27 Kas 2018

DUYARSIZLIKLAR

Çetin Altan’nın dedesi, Franz Von Liman paşanın yaveri ve çevirmeniymiş. Çanakkale savaşları süresinde, Liman paşa, Alman sağlık uzmanlarıyla askerlerimizin tuvaletlerini kontrol ederken gördükleri “küçük bir anıt projesi” boyutunda lüle lüle bir dışkı onları şaşırtır, üzün süre incelerler ve bir eşantiyon alıp Berlin’e gönderilir! Gelen raporda bu boyutta bir dışkıyı ancak hiç bir protein almadan yalnız tahılla beslenen, fakir ülkelerin insanlarına özgü olduğunun da altını çizmişlerdi! Bunun kanı pıhtılaştırarak, beynin işlevini azalttığı bugün bir gerçek. O gün bu gün değişen bir şey yok; sonuçta Çetin Altan da bunu "geri-kalmışlığımızın" nedenlerinde biri olarak altını çiziyordu. Peki niçin bunu anlatıyorum: geçende taksiyle geçerken, Maçka Otelinin önünde Tony Cragg’ın bir yapıtını gördüm, bu aklıma geldi! Bu sanatçı ülkemizde zengin kolleksiyonelerin bir gözdesi, yanılmıyorsam bir müzede de büyük bir sergisi yapıldı. Sapancı Müzesinin bahçesinde, aile büstlerinin yanında bir başka işini görmüştüm; blog'da yazdığım "Türkiye'de anıtın ve heykelin sefaleti" yine büst konusundaki beceriksizliğin örneklerinden en önemlisiydi Sapancı ailesi'nin büstleri!


 Tony Cragg'e gelince, bilgisayar'da sonsuz dek yapılan sanal formlar yaratma ve de yeni tekniklerle gerçekleştirme ve çoğaltma. Eğer biraz bilginiz varsa, başlangıçta 30 yıllarında Arp'dan başlıyarak Etienne Beoty'e kadar "abstraction-création" ekolüyle çok başarılı örnekleri bugün müzelerde.

Üstekiler Arp, alt Tony Tony Cragg
Çok basit: herhangi bir malzemeyle küçük boyutta; belki 3D yapılan modelin profesyonel atölyelerde istediğiniz boyut ve de malzemeyle gerçekleştirilmesi! Merak etmiştim, Paris'deki devasa Thaddaeus Ropac galerisindeki sergisinde gördüklerim beni şaşırtmadı, görsel sentezi yaptıktan sonra, formların katmanlarla iç içeliği sonuçta bıktırıyor; Henry Moore'u arıyorsunuz; hiç olmazsa o kendi yontuyordu diyerek galeriden çıkıyorsunuz. Ünlenip, ekonomik sorunları aştıktan sonra, örneğin Anish Kapoor; dağları taşları gezip, gösterdiğiniz mermer blok, bir mucize eseri Carrare'a, Pietrasanta'da mermer ustalarına ulaşıyor; onlar biliyor ne yapacaklarını, sizin yalnız bir şey karalamanız yeter ya da çamurdan yaptığınız bir formu göstermeniz! Michel-Ange'dan bu yana kim var sa buradan geçmiş! Evet nereden nereye; "Türkiye'de Heykel'in ve Anıt'ın sefaleti" yazdığımdan bu yana, kimse çıkıp doğru söylüyorsun demedi! Kimler bunlar. Beşiktaş'ta bir parkta komik heykelleri olanlar, örneğin Ataol Behramoğlu vs. Uğur Mumcu adına dikilen anıtların komikliğini nasıl olur da oğlu, ailesi sesini çıkartmaz! Yine buna değinmemin nedeni de Sarıyer'de deniz kenarında her kez mevsimine göre değişen bir Atatürk anıtıydı: ( bilmiyorum halâ duruyor mu? )

Sarıyer- İstanbul
Zorla bir heykeli giydirmek ama nasıl? Daha önemlisi Akademi'de heykel bölümünde okutulması gereken birinci ders: "bir heykele nasıl can verilir"? Sonra da bronzu sarartmak, cilalı gibi parlatmak, teknik olarak bize özgü!

