28 Kas 2015

HİÇ BİR YERDE


Işığın kırıldığı o çizginin ötesini gösteriyorum, gitmek istediğimi, düşlediğimi, bir kurtuluşu bence; olabilirlilik nasıl tanımlanır? Hani seni çağıran, kulağına fısıldayan, sana gitmen gerekiyor diyen ses! Belki diye yanıt veriyorlar; "..mutlu değil misin? Korku bir "yalnızlığın" uzantısıdır; ne yalnızlığımı ne de korkumu anlatabilirim; kafamda akıp giden bir nehir var, tüm anılarımı da beraber götüren; belki onlarla beraber. Ariake gibi hani gün ağarırken solup giden ay misali, silinmek bu yalnızlıktan.


Antik kentler, yıkık saraylar, yaşanmış parklar; belleğimde gezindiğim o kadar mekan, bana hep ölümü çağırıştırır. Akşamüstüleri o hüzünle buluşma anlarıdır; alkolü özletir nedense, esrik, suskun. Yıllar sonra oraya döndüğümde yağmur yağıyordu. Gri, puslu bu büyük parkta Villa Borghese doğru yürürken Kardinal Scipine Borghese'nin bir ağacın arkasından karşısına çıkacağını, hiç bir mekanın boş olmadığını düşünüyordum. Birden o grinin içinden onlarca yeşil papağan çığlıklar atarak geçince, Ovide'in söyledikleri geldi aklıma; "ruhun bir bedenden öbürüne geçişi, insandan hayvana örneğin",  düşünürken yolumu yitirdim, seslerin geldiği yöne, epey yürüdükten sonra önüme Giardino Zoologico çıktı, biliyordum bu parkta bir hayvanat bahçesi olduğunu, kader mi beni buraya çağıran? Biraz önce geçen yeşil papağanlar ağaçlara tünemiş, bahçenin içindeki tüm kuşların ve de yine yeşil papağanların olduğu büyük kafese bakıyorlardı, belki oradan kaçmış olabilirlerdi.



Düşümde yine aynı kentteyim, bir türlü kaçamıyorum; korkumu ürkütmek için aradığım ışık alanı da beni aldatıyor, bir labirent, çıkmaz sokaklar ama bu bir gerçekti, Floransa'da açlığımım ikinci günü
parkta kapalı kaldığım geceyi, karabasanı; çıkamamak adına ama hangi labirent bu, sanki üstüme geliyor, beni kovalıyor mermer yontular; gölgeler daha beter; bir ağaca sığındım, korkudan açlığımı da unutmuştum, yavaş yavaş ışığa alışarak korku silüetlerini tanımladım, ta uzakta tepede Medicis'lerin sarayında, en üstteki bir salonun ışıklarını sezdim, peki ne olabilir bu saatte orada, müze bekçisi olabilir, gece yalnız tüm yaşanmışlıkların dirildiği, karanlık uzun koridorların duvarlarında asılı portreler, gözler onu izliyor; müzelerin gece bekçilerine özgü bir korku vardır, tanımlanması güç,
Geceye dair çok öyküm var; anlatılacak korkularım bitmez; dedemin evinde uyuduğum gecelerde beni korkutan duvar saati, geceyarısı çalacağını bilerek direnirdim uyumamak için. Bilerek onu sakladım, şimdi atölyemin duvarında, suskun!



Düş mü bilmiyorum; kentin silüetinden kaçmıştım, gecenin ışıkları "fictif" dir, ne kadar uzaklaşırsan o kadar yanılırsın. Bu kez tekrar kendimi bulduğumda, hesaplaşma acımasız oldu. Biliyorum yalnızlığın bir gezisiydi bu, çantam tüm yapamadıklarımla dolu, her gün daha ağır, dönüşü yok biliyorum; uzaklaşmalıyım!



Bu kez karar verdim, Arko adasına gidecek bir tekneyi bekliyorum; gece yarısı demişti teknenin sahibi. Rıhtımda dolaşanlar biraz sonra çekip gidecekler, hava serin, yelkenlerden tekneyi bulmaya çalışıyorum; birtanesinde kıpırdamalar var, buluşacağımız yer bu merdivenlerdi, yanılmış olmayayım, tedirgindim, belki ay ışığı tüm bu gizemi yapan, bir balıkçı teknesi sessizce denize açıldı.




Ben yitmiştim, hep ışığın çekimine inanıp, serseri bir metafor gibi dolaştım. Amaç bir seçimdi biliyorum, ama hangisinin doğru olduğunu bilmeden yitmek; sen hep yüzeyde kaldın diyordu içimdeki his, bir sürü dostun şimdi yok, belki gitmek istediğin, düşlediğin o ada mı senin barışın olacak?



Eski asırlarda ışığı arayan kuzeyli ressamlar gibi, hayallerinin peşine takılıp buraya geldiğimde önce şaşırmıştım; sonuçta buldum kendimi diyordum, biraz dinlenip, beni çağıran denize doğru yürümeliyim. Ravenna'yı bulacağıma inanmıştım


Bir tutkuydu beni yönlendiren ama yine içimde bir kuşku var, yol soruyorum ama o uçuk maviliğe doğru yürümemi, bulamazsam bile kurtulayacağımı söylüyorlardı.


Her şey tek tek yiterken bir pişmanlığı götürüyorum bilerek; yaşanmışlılar biraz uzakta duruyor, sevdiğim bir kadını bırakıyorum uzakta kalan bir yaz denizine.

















28 Eki 2015

OXYMORE FIAC 2015

Paul Branca-Display Mediating Landscape 
Bugün ilginç bir haber; İtalya'nın Bari kentinde Contemporary sergileyen bir galeride, temizlikci kadının yanılarak çöp tenekesine attığı; Amerikalı artist Paul Blanca'nın bir yapıtı. Gerçek çöp içeren bu "installation";  kartonlar, izmaritler, capotlar vs. den oluşuyor. Dünya modern müzeleri temizlik yapan personeli defalarca uyarmışlardı: "..herşeyi çöpe atmayın; bilmiyorsanız kuratör'e sorun' " diye. Daha önce Düsseldorf müzesindeki Josph Beuys'un " Feltecte" adlı, akmış tereyağı içeren yapıtını temizleyen kadının işine son verildikten sonra. Örneğin Martin Kippenberger'in de Dortmund Müzesindeki "Ne zaman dam akmaya başladı" installation'nu; bilerek yanlış konmuş su damlayan kovanın, temizleyen kadının tarafından yerinin değiştirilmesi! Tüm bu kazalar ne yazık çağdaş sanatı bilmeyenler tarafından yapılıyor






FIAC nedeniyle yayınlanan bu rapor, contemporary ticaretinin ne büyük rakkamlara ulaştığını, hanki ülkelerin bu sirk'te nasıl oynadığı, futbol'dan sonra para kazanmanın, lobileşmenin nasıl bir güç sağladığı, bu pazarın sağlığını istatistik gösterisinde İstanbul; Viyana, singaour, tokya, münih, Dubai Stockholm'dan önce geliyor!











Ülkemiz üstüne her zaman beni şaşırtan en ilginç yan; gerekli gereksiz herhangi bir şeyi en hızlı bir şekilde değerlendirmek. Uzun süredir kendime sorduğum; Türkiye'de "Contemporary" düdüğü çalanlar, bu oyunu kime oynuyorlar? Malum bunlar bir kaç büyük banka ve zengin bir otel sahibi. Fiac süresince yapılan hesaplar gerçekten şaşırtıcı; istatistikler göre, bu sirke para yatıran zengin ülkelerin içindeyiz. Paradoks; yalnız Vermeer'in bir tablosunu satın alıp bir müzeye koymak değil, Basel'den Fiac'dan ya da yabancı galerileri yemliyerek yaptıkları kendi fuarlarından büyük paralar vererek aldıkları ileriye dönük bir "çöp" değeri taşımayan bir kaç süprüntü. Bir oyuna geldiklerinin farkında değiller çünkü "snop" olmanın, salonlarda hava atmanın tek yolu. Daha önce anlattığım gibi, bunu manupulé eden ve de yine bundan para kazanan bir kaç milyarderin ayak oyunudur. Bugün alınır-satılır ve de yatırımdır inancı yarın bir "hiç" e dönüşürse şaşmayın. Sanat açıkca bir bilinçtir, insan da böyle, zavallıca tükenmeyecektir.


Otobong nKanga
Daniel Buren / Au fur et mesure
Jean M. Basquiat





Liz Magor / compagnon



Laure Prouvost / 



Rey Akdoğan / Band


Adında türkçe bir yansıma olan bu sanatçı Basel Fuarına katıldığında, onu sergileyen galerinin takdimi: " HANNAH HOFFMAN GALLERY/ SOLO  PRERENTATION OF ARTIST REY AKDOGAN". Yerdeki panoya basmamak için ve de ona bakarak yürürken, ne yazık sanatçının asıl işi; kırmızı band'ın farkına varılmıyor!


Glafor Eliasson
Bir gün dalgın yürüyüşlerimden birinde, fazla uzak değil; iki gün önce, "Jardin des Tuilleries" de buldum kendimi, çok sevdiğim "Galignani Kitap evi"nden çıktıktan sonra. Biraz uzakta makinaların işlevi gözümü çeldi; yine ne yapıyorlar merakıyla yaklaştığımda, vinçler bir takım bronz hayvan büstlerini büyük havuza yerleştiriyorlardı, aklıma İstanbul'un bazı parklarına konmuş tarihi Türk kahramanlarının büstleri geldi ki her zaman merak edip, araştırmamıştım; kim yaptı, niçin, kim, hangi nedenle koymuş diye?


Sonuçta operasyonu yöneten sorumludan Ai wei wei'nin Fiac için yerleştirildiğini söyledi, bahçede başka işlerin de olduğunu ekledi. Yine karşıma çıkmıştı ama bu günlerde Londra ve Berlin'de de adamın şenliği. Bu işlerin hiç olmaz sa fügüratif, bronz , heykel diyeceksiniz ama Ai wei Wei yalnız tasarlamış, figürler geleneksel Çin sanatından alınıp, bronza dökülmüş, Newyork'da sergilenip, 5.4 milyon dolara satılıyor. Ai WeiWei burada üstüne oturduğu Çin sanatını kendine transfer ederek işini sürdürüyor.

AiWeiWei / Zodiac -Geleneksel Çin sanatından hareketle



Sonuç olarak "Borusan" nın güncel sanata verdiği önemine bir katkıda bulunmak istiyorum; Jardin de Plantes' daki bu borulu yapıta sponsor olabilirlerdi!

Vincent Mauger

Urs Fischer



Anthony Voisin



Eric Hatta
David Altmejd



Elvire Bonduelle



Claude Leveque

Daha  ilginç bir yanı bu fuarın, dünyanın en önemli fuarlerından biri olmak, düdük öttürmek için, hiç bir mantık gütmeden "acımasız olmak"! Nice kendini önemli sanan bir çok galeri bu fuara "yetersiz" oldukları için alınmamış oysa metre-karesi en pahalı bir fuar . Peki bu yargıyı öğrenebilirmiyiz? Kanımca eskiden olduğu gibi estetik, pentür kalitesi yani tuval olmadığına göre, kanımca bunların içinde sizinle en iyi dalga geçenler seçiliyor, kitch olmak en önemli bir kalite ama burada galericileri unutmayalım, asıl görülmesi gereken kanımca onlar.
MORAL OLARAK, BİLGİ VE TEKNİK AŞAMASANIN EN ÜST DÜZEYİNDE; İNSANIN ÖTEKİ YANI, KENDİ GİZEM "FENOMENLERİ" BU DENLİ ANLAMSIZ ÇİRKİN VE KITCH OLAMAZ. PARA YIKAMAK AMAÇLI LOBİLERİN KONTROLÜNDE BAŞKA BİR SANAT DA DÜŞÜNÜLEMEZ. BİRAZ İYİ BAKIN; BİZE NE ANLATILMAK İSTENİYOR!








3 Eki 2015

GÜNCEL SANATIN BULANIK SULARINDA 2


Bugün güncel sanat "magnat" sı, iki milyarder: Bernard Arnauld ve françois Pinauld, 21 yüzyıl sanat tarihinini acaba bilinçli mi yazıyorlar? Acaba sanat kendi devinimini yapıyor mu? Güncel sanat dediğimiz; niçin çirkin, gereksiz, obscéne, manyak? Bunu  savunanların, alıp, satıp, müzelere, kolleksiyonlara tıkıştıranların art niyetlerinin ne olup olmadığını da bilmiyoruz; acaba giderek unutulan penture'e son darbeyi vurmak; sanat bir şamatadır; siz de yapabilirsiniz! Yine unutmayalım bu "manya" isimler bir dekor, ama akıl hocaları başkalarıdır ; daha iyi açıklamak gerekirse, Türkiye'de bunu yöneten Vasıf Korun'dur, Garanti Bankası tüm yatırımı sağlasa da "Salt " ya da "Platform" adının dışında onun ismini az kişi bilir. Bir "idea-fixe" götürür, kendine sorduklarını kitaplaştırır; " The next Documenta Shold Be Curated by Artist; SMBA? ", yanıtını bilmiyoruz ama yıllardır gölgede yaşayan Güncel Sanat Filazofu, usanmadan savunduğunun bir gün farkına vardığında Sabodh Gupta'nın kap-kaçak'an yaptığı bu kafatasını görecektir.


Suboth Gupta/ Mind Shut Down

Yine bu oyunun uluslararası yönetimine döndüğümüzde, Bernard Arnault'un Paris'de 300 milyon euro'ya mal olan, mimar Frank Gehry'ye yaptırdığı "Fondation Louis Vuitton", geçen yıl FİAC'la aynı tarihe denk getirilmişti ve de kendi güncel sanatçılarını da kendisine rakip olarak gördüğü François Pinauld'ya bir gösteri olarak sunmuştu. Unutmayalım Pinauld, o da Paris'de kendi kolleksiyonunu "L'İle Seguin"de kurmak istedi, projede karşıtlıklar oluştuğunda kızarak, 2005 deVenedik'de Palazzo Grassi'yi Fiat gurubundan 29 milyo euro'ya satın aldı. Daha 1998 de ünlü müzayede evi Chiristie's üstüne çekişmişlerdi ve de sonuçta Pinauld'a kalmıştı. Bernard Arnauld 2001'e kadar bu güncel sanatla ilgilenmiyordu, daha çok Flament ve İmpressioniste penture eğilimliydi, ilk aldığı tablo
Amerikan Ellsworh Kelly'nin monocrome bir işiydi:


fondation Louis Vuitton/ Ellsworh Kelly
Bu konuda bir açıklama yapmak zorundayım; karşı olmak bağımlılığından kurtulmak için tüm "dialektik" sistemlerimi bu mekanda çarpıştırdım, sonuç olarak Ellswort haklı, bu monocrome boşluklar başka tekdüze boş beyinlerle çakışabilirdi, amaç bir boşluğu betimlemekse; monocrom, rüloyla sürülmüş olağan akrilik, eğer bir "hiç"i simgeliyorsa ve de bu sizin "hiç" in betimlenmesi nasıl yapacağınızın resmidir.


Suboph Gupta

Subodh Gupta, yine büyük seçici Charle Saatchi'nin Pinauld'a gönderdiği bir isim. Bu Hint asıllı sanatçı metal çanak çömleğe kafayı sarmış. Nasıl algılarsanız algılayın ama "sıradanlık"çizgisinde, bıktırıcı "installation" lar, tertemiz büyük mekanlardaki anlamsızlık. Bu aptalca kavramsallık numaraları o kadar tavsadı ki paralarını buna yatıranları sergilemek daha ilginç olur.



subodh Gupta

Subodh Gupta
                                                                 
                                                                 NOSTALGIE


Andy Warhol/Shadows

Musée de l'Art Modern'de Andy Warhol'un 1978 de mesen Heiner Freidrich ve Philippa de Menil'in siparişi 100 tuvali sergileniyor. Aynı motifin 17 renk değiştirerek sonsuza dek tekrarıyla bir grafik tasarımından öte hiç bir özelliği olmayan bu nostaljik geri dönüşlerdeki tek ilginç yanı; küratör'ün geçen yıllarda ölen Altan Gökalp'in oğlu Sébastien Gökalp olması.

Andy Warhol/Silver Clauds



Andy Warhol/Duvar kağıdı Cows
Sanatta büyük sapmalar o denli "betonlaşmış" ki onu irdelemek, eleştirmek, yok saymak olanaksız. Kimin, niçin, hangi kavrama dayanarak bize, "emposé" ettiği bir fenomen gününü ve sonrasını ters-yüz etmiş se; artık modası geçmiş "serigraphie", olağan baskıları, silik poloroid'leri evrensel bir "şamata" yaparak asrın sanat tarihini yazanların isimleri: Leo Castelli, Beyeler, Heiner Freidrich, Philippa de Menil'dir.

                                                            PİCASSO.MANİA

Erro





Yine karşımıza Picasso çıkıyor; Grand Palais'deki bu serginin içeriği Picasso'nun etki alanı, bilmiyorum ama böyle büyük bir "cacophonie visuelle" nasıl olabilir. 300 iş sergilenirken, 120 si Picasso. Daha önce söz ettiğim bir boşluktur tuvalin son geldiği yer; sergideki conceptuel bir artistin dediği gibi: " Picasso da bana Duchamp gibi bir özgürlük mesajı verdi; önce yapıyorsunuz, mesaj sonradan geliyor, bir başka dokunuş, boyayın yeter! Sonuçta sanatın bu "güncelliğe" kaymasının asıl sorumlusun Picasso olduğu ortaya bir gerçek.




                                      SANAT TARİHİ NASIL ÜRETİLİR?

Bu soruyu güncel sanatçı Bedri Baykam, "yarı öfkeli", Cumhuriyet Gazetesinde yazdığı makalesinde soruyor ve yanıtlıyor. Daha önce şunu anımsatayım; ülkemizde resim ortamı ki geçmişi çok uzaklara gitmez, Güzel Sanatlar Akademisi ve de dışarısı diye ikiye ayrılırdı. Resmin bir "matah" olmaya başladığı 70 yıllarının sonuna kadar dışarışı pek kalabalık dağildi, çoğunluk Paris'e çekip gitmişti, Nuri İyem dışında. O yıllar ortada paylaşılacak (ün dışında) bir kemik olmadığı halde, yine de kimse kimseyi önemsemezdi, sözüm Akademi ama bu tavrın yine bize özgü olduğunu düşünerek; nedense "farkında olmamak" biraz evrensel galiba. Bu konuda beni önerim ki bunu daha önce yazdım: eğer bir sanatçı dostunuzla hesaplaşmak istiyorsanız, oturup bir "Çağdaş Türk Sanatı" üstüne bir kitap yazın ve de listenizde o kişiyi unutun. Evet yine Bedri Baykam'ı "yarı öfkeli" kızdıran; Halil Altındere! ve Süreya Evren'nin! yazdığı 1986-2006 Güncel Sanat Kullanma Kılavuzu ve de yine Garanti Bankasının parasıyla, "Transglobe" bir yayıncı ismi- araştırırsak altından Vasıf Korun çıkabilir- "Unieashed" kitabıydı diyor Bedri Baykam. Ayrıca yine aynı konuda kendisinin de bir kitap yazdığını söylüyor, ne yazık bu ilk ciltte ne güncel sanatcı olarak, ne de aynı konuda yazdığı kitabından söz edilmemiş. Contemporary Art'ın Güncel Sanat olarak çevisi de eleştiriliyor bu arada. Çocuklar yaptıkları hatayı ikinci ciltte düzeltmişler; Bedri Baykam da bu 51 sanatçı listesinde ismini buluyor! Ama yine o kadar çok unutulan dost var ki; bunun "tarihi saptırmak" gibi büyük bir hata olduğunu, "tuval resmiyle" hesaplaşmak istiyenlerin, onların bilerek seçilmeyişlerinden dert yanıyor.



Bedri Baykam,  kızgınlığını biraz kontrol altına alarak "eski ve genç" dostu Halil Altındere'ye; "Sanat  Tarihi , Nasıl Üretilir" konusunda kısa öğütlerde bulunuyor: "...böyle bir kitabın yazarı eğer sanatçıysa, o zaman on misli dikkat etmesi gerekir" diyor. Eğer gerçekten bilerek yazıyorsa; kitabın başlığı: " Sevdiğim Kavramsal Sanatçılardan Bir Kesit" önerisinde bulunuyor. Sonuç olarak bundan aldığımız moral: Contemporary'nin "tehlikeli ilişkiler" olduğu, zeminin kaygan olduğu, sürekli " self kontrol" yapıp, süpheciliği sürdürmek!














































      
                                            
                                            







24 Eyl 2015

GÜNCEL SANATIN BULANIK SULARINDA 1

Anish Kapoor- Shooting in the Corner
Gün geçmiyor, sanatı "manipulé" edenler adına bir kavga çıkmaya görsün; bilinçli olarak, büyük kapitalist (magnat) lobisinin bir provokasyonu. Sanatı ve kültürü saptırmak adına büyük paralar harcayarak, Fransa gibi bir ülkenin Kültür Bakanını bile oyun dışı bırakan, istedikleri mekana babasının malı gibi giren, bir beyin yıkama sektörü oluşturulmuş! Sürekli açılan modern müzeler, zengin "fondation" lar, "Grand Palais" vs. önemli salonlar yetmiyormuş gibi, tarihi saraylara, ulusal müzelere, kutsal mekanlara "provacation"u daha iyi yapabilecekleri alanlara dadandılar. Son olarak Versaille Sarayında Anish Kapoor'un performansı büyük gürültü kopardı; amaç; bu tarihi mekanda yaşamış bir kraliçe'ye "Marie Antoinette" gönderi ama aptal ve zavallı bir "installation". Övgü beklerken tepki alınca iş büyüdü, Dirty Corner'in girişine önce boya, sonrada  "anti-sémit grafiti" ve sloganlar işi politik bir boyuta getirdi.
Anish Kapoor- Dirty Corner
"Kraliçenin Döl Yolu" , "Le Vagin de la Reine" - terbiyeli söylendiğinde- öbür yandan fransızca popüler bir küfür, "sale con", nedense sözlüklerde bile bir sansür vardır; geçiştirilir bu sözcükler, örneğin burada sanatçının bir "am-salak" olduğu yazmak ayıptır.  Anish Kapoor'un "Dirty Corner" olarak adlandırdığı bu anıt; Versaille Sarayının önünde; metal, 60 metre uzunlukta, 8 metre yükseklikte devasa, acayip ve çirkin, büyük kayalarla ve toprakla örtülü uzantı bir tünel görünümünde. Saldırıya uğrayıncaya kadar, Versaille'yın geleneksel "güncel sergileri" gibi ünlü bir kaç düşünürün tepkisini aldı ama kim dinler, proje yüksek yerden geliyor, kulaklar tıkanmıştı. Bu ilk tepki, anıtın sarı bir boyayla kirletilmesi ( çok ilginç, eserin adına bir gönderi gibi geldi bana) ama daha çok esere "sperm" le müdahale edilmiş görüntüsünde, daha gerçekci.



İkinci kez Anish Kapoor'un kişiliğe bir tag olarak, büyük bir tepki aldı. Kapoor'un annesi Irak asıllı bir yahudi, babası da hindu ve de İngiliz vatandaşı.. Uzun bir süredir Versaille'ın bu gibi sirklere açık olmasını kınayan  sağcı "royalist" lerin, sonuçta bu "şamataya" bir son vermek amacının dışında, ileriye dönük projeleri de durdurmak; ama kim dinler!  Bu kez contemporary'ye de politik bir virüsün bulaşmasını, güncel sanat lobilerine dokunabileceğini korkusuyla işi kapatmaya çalışıyor hükümet. Olay anti-semit bir boyuta girdiğinde de, ilgi alanı başka bir yöne, politikaya sapıyor; sanattan çıkıp etnik bir hesaplaşma kaosu yaratıyor.  Dördüncü kez yapılan tag; "Respect Art as U trust God", " Nasıl tanrıya inanıyorsan, Sanata da öyle saygın ol." Anish Kapoor da yanıt olarak, "..kendimi ırzına geçilmiş ve gidip kenarda giyinmeye çalışan bir kız gibi görüyorum" diyordu  ama savunmasında " İnfame- utanılacak içeriği de sanatımın bir parçasıdır", yani bilinçlidir. Bence bu savunma entellektüel seviyede değil; tarihe bakış açısı ve de mekana müdahale bir bilgi sonucu olması gerekirken, Versailles' da daha önce yapılanları gördüğümüzde tüm güncel sanat oyunlarının ne kadar zavallı ve naif olduklarını da unutmayalım.Kapoor'un kendi stüdyo ekibi bu grafitileri altın varakla kaplama kararı aldı. Şu anda Moskova "Yahudi  Müzesinde" başka bir performance yapıyor sanatçı! Ülkemizde Sapancı Müzesinde Kapoor'un devasa taşları sergilendiğinde ve de müzenin ya da bunu gerçekleştiren magnat'nın sergiye ve sanatçıya ödediği paranın ne olduğunu kimse düşünmemiştir. sergiyi izleyenler anımsar; yine konu, tünelimsi deliklerdi. Galiba bir saplantı, bir idea-fixe kişide.

Anish Kapoor- La Vagine de la Reine
Önemli Fransız entellektüel ve düşünürleri genellikle bu polemiği bulaşmıyorlar, sahibini ısıran köpek azdır ne yazık; bir tek düşünür Luc Ferry bu kavgaya acımasız girdi, bu güncel sanat "..kendini beğenmiş enayiler için katkısız bir boktur, işte bu gerçeği de kimse cüret edip söyleyemez" diyordu. Son yazısında "..aynı şeyi Vermeer ya da Manet için katiyen yapamazsınız, eğer Kapoor'a yapılmış sa, kendisinde Fransa'yı eleştirme cüretini buluyor. Bir avuç aptalın bu enayilikleri yutup, bu paslanmış artık demirlere hayran olanlar, ona bu sarayların kapılarını açanlar, ona bu onuru verenler. Evet kim bunlar? Yalnız Fransa'yı değil dünyada tüm bu güncel sirki yönetenler: " Formol içine yatırılmış köpek balığına 12 milyon euro ödeyen Magnat, bu "dalgayı-geçen" Damien Hirch'i çağımızın en önemli sanatçısı yaparken, mafianın yardımıyla sanat piyasasını yönetip, eleştirmenleri kafa-kol'a alıyor. Bu zavallılıkların yanında Duchamp'ın ""urinoir"ı hiç olmaz sa bir "provokasyona değer! Sonuçta bir soru kalıyor: bu en değersiz, "nul" sanat eserleri niçin piyasada en yüksek değerlere ulaşıyor? Estetikle tüm ilişkisini koparmış bu sanat piyasasının amacı ne? Açıkca ileriye dönük bir yatırım ve sanat "hiç bir şey"e yöneldiğinde ona somut karşıtlık olamıyacak; tek yanıt: "demek sanattan anlamıyorsunuz! Vargas Llosa'nın "Gösteri Medeniyeti" kitabı bu sapmaların analizini yapıyor ama okuduklarını sanmıyorum.
Milyarder François Pinauld bu sirki yönetirken onun sağ kolu daha önce Fransa Kültür Bakanı, George Pompidou Müzesi direktörü ve de Versaille Sarayının eski yöneticisi Jean Jacques Aillagon'u unutmamak gerekli. Bu sinik adam, her gölge oyununda olduğu gibi bu içeriğin tek yöneticisi. Tüm eski kültür bakanları ve de tüm modern müze yöneticilerinin  gelecekleri çok garantili, sanat bir matah olduğu sürece.

Jeff Koons- Caniche
Daha önce Jeff Koons' da Marie Antoinett'e bir caniche köpeği gönderisinde bulundu!


Giuseppe Penone- Ağaç
Giuseppe Penone'nun kim olduğunu ve de ona bu kapıyı açanın amacını da anlıyamadık!


Takashi Murakami
Takashi Murakami
Bilmiyorum ama "kitche'in" altın yılları, François Pinault'nun en sevdiği sanatçı!


Joana Vasconcelos- Tempax Avize
Bu Tempax'lardan yapılmış avizeyi, sanatçı Marie Antoinette'tin yatak odasına asmak istediğinde, müze yöneticisi Catherine Pégart'la tartışma çıktı ve önlendi!

Joