Kayıtlar

CAMERA OBSCURA: ALEM DERGİSİ'YLE " CONTEMPORARY İSTANBUL "'LA UÇMAK!

Resim
 Bu yıl yeni mekanı Tersane İstanbul'da 16. edisyonunu sanatseverlerle buluşturan Contemporary Istanbul özel bir davetle kutlandı. Tersane İstanbul'da gerçekleşen geceye; ALEM Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Gözde Yörükoğlu Ersu, Burcu ve Hakkı Yıldız ile Contemporary Istanbul Yönetim Kurulu Başkanı Ali Güreli ev sahipliği yaptı. House Of Brothers topluluğunun da yer aldığı gecede şık bir ambiyansa Jazz Band'in caz müzikleri eşlik etti. İstanbul'un Haliç manzarasına karşı sanat dolu sohbetlerin edildiği davette; sanatçılar, koleksiyonerler, sanatseverler, galeri sahipleri bir araya geldi. Akşam saatlerinde başlayan davette konuklar uzun bir aradan sonra buluşmanın heyecanı içerisindeydiler. Ali Güreli davet ile ilgili, "ALEM Dergisi ile düzenlediğimiz bu geceyi aile buluşması olarak planladık. Contemporary Istanbul'un 16. edisyonu içinde yer alan davetlilerimizle beraberiz. Contemporary Istanbul'un bu seneki edisyonu İstanbul'a yakışan bir fuar olacak. Ul...

CAMERA OBSCURA: ÇAĞDAŞ SANAT BİR OLİGARŞİ'DİR

Resim
                                                                            KUZULARIN SESSİZLİĞİ Bir saptanma değil, karşı oluş ve yargılama açısı o kadar baskın ki karşı bir şey söylemek istiyorsun; aynen politikada  olduğu gibi demokratik yollarla geldiğini savunan bir diktatöre karşı yumruğunu kaldıramıyorsun, seni azarlayan patronun karşısında boynunu büküyorsun; paralarıyla sanata bulaşmış enayi milyarderleri eleştiremiyorsun! Evet, dik kafa, ukelâ geçinen Fransız entellektüel ve sanat eleştirmenleri, sanat düşünürleri tüm media, yazılı basın ve de Devlet; Sanatı manipüle eden, kim aklınıza gelirse "contemporary" adına Francois Pinault'un yaptığı "cehalet'e" kimse ağzını açamıyor ve adam doymuyor, bu ağaç ticareti yaparak milyarder olan Broton bir köylü, k...

CAMERA OBSCURA/ Anlamsızlığın anlamı - Virüsten sonra sanat mevsimi -

Resim
 KAOS' un ikinci yılı bitmek üzere, örneğin Fransa'da Eylül'le birlikte "saison litteraire" şaşkınlık verici; geçen yıllara göre iki misli kitap - roman - yazılmış,  dev kitap-evleri ödülleri manipüle ederek kendi seçtiklerini vitrinlere yerleştirecek ama şunu açıklamada fayda var: 60 yıllarında. tüm dünyayı kültür ve sanat adına mıknatıs gibi çeken Fransa, yaratıcılık adına kan kaybediyor, söz ettiğim: yazı'dan tutun da sinema - belki uluslararası düzeyde en "mediocre" bir sinema - ama kendilerine özgü festivaller, ödüller düzenleyerek su yüzeyinde kalmasını beceriyorlar. Plastik sanatlarda"contemporary milyarderleri" bunu parasal yönetse de, - Christy's, Sotheby's vs. milyarder F. Pinault'un - star sistem yine Amerikalı ve İngiliz sanatçılarının elinde. Malûm merakla geldiğimiz Fransa değil, Modern, Çağdaş adına kabuk değiştirerek bugüne geldiğinde bu ülkeyi yöneten "kültür"de başını aldı gitti; anlatmak istediğim bu...

CAMERA OBSCURA/ Narrative gözlem 1

Resim
60 Yıllarında başlamıştı pentürün yatağını değiştirmek hayalleri, ona dokunmadan onun mekanına girmek, müzelerinde onu kenara itmek! Dün gözüme çarpan epeyce hırpalanmış ama olağanüstü anlam kazanmış bu afiş Paris'de son seçimlerden kalan sağcı partinin adayı Jordan Bardela'ya yapılan bir "müdahale"! Francis Bacon görseydi epey şaşırıdı; 1953 de Velasquez'in " Pope İnnocent x " portresini Papa'nın bir sanrısına dönüştürmesiyle, resmin ana kapısından girme şansını tanımıştı ona: Bacon yapabilirdi bunu; çok az sanatçıda olabilecek, gerçekten yaşadığı "sanrı"yı tuvaline çekinmeden aktarabilecek; kendine hiç bir sansür uygulamadan ya da müzelerin, büyük kolleksiyonları "feodal" yönetitimini boşa sayarak. Yalnız Papa Innocents x' in çığlığı değil, yaşantısını yöneten homosexualitesi tuvallerinin içeriğideydi. 1977 de Paris'de Claude Bernard galerisinde yaptığı serginin ikinci günü, sabah 9.30 da France Culture radyosonda yaptığ...

