23 Tem 2012

CAVEAT EMPTOR



Bugüne dek peinture konusunda ; içinde olduğumuz , kulağımıza , gözümüze ilişen , büyük paralara satılıp bizi şaşırtan , médiatique şamatanın alıp sattığı önemli ya da önemsiz görselin peşine takılıp , onun simya bahçesine girmedik . Günümüz sanat öğrenimi ; okul ve " Akademi " olarak , contemporary salgınıyla asıl amacını unutup desen ve peinture tekniğini yok edince , ressama da " contemporary performance " tipinde bir kişilik kazandırıp peş peşe açılan "modern müzelerin " dekoruna koyduk.
Türkçede " faussaire " sözcüğüne bir karşılık ararsak "sahteci " bunu karşılamaz çünkü sahtecilik bizde aşağılık anlamında bir " üç kağıt " adına bir sokak terimini yansıtır. Buna "göz boyamak" da diyebiliriz resme daha yakın " boyamak " adına . Ken Perenyi ismi bugünlerde çokca konuşuluyor, inanılırsa yaptığı bine yakın tablo ;  özellikle Amerikan Resmini kapsıyan ünlü ressamların kopyaları ya da onların üslüplarından yola çıkarak yapılmış .Dünyaca tanınmış satışevleri ve onların uzmanlarının Parenyi'nin sahte olduğunu kanıtlayacak bir güçleri yok ya da şimdiye kadar olan olmuş , kazanılan paranın tekrar dönüşü olamaz. Bundan sakınmadığını  ve de sırlarını bir ay önce yayınlanan " Caveat Emptor " yani latince "..ve alıcı uyanık olsun " anlamında , kendi yaşamını içeren kitabıyla ortaya döktü .



Yaptığım tabloların hangi müzayede evinde satıldı , kim aldı , kaça aldı ; bu konuda diyebileceğim çok şey yok ama 1993 de Martin Johnson Heade'de atıfan yaptığım bir tablo 700 bin dolara Newyork'da satıldıktan sonra resimlerim Amerika ve İngiltere'de yapılan satışların katologlarında olmadık fiatlara ulaştı . Mimari ve iç mimari dergilerinde gördüğüm kadar , resimlerim ünlü zenginlerin evinde baş köşede . Parenyi alttan alıyor , mego. kompleksi yok , söylemek istediği : ben resmi iyi biliyorum , kopyaladığım ya da üslüplarını kullandığım ressamlar da resmi iyi bilenlerdi. İyi bir kopya nasıl yapılır sorusuna da ; ".. önce seçtiğiniz usta çok fazla tanınmamalı çünkü çok ünlülerin üstüne olmadık araştırmalar ve dökümantasyon yapılmıştır . Ben  genellikle 18 ve 19 yüzyıl " animaliers" ve "marines"ressamların çok tanınmış olmayanlarını seçiyorum. Satmak istediğimde de alıcıların bunları bir tavan arasından ya da bir eskiciden geldiğinden şüphesi olmasın. Örneğin seçtiğim James E. Buttersworth , John F. Herring ya da Antonio Jacopsen herkesi fazla şaşırtan ressamlar değildi , yaşantıları da öyle ki geriye bolca tablo bıraktılar . O geçmiş çok önemli , iyi araştırmak gerekiyor. Karar verdiğiniz ressama önce müzelerden başlıyarak , kitaplarına kadar eksiksiz bir araştırma , yaptığım arşivlerde bu ressamların baskıları ve desenleri de bulunuyor. Giderek çalışmaya o güne özgün tüm malzeme ; pigments (toz boya) , liants ( bezir yağı , terabantin vs.) , vernik , tuval , şasi , çerçeve , aynı zamanda tuvalin arkası için ; etiketler , tebeşir , pullar , eski envanter etiketleri . Bu konudaki bilgisi daha kolayını seçmesini sağlıyor , örneğin kopyasını yapacağı ressamın gününde yaşamış önemsiz başka bir ressamın tuvalini satın almak ; sonuçta elinde - üstündeki resim dışında- tozuna kadar "authentique" bir tuval var şimdi üstündeki resmi silmek : Parenyi bunu "aceton"la yapıyor , biraz uzun süren bu çalışmada aceton tuvalin tüm boyasını emiyor , yalnız ketenin üstündeki alçı - gesso - kalıyor işte size çalışmaya hazır eski bir tuval. İş şimdi resmi yapmak , bunu da "..bu bölüm biraz daha kolay " diyor ,"Newyork ve Londra'da çok yaşadım , tüm vaktim müzelerde geçti . Bir resme çok uzun süre bakarsanız , resim bir süre sonra kendini ele verir sırlarını söyler size , oysa ben bir "autodidacte"tım , müzeler okulumdu , özgün bir ressam olarak kendimi empose etmem güçtü , bunu başaramadım , malzeme ve de yemek içmek için kopya yapmak bir çıkış yoluydu , yavaş yavaş mesleğim oldu , baktım herşey yoluna girdi . Yapılan bir resmi eskitmek yani bir " patines " yaratmak , işte asıl simya burada " ..çok uzun çalışmalar sonucu , verniklerin denenmesi ve eski verniğin kaldırılması ve de yeniden kullanılması , sonra asıl sorun "ultraviolets" ışıklarına yakalanmamak .



