27 Ara 2012

OXYMORE



Hiç bir şey bizimle bitmeyecek ; biz kendini sonsuza dek yenileyen bir enerjiden başka bir şey değiliz !İşte bu enerjinin duygu "alternativi" , bize dokunup giden başka bir ışığın mesajıyla birleştiğinde " sanat dediğimiz "dışavuruş" ; ilk çağlardaki" korku ve soru" giderek daha sonra dinlerin , mécene'lerin yönetiminde sanatçının bir yere bağımlı olması zorunluluğuydu sanatı yöneten. Bugün , asıl amacından saptırmak adına lobiler kontrolunda , kafasına ekonomik elektrotlar bağlı sanatçı prototipleriyle iniş ve çıkışlar yaparak yoluna devam ediyor. Tarihçilerin katiyen değinmediği bir konu ; örneğin tarihi savaşlar anlatıldığında, orduların yola çıkıp savaşıp kazandığı ya da yenildiğidir , çok ilginç , bilmeyiz ; bu 100.000 asker nasıl bir yerden kalkıp uzaklara gider , ne yer ne içer , günlük ihtiyaçları , sağlığı , geçtiği yerleri nasıl talan ettiği vs. Bu konuda son günlerde ilginç araştırmalar yapılıyor , "Haçlı Seferleri "yle ilgili bir araştırmada  sorularımın karşılığını buldum : Avrupa'dan derlenip Jarusalem'e doğru yola çıkan Haçlı ordusu örneğin 10.000 askerse , bu ordunun arkasına takılan : dilenci , orospu , şarlatan , deynekci , büyücü , canbaz , hokkabaz , üfürükcü , cüzzamlı vs . sayısının askerden daha fazla olduğudur .  Giderek bu güruh'un geçtiği yerden ot bile yeşermediği , askerlerin daha düşman görmeden başı-bozuk , savaş  amacını  yitirdiği izlenmiştir. Tekrar sanata dönersek ; bana göre bugün amaç sanat yapmak değil , sanatta yenilik yapmak kaygusunun modern virüsü ve onun "manipulateur" leri sanatçıdan daha önemli ve hergün yeni bir isim sizi kendi çekim alanına , sözünün doğrultusuna yönetiyor. Son olarak sanatta sözü geçenler listesinde birinci isim olarak Kassel "Documenta" nın yönecisi Carolyn Christov-Bakargiev geliyordu. Daha ilginç ; kimse Documenta'da ne oluyor diye düşünmüyor , öncelikle bu bayanı düşünüyoruz . Geçen yıl en etkin kişisi ; gerçek manipulateur Ai Weiwei'di , açıkca ne yaptığını kendisi de bilmiyor ! Evet İngiliz Art Review dergisi etkin kişilikliklerin başında Katar Emirinin kızı Al-Mayassa bint Hamad bin Khalifa Al Thani var ismi kadar parası da önemli olan bu bayan Goha müzesine Cézanne'nın "Kağıt Oynayanlar" tablosunu 191 milyon euro'ya satın almıştı.

Documenta / Ghost Keeping - İstvan Csakany / İnstalattion

Uzun süredir özlediğimiz , düşlediğimiz snob boyuta girdik ; Contemporary'nin starlarını almak için FIAC'a, Bassel'e gitmeye gerek yok , artık ayağımıza geldiler 


Dostum Rafi Portakal'da bu soruna tek başına bir çözüm getirdi ;




Modern virüsü eğer size bulaşmamış sa "pas de panique " ; çok yakında İstanbul Modern Fransa'yla  işbirliği sonucu konuya başka bir çözüm getiriyor :











Yeni yılın muştusu da Antik AŞ. müzayede'den geldi :


Oxymore eski yunanca bir sözcük ; çok ilginç, bu sözcük geldiğimiz ve şu anda yaşadığımız benim halet-i ruhuyemi çok iyi yansıtıyor. Bu "paradoxe" sanatın anlamını , gerekliliğini çarptırıp , paraya dönüştürüp yaratmanın hayal perdesini hiçe saymaktır. 
















