30 May 2014

ALİ İHSAN MİMTAŞ'IN GÖZÜNDEN

Sanatta içten ve gerçek alışveriş çok azdır, hep kendi ekseninde döner kişi, "sanatçı demiyorum çünkü sınırsız bir meslek kapsamına girdi bu terim." Resim ya  da fotoğraf ne olursa olsun, görsel bir işleve girdiğinde yapılanı alımlamak; işte burada yargılamız "manupulé" edilerek yapıtın özgünlüğünü bir yana itip, kime benziyor ya da kimin dümen suyunda vs. oyun bozuculuk başlıyor. Ne yapalım da kendimizi sınırlıyalım, duymamazlıktan gelelim, işimizi yapmayı sürdürelim?



Dışta dolaşır fotoğrafcı, her yerde olmak, olay ve "instantané", yaşamanın o anlatılmaz absürt çizgisinde olup "an'ı" yakalamak



2011 yılında Ege Üniversitesi 4. UluslararasıEgeArt Sanat günlerinin davetlisi olarak İzmir'e geldiğimde karşılaştım Mimtaş'la. Programdaki günlük arkeoloji gezilerinin dönüşünde, otobüsün arkasında, fotoğraf makinasının belleğinden o gün çektiği görsellere bakarken, günün yaşanmış içeriğinden çok sanki kendi doğrultusunda başka bir ışıkla konuşuyordu. Bu metoforu oluşturan renkler değil, tam tersine clair- obscur, gölgeler ve silüetler; akşamın alegorisiydi tam doğrusu.


Plajda koşuşan biz değil gölgelerimizdi; sonuçta evine dönen balon satan adam, top oynayan çocuklar, sevişen iki ağaç. Siyah-beyaz, sepia hep nostaljidir biraz, büyülü bir düşünceyi nasıl anlatırsın; bizi bu anlatıma yönelten yarı puslu yaşanmışlıklar, belleğimize saplanmış eski bir ışık ki daha doğrusu"özlemektir" o geçmişi. Mimtaş'la fotoğraf dialogomuz hep sürdü, birgisayarın olanaklarıyla bana yeni işlerini ulaştırırken ilettiği soru; hangi yoldayım? Benim de ona verdiğim yanıt: "şaşırt beni!"

Blog'da daha önce yazdım, bir gece fotoğrafını anlatmıştım;





*…ben buna "Gölgenin Öğretisi" diyorum ; beni şaşırttı : siyah-beyaz olarak algıladığımızda bir süre sonra mavi ve kırmızının da bu evrende atmosfere dokunmadan bir işleve girdiğini görüyoruz . Öncelikle ışıkla gölge , figürde baş rol gölge'ye düşüyor ama böyle bir ikilem nasıl olur da yakalanır ? Açıkcası burada gölge yüzeyde değil bir iletişim içinde , eğer bir yanılsama içindeysek bu da fotoğrafcının bu açıyı ustalıkla seçmesi sonucudur. Bana çok şey anlatıyor bu fotoğraf : gölge "meteforik"eyleminde geceye dönük bir ışık alanına yönelmiş ama hemen çözemiyoruz bunu.Unutmamak gerekir Mimtaş genelde bir "silüet" ustası , "contre-lumiere"i babasının malı gibi kullanıyor ; silüet de bir nevi gölge , kendi gövdesini terketmeyen bir gölge . İlk kez bu fotoğrafta gölge başını almış gidiyor , bir şeyler öğretiyor bize.



Bu günlerde İzmir'de son işlerini sergiliyor; bir envanter yapıyor daha doğrusu, sergi kataloğuna yazdığım gibi bugün fotoğrafı başka türlü algılıyoruz:


Bu kez bir dönemin perdesini kapatıyorum diyor Mimtaş; ikinci perde konusunda da bir şey söylemiyor. Zamanı yakalamak güç, oysa şu yaşadığımız yüzyıl daha da güç. Kültür iletişimi ve de olanakları, araçları; düşüncemizin ötesinde “virtüel” bir devrim geçirdi, bu demek değil ki başka türlü algılıyoruz, hayır ama ”kavramsallıkta” açıkça bir anlaşmazlık var, bazı sanatlarda “nehrin” yatağını değiştirmek, hayali dinamitlemek, insanı tüketmek istekleri acaba amacına varabilecek mi? Eski zamanlarda boynunda örneğin bir “Lacia” yla dolaşırdı adam, bu kartvizitiydi, güvencesiydi, çekerdi ama görmezdi sonucu, ne olursa olsun yargıcı yine objektifiydi. Karanlık odanın yargısı her zaman acımasızdır, bellekteki imgeye ha deyince varılmaz, saatler, günler alır ve banyodan çıkan fotoğraflar kurur; sonuç her kez bir tesadüf iyi ya da kötü. Hiç söylenmezdi bunlar, artisanın gizeminde kalmıştır ne anlatılmış ne de yazılmıştır. Geride fotoğraf tarihinde büyük isimler bırakarak. Mimtaş’a döndüğümüzde güçlükleri biraz olsun konuşmuştuk onunla, ne yaparsan yap ama bir arayışın içinde kalıcı izlerini sezelim, yansımaların bizi hayale yöneltsin, bilegeldiğimiz olgulardan kaçın. Görüyorsun internet imge kaynıyor, cep telefonları kaliteli fotoğrafın aracı oldu, gözümüzden kaçan yok, bizi şaşırtan da yok. Ama ben inandırıcı olmayı birinci plana alıyorum, anlatımda bir kurgu, epik ile dramatik ne bileyim insanla peyzaj giderek bir fotoğraf düşüncesi yaratmak. Oyun bitmedi, ikinci perdeyi bekliyoruz, ha… söylemeyi unuttum; oyun üç perde Mimtaş!














25 May 2014

DOĞUYA YOLCULUK 2

Today Art Museum Shanghai - mimar Wang Hui

Çin adına benim merak alanım daha çok "çağdaş çin sanatı" adına batıda kulaktan kulağa söylenen; "parayı veren düdüğü çalar" misali, orada anlatılanla buradaki paradoksu görmekti. Eğer sanat bir "spekülasyon" sa; onu müzelerin derinliklerinde aramayalım, kendi vitrinini sizin önünüze getirecektir. Örneğin Shanghai Today Art Museum, kendi geleneksel mimarisine gönderi yapan bu çağdaş mimarinin en şaşırtıcı örneklerinden biri, içini gezdikten sonra bir "anıt-mezar" olarak tanımladım; bu yapının görkemli albenisi dışta bir şok yaratsa da; içinde devasa mekanların müzeye dönüştürülmesi becerilememiş. Büyük panolara - büyük tuvaller- ; ısmarlama ve gereksiz, ufak boyutları içeren sergiler espace'da siliniyor, görülmüyor. Katlar arasında uyumsuzluk, bir sergiden ötekine gidişte çoğu kez çince etiketlerden bir şey anlamak çok güç, uzun yürüyüşlerden sonra, zorla bulduğunuz asansörler tıklım tıklım dolu. Bu mekanı sürekli doldurmak olanaksız, ilk girişte Rubens ve okulu sergisi vardı, görmedim, buraya kadar gelmişken!

M50 sanatcı mahallesi- BEİJİNG
Günümüzde sanata hücum hystérie'sinin yeni bir örneği; 50 yıllarınından kalma ve de uzun bir süredir terkedilmiş, doğu Alman çıkışlı bir metal fabrikasının, 24.000 hektarlık alanına ve de onun çevresindeki tüm yıkıntıların içinde oturulabilecek alanlara galeriler, atölyeler, butikler, restaurantlar yani" utopique bir biosphere" ve de batıda kendinden en çok söz ettiren mekanlardan biri.



Dünyada günden güne, mediatik, durmadan meraklı çeken, bazı batı galerilerinin de olduğu M50, yeni bir mahalle, bir sanat mekanı. Gördükten sonra kanımca, bir gün içinde olduğu fabrika gibi yorulacaktır. Burada söz ettiğim "sanatın" altını çiziyorum; ciddi bir sergi dışında beni şaşırtan bir şey olmadı; grafitti misali hızlı boyanmış tuvaller, herşey sanat olabilir misali bir saptırma! Tüm turistik "gadget", turistik eğlence.