                                                             ŞARLATANLIKLAR

Geçen mayıs ayında, Jeff Koons yaptığı önemli bir mediatik duyuruda; Paris kentinin yaşadığı terörizme bir gönderi olarak yaptığı bir anıt-heykelini -kentin önemli bir alanına koymak şartıyla- hediye ettiğini açıkladı! Önce bir sessizlik, sonra yine mediatik uyanma; basında yankı ve de 50 önemli entellektüel isimlerin imzalarıyla Le Monde gazetesinde bir sayfa ilan: Jeff Koons kim oluyor da bize böyle bir bağışta bulunuyor? Bu anıt-heykel: Almanya'da ünlü bir atölyede gerçekleştirilen 33 ton, bronz+ paslanmaz çelik+ aliminyum'la dökülmüş ve renklendirilmiş!

Jeff Koons  "Miss Liberty"
Güya 1886 da Fransa'nın Amerika'ya hediye ettiği, Auguste Bertoldi'nin "Özgürlük Anıtı'na bir gönderme! Gerçekten olabilecek kadar "kitsch" ve de hemen basında art niyetli bir hediye ya da "zehirli bir hediye" olarak protesto edildi. Fakat kimse oynanan oyunun farkına varmadı: bunun arkasında ünlü mesen ve kolleksiyoner Francois Pinon'nun olduğuna; bu güçle Amerikan büyük elçisi Jean D. Adley doğruca o günkü Kültür Bakanı Françoise Nyseen'e bunu muştalıyor, Paris Belediye Başkanı Anne Hidalgo, köşeye sıkışmış durumda. Bağlı olduğum "Maison des Artist" bir anket yayınlayarak; "ne düşündüğümüzü sordu", sonuç: yüzde yetmiş olumsuzdu. Sonuçta bu hediye geri çevrildi! Eğer buna inanıyorsak gerçekten bu karşı oluşun ne kadar naif bir tepki olduğunu kabul etmemiz gerekir; Jeff Koons'a Beabourg'da iki retrospektif yaptıran, Versailles Sarayının kapılarını açan vs. Milyarder, Sotheby's'in, Christ'y'in sahibi Pinon'nun bu yenilgiyi kabullendiğine!
Geçen ay, Paris Belediyesi Kültür  Ateşesi Chistophe Girard, sonuçta bu anıt-heykel'e bir yer bulunduğunu; Koons'un "her ne kadar bir polemik sanatçı olsa da çağdaş sanatın önemli bir ismi" olduğunun altını çizerek, bulunan mekanın " Petit Palais " olduğunu açıkladı! Sonra da Belediye'nin bir açıklamasında bunun "sanattan öte, önce diplomatik bir soru" olduğuydu. Her zaman söylüyorum: "Çağdaş Sanat" uluslarüstü bir lobi, kendi çıkarlarına sanatı ters-yüz ettikleri gibi, size donunuzu ters giydirirler!

                                                                 MİNİMAL'LİKLER



Paris' ilk geldiğim yıl, kentin kuzey banliyösü Pantin'de ufak bir stüdyo bulmuştum, belediyesi komünist, fabrikaları, devasa bir mezarlığıyla, bir asır öncesi görüntüsünü halâ anımsarım. Yıllar sonra kentin açılımında, Pantin'i de burjuvanın çekim alanına aldı; işte eski fabrikaların devas sanat galerilerine dönüşmesinde en önemli isim Galerie Thaddaeus Ropac'da Amerika'dan gelen büyük bir sergi: MONUMENTAL MINIMAL! Büyük mekanda Dan Lewitte'in renkli soğuk neon ışıkları, Sol Lewit'in onüç boş küb, giderek Flavin, Judd, Andre, Mangold vs. formu daha da azaltma ve yoketme adına "acımasız bir CONCEPTUELLE"! Alman mimar Mies vander Rohe'nin dediği gibi, "Less is more"! Galeriden çıktıktan sonra hemen yandaki canal'a kendimi atmamak için zor durdum!











14 Eki 2018

MEHMET NAZIM BOJANSKY



MEHMET NAZIM'I YİTİRDİK; YAKIN VE UZAK BELLEK, BANA TARİFSİZ BİR HÜZÜNÜ ANIMSATIYOR. YAVAŞ YAVAŞ UZAKLAŞIYORUZ!


10 Ağu 2018

1 Haz 2018

UTKU VARLIK "ZERO HİPOTEZ" fragmanlar/ BOZLU ART PROJECT

KİTAP: YAŞANMIŞLIĞA DAİR GERİYE DÖNÜŞ, BİR YOL HARİTASI VE İNSAN MANZARALARI; ÖZLEM İNAY'IN ÖN SÖZÜYLE.


