16 Oca 2019

OPERADA REZALET

Bugün  okuduğum “contemporary” adına yeni bir skandal bu konuda en hoşgörülü Fransız’ları bile sinirlendirdi; Paris’in tarihi operası “Palais Garnier”in 350. yaşgününü kutlaması, Fransız çağdaş sanatçısı Claude Leveque’in operanın ünlü merdivenine, pırıltılı iki devasa traktör lastiği asarak yaptığı “installation” - Saturnale Diademe - kültür bakanlığının bir FRAC adına bir siparişi!


Tarihi mekanlara: Versaille Sarayı, Louvre Müzesi, Grande Palais vs. Contemporary adına sergiler, performance, installation olarak “müdahale etme” Blog’umda her kez yazdığım gibi büyük skandal olarak yargılandığında nedense her kez kültür ve sanat adına konulan sansür bu eleştirileri fazla ileriye götürmedi. Çok güçlü Contemporary Lobisi’nin kimseye hesap vermesi düşünülemez; sorulan niçin 350 yıllık bir opera’ya bu kadar ilgisiz ve kitsch, komik ve enayice yapılan, kiminle dalga geçmek?


Biliyorum bu dangalak dışa vuruşlar, sanatı buraya kadar getiren çağa özgü bir can sıkıntısı ve de can çekişmekte. Sanatın öğrenimine özgü hiç bir bilgi gerektirmediği için ve de onu yargılamaya dönük bir argüman olmadığı için biennaller olarak kolayca export edilerek ülkemizi bile bu oyuna soktular! Bizim bu oyuna girişimiz yine bize özgü bir kompleks; İstanbul Biennali olarak hala sürüyor. Unutmayalım bu “installation”a özgü benzerleri Ayasofya müzesi, Aya İrina Kilisesi, Yerebatan Sarayı vs. yapıldı, kimse de ağzını açamadı!













14 Oca 2019

ÖTTÜĞÜM DÜDÜK

Giriş: Belki duymadınız, Nikos Kazantzakis'in mezar taşında ne yazdığını: "Hiç bir umudum, hiç bir korkum yok; ben özgür bir insanım".  Ne güzel, kaç kişi bugün ben özgürüm diyebilir; giderek bunu anlatmamın nedeni: şimdiye dek Blog'umda ve Kolajart'da yayınlanan yazılarımı bir başka dergide de yayınlanmasını belki daha çok izleyici bulması arzusuyla karar vermiştim. Bilmiyordum bu derginin "sırtını bir bankaya dayadığını"! Sözcüğün tam anlamıyla snop ve de batıya özgü bir özenti sezinlediğimde, zaten işin başındaydık. Internet sitelerinde yayınladıkları yazım "Dediğim Dedik"le
yollarımız ayrıldı. Elbette bu yazılar "contemporary'e" değiniyordu. Performans ve şamataya dönük bu absürt, lüks dergilere, modern galerilere, bu birikim sonucu oluşan "hayalet müzeler"'e dönüştükten sonra "Far West" misali Dolapdere'ye kapağı atar. Ama çevrede ortaçağa özgü sokaklar,  karanlık insanlar, başı boş köpekler bile onları ırgalamaz; ne alınır ne satılır o da meçhuldur!

                                                       ÖTTÜĞÜM DÜDÜK

LES FRAC  (Fonds régionaux d’art contemporaine) 1981 de Sosyalist Partisinin yönetime geçişi sonucu, kültür Bakanı Jacques Lang’ın önerisiyle Fransa'nın tüm bölgelerinde kurulan Modern sanat merkezlerinin ismidir. Bunların görevi ; günümüz ve çağımız contemporain sanatını toplamak yani sistemli bir şekilde satın alıp - tüm Fransa’da - sergilemek, sonra depolamak yani gelecek kuşaklara iletmek. Giderek devletin yönetiminde, kültür bakanlığının bir misyonu , “çağdaş sanatı” ve sanatçıyı desteklemek amaçlı. İçinde para olan herşey gibi hızlı bir şekilde amacından saptırılıp, müze teknotlarını yöneten büyük galeriler, onlarında bağımlı olduğıu zengin kolleksiyonerler, uluslararası lobilerin dümen suyuna girerek amacından uzaklaştı! Her müzenin sahip olması gereken empoze, büyük isimler: hiç tartışmasız vardıkları fiatların üstünde alınıp, gösteriye geçerken, arka planda, isim olmayanlara da bir göz dağı vermek amaçlı satın alma komisyonları, pazarlık ederek toplamaya devam ediyor!

Alex Ayed

Tania Mouraud



 Mutlak bir gözlemden uzak, “bit pazarı” anlayışında  5700 sanatçıdan toplanan 30.000 “objet” ki contemporary'nin içeriğinde “her şey sanat olabilir” mantığıyla, ileriye dönük hiç bir kaygı gütmeden yapılmaktadır. Bu acınacak, perişan görünümün bilançosu her yıl gazetelere konu olur: geçen yıllarda Fransa’nın en popüler haftalık mizah gazetesi “Canard enchené” - zincire vurulmuş ördek - gizli bir raporu açıklamıştı; depolarda toplanan eserlerin " auto-destruction " yani çoğunlukla kullanılan malzemelerin zamanla eriyip, dağılıp solup, birbirine yapışarak yanındaki işleri de beraberinde yok olmaya doğru götüren nedenlerin başında, sanatçıları kullandığı malzeme listesinde görülen, çoğunlukla aklınızı almıyacağı “şey’ler” : şeker,  yağ,  un, video filmleri - yanıcı özelliği çok fazla- sentetik yapıştırıcılar, basit malzemeler; plastik,  bez, moloz, kum, taş; tüm zamana aykırı olarak düşünebileceğimiz en absürt kurgu araçları! Resim sanatında bile; yanlış hazırlanmış bir satıh, tuval adına kolaya kaçarak, tuval bezi üstüne sürülen “gesso” yapılmadan; herhangi bir bez üstüne çalışıldığında, yağlıboyanın altındaki satıh üstüne zamanla bir  asit dönüşümü yapabileceğini Rotko'nun ve Bacon'nun yapıtlarında izlendi.

Rothko


Bu sanatçılar renkli bezler kullanarak resimlerinde arka plan, “fon” problemlerini basitce çözmüşlerdi. Zamanla kulandıkları “medium”un beze asit etkisi, boyayı yıpratıp, sarartma ve dökülme sorunlarına yol açmıştı ve şimdi çoğunlukla cam altı ve ısı kontrolu yapılarak güçlükle sergileniyor. Boyanın ve her türlü malzemenin düşmanı güneş ışığı ve ısı dır, örneğin yaşantısında çok cimri olan Picasso’nun kullandığı boyalar, “LeFranc” ‘ın ikinci kalite boyalarıymış ki bu kalite boyayı yapan pigment’nın kalitesiyle ölçülür yani en kaliteli boya 4 yılldız sa Picasso 2 yıldızın ucuzluğunun kurbanı olmuş, boyanın hızlı kuruması için de palet olarak medium yağını emici satıh yani gazete katmanlarının üstüne boyayı sıkarak kullandığında; boyayı tuval satıhına yapıştıran mediumun işlevi kalmıyor! Genellikle özel kasalarda saklanan tuvallerin geleceği de meçhul! Yine contemporary’ye dönersek: basın ve tüm mediatik eleştirilere rağmen “sanatın dokunulmazlığı” adına FRAC yoluna devam ediyor. Eserlerin “kendilerini yıpratması” sürerken, asıl sorunun depolama ve arşiv olduğu gibi, %80 güncel konumlarda satın alınıp, hiç sergilenme şansı olmayanları daha ne kadar elinde tutabilecek ya da devasa boyutta, taşınamıyacak ağırlıkta olanları!

Jean Pierre Reynaud

Marina Abrahamovic


 Hemen aklıma bu konuda en tanınmış plasticien Jean Pierre Raynaud geliyor: yıllar önce gördüğümde çok şaşırdığım ve de FRAC’ın kolleksiyonunda olduğunu duyunca daha beter..evet sanatçı çocukluğunun geçtiği ev satılıp yıkıldığında, 40 tane kovaya moloz; beton, alçı toz toprak koyarak bunu biennallerde, modern müzelerde sergiliyor. Biliyorum bu konuda karşıt düşünce üretmek bir tabu, ama anılarla dolu bir mekanın kavramının anlatıma dönüşümü molozu göstererek olmaz, niye sözcükleri ya da sinemayı seçmiyor sanatçı. Aynı  yoldan giden, ne yaparsam bu bir mesaj’dır diyen Enselm Kiefer, Kültür Bakanlığının seçtiği önemli sanatçılara verdiği Grand Plais - MONUMENTA’da tonlarca yıkık beton duvar sergilemişti, bilmiyorum şu anda hangi kolleksiyondadır.

Enselm Kiefer - Monumenta


Ünlü düşünür Jean Clair, aynı mekanda Chiristian Boltanski’nin yine tonlarca giysi, şifon yığınını vs. görünce ilk kez.: “…çöpleri şatolarımıza, müzelerimize boşaltıp sonra adını SANAT koyuyorlar” demek cüretinde bulunmuştu. Kimin haddine eleştirmek; “kavram” elle tutulur, gözle görülür bir şey değil ki, bir polemik oluşabilsin!

Christian Boltanski - Monumenta


Fransız müzeleri araştırma ve restauration sorumlusu Gilles Barabant: “..restauration yapanın bu konuda sansür yapma rolü yoktur, müzelerin ve Frac’ın kolleksiyonlarını yapanların genellikle teknik bilgisizlikleri sonucu, çağdaş markasıyla alınan eserlerin restauration’u olanaksızdır.”
Bu scandal Damien Hirst’in formol’e yatırdığı köpek balığının kokuşmasıyla başlamış. Danielle Spoerri’nin Macar Sofrası - bir plato üstüne yapıştırılmış yemek masası, tabak, bardak, örtü vs. zamanla yıpranma çürüme! Niki de Saint phalle’in “venüs” heykeli; şifon, gazete kağıtları, bir takım plastik oyuncakların, çiçeklerin vs. yapıştırıldığı heykeli 1964 de yapılmış, tüm malzemenin zamana dayanamaması ,2007de BNP bankasının ön-ayak olduğu ve 35.000 euro’ya yaptırdığı birinci restauration’dan sonra bu kez daha beter bir durumda. Ayrıca sanatçının diğer işleri de benzer yıpranış içindeymiş! Dieter Roth’un çikolatayla yaptığı iş erimiş, Joseph Buys’un hayvan yağı kullandığı iş kokuşmuş ve erimiş. Altını çizelim Frac’ın depolarındaki bu çürüme, böcek ve bakteri ürettiği için, genelde çok fragile olanları dondurmak önerisinde bulunanlar da var. En zor durumda bulunanlar: organik malzemeyle yapılanlar, örneğin  Michel Blazy’nin Danette’le yaptığı pentür, granüle patetes’le yapılan heykel, köpek bisküisiyle yapılan objeler! Bu konuda sanatçı: “.. bana göre, tüm eserlerin kaderi bir gün yok olmak, ben buna “vanité” diyorum, benim ilgi alanım sanatta “éphémere”, onların yok oluşu başka bir enerjiye yol açacaktır.”
Kolleksiyonerlerin ilgisine: binlerce dolar ödedikleri sanat eserleri bir gün küflenirse şaşırmasınlar!


27 Kas 2018

DUYARSIZLIKLAR

Çetin Altan’nın dedesi, Franz Von Liman paşanın yaveri ve çevirmeniymiş. Çanakkale savaşları süresinde, Liman paşa, Alman sağlık uzmanlarıyla askerlerimizin tuvaletlerini kontrol ederken gördükleri “küçük bir anıt projesi” boyutunda lüle lüle bir dışkı onları şaşırtır, üzün süre incelerler ve bir eşantiyon alıp Berlin’e gönderilir! Gelen raporda bu boyutta bir dışkıyı ancak hiç bir protein almadan yalnız tahılla beslenen, fakir ülkelerin insanlarına özgü olduğunun da altını çizmişlerdi! Bunun kanı pıhtılaştırarak, beynin işlevini azalttığı bugün bir gerçek. O gün bu gün değişen bir şey yok; sonuçta Çetin Altan da bunu "geri-kalmışlığımızın" nedenlerinde biri olarak altını çiziyordu. Peki niçin bunu anlatıyorum: geçende taksiyle geçerken, Maçka Otelinin önünde Tony Cragg’ın bir yapıtını gördüm, bu aklıma geldi! Bu sanatçı ülkemizde zengin kolleksiyonelerin bir gözdesi, yanılmıyorsam bir müzede de büyük bir sergisi yapıldı. Sapancı Müzesinin bahçesinde, aile büstlerinin yanında bir başka işini görmüştüm; blog'da yazdığım "Türkiye'de anıtın ve heykelin sefaleti" yine büst konusundaki beceriksizliğin örneklerinden en önemlisiydi Sapancı ailesi'nin büstleri!


 Tony Cragg'e gelince, bilgisayar'da sonsuz dek yapılan sanal formlar yaratma ve de yeni tekniklerle gerçekleştirme ve çoğaltma. Eğer biraz bilginiz varsa, başlangıçta 30 yıllarında Arp'dan başlıyarak Etienne Beoty'e kadar "abstraction-création" ekolüyle çok başarılı örnekleri bugün müzelerde.

Üstekiler Arp, alt Tony Tony Cragg
Çok basit: herhangi bir malzemeyle küçük boyutta; belki 3D yapılan modelin profesyonel atölyelerde istediğiniz boyut ve de malzemeyle gerçekleştirilmesi! Merak etmiştim, Paris'deki devasa Thaddaeus Ropac galerisindeki sergisinde gördüklerim beni şaşırtmadı, görsel sentezi yaptıktan sonra, formların katmanlarla iç içeliği sonuçta bıktırıyor; Henry Moore'u arıyorsunuz; hiç olmazsa o kendi yontuyordu diyerek galeriden çıkıyorsunuz. Ünlenip, ekonomik sorunları aştıktan sonra, örneğin Anish Kapoor; dağları taşları gezip, gösterdiğiniz mermer blok, bir mucize eseri Carrare'a, Pietrasanta'da mermer ustalarına ulaşıyor; onlar biliyor ne yapacaklarını, sizin yalnız bir şey karalamanız yeter ya da çamurdan yaptığınız bir formu göstermeniz! Michel-Ange'dan bu yana kim var sa buradan geçmiş! Evet nereden nereye; "Türkiye'de Heykel'in ve Anıt'ın sefaleti" yazdığımdan bu yana, kimse çıkıp doğru söylüyorsun demedi! Kimler bunlar. Beşiktaş'ta bir parkta komik heykelleri olanlar, örneğin Ataol Behramoğlu vs. Uğur Mumcu adına dikilen anıtların komikliğini nasıl olur da oğlu, ailesi sesini çıkartmaz! Yine buna değinmemin nedeni de Sarıyer'de deniz kenarında her kez mevsimine göre değişen bir Atatürk anıtıydı: ( bilmiyorum halâ duruyor mu? )

Sarıyer- İstanbul
Zorla bir heykeli giydirmek ama nasıl? Daha önemlisi Akademi'de heykel bölümünde okutulması gereken birinci ders: "bir heykele nasıl can verilir"? Sonra da bronzu sarartmak, cilalı gibi parlatmak, teknik olarak bize özgü!

                                                             ŞARLATANLIKLAR

Geçen mayıs ayında, Jeff Koons yaptığı önemli bir mediatik duyuruda; Paris kentinin yaşadığı terörizme bir gönderi olarak yaptığı bir anıt-heykelini -kentin önemli bir alanına koymak şartıyla- hediye ettiğini açıkladı! Önce bir sessizlik, sonra yine mediatik uyanma; basında yankı ve de 50 önemli entellektüel isimlerin imzalarıyla Le Monde gazetesinde bir sayfa ilan: Jeff Koons kim oluyor da bize böyle bir bağışta bulunuyor? Bu anıt-heykel: Almanya'da ünlü bir atölyede gerçekleştirilen 33 ton, bronz+ paslanmaz çelik+ aliminyum'la dökülmüş ve renklendirilmiş!

Jeff Koons  "Miss Liberty"
Güya 1886 da Fransa'nın Amerika'ya hediye ettiği, Auguste Bertoldi'nin "Özgürlük Anıtı'na bir gönderme! Gerçekten olabilecek kadar "kitsch" ve de hemen basında art niyetli bir hediye ya da "zehirli bir hediye" olarak protesto edildi. Fakat kimse oynanan oyunun farkına varmadı: bunun arkasında ünlü mesen ve kolleksiyoner Francois Pinon'nun olduğuna; bu güçle Amerikan büyük elçisi Jean D. Adley doğruca o günkü Kültür Bakanı Françoise Nyseen'e bunu muştalıyor, Paris Belediye Başkanı Anne Hidalgo, köşeye sıkışmış durumda. Bağlı olduğum "Maison des Artist" bir anket yayınlayarak; "ne düşündüğümüzü sordu", sonuç: yüzde yetmiş olumsuzdu. Sonuçta bu hediye geri çevrildi! Eğer buna inanıyorsak gerçekten bu karşı oluşun ne kadar naif bir tepki olduğunu kabul etmemiz gerekir; Jeff Koons'a Beabourg'da iki retrospektif yaptıran, Versailles Sarayının kapılarını açan vs. Milyarder, Sotheby's'in, Christ'y'in sahibi Pinon'nun bu yenilgiyi kabullendiğine!
Geçen ay, Paris Belediyesi Kültür  Ateşesi Chistophe Girard, sonuçta bu anıt-heykel'e bir yer bulunduğunu; Koons'un "her ne kadar bir polemik sanatçı olsa da çağdaş sanatın önemli bir ismi" olduğunun altını çizerek, bulunan mekanın " Petit Palais " olduğunu açıkladı! Sonra da Belediye'nin bir açıklamasında bunun "sanattan öte, önce diplomatik bir soru" olduğuydu. Her zaman söylüyorum: "Çağdaş Sanat" uluslarüstü bir lobi, kendi çıkarlarına sanatı ters-yüz ettikleri gibi, size donunuzu ters giydirirler!

                                                                 MİNİMAL'LİKLER



Paris' ilk geldiğim yıl, kentin kuzey banliyösü Pantin'de ufak bir stüdyo bulmuştum, belediyesi komünist, fabrikaları, devasa bir mezarlığıyla, bir asır öncesi görüntüsünü halâ anımsarım. Yıllar sonra kentin açılımında, Pantin'i de burjuvanın çekim alanına aldı; işte eski fabrikaların devas sanat galerilerine dönüşmesinde en önemli isim Galerie Thaddaeus Ropac'da Amerika'dan gelen büyük bir sergi: MONUMENTAL MINIMAL! Büyük mekanda Dan Lewitte'in renkli soğuk neon ışıkları, Sol Lewit'in onüç boş küb, giderek Flavin, Judd, Andre, Mangold vs. formu daha da azaltma ve yoketme adına "acımasız bir CONCEPTUELLE"! Alman mimar Mies vander Rohe'nin dediği gibi, "Less is more"! Galeriden çıktıktan sonra hemen yandaki canal'a kendimi atmamak için zor durdum!











14 Eki 2018

MEHMET NAZIM BOJANSKY



MEHMET NAZIM'I YİTİRDİK; YAKIN VE UZAK BELLEK, BANA TARİFSİZ BİR HÜZÜNÜ ANIMSATIYOR. YAVAŞ YAVAŞ UZAKLAŞIYORUZ!


10 Ağu 2018

1 Haz 2018

UTKU VARLIK "ZERO HİPOTEZ" fragmanlar/ BOZLU ART PROJECT

KİTAP: YAŞANMIŞLIĞA DAİR GERİYE DÖNÜŞ, BİR YOL HARİTASI VE İNSAN MANZARALARI; ÖZLEM İNAY'IN ÖN SÖZÜYLE.