M50 de sanat trafiği
Çin sanat konusunda her zaman duyarlı, demek değil ki bu liberalizm sürecinin bir taşkınlığı ya da batıya benzemenin başka bir örneği. Paris, Cité des Art İnternational'de en fazla atölye sayısı Çin'di, yıllardır kendi sanatcılarını oraya gönderip, batıyla eşleştirmek istediler, oysa Mao yönetiminin olduğu yıllar, yapılan resim tekdüze gerçekci, politik ya da geleneksel peyzaj türü bir takım esintilerdi. İngiliz çağdaş sanat politikasını yöneten "intelligentsia" ; Sotbey's, Christy's, Charles Saatçi vs. Çin'in paraca genleşmesinin yanı sıra karşılıklı pazarın daha bereketli olacağını gösterdiler bu da yeni kurulan bir modern sanat müzesi her iki tarafın cotemporary sanatcılarını almak durumundaydı. İki yıl arayla FİAC sanat fuarında  çinli artistler tanıtıldı ve nedense bir süre sonra kolleksiyonlara, müzelere yani konuya girdiler,  galiba 2005 yılları olsa gerek, fazla da olmasa hala sürüyor, fiatla da ona göre artıyor. İngiliz'ler biliyorlar ki; artık paranın tek yolu sanat yatırımı, giderek Dubai'yi sanat merkezi yapan yetenek Çin'de çok fazlasını bulmuştu.

MoCA Shanghai
MoCA Shanghai bir çeşit Paris'deki Palais de Tokyo; yani her türlü performance ve tendance'a açık, bir nevi gençleri yıkamak, sanat özgürdür misali. Çeşitli katlarda video-art, installation ve de tematik bir sergi MonaLisa konusu "Youth Art Project" adına sunulmuştu.

Tang Tang - Dong Dong Lisa
MoCA Shanghai
Bu konuda bence büyük bir doymuşluk taşınıyor, giderek sirk'lerin demode olması gibi bizi yormaya başladı, galiba insanın kendi içine dönme yolculuğunun başlaması yakındır.



Art Beijing batıdaki sanat fuarlarına benzetilmek istenen ama daha onların önemli galerilerini ve de patronlarını şimdilik çekemeyen bir fuar gibi gözüktü. Contemporary son olarak HongKong'u seçti; düşünebiliyor musunuz? Ünlü bir galeri patronunun Paris'den Bale'e sonra Miami'ye ve de son uçakla HongKong'a koşturmasını. Bilmiyorum ama ben bazen yanlızlığımı özlüyorum!





