27 Mar 2016

OXYMORE- NEREYE GELMİŞTİK?


Geçen gün Sotbey's' ünlü ingiliz güncel sanatçı Emin Tracy'nin "my bed" yatağının 2.8 milyon euro'ya satıldığını duyurduğunda; aklıma; bu parayla şu günlerde İstanbul'da yapılacak bir müzayedenin ( türk çağdaş resmi ) tümünü satın alıp bu yatağın altına koymak geldi. Çünkü bir kolleksiyonerin eşinin bana anlattığı bir sorunu anımsadım: " ...aldığımız resimleri nereye koyacağımızı şaşırdık; duvarlar her yer doldu, şimdi yatakların altına koyuyoruz."





Ne bileyim, daha önce "..bizimle dalga geçiyorlar" diye yazmıştım ve de sürekli anlatıyorum tanık olduğum, izlediğim sanatı yöneten lobilerin hiç bir kompleks gütmeden provokation'u uluslararası düzeyde sürdürmelerini. Örneğin Charles Saatchi 1991 yılında 180.000 euro'ya almış, daha sonra François Pinot'ya 1.5 milyon'a satmış, Pinot'da sahibi olduğu Sotbey's de 2.8 milyon'a satıyor. Emin Tracy ise: "...çok üzgünüm; bilmiyorum nereye gidecek, korkutucu bilememek, kalbimde saklıyorum ve çok seviyorum.." diyerek çiviyi çakıyor. Belki bilmiyorsunuz batıda, bu satışlardan sanatçı da %3 cebine koyar. İçeriğini kavramak için fazla bilge olmak gerekmediği için ve de "fantasmatique" objeler, Freude'in konumunda "fetişist" objelere arzu ki  kanımca bir arap ya da çin'li milyarderinin kolleksiyonuna gitmiş olabilir.  Bugün sanatı nasıl değerlendirdiğimiz tartışabilinir ama başlangıçta saygıdeğer Turner'in adı konmuş bir ödülü alması, contemporary kafalarının sanatın anlamını nasıl çarpdırdığının  en somut kanıtıdır.



Daha sonra yaptığı "instalation" lar; kendini sergilemenin ya da çözmenin endişelerini, sexs'e özgü saptansını örneğin içinde yattığı tüm erkeklerin isimlerinin kullanılmış kaputların sergilendiği kamp çadırı:



Ne yazık kolleksiyonerin evinde çıkan yangında yok olmuş. Erken yıllarda gelip çadırını kurduğu Kaş'da rasladığı ve de giderek uzun yıllar özellikle onun için geldiği bir  Türk çobanın anısı da çadırla birlikte sanat tarihinden siliniyor.





Son olarak Çin'de iki büyük sergi yaptı, artık kendini desene bırakmış; çok büyük boyutlara siyah-beyaz çiziştirilmiş Egon Schnile kopyaları diyebiliriz:




Gerçekte bunları anlatmaktaki amacım: bir gün paraya dönük bu şamata bittiğinde, önce yatakların altından sonra da modern müzelerden, kolleksiyonlardan çöpe gidecek; " Leo Castelli'nin dir bu gönderi" , artık recyclaye bile olamıyacak çağdaş sanat, bence ileriye dönük bir "fiction"; biriken artık paranın güya yatırıma dönük kolleksiyon hırsı ve de depolardan bile taşan "accumulatin" , kullanılan malzemenin "autodetruction" kendini yok etmesi, devasa boyutların mekandan taşmasıyla yaşanacak  "sunami" ileriye dönük karabasanlardan belki en önemsiz olanı, ben nedense bu yatağa taktım kafayı ve de  onun bakımını yüklenen bakıcının küçük dünyasını! Artık 50 yaşlarına gelmiş Tracy'nin ilgi alanında değil belki; Baudlaire'in şiiri "Sarah" da çizdiği; öpüşmekten çarpılmış dudakları, aşk yapmaktan yorgun bedeninde kalan son gücünü, hala üstünden para kazanmayı amaçlayan Charles Saatch'ye satıyor.

                                                BAŞKA BİR KADIN SANATÇI

Bizimle o kadar çok dalga geçiyorlar ki bilmiyorum neyi anlatayım; amcığıyla , "West Side Story"nin ünlü "I feel pretty" şarkısını söyleyen ve bunun video'sunu çeken Ann Hirch'i mi, yoksa  belki dünyanın en tahammül- fersah kadını Yoko Ono'yu mu? Yoko daha ilginç çünkü uzun bir süredir Fransız'ları sanatta sığlaştıran bir kompleks, daha doğrusu "Amerikan Syndrome" mu, ona Lyon Modern Sanatlar Müzesi, MAC'ın kapılarını açıyor. 3000 metre-kare alanda belki görebileceğiniz en büyük enayiliği yine NewYork Moma, Jon Handricks organize etmiş ve daha önce Francfort ve de bu arada Venedik biennalinde bir Lion D'Or da cabası.




John Lennon'un  ondan ne bulduğunu soramayız ama gördüğünüz gibi escabeau' la yükseğe çıkıp, oradan bir büyüteçle alttaki YES sözcüğünü okumak; düşmemek şartıyla!



Eski Alman kasklarının içine doldurulmuş "puzzle" larla bir gökyüzü çizmek!


100 adet ahşap tabutun içinden çıkan ağaçlar; ve müze övünçle bu ağaçların yakındaki parkdan getirilip tabutlara konduğunu da belirtiyor.

Sosyal- politik bir kaos yaşadığımız şu günlerde belki yaşadığım en önemli tedirginlik, harplerden, göçlerden, diktatör'lerden, açlıklar'dan vs. değil, çünkü insan daha beterini yaşadı, umut edilgendir, devran değişir hepsi geçer, moral kendini yeniler; başka bilinçli kavgalara hazırlar kendini insan. Bence en büyük "sapmaların" , o bir türlü tarif edemediğimiz , elimizi kaldıramadığımız başka bir "syndrome"da virtuel bir para gücü; bir yandan "karanlık inançları örgütlerken" öbür yandan bize olmadık enayilikleri sanat diye yutturuyor. Paralarıyla kompleks gideren, kendilerini odak noktası yapanlara sözüm.