gecenin ucuna yolculuk
Celine’ den ödünç aldığım bu başlık, gördüğüm, tinsel olarak beni son yıllarda etkileyen en somut olay, şimdi herşeyin bir belleği olduğuna , özellikle « mekanların » belleğine çok inanıyorum.Kısa bir süre önce İstanbul’a geldiğimde , dostum Ali Hatemi ,kendi merak kutularından birini açtı ; büyük bir organizasyon yaparak bizi » gecenin ucuna götürdü » , Büyükada Rum Yetimhanesi.Çok kısa bir süre önce , Avukat Kezban Hatemi ,Prof. Hüseyin Hatemi ve Avukat Ali Hatemi , Avrupa İnsan Hakları Mahkemesindan ( AIHM ) , binayı Rum Patrikhanesine geriye verdiler , unutmamak gerekir ; dünyanın ikinci » çok katlı ahşap binasıdır » ötekisi Japon’yanın Nara kentinde Todaji tapınağı , görmedim ama nasıl özenle korunduğu üstüne hiç şüphem yok. Bu bina önce büyükada’nın Hristo tepesinde ,1898 – 1899 yıllarında Fransız Mimar Alexandre Vallaury’nin planıyla, 5 katlı , 206 odalı , ahşap olarak kuruluyor ve de 1902 de otel ve eğlence yeri olarak , Prinkipo Palas adıyla açılıyor . Ne yazık , 2. Abdülhamit ‘ in ve dönemin hışmına uğrayarak hemen kapatılıyor. 1. dünya harbinde Kuleli Askeri Lisesi gelir , taşındıktan sonra da bir rum bankerin eşi , Eleni Zarifi tarafından 10 bin sarı liraya satın alınıp patrikhaneye bağışlanıyor. Daha önce Balıklı rum hastanesindeki yetimhaneyi buraya taşıyorlar. Bu binanın kaderi bu kez tekrar değişiyor ; ne kadar yetim çocuk geçti bilmiyorum ama , herkese nasip olmayan bir ayrıcalıkla yıkılmak üzere olan bu harika binayı , alt katındaki koridorlar ,tiyatro , mutfak ; daha sonra unutulmamak üzere belleğinize yerleşiyor. Çocuk ve hüzün mekanın dekoru ; ne bahçesi ne olağanüstü manzarası ne de yeşil ve mavi bunu silemiyor .Buraya getirilen her çocuğun senaryosunu yazıyorsunuz , kader bu kadar acımasızmıydı ki bu devasa binayı yetim çocukla doldurdu , nasıl avutuyorlardı bu çocukları , hangi masallar , ezgiler ,oyunlarla ? İlginç tiyatro salonu hala ayakta , dikkatle baktığınızda ; oynanan kostümlü bir müsameriyi düşleyebilirsiniz ! Dekor o kadar dışavurumcu ki ister istemez İspanyol fantastik sineması geliyor aklınıza , bu dekordan neler çıkarabileceklerini düşünün , » Orphelinat » -Yetimhane – filmini yapan Juan Antonio Bayona ‘ ve kendimle çok paralellikler bulduğum Guillermo Del Toro , bence bu dekorun yöneticisi olabilirdi, » Pan Labirenti » , » L’ Echine de diable » atmosfer olarak düşsel ve gerçek mekanda yaşanan sanrı , çocuk gözüyle bakar kamera,yaşanmışlık çoğu kez pişmanlık ya da olamamanın , hani düşdeki gibi bir türlü ulaşamamanın fragmanları , karabasan geceye özgü ,karanlığı kesen çığlıklarla dolu ; binanın bekcisi Erol , geceleri çocukların ağlamalarını işitiyorum diyor, haklı, hiç bir mekan boş değildir yaşanmışlık kolayca silinemez mekandan, ne de bellekten , » YÜRÜDÜM ACIYA ÖZÜMÜ KATTIM » diyor Pir SultanAbdal , İster istemez Edip Cansever ‘ in de bir dizisini anımsıyorum ; » bu bulutlar çocukluğumun bulutları ,hiç bir yere gitmiyorlar » . Ayrılırken sanki çocukluğum burada geçmiş bir duyguyla ve hüzünle gittim.
Yorumlar
Yorum Gönder