24 May 2014

DOĞUYA YOLCULUK 1

1 mayıs 2014 Tian Anmen Meydanı

Geçen yıl Hongkong'dan sonra belki bu kez Tokyo olabilirdi; bu merak gezilerini sürdürmek açısından ama yaşantımı yöneten ve kendiliğinden oluşan bir yol var, beni götüren; işte Kav Sanat Galerisi; Nermin Kılınçarslan ve galeri yöneticisi Şenay Yener'in deneyimli izinde, Prof. Kıymet Giray ve Ankara'lı "güzel" bir grup'la önce Shanghai ve sonra Bejing'e (Pekin) ilginç bir gezi yaptık; organizasyon çok başarılıydı, ilgi alanlarımız tarihi olduğu kadar sanat olduğuna göre, tüm etkinlikleri görmek olanaksız; daha önce rezervasyon yapılmazsa. Öncelikle çağdaş sanat, müze ve etkinlerine girmeden önce, herkesin duyduğu ve belki gördüğü bu iki kentte benim gördüğüm daha çok şaşırdığım mekanları kısaca anlatayım: İlk karşılaşma anlatılmaz bir "espace",  Çin üstüne ön yargılar ne olursa olsun bu boyut kurgusu sizi yanıltıyor; örneğin 1 Mayıs'da Tian Anmen meydanında olmak belki size "çoğul" kavramını doğrulayacaktır ama bu meydan, 40 hektar, 1651 yılında tasarlanmış ve gerçekleştirilmiştir, 1950 yılında ise 1 milyon kişiyi alacak duruma getiriliyor; tahminen o gün 500 bin Çin'li Mao'nun portresinin altında sizinle yürüyordu. Daha sonra Yasak Kent (Gu Gong), 70 hektar bir alanda 1406-1421 yılında yani 15 yıl gibi çok kısa bir sürede; 1 milyon işçinin gerçekleştirdiği bu sarayda 9999 oda ve salon bulunuyor. 700 yıl boyunca, 24 imparator ve ailesi örneğin 1420 ile 1644 yılları sürecinde Ming ailesi burada yaşamıştır. Kanımca görmeden düşünülemez bu boyut ve de Çin'in tarihi büyüklüğü ki 80 yılları sonunda Çin sinemasının konumuna girip, önemli yönetmenlerinin yaptığı filmlerden izlenebilir: örneğin 1999 da Chen Kaıge'nın " Hükümdar ve Katil", Zhang Yimou'nun "Eşler ve Metresler" 1991 ve de "Yasak Kent" 2007. Nedir; Çin'de  bitmeyen bir büyüklük duygusu? Paris'de Akademi yıllarımda, okuldaki 72 millet, o denli "kozmolit" yaşantımızda belki çok az çin'li vardı ama daha sonra Cite des Arts'daki yaşantımda ve de Paris'in yavaş yavaş bir "Chinotown" a dönüşmesinden sonra karşılaştığım Çin'lilerin anatomisini hala çözemedim; ülkelerine özgü "dechiffré" edilemeyen bir gizemi saklıyorlar; her zaman bir cam var aramızda, belki dilleri kendi ülkeleri, nerede olursa olsun bir Çin'linin görevi dilini aktarmaktır yeni doğana, diğer dilleri iyi konuşamamanın nedeni bu olsa gerek.
Yasak Kent
Çin'nin yakın tarihini ne kadar biliriz? Mao'yla içine kapanan, ölümüyle kapitalist dünyayı yönetmeye başlıyan bu imparatorluk, 20 yüzyıl başında ne durumdaydı? Napolyon 1816 yılında sürüldüğü St. Hélene adasında,  İngiliz büyük elçisi Lord Maccardney ziyaretine gelir ve Çin'i anlatır Napolyon'a, gözlem şaşırtıcıdır ve de daha sonra 1973 de Alain Peyrefitte'in yazdığı ünlü kitabının başlığı "Ne Zaman Çin Uyanırsa Dünya sarsılacaktır" sözünü de Napolyon söylemiştir o zaman. Erken yıllarda okuduğum bir kitap; Antoin Ziscka'nın 1936 da yazdığı "Gizli Pamuk Harbi" dünya harplerinin politik olmayıp ekonomik olduğunu, Çin'in 20 yüzyılın başında Avrupa tekstil endüstrisini  daha çok Fransa'yı nasıl perişan ettiğini anlatır. Bu seride Ziscka'nın yazdığı "Petrol Savaşının Kirli Tarihi", "Asya Kendini Yeniliyor-1960- Japonya'nın büyümesini anlattığı çok ilginç araştırmalardır. Çin'in bu büyük kentlerindeki göz alıcı albeni ve yeni mimarinin en çılgın gökdelenlerinin dibinde "Hutong"lar yani bu kentlerin 700 yıllık mahalelerinde yaşam hala aynı. Yeni  kentleşme adına bunları temizleyip, gelecek projelerinin gerçekleşmesi pek yakın değildir. işte bu tipik yaşama alanı; küçük bir avluyu çevreleyen odalar, "siheyuan", gri  kremit, dıştan içerisini görülmesini engelleyen bir duvar- kötü ruhları da kovar- ve kapılar genellikle kırmızıya boyanmıştır.

Hutong- sokak/Bejing
1949 dan sonra Mao'nun devletleştirdiği bu mahaleler hala o yılların içe dönük sefaletinin müzesi gibi geziliyor ama değişen bir şey yok; giderek liberalizmin ve iç turizmin yeşerttiği sokak satıcıları, ucuz yeme içme, bu olağan üstü kalabalığı  20-30 metrekarede her türlü imkansızlıkla; tuvaletsiz, banyosuz, mutfaksız, artiziyenle çekilen suyla yaşamaya devam ediyor. Çin'in nufusu kabardıkca ve ve bu kentlere göç olduğu sürece Hutong'larda var olacaktır.