1 May 2018

HEYKEL VE ANITIN SEFALETİ

Tüm yaşantımda niçin bir idefiks oldu; anıtlara takıntım ve heykeldeki olamamazlığı sürekli yargılamam? Oysa zevksizlik diz boyu, tüm plastik sanatlar diye tanımladığımız olguda; Çağdaş Sanat sapması sanki çirkinliğe övgü, resimde boyayamamak, çizememe, kirletme! Evet beğeni, ama kim kimi yargılıyor; yargılasın diye geçiştiremeyiz çünkü bu zevksizlik paraya, ün'e dönüşüp, bir nehir misali zengin kolleksiyonlara, ünlü mimarlara çizdirilen modern müzelere, fondationlara akıyor, Burada çaktırmadan bir çağın sanat tarihi oluşturuluyor.  Konumuz bu değil: bir türlü kavrayamadığım, çarpık yapılaşan kentleri ağaçla kamufle etmek yerine, anlamsız anıtlarla daha çirkinleştirmek. Daha önce yazdım Blog'da: Akademi yıllarımızdaki Atatürk heykel ve anıt trafiğini; heykel bölümünün buna takıntısını. Oysa daha erken yıllarda yabancı sanatçıların Ankara'da gerçekleştirdikleri çok özgün ve başarılı bronz heykellere bizimkilerin alıcı gözüyle bakamamalarını; Anton Hanak ve Joseph Thorak'ın gerçekleştirdikleri Güven Parkındaki anıtı kavrayamadıklarını, Krippel'in Afyon'daki kavgayı ve savaşı simgeleyen harika anıtı gidip görmediklerini! Bu kez İstanbul'a geldiğimde Beşiktaş- fulya'dan taksiyle geçerken daha önce gözümden kaçmış bir anıt; Diva Soprano Leyla Gençer, işte bu yazının nedeni:


Leyla Gençer'i kraliçe Victoria'la karıştırmış, her boyutuyla "komik" bir anıt! Nasıl olur, bir soprano'ya, yaşantısında başarılı, tüm kariyerini İtalya'da geçirmiş; "la Diva Turca"a, Beşiktaş Belediyesi bu "hommage"ı yapmak gerekliliğini duymuştur? Yine proportion başını alıp gitmiş,  boru gibi boynu üstüne oturtulmuş acımasız bakışlı belki kızgın, büyük baş; altında ki vücütla orantısız, cücemsi, giderek torero misali tuttuğu ağır kumaş sanki kızgınlıkla operanın perdesini çekip almış! Peki Diva'nın dokunduğu Beşiktaş'ın sembolü Kartal'ı nasıl yorumlayalım!  Biliyorum bu Fulya olarak adlandırılan bu yeni yerleşme alanındaki anıta, kimse alıcı gözüyle gidip bakmamıştır! Eğer gerçekten içerikte somut bir kişiliği içeriyorsa, onu fotoğraflardan kopyalamak yerine, biraz hayalimizi kullanmak ama bunu gerçekleştirmenin yolları yine iyi bir öğrenimden geçmek, tekniği kavramak, malzemeyi sınırsız bilmek, kültürlü olmak, eski yüzyıllarda yapılanları adı gibi bilmek! Anıt ve heykel gerçekleştirmek kişiden öte devletin, belediyelerin ve de büyük kurumlar, ve önemli kişilerin alternativinde oluyor: 1- Atatürk heykel ve anıt trafiğinden daha önce söz etmiştim ama son yıllarda park, bahçe, meydan vs. kentin tüm alanlarına konan "Türk Büyükleri" ni içeren büst ve başlar, kanımca simitçilerin bile başın çeviremiyecek sıradışı, bronzden öte boyanmış büstler! Anıt konumunda bir gönderi söz konusudur, genellikle önemli askerlerin, savaşları kazananların, vs. adına yapılan anıtlardaki abartma ve görkemli olmak isteği; genellikle at üstünde, alışagelmiş motif ve aksesüarları kullanarak, ona saygıyı ve hayranlığımızı, hayal isteklerimizi daha da abartır. Niçin böyle bir gereklilik duyulur bilmiyorum ama Avrupa kentlerinde eski asırlarda yapılmış bir çok anıt, heykel ve bronz işçiliğinin baş eserlerini vermiştir, benim merak müzelerime girer. 2- Politika adına önemli iz bırakanların anıtları ise genellikle fazla kalıcı olamamıştır, rejim değişiklikleri, politik sapmalar sonucu her dönemde silinmek kaderini paylaşmıştır. Son yıllarda yaşadığımız politik sallantılar sonucu devrilen diktatörlerin yıkılan anıtlarındaki gülünçlük: bu işin çoktan bittiğinin bir resmidir. Daha derin bir analizini yapmak gereksiz ama 70 yıllarıyla başlayan toplumumuzun geçirdiği her sallantı, terör envanteri, anıt ve heykele dönüştüğünde çıkan sonuçlar gerçekten yürekler acısıdır. 3- Sanatçılar, bilim adamlar vs. çoğunluktadır, ama gelin görün:

Uğur Mumcu Anıtı - Ankara
Bence Uğur Mumcu, bu heykel ve anıt terörünün önemli kurbanlarından biridir; onu öldüren "hızbullah" nasıl kayıplara karışmış sa, onun adına yapılan bu anıtlar kalıcı olarak, yas ve saygı duyurmak yerine beni güldürüyor  genç kuşaklara da öğretiden uzaktır. Koyu yaldız, ayakkabı cilası parlaklıktaki bu heykel; Uğur Mumcu'yu ceketinin önünü zorla kapatmış izleniminden öte Koreli bir diktatörün 25 metrelik heykel anıtından esinlenmiş gibi. Elinden tuttuğu çocuklar üstüne daha uzun yazmak isterdim, erkek çocuk üsümesin diye içine bir kazak giydirmiş, o da ceketinin önünü zor kapatır. Kız çocuğun ayağındaki botu çıkaramadım, yoksa buz pateni mi?


Uğur Mumcu - Anıtı Harbiye/İstanbul
Harbiye'deki Şişli- Nişantaşı yol ayırımı üstündeki bu Uğur Mumcu anıtını ben çözemedim; sanatçının ne anlatmak istediğini, birbirine yapışık büstlerin kimi tanımladığını ya da portrenin kasketli ve kasketsiz hali mi kestirmek güç! Zavallı bir kaidenin üstüne hiç bir "proportion" endişesi gütmeden oturtulan bu kafalar, işte geldiğimiz zavallılığın gerçek dışa vurumu!

 -
Uğur Mumcu Anıtı - Antalya
Bu anıtta sanatçı kare formundan hareketle, figüre ağır bir çanta eklemiş - gerekliliği tartışılır-, heykelin dışa vuruşu, son günlerde aldığı fazla kilolardan müzdarip; işine gitmek zorunluluğu olan bir memuru içeriyor. Şunu soruyorum: düşüncüleriyle bu sisteme baş kaldırmış, Cumhuriyet gazetesinde yazdığı yazılarla, bu korkutulan topluma bir ışık olacağı sırada ne olduğunu, kimin tarafından yönetildiği meçhul "Hızbullah" tarafından susturulmuş bir kişiyi nasıl, anıt adına tasvir edebiliriz?  Bana önce ışığın ya da karanlığın anıtını yapın! Heykeli giydirmek söz konusu olduğunda; resimde ve heykelde özellikle kafa yoran "dreprerie", kumaşın modele uygulandığında giysi olarak ya da kendi halindeki kıvrımları. Tüm anıtlara bakalım; bunun ustaca kullanabilen bir sanatçı gösterin. Daha beterlerini görmek mi istiyorsunuz:


Cahit Külebi/ Şairler parkı beşiktaş
Cahit Külebi: ne yazık karşılaşamadık ama bu anıtı gördükten sonra pişman değilim. Bu garip yaratık, kostümünün içine sıkışmış, şiirini içeren mermer panoyu- figürden daha büyük -; belki düşmesin diye tutar bir hali var, sol koluyla da yaptığı jesti çözümleyemedim. Sanatçı kafayla omuzlarda, proportion adına içine düştüğü çıkmazı, anıtın tümünde daha da beter ediyor; kafayı kesip, büst olarak mermer sayfanın üstüne yapıştırsaydı belki kurtarırdı. Acaba Külebi'nin geride kalan ailesi, çocukları buna nasıl yaklaştılar?



Bilmiyorum sevgili Gürdal'ın alel-acele alçı ve çamurdan yaptığı, tepsi içinde sunulan Abdi İpekci anıtı, kendi kendini yok ediyor; dökülen kısmında ne vardı iyi anımsıyamıyorum. Gerçekten yerine güzel bir ağaç dikin, göreceksiniz ileriye kalacak!