Unutmayalım daha önce Wermeer'i kopyalayan ya da esinlenen Han Van Meergeren'in öyküsünü kısaca anlatmıştım . Resim tarihinde ortaya çıkmış çok az buna benzer öykü vardır ama müzeler ve kolleksiyonlardaki kopya sayısı inanılmayacak kadar çoktur ve de kimse de buna bir çomak sokmak istemez . Geçen yüzyıl Amerikalılara satılan Picasso , Matisse vs. sayısını istatistik olarak verirsem kimse inanmaz . Bizde bile tüm teknikten yoksun Fikret Mualla kopyaları söz konusu olduğunda buna yanıt verecek hiçbir expert çıkmadı , oysa yapanlar ve satanlar da meçhul kişiler değildi .

12 Tem 2012

güzel ya da gizem

Golden Tortois - Charidotella bicolor

Güzel'i  tanımlamak gerekir mi ? Belki geçen asır yaşamış bir estet olarak , böyle bir açıklamaya girebilirdik ama ,  ne yazık ki " güzel " artık şaşırtmıyor bizi , hiçbir şey ,  giderek güzellik kavramı , olağandan da öte   génétique bir duyguya dönüşüyor . Peki  karşıtlıkları ortaya koyarsak ; " çirkin " ne ?  Ya da siyah -beyaz , cennet - cehennem ;

Centaurus-Navajo/Arizona

Bu ikilem arasında dolaşırken ; birisi kulağıma fısıldıyor : " güzel , ona bakanın gözlerindedir " , o zaman tartışmak gereksiz . 60 yıllarında Güzel Sanatlar Akademisindeyiz , Bizim atölye ; Bedri Rahmi Eyüboğlu atölyesi, ötekiler göre çok daha serbest , tartışmaya açık , hocanın şairliğinden gelen yanıyla  , ilgi alanlarımız gözümüzü her yana çekiyordu . Bir gün" güzel "i tartışırken , hoca " Ben güzele güzel demem , güzel faydalı olmalı . " diyordu ve biz de israrla güzel bir kadın nasıl faydalı olabilir sorusuyla konuyu saptırmaya çalışıyorduk sonuçta ben güzele başka bir öneri getirdim ;   Akademinin ana giriş kapısının üstüne , mermere  "ZORLA GÜZELLİK OLMAZ " diye yazmak , girmeden okusun millet . 
Demokles'in kılıcı gibi başımızın üstünde duran " antik güzellik ", uzun bir süre unutulduktan sonra , 1755 de bir Alman arkolog Winckelmann 'ın yazdığı " yunan eserlerinden yapılan resim ve heykel kopyaları üstüne düşünceler " araştımasıyla , yeniden gündeme geldi . " Beauté Greque " , kusursuz güzelliğin pskanalizinde , çıplak vücuda hayal arzularını mavi bir gök dekorunda düşlemiştir  ki buradan "antiquité'ye dönüş başlamış ve güzelduyguculuk  sanatın en etkin akımı olmuştur . Çıplak , güzelin cristallisé olmuş halidir , burada imgeyi güzel adına durdurursak ; " kauros " genç erkek bir ideal oluşturur . Akademik anlayışın temelinde yatan ; desenin , pentürün , heykelin vazgeçilmez konusu " NÜ "yani çıplak , bizde ; Güzel Sanatlar Akademisinin ilk yıllarında ; açıkcası batıdan gelen , kopya edilen  bir akademik öğretimin gerekliliği, tabuları yıkıp , çıplak modelle çalışılmaya başlanmıştır. Oysa Çin sanatında " NÜ " yoktur , erotik konulu resimlerin dışında. Çin düşüncesi konuyu bir başka değişime zorluyor ; " idealin abstraksiyonu  - HUA- bu da TAO dan gelen aktüel le onun ters dönüşümünün bir sonucu , daha çok peyzaja yönelik  "ruhun değişim süreci " olan CHUAN SHEN  ,  görünmeyen boyut .
Caspar David Freedrich , 1830 yıllarında doğaya başka türlü bakıyor , sanki Çin resminin mesajını almış ve de doğanın olağan üstü gizemine  o yüzyılın bilim adına insana dokunan ışığına . Bu asırda doğabilimcilerin kapıyı aralayıp , insan eli deymeyen , yeni keşfedilmiş kıtalara yönelmesi sanatı da bu yönden etkiledi .


Alexandre Von Humboldt
1800 lerde Goethe jeolojiye merak salıyor ve de " bulutlar " üstüne bir çalışma yapıyor , bunun yanı sıra şair Novalis'de madenlere merak salıyor giderek özellikle Alman resminde  romantik akımının doğabimine açılışı , olağanüstü doğayı konum olarak alması çok ilginçtir . İnsanin asırlardır kafasını kurcalayan soru ; nereden geldik : 



Din'lerin tüm sansürüne rağmen , merak insanın en önemli bir boyutu oluyor . " Dünyadan Evrene Sonsuz " kitabını yazan Giardiano Bruno , bu tezinde tanrıyı unuttuğu için 17 şubat 1600 de yakılıyor. Yaşadıkları dünyanın da evren kadar gizemsi olduğuna inanan doğabilimciler, gizemi araştırırken doğanın o şaşırtıcı labirentinde gerçek güzelle karşılaşıyorlar.  Bilim adamı Humboldt " 1847 de yayınladığı "kosmos " kitabında " ..doğanın bu akılalmaz varoluşu eğer insan düşüncesiyle karşılaşmazsa ya da bu olağanüstülük insana yansımazsa hiçbir devinim getirmez , onun tohumları ancak insanda yeşerir . Bu objektif  "vision " dan romantismin mistik  "vision" una yönlendirirken ,  o yüzyıl sanatçılarının konumlarındaki doğayı ne kadar iyi gözlemlediklerini örneğin Caspar Davit Friedrich'de görüyoruz.