Yonghe Tapınağı Beijing
Çin'de geleneksel inanç "Shenisme", İsa'dan önce 3 yüzyılda Shennong'un yaydığı ve de 1949 dan önce genellikle Han'ların bir inancıydı. Tıp'da otlarla tedavi de Shennong'un öğretisiyle uygulanır. Çin'de genel olarak Taoism, confiçyüs'den kaynaklanan ve onun filozofisiyle derinleşirken, parelel olarak Budism en çok uygulanan dinlerin başında gelir. Bejing'inen ünlü tapınağı Yonghe, bir Tibet Buda'sıdır ve de seremoni tibetli rahipler tarafından yapılır. Beihai parkının içinde perspektiv olarak en küçükten en büyüğüne; 26 metrelik - dünyanın en büyük, ayakta Buda'sı- ; kadar bitmez tükenmez


bir gezintiyi içerir. 1694 de Qing dynastisinde yapılmıştır ve kültür ihtilalinde korunmuştur.
Gerçekten "büyülü" bir gezi yapıyorsak, görülmesi gereken imparatorluk sarayları ve bahçeleri ve de tapınakları gezmekle bitmez; yalnız "Yazlık Saray" 290 hektarlık bir alanda olup, bunun yüzde 75'ini Kunming gölü oluşturur.
Yazlık Saray, Wan Shoushan -uzun ömür dağı- Kunming gölü
Yazlık sarayın tüm olarak gezilmesi olanaksız; Turizme açık bir kıyıdan ötekisine vardığınızda sarayın olduğu dağa ve de alana varmak için 728 metrelik, ilk bahar, yaz, sonbahar, kış konumunda 30 bin resimle süslenmiş bu uzun koridor, öbür yandan bu adanın bağlantısını yapan 150 metrelik taş köprünün parmaklıkları da 500 aşkın taş aslan oyması motifle süslenmiştir.
Bence Çin'i simgeleyen en önemli fenomen " Çin Seddi'dir". Şunu söylemek gerek: insanın varoluşunda doğanın değil,  insanın doğaya müdahalesi adına,  megolomani olarak yargılayabileceğimiz bize kalan en gizemsi anıttır. İsa'dan önce 3 - 17 yüzyıl yapımı süren, bir çok kez yıkılıp yeniden yapılan, bugün 8.851 km. ama gerçekte 21.196 km. dağları ve nehirleri geçip Gobi çölünün kumlarına uzanan bir "sanrı" bir "fantome" :


yalnız Ming dynastisi süresince 6700 km. yapılmış, yüksekliği 9 - 10 metre, genişlik 7 - 10 metre teknik olarak: sıkıştırılmış toprak, taş, ağaç, kremit, granit, kireç. Kum'a ayrıca pirinç unu karıştırarak bugün kullandığımız betondan daha kuvvetli bir harç kullanıyorlardı. Yapılan hesaplara göre 300 milyon metrreküp toprak kullanılmış. 1.5 milyon esir, mahkum, asker, köylü ölümüne çalıştırılıyor ve de tüm taşımayı elden ele, eşekler ve tırmanılacak yerler için keçileri kullanmışlar. Geçen yıl Quihuangdao'da arkeologlar 51 tane fırın buluyorlar ve teknik adına  çok ilginç bulgular ortaya çıkıyor örneğin bir tuğlayı "glacé" yapmak için; piştiğinden hemen sonra konik fırının üstünden içiriye soğuk su akıtmak vs. Tüm argümanları ortaya koysak bile, gözlerimle gördükten sonra o çağda  hiç bir olanak doğanın en acımasız zirvelerine bu duvarı yapamaz. Kaops pramidi, Incas, Maya tapınakları vs. yanında "yapılabilir" kaldığı sürece kendi adıma bu gizemi saklıyacağım.
Benim gözümden Çin seddi - mayıs 2014 Bejing