23 Ara 2012

HAYAL MÜZELERİ 14 / JAEN-ETIENNE LIOTARD / DOĞUYA YOLCULUK


Ne yazık ülkemizde, dünyanın "Türk ressamı" olarak tanıdığı Jean-Etienne Liotard'dan kimsenin haberi yok ! Eğer erken yıllarımızda tanısaydık ; bu 18 yüzyılın usta desen-pastel sanatçısı bize pastel'in kapılarını açabilirdi , sevdirebilirdi belki ama  herşeyden yoksun olduğumuz o yıllarda " genel kültür "de bir lükstü ; farkında olsaydık bile ,  bir roprodüksiyonuna ulaşmak , bir kutu pastel bulmak , onu kopyalacak el ve desene sahip olmak vs. bir çok neden var bu olamamazlıkta. İçinde yaşadığımız İstanbul'dan da haberimiz yoktu ; bize bu kenti tanıtanlar da yine batıdan gelenler oldu ; Edmondo de Amicis'in şiir gibi anlattığı "constantinepoli", 1877 de yayınlanmıştı bizde ise 2010 yılında çevrilip , yayınlandı . Bu "belgesel" , fantastik gözlemin arkasında 1870 lerde Amici'yi i İstanbul'a yönlendiren "gezgin" yazar ve ressamların içinde Alphonse de Lamartine , Gerard de Narval , Joseph von Hammer  ; Jean Leon Gérome , Jean Baptiste Vanmour , John Frederick Lewis , Richard Dadd  vs.  Doğu herkesi gizemine çekiyordu.

Jean Baptiste Vanmour


John Frederick Lewis

Richard Dadd
1702 de küçük Cenevre Cumhuriyetinde doğan Liotard , önceleri emay üstüne minyatüre yaparken Calvinist'lerin resim yasağı nedeniyle Cenevre'yi terk ederek Avrupa'yı dolaşmaya başlıyor . İşte bu süre içinde kurduğu dostluklar örneğin : Voltaire , Fontanelle vs. onu önemli başkentlerde , kraliyet saraylarının portre ressamı olarak da ününü yayıyor ; yakın dostu Avusturya Kraliçesi Marie Thérese'in çevresi , yakınları onun modeli oluyorlar

Liotard / Kraliçe Marie Thérese - pastel

18 . yüzyıl "ışıkların Avrupa''sı ,  evrimin , değişimin bu önemli çağında Liotard "gerçeğin ressamı" ünvanıyla tanınıyor ama bence onu gezgin ve serüven ressamı olarak tanımlamak daha doğru . O günlerde "doğuya yolculuğun" başladığı 1738 yılına giriyoruz. İstanbul , ona aradığının çok üstünde bir dekor , olağan üstü bir "insan manzarası" sunuyor ; Pera'ya yerleşip zengin "Laventen" sosyetesiyle tanışıyor ve bu gezgin ressamın kolay taşınabilir desen malzemesi : siyah taş , sanguine ve pastel . Önceleri Pera sosyetesini resimlerken bir süre sonra bu "portre galerisine" herkes giriyor : vezirler , diplomatlar , müzisyenler , köleler , uşaklar , artisanlar vs. hemen hemen tüm kent ve hiç bir "hiyerarşik" kurala uymadan .

Liotard / Laventine - pastel

Liotard / Büyük Vezir - pastel

Liotard / müzik- pastel

Daha sonra gezisini İzmir ,  Malta , Paros vs. sürdürüp sonuçta yine Viyana'ya dönüyor , kendini Türk olarak tanıtıp sakalından çarığına kadar "authentique" bir osmanlı kişiliğiyle büyük bir ün kazanıyor.

Liotard / auto-portrait- pastel
Artık tanınmış zengin bir ressamdır ; Cenevre'ye dönüp , genç bir Hollanda'lıyla evleniyor :

Liotard / Marie Jeanne Liotard-pastel

Bu evlilikten 6 çocuğu oluyor Liotard'ın , hayatının sonuna kadar portrelerini yapacağı çocuklarıyla yolculuk burada bitiyor.