Sapancı Ailesi/ Sapancı Müzesi bahçesi
Bu sekiz büstü, bahçenin derinliklerinde tek tek saklıyabilirlerdi, ne yazık müzenin girişinde önemli bir yerde! Örneğin Kapoor'a ne düşündüğünü sorsalardı!



Ataol yaşıyor ve de bu komik heykelin farkında değil. Üstelik benzemiyor; gömlek, kayış ve pantalon; yine tekrar ediyorum tahammül edilmez, sanki kalaycının elinden çıkmış gibi şu parlak kararmış altın rengi. Şiir mi okuyorsun Ataol Behramoğlu; unutmamak için avucuna yazmışsın şiirini!

Türkan Saylan anıtı/Antalya
Kimse darılmasın, belki gördüğüm en çirkin heykel: niçin mi? Bir gönderi söz konusu ise; bu "obez" kadın figürünü,  bilge, örnek bir kadına yakıştırmanın nedenini öğrenmek istiyorum. Sanatın amacı "güzel"dir ve de sanat onun çekim alanındadır. Peki "hayal" ne işe yarar, sembol nedir, estetiğin kanunlarında proportion ne işe yarar? Eğer ona et ve kemik olarak yaklaşamıyorsak niçin stilize edemiyoruz? Nedir elinde tuttuğu çiçeğin gerekliliği eğer çiçeğe benziyorsa ve de bronze başka bir renkle müdahale etmek, bu nereden çıktı!

Onat kutlar
Onat Kutlar da ötekilerin kaderine uğramış; şimdi daha iyi yargılıyorum; kanımca heykelin kafasını yapanla, gövdeyi gerçekleştiren aynı kişi değil kanımca, omuzlar giderek daralmış, kayışın sıktığı pantalona dikkat. Oysa böyle giyinmezdi Onat!

Orhan Veli
Bu kez şairin başı küçük, gerisi devasa bir gövde; daha kötü giydirilemez! Heykelin üstündeki "meteor'a" benziyen kütleyi de anlayamadım galiba bir yüz seçiyorum



Namık Denizhan
Eğer gerçekten Namık Denizhan'nın heykeliyse benzemiyor. Değilse, o zaman Namık yaptı. Lütfen heykelin kafasını, yine omuzlarıyla kıyaslıyarak proportion'daki zavallılığı görün. Bu kez kirlenmiş doré ve de tahamülün çok ötelerinde!


Türk Heykel ve anıt sanatına başka bir boyu getiren Beşiktaş Belediyesinin sembolu kartal
                                                        ALINACAK DERSLER

Kreppel / Afyon Anıtı
İlk cumhuriyet yıllarında, genellikle Avusturyalı sanatçıların yaptıklarına biraz baksaydık belki "altın ölçüyü", "anatomiyi", "Proportion'u", tekniği ve "bronz'u" öğrenirdik, bir anıt içeriğindeki öğreti belki bugünkü kadar gülünç olmazdı yaptıklarımız!

Erick Aubry
Bu genç sanatçı genellikle "animalist" çalışıyor; bu dünyanın içine bir figür bu kadar güzel konabilir!

                                                             SONUÇ

Dostum son Marxsist Emin Çetin bir gün ülkemizdeki heykel ve anıt zülumunu görüp, ölürsem anıtımı ve heykelimi yapmayın demişti; onun bu son sözünü dinliyecekler mi bilmiyorum. Çok ilginç bu yıl Marx'ın 200. doğum günü kutlanıyor özellikle 17 yaşına kadar yaşadığı Almanya'nın Trier kentinde. Bu kutlama nedeniyle Çin, Marx'ın bir heykelini Trier'e hediye etmiş. Heykeli sevenlerle, sevmeyip Çin'e geri göndermek isteyenler arasında yaşanan tartışmalar halâ sürüyor; bir de siz yargılayın:


















16 Oca 2018

ŞANTİYE / PHYLLIDA BARLOW

                                               

Geçen Venedik Bienali'nden İngiliz paviyonuyla ilgili bir fotoğrafta; paviyon daha kuruluş anında çekildiği izlenimini veriyordu. Bu "şantiye" görünümü için -...biraz bekleselerdi belki! diye düşünmüştüm; açıkca bu bayanın ismi dışında ne yaptığından haberim yoktu.