HİÇBİR ZAMANA SIĞMAMAK YA DA BÜTÜN ZAMANLARDA BULUNMAK! UTKU VARLIK / ENGİN TURGUT 2000 İstanbul

Resim
  HİÇBİR ZAMANA SIĞMAMAK YA DA BÜTÜN ZAMANLARDA BULUNMAK! Ben zamanı gördüm, İçimde ve dışımda sessiz çalışıyordu, Bir mezar böyle kazılırdı ancak, Yıldırımsız ve baltasız, Bir orman böyle devrilirdi! Ben zamanı gördüm, Kaç bakışta bozdu hayâli, Ve kaç düşüncede! Ben zamanı gördüm, Şimşek gibi bir ânın uçurumunda... A. H. Tanpınar Utku Varlık , Borges’in düşsel komşusu, yakın arkadaşı olur, ikisi de ‘öteki’ olabilmeyi iyi biliyor, ikisi de kısa devre yapabilir düşlerimizin solgun bahçesinde, çünkü ikisi de akıllara durgunluk veren işler ürettiler ve Utku Varlık hâlâ giz kazıcısı, giz yontucusu yolculuğuna devam ediyor. Borges kesinkes bir heykel duruşudur, bütün zamanlara bastonuyla ilerlemiştir, hem içinde hem dışındadır zamanın, Borges’in sandalyesi evreni simgelemektedir, dikkat edelim, sandalyenin ayakları pars, elleri makas, sırtı aşkın gövdesinden yapılmıştır, yani rüya ne zamanın ne hayatın dışına sızmıştır. Evet, bu yorgun dünyada her şey ürkütücü bir yalnızlıkla tanımlanmı...

YAŞANTININ ALT GEÇİŞLERİ, ÇIKMAZ SOKAKLARI

Resim
  Bence Nietzsche haklı, kendine yol soran birine verdiği yanıt: “ …yok öyle bir şey! “; yine biz varolduğuna inanarak yolumuz devam edelim! Gökyüzünü izlerim genellikle, boşluğu; benim hep ilgimi çeken alçaktan uçan kuşlar değil, çok yükseklerde yalnız bir kuş bir yere gidiyor! Peki yol yok orada, hedefini kestirmiş sağa sola bakmıyor, çok yüksekte olduğu için yakın bir yere gitmiyor kanımca: bir orman, bir park, öteki kuşların da olduğu ya da bir bahçe; başka bir ülke ya da kıta!  Şimdi virüs günleri ve de hiç bir yere gitmemek isteğinden öte belki yaşlılık, başka engeller olabilir,  uçak seyahatleri de kısıtlandı oysa havaalanlarında çevreye bakmayı çok severdim. Bekleme salonlarında yalnızlık çok göze çarpar: örneğin bir kadın, tipine göre bir kuzey ülkesinden, yaz tatilini nerede geçirmiş se güneşin etkisi tatilin bir simgesidir; çaktırmadan onu izliyorum; kafamdaki sorular sıraya girmiş: niçin yalnız, mutlu mu - göstermezler genellikle kuzeyliler - tüm bu kurgular s...

ŞEFİK BURSALI - anı -

Resim
  Şefik Bursalı için yapılan bu anıt-heykeli görmeseydim, tekrar “anıların” kapısı açılmayacaktı. Durup dururken belleğimde yaşanmışlık tekrar alt-üst oluyor ve de beraberinde birbirine dokunan ne varsa su yüzeyinde: Türk dili bir step dili olduğu için, her konuda olduğu gibi sanat ve resimde de yabancı dillerdeki sözcüklerle doludur; örneğin Akademi’de: eskiz, desen, pentür, galeri vs. Küçük bir sözlüküğü doldurur!  “Cour de Soir” da fransızcadan gelmedir, “akşamları 18-19 saatlerinde çıplak modelden desen çalışma atölyesi” ama genelde bu saatte kimse kalmazdı okulda. İşte bu atölyenin hocası Şefik Bursalı’ydı. Çok kısa boyu nedeniyle ya sa sesi, belki de tarifsiz bir “unutulmuşluğun” hesaplaşması; - kendinle de olabilir - çok konuşması; nedeni - bence -  resim atölyesi verilmemesi onu ikinci plana atmıştı. Ötekiler: Cemal Tollu, Nurullah Berk, Zeki Faik, Ali Çelebi, Cevat Dereli, Bedri Rahmi en sonra Neşet Günal, niçin Şefik Bursalı’y gerektiği gibi davranmadılar, “fark...