çivirt mavisi, Bugün kimse  » çivirt  » in ne olduğunu bilmez , bilenler ise bir kare çivirt sakl...

günlerin köpüğü

Resim
Bu kez Boris vian’ı anımsadım , zihinsel geziler , bellekte , örneğin  » 100 soruda  » gibi saklanabilecek bilgileri betonlaştırır. Geçende modacı Alex geldi ziyaretime , Paris’den İstanbul’a döneli epey oluyor , anılarını yazıyor , bu nedenle kazılara Paris’den başlamış. 1976 yılında geldiğini söyledi , şöyle bir panoromasını yaptık o yetmişli yılların ; unutulmayan renkli kişilikler su üstüne çıkmaya başladığında , en ilginç kişilik galiba Cornail ‘ le, bereber yaşadığı Selahattin Kuzuoğlu’ydu. Cornail, İstanbul mozayık ‘ının kırılmadan önceki döneminin çok orjinal bir kişisiydi. « Restaretör » olarak çalışırken ,anadoludan  gelmiş  genç işçi Selahattine aşık olur. 6-7 eylül olaylarından sonra kapı-dışı edildiğinde Paris’e gelir , yerleştiğinde Selahattin’i de çağırır yanına.1970 yıllarında tanıdığımda, ikisi de Sonnabend galerisinde çalışıyorlardı.Bu galeriyi Sarkis yönetiyordu , kanımca Sarkis onlara bir iyilik yapmıştı, Cornail galeri so...