Uzun bir süredir tekrar ediyorum; merak alanlarımın uzaktan değil de yerinde ve zamanında görmek, izlemek adına geldiğim bu vahşi batıda son izlediklerim, bilincimi yavaş yavaş kaydırmaya başladı. Yaşadığımız bu çağ, paradoksal bir düş misali, şaşırtıcı bir ikilemi sürdürüyor; bilim ve teknik adına en uç noktalarda gezinirken, bize ulaşan ve de aklımızı çelen tüm gereçlerin, araçların minimal boyutlarda güzelin ve estetiğin  dizayna yansımasını ne hayallerimiz ne de düşlerimizde bile göremiyeceğimiz bir "KATARSİS"; öbür yandan güncel sanat" adına müzeleri, kolleksiyonları, sanat galerilerini dolduran "çirkinliklerin ikilemini yaşıyoruz! Geçen yazımda sentetik malzeme ve de "autodestruction" içeren bu devasa boyutları ileriye, gelecek asırlara ulaşması sorusunu bu kez tekrar soruyorum size: sanattan öte günlük yaşantımızda ayağımıza takılan, gözümüzü yoran, yaşantımızı aksatan "şantiye" misali fazlalıklardan nasıl kurtulacağız? Sanatı dibe çeken gereksizliği en şık galerilere yönlendirenlerin amacı ne? Papier maché, alçı, ahşap, metal, bez, boru, akrilik boyanın zamana dayanıklığını hiç'e sayıyorsak, bu zevksizliğin Tate Modern'de işi ne?
Beni şöyle yanıtlıyabilrsiniz: İngilizler "sana donunu ters giydirirler" sonra güncel sanat olur.


İngiltere'de saygın, tanınmış bir sanatçı olarak tanınması; belki Barlow'un büyük dedesinin Charles Darwin olması; öte yandan öğretim üyesi olarak da tanınması bana bazı sorular yönetiyor. Örneğin bu görsellerden yola çıkarak "sanatı tanımlamak", sanatın içeriğinin estetik, moral, güzel tanımı, katarsis varoluşunu yatsıyamıcağımızın anayasası olduğunu anımsatmak gerektiğinde, bayan Marlow'un sanatını onlara nasıl emposé ettiğini duymak isterdim. Örneğin isim yapmış öğrencilerinin işlerine bakarsak bu "concept" adına Barlow'dan algıladıkları su götürmez:

Rachel Whiteread

Rachel Whiteread

Nairy Baghramian

Nairy Baghramian



Picadilly, Hauser and Wirth Galerisinde alü. inşaat demirlerine sarılmış renkli bezler ve altta pabucumsu şeyler caddeye taşmış - görsel olmasa anlatmak bile zor-! Bunlar figür, örneğin



ellerinde "bandrol'larl yürüyerek galeriye girmişler! Bunun "çağdaş sanat" olduğunu oradan geçenlere nasıl anlatabilirsiniz?


Bu sergide renkli bezlerle örtülü küplerin beton olmasında israr etmiş sanatçı, ne yazık taşınması güç; daha hafif bir malzeme de aynı işi görür diyerek vazgeçmiş!


Belki absürt; bir kanalizasyon şantiyesini Tate Modern'de gerçekleştirmek bu kadar olabilir! Dikkat sanatçının yerleşiminin üstüne 1 cm. oynamaması gerekiyor.


Tüm uğraşıma rağmen hiç bir çözüm getiremedim bu yapıta



Prens Charles sanatçıyla ne konuşuyor; bilgimiz dışında! Belki Venedik Biennali adına kutluyordur, o da bilinmez. Ama şu bir gerçek ki "conceptuel" sanatla ilgisi ilgisi ancak görevi dolayısıyla istemeden, annesini temsil ettiğini tahmin edebiliriz. Bu sanatı bulandıran "kaos" sun, çirkinliklerin modasının geçtiği söylenemez; içeriğin tükendiği, yapılabilecek her türlü şamatanın yapıldığı varsayımı da bir yerde onlara duygusal mesajlar verenlerin daha çok bienaller olduğu bir gerçek. Sosyal içerikli manifestasyonlara dönüşen biennal kurgusu, uzun bir süredir pentürü dışlamıştı. Ütobik tezlere yönelirken mimariyi de kapsayan mekanlarda yapılan sergilemelerin odak noktası conceptuelin psikanalitik tiyatrosu ve de bıkmadan usanmada buna fikir üreten modern kaçkınları! Bir kere olan olmuş, sanat tarihi şimdiden yazılmış, Barlow rahatça dedesini yanına gidebilir; onun kadar olmas bile ünlü!