Liotard / Esneyen Kız - pastel













11 Ara 2012

HAYAL MÜZELERİ 13 /JOHANN HEINRICH FÜSSLİ / GOTHIC NIGHTMARES

Henry Fuseli / Gothig Naightmares 1781-tuval peinture
Ressam anlatıma dönük kendi içini tuvale yansıttığında , onun sahiciliği kalıcılığıyla eş değerdedir ; Dürer'in "Melencolia"sının ya da Munch'un "Çığlık" tablosundaki "anxieté"nin kendi çağının "labirentlerinden" çıkamamanın , şiire ya da resme dönüşmesidir . Belki bunu bilimsel yönden , " psychique " açıdan başka bir analizle çözebiliriz ; nasıl korkuyu , hüzünü , ölümü yazıdan görsele içerik olarak almak bir nevi düşün falına bakmak gibi , insanın kendisinden içeri başka bir insanla hesaplaşması oluyor , çözümü yok , "allegorique" !  Acaba çağların değişimi , günümüzdeki konfor bizim "karabasanlarımızı" Füssli'nin ve ötekilerden daha başka mı kılıyor ? Bugün "anagésique" ilaçlar zihnin algısını , sıkıntılarımızı bu karanlık " korku" dan kurtarıp bir ruh çözümlemesi mi yapıyor ? Zannetmem , ne yapsak ölümü tanımlamak güç , inançların , dinlerin sermayi olduğu sürece bu  "paradoxal" uykudan uyanmamız biraz güç. Füssli'nin de yakasını bırakmamış bu "iç sıkıntısı" :


eşi Sophia Rawlns tüm tablolarının modeli , ama gerçekten  kabusu hangisinin yaşadığını bilmiyoruz ! İsviçre'de doğan Füssli belli bir yaştan sonra İngilter'de yaşıyor ve önce Joshua Reynols'un öğrencisi daha sonra da dostu oluyor . Bilge bir ressam ; Shakespeare , Dante onun sanal dostları , şair William Cowgwr'in Homeros çevirilerine yardım ediyor , dostu William Blake aynı vision'un yolcusu ; şiirinde : The only man that ever I knew / Who did not make me almost sper / was Fuseli:he was both Turk and Jew- / And so , dear Chiristian Friends , how do you do ?
william Blake / gravür
18 .yüzyıl dan 19. yüzyıla geçiş döneminin en önemli özelliği yalnız bir endüstri çağının başlangıcı değil , dünya ya açılılarak yeni kıtalara yön verirken , yaşanmış bir "antik"e dönüş , doğuya yolculuk ,  yani hayalin sonsuz aşamasında pentür'ün  "kültür"e bağımlılığıdır ; tüm İngiliz resim ekolünün , Joseph Wright , John Martin , Füssli , William Blake , Turner vs. nin ustaları Reynolds'un ışığında şiire , edebiyata , kültüre açılımlarında "intellectuel" olmanın sanat adına bir gerekliliğini oluşturmuştur. Örneğin şair John Milton'un  " Paradise Lost " epik şiiri bu ressamların sürekli konusu olmuştur. John Keats'ın şiirinin resme dönüşmesi gibi algılayabiliriz bu ikilemi.
John Martin / Paradise Lost

Günümüze dönersek sanatın giderek hayal perdelerini yitirmesi , anlatımın , içeriğin , figürün gereksizliği , sanatçının " prototype " bir  kalıba girmesiyle sonuçlanmıştır : önemli olan işini pazarlamak , "mediatique" çekim alanına girerek biçimsiz " hiç bir şey " gibi günün beğenisinde "lobileştirmiştir . Tekrar ediyorum bunu öteki sanat dallarında başaramadılar . Bu aşama içinde ona türlü kalıplar bularak örneğin : "conceptuel"- "kavramsal"  diyerek bu sözcüğün anlamının arkasına sığınıp , "şamatayı"  sanat olarak satıyorlar. "Minimal" kafaların boyadığı "minimal" tuvalleri , "instalattion"cuların bit pazarı misali objeleri , boş video bantları , anlamsız tonlarca fotoğrafla doldurduğumuz "modern müzelerde" geçmiş çağların bilge sanatçılarını boşuna arayacağız.






























2 Ara 2012

HAYAL MÜZELERİ 12 / JOSEPH WRIGH OF DERBY



Yine Fransa'ya dönersek 1986 yılında Grand palais'de açılan bir retrospectif kimsenin adını bile duymadığı Joseph Wrigh of Derby'yi ışık çağının en önemli bir ressamı olarak gündeme getirdi. Nasıl olur da çok yakında yaşamış ve Derby kentinde müzesi olan bu ressamdan Fransız'ların haberi olmaz ? O zaman kimin suçu , tek yönlü sanat tarihi yazmak ? Caspar David Friedrich' i nasıl atlıyabilirler ve de nicelerini ! Hangi beğeni bir ressamı değerlendirebilir , bir sanat tarihçisi ne kadar resmi bilebilir , anlıyabilir , tekniğini çözebilir ? Konumuz Joseph Wright gibi ressam sa işimiz daha da güç ; ışığı resmetmek ve resmin içeriği geceye özgü ; çağın yaşamı gereği mum ışığı , petrol lambası , ay ışığı , "clair-obscur" , karanlıkdan aydınlığa tuvalin içinde gezinen bir ışık. Önce desen ; portreler ressamın yakınları , dostları , üyesi olduğu " Lunar Society'" deki bilimle uğraşanlar . Sonra tüm bu aktörleri konuya sokmak, herhangi bir dekor değil ; konuştukları araştırdıkları insana , evrene dair gizemin dekoruna. Ben bu güne kadar çözemedim bu kurgunun pentüre dönüşmsini! Elbette teknik bir dildir ; örneğin pentürle temperanın ayrımı , malzemesi , o boyaların hazırlandığı atölyenin gizemini ,  kısacası bu ressamın künyesini kim bize açıklıyabilir ? Bu akıl hocaları bir ressamın atölyesine girmiş midir acaba ? Blog'uma konu olacak o kadar ressam göreceksiniz ki sanat tarihinin ışıklı panolarının dışında kalmıştır çünkü sanat "modestie" yi - mütevazi olmayı- sevmez , eğer kendi "merak kapılarımızı " açamıyorsak bize verilenlerle yetinmek zorundayız.

Joseph Wright of Derby / An experiment a bird in the Air-Pump / peinture-tuval -1768
Işık çağının ve endüstri ihtilalinin en önemli tanığı bu sanatçı , orta ingiltere'de Darby'de doğuyor , Öncelikle desen ve portre ressamı, ünlü ressamların desen ve gravürlerini kopya ederek öğreniyor resmi . 1751 de Londra'ya gidiyor , ünlü ressam Joshua Reynolds'un öğrencisi oluyor ve daha sonra Thomas Hudson'nun atölyesine geçiyor ve bir süre sonra asistanı oluyor.

Joshua Reynolds / Auto-Portrait

Thomas Hudson
Darby'ye döndüğünde artık kentin tanınmış bir ressamıdır ; portre siparişlerini genel olarak desen olarak çalışıyor ama kendi dünyası , pentürün eski ışık ustalarının yolunda önemli kompozisyonlara yönelir . Yaşadığı bu devir , bilimin evriminde , İngiltere'nin makina çağına giriş devridir ki bu devinim onun tablolarındaki "mistik ışığın " içerik olarak insanın bilim ve felsefe adına dialectique devinimini ele alır ;

Joseph Wright of Derby / A philosopher giving a lecture on the orrery
1756 da Hudson'un atölyesine dönüyor ve burada tanıştığı ressam John Hamilton Mortimer'le hayat boyu arkadaş oluyor:

John Hamilton Mortimer 
Başka bir ilginç dostluk ; sürekli çektiği astım hastalığı onu komşusu Dr. Erasmüs Darwin'e yönlendiriyor ve bu çağın en önemli kişisi de onun dostu oluyor. Gününün resim anlıyışının ötesinde kendisini yöneten daha doğrusu etkilendiği ressamlar : Hollanda'lı Gerard Van Honthorst ve Caravage ona ışığın yolunu gösterdiler :


Gerard Van Horsth / Marry Company- 1620

Caravage / Emmaus
Joseph Wright resimlerini "Society of Artiste" ve " Free Society of Artiste" sergiliyor malum o günün  önemli vitrinleri bunlar , 1781 de Royal Academy'ye seçiliyor . 1768 - 1771 süresince önemli kişilerin portre ressamı olması dışında çok önemli bir peyzaj ressamı ; İtalya'ya yaptığı bir gezide Vezüv'ün fantastik kızgınlığına şahit oluyor :


Geceye dönük gezintiler onu sürekli ışığın ve ateşin gizeminde yolunu aydınlatıyor :

Joseph wright of Derby / A Cottage on Fire at Night

Autoportrait

Two Girls Dressing a Kitter by Candleigh
























24 Kas 2012

HAYAL MÜZELERİ 11 /ZURBARAN - SAINT LUCIE


Zurbaran / Saint Lucie - 1636 / Chartre
Fransa'da taşra müzelerinin kaderi , ellerindeki önemli tabloları Paris'in ünlü müzelerine vermek zorunluluğundan bir nevi 2. sınıf olmasıdır. Bazı müzeler belki bir-iki tuvali  elinde tutabilmişse bundan turizm adına yararlandıkları şüphe götürmez . Chartres müzesinin de gözde tuvali Zurbaran'nın "triptique" olarak yaptığı St Lucie'dir , ötekiler Amerika'da washington müzesindedir.

Zurbaran / St. Lucie - Washington
Saint Lucie'nin öyküsü ; sicilya'ya özgü , Syracuse kentinde geçiyor 4 yüzyılda . Zengin bir ailenin kızı bakire azize Agathe'ın etkisinde, ona tapıyor . Annesi eutycie bir süre sonra amansız bir hastalığa yakalandığında Lucie azize Agathe'dan yardım istiyor. Evet annesini iyileştirebilir ama kendisinin de bakire olarak kalması ve annesinin tüm varlığını fakirlere dağıtması şartıyla. Lucie kabul ediyor ve annesi iyileşiyor ; şimdi sağlıklı ama fakir. Lucie'nin güzelliği ve bekareti çevrede duyulmuş ve varlıklı bir kişi annesinden Lucie'yi istiyor ; Lucie bakiretini korumak adına Agathe'a söz vermiş , evlenmeyi redediyor .
Zurbaran / Saint Agathe
Amacına ulaşamıyan zengin adam Lucie'yi Consul Pascasıus'a şikayet ediyor . Şunu açıklamakta fayda var : 4 yüzyıl Roma imparatorluğu İmparator Diocletıan dönemi hiristiyanlığın önüne geçilmez yayılmasına karşı "hiristiyan karşıtlığı" yasaklar , inanları toplama , yakma , yıkma , zulüm adına " persecution Dioctien" - Dioctien zulümü- kanunlarını yürürlüğe geçirmişti . 303 de başlıyan zulüm 304 de imparatorluğun barbar işkaline karşı korkularıyla daha da acımasız uygulama dönemine girmişti. Consul Pascasius Lucie'yi bu kanunlarla yargılamaya gönderdiğinde onun ideali Azize Agath'ın yolunu seçiyor ; inancından vazgeçmiyecektir . Kaderiyle "göze gelen " Lucie sonuçta uğradığı işkenceler sunucu gözleri oyularak azize oluyor . Tüm kutsal eşyaları önce Bizans 'sa Constantilopos'a gönderiliyor , kentin düşüşünden önce Venedik dönen "relique" , Ravenne'de mozayık olarak imgeleşiyor ve giderek yazıda Dante "ilahi komedya"sında onu cennette Aziz Jean'nın yanına koyar ,
resimde ise birçok ressamın konusu olmuştur.

domenico Beccafumi


Francesco del Cossa
Zurbaran'nın resminde bilinmez bir "surnaturel" , bir başka "mystique" , kendiliğin oluşan içerikteki gizem ; böyle bir pentürün çağın öteki ressamlarından ayırıyor . Velasques daha dışa dönük , yer yer daha "mondain" , El Greco belki daha yakın ama dil ve teknik  Zurbaran'da gerçekcilik duygusuyla birleştiğinde bizi başka bir ruh çözümüne götürüyor ki bunu dilimizde , Karacaoğlan'nın değişiyle " acıya yürüdüm özümü kattım " olarak tanımlayabiliriz .


 Agath memelerini , Lucie de gözlerini sunuyor zulüm edenlere , bekaretlerini ve özgürlüklerini korumanın bedeli . Bir kurban gerekir zaman zaman, hiç bir başkaldırma kendisine çiçek verilerek sonuçlanmamıştır ama bana acıyı kim tarif edebilir .

Zurbaran / Agnus Dei 1635

Ben artık "bakmıyoruz" diyorum , milyonlara satılan tuvaller bakılmadan bir matah olarak alınıyor , bakıyor ama görmüyor , anlamıyor . Giderek doğada bir tek insan değil bakan ; ya öteki gözler , peki onlar ne görüyor ? Bunu ikinci kitabımın "thematique" giriş bölümünde sormuştum :


Utku Varlık / Artist Yayınları 2000
Geçenlerde Florida'da balıkçıların ağına takılan devasa bir balık gözü epey soru getirdi ; tanımlayamadı kimse ;


ben şöyle düşündüm , belki "modern" , "contemporary", "conceptuel" adına yitirdiğimiz bir göz olmasın!























18 Kas 2012

ORTHODOXE' LUKLAR

Bugüne kadar savunduğumuz ya da inandığımız değerlerin, insana dair "güzel" duvarının yıkımı , çirkinin para maskesiyle sanatı kendi "monopole"üne alması sonucu, geldiğimiz yer ; sanatı yaratmanın "yaz denizlerinden" kaynağı bilinmez " paranın" kaynaştığı sulara sürükledi ; vereceğim örnekler bir kaç gün önce izlediğim , internet'den de kolayca bize ulaşan haberler:


JEAN MICHEL BASQUIAT/ TUVAL 1981


Christie's'ni son satışları arasında Basquiat'nin gördüğünüz tuvali 26.4 milyon dolara satıldı. Bugün dünyanın tüm kentlerinde can sıkıntısının başkaldıraya dönüştüğü, başıbozuk gençlerin duvarlarla hesaplaşmasının "graffiti" adıyla sanatın kapısını çalmasının sonucu ortaya çıkan bir "décadence". Hayal müzelerimin çok az bir ressamının ulaşabileceği bir para değeri , yazık!

Jeff Koons/ Tulips

Varoluşumda katiyen kabul edemiyeceğim ve de sürekli yazdığım bir başka fenomen de iki milyarder "sanat tacirinin" 21 yüzyıla yamadıkları , "kitsch"in önemli isimlerinden Jeff Koons . Gördüğünüz bu şişirilmiş alü. balonların da 26.4 milyon dolara satılması . Şaşırmayınız bu "laleler" beklemediğiniz bir yerde karşınıza çıkabilir ; nasıl ki iki yı önce Versaille sarayının salonlarını süslediği gibi .
Buradan hareketle bir kaç yıldır dünyanın sanat adına tek yargıcı olan Amerikalı galerici Larry Gogosian'nın yeni bir "concept" olarak çok yeni , Paris'in Bourget Hava Alanında , eski bir hangarı devasa bir galeriye döndürüp ; özel jetleriyle gelecek milyarderlere açtığı galeri.


Anselm Kiefer 'in " Plan Morgen Thau " isimli installlation'u bu mekanda bana çok absürt belki daha doğrusu bu adamların ne yapmak istedikleri , gerçekten bizimle ( özel uçaklarıyla gelenler dahil ) dalga mı geçmek , neyi kabul ettirmek adına sorular sordurdu. Plan Morgan Thau , bir Amerikalı'nın 1944 yılında Almanya'nın karnını doyurması adına ileri sürdüğü bir tarım projesi ! Kiefer sizi buğday tarlasına sokuyor. Şöyle bir senaryo düşünüyorum : ..özel jet uçağınız Bourget üstünde inmeye hazırlanırken pencereden mimar Jean Nouvel'in harika buluşu galeri hangarlarının damında özellikle uçaklar için yazılmış : GA-GO-SIAN amblemini görüp ineşe geçiyorsunuz , sizi karşılıyorlar , öneminize göre patronun orada olup olmaması ayrı bir sorun , sizi Kiefer'in kafeslerle sınırlanmış "BUĞDAY TARLASINA" götürüyorlar ama önce karşılama adına sundukları şampanyayı yudumlarken galeri yönetmeni Büyük sanatçı Kiefer'in içerikte gittikce acımasız olduğunu ve de büyük beton bloklarını alıp almadığınızı soruyor , gerekirse 5. hangarda sergilendiğini de ilave ediyor , siz de ".ne yazık ; fazla vaktinizin olmadığını aynı gün Kassel "Documenta"nın yönetmeni Carolyn Chistov Bakargiev'le bir randevunuz olduğunu ve de  kolleksiyonunuzdaki  Kiefer'in 80 li yıllarının en önemli işlerinden 6x6 metrelik çamur bulanmış satıh üstüne katran ve üç yüz kaz tüyü sokulmuş tuvali de Çinlilere sattığınızı ama Ansalm Kiefer almanın bir görev olduğunu , betonlar için tekrar döneceğinizi garantiliyorsunuz . Anlattıklarımın VİRTUEL olmadığını gerçeğin daha da absürt olduğunu ilave etmeme gerek yok.
Ansalm Kiefer yalnız Bourget hava limanında değil oraya çok yakın başka bir mega galeride ; Galeri Thaddeus Ropac boyut olarak devesa bir galeri ;

Ansalm Kiefer / Die Ungehorenen

Pantin ; paris'in yakın bir banliyösü , 70 yıllarda kominist belediyesi , fabrikaları , proleterlerin oturduğu sosyal meskenler ve de benim oturduğum hüzünlü bir kasaba olmaktan çıkarak tüm çevrenin bir kültür alanına dönüşme projesiyle şimdi snop galerin yerleştiği bir semt oldu . Thaddeus Ropac erken yıllarda Joseh Beeuys'la sempatileşmesi sayesinde Andy Warhol'u tanıyor ve de buradan Basquiat , Kaith Hering vs. yoluyla önemli bir gelerici oluyor. Pantin'deki bu galeri ; kolleksiyonerler için tasarlanmıış 4700 metrekare , 2000 sergileme alanı olarak düşünülmüş . Beuys'un Goethe'nin "İphigénie" sine bir gönderi olarak yaptığı bir "performance"sı galerinin ilk gösterisi ; örneğin Beuys beyaz bir kürkle cymbles çalıyor , arka planda beyaz at otunu yiyor ve de karanlığa bürünmüş bir sahne . Güzel ama galeri olarak bunu kime satabiliriz diye düşünmekten kendimi alamıyorum! Oysa Kiefer daha gerçekci ;
önemli bir soru soruyor , "Die Ungehorenen" -isimsizdoğanlar- installationunda , tarihin acıması çarkında yitmiş , harcanmış çocukların yani bu "holocauste"un sorgusunu boya , çamur , objet , bir nevi ölü malzemeyi renklerle yeniden diriltmeyi , kuru toprakları yeşermek umudu ve nazism'den sonra dirilme vs. Yalnız uçakla Gogosian'a gelen kollesiyonerlerimiz buraya da uğramak zorunda ,
Tüm anlattıklarım bir gerçek , şimdi bu sirkten çıkıp mütevazi atölyenizde sanatı nasıl yargılar ve de nasıl uygularsınız bilemiyorum ! Bilmiyorum bu durumda hep şair Fernando Pessoa'yı düşlerim ; yaşadığı iki oda ve evin altındaki kahve ; "..işte özgürüm , yitip gitmişim " diyor bana.













4 Kas 2012

ŞİİR


Geçen yazılarımdan birinde şiirden sözederken "ŞİİR ÇEVRİLDİĞİ ZAMAN BUHARLAŞIR" demiştim , Bu konuda Melih Cevdet Anday'ın 90 lı yıllarda Cumhuriyet gazetesinin kendi "Olaylar ve Görüşler" köşesinde yazdığı ilginç alıntıyı sunuyorum :
"... NAR dergisinin Temmuz-Ağustos 1996 tarihli sayısında Stephan Mallarmé'nin ünlü Brise Marine şiirinin beş ayrı çevirisine yer verilmiş.
Özgün şiirin ilk dizesinin Fransızcası şöyle :

La chair est trist , hélas ! et J'ai lu tous les livres
Fuir ! la-bas fuir ! je sens que des oiseaux , son ivres

Şimdi çevirilere bir göz atalım :

Ten bitirdi hazlarını , tükendi kitap ;
Kaçsam ,  kaçsam uzaklara... üstümde mehtap ,

                                       ( Kamelettin Kamu )

Her kitap bitti yazık..ten yavan , sinsi , derin..
Kaçmak isterim gökle o meçhul köpüklerin

                                        ( İ Cevat Arısu )

Bütün hazları tattım , kitapları okudum
Ah kandırmadı ; kaçmak kurtulmak istiyorum

                                         ( Adil Hanlı )
Adil Hanlı , Orhan Veli'nin takma adıdır.

Hayır yok tenden artık ; hatmedildi kitaplar
Ah ! Bir kaçsam ! Bilirim o mest kuşlara diyar ,

                                          ( Can Yücel )

Devirdim sayfaları ! Gönlümde yine hüzün var
Kaçmak ! Oralara kaçmak ! Nasıl da mutlu kuşlar

                                            ( Erdoğan Alkan )

Oktay Rıfat bir gün bana demişti ki ; Türküdeki " Hem okudum hemi yazdım / Yalan dünya senden bezdim " dizeleri Malermé'nin o dizelerini çok iyi karşılar.

















3 Kas 2012

HAYAL MÜZELERİ 10 / CLAUDIO BRAVO

Madona / peinture-tuval/ 240x200-1979
Eski resmi , ustaları ve de onların ulaşılamaz resim teknikleri , müze gezintilerimin "sanal" koridorlarında kaybolmuşken bir gün , galiba 80 yılları ; Claude Bernard Galerinde karşılaştığım Şili'li ressam Claudio Bravo ile kendi günüme döndüm. Ama daha önce de Güney Amerikalı ressamların nedense öteki ülkelere göre sanatta yenilik yapmak değil gerçekten resim yapmak kaygılarını , iki önemli ressam ;  uluslararası üne kavuşmuş ; Armondo Morales ve Juan Cardenas'sı da yine aynı galeri de tanımıştım. 70 yıllarındaki Paris Akademisi döneminde de Güney Amerika'dan gelmiş öğrencilerin çoğunlukla , başında resmi gereği gibi öğrendikleri gözümden kaçmamıştı . Açıkca kendilerini İspanyol resminin etkisinden öte onun "okul" olarak usta-çırak geleneğinden hareketle resim sanatına girdiklerini sözünü ettiğim tüm ressamların oto-biografilerinde izlenir. Şunu çok iyi kavramakta fayda var ; sanat bir boşalım , "défoulement" değildir , resmi öğrenmek görsel ve deneysel yılların birikiminde eğer bir şey oluşturabilmişse "dışa açılım" , görücüyle bir dialog kurulabilir , bir sanatçının "performance" olarak yaşamı boyunca başarılı bir grafiği olmıyabilir ; buradan sözü Bravo'ya getireceğim çünkü bu ressam yaşam çizelgesinde teknik olarak değil de içerik olarak değişik kapıları açmıştır . Genç bir ressam olarak  Madrid'de yaşadığı dönemde portre ressamı olarak ünleniyor ve bu da onu 70 yıllarında NewYork'a , şansını denemek üzere götürdüğünde pentür'ün hala yapıldığı , geçerli günlerindeyiz. Bir portreci olarak Bravo'yu çeken ; o yılları moda akımı "hipperrealism", gerçekcilikten öte bir foto-realizm ki bu bence ilk devresi tekniğinin gösterisi dışında onun "kitsch" bir dönemidir.

naturmort- pentür-tuval

NewYork'daki Staemplı Gallery onu kısa bir sürede ünlü yapıyor, yaptığı pentür adeta eski ustalarla yarışıyor diyor bir eleştirmen. Prado müzesini okul olarak almış , Velasques'e alıcı gözüyle bakmış bir ressamdan öte eski resmin gizini çözmeyi başarmıştır. Bu ekonomik ve moral başarı Bravo'yu kendi mekanını kurmak üzere Maroc'a Tanger kentine yerleşmeye ve buradan içerik olarak "exotik" bir dünyanın kapısı açılır.


Tamamen yerel folklorun ve onun figüranlarıyla daha önce görülmemiş bir vision'un kapısını açar .


Hiç bir şey "improviser" değildir , resmin geleneksel tüm araçları , malzemesi , atölye ve onun atmosferi bu sabırın ötesinde emek isteyen resim tekniğini devreye sokmuştur.

naturmort/ekmekler  
Bu resmin başlangıcı önce desendir. Bravo'da desenin özgünlüğü yer yer pentürü aratmaz , öyle bir ustalık ki  istersek onu gözlerimizle boyarız.

natur morte / 1981 pastel

Natur Morte/ 1985 Pastel

NaturMorte/ 1983 Pastel

Bu resim kaynak olarak İspanyol pentürünün geleneğinden Zurberan , Juan Sanchez Cotan , Melendez ,İriarte vs. gelen bir sürekliliğin , Natur Morte  sessiz , dingin , bir dünyanın resmidir , Still-life , Stilleben , önce düşünmeyiz , baktıkca garip bir duygu sarar içinizi .

desen / 1990
Ne yazık Cladio Bravo daha önce bir çok ressamın başına gelen "üne kavuşma" felaketine uğradı ,yapmak istedikleriyle zaman uyuşmazlığı , resmini sergilemek isteyen ünlü galeriler , kolleksiyonerler media , giderek çabuk üretmek , visionunu saptırma belki bıktırmaya kadar gidebilir bu. Paris'de son sergisinde çoğu kolleksiyonlardan toplamış işlerinin yanı sıra satışa açık bir iki deseni de  eski işleri gibi değildi ; her kez söylediğimi bu kez de söyledim " keşke 90 lı yıllarda resmi bırakıp çekip gitseydin!"

auto-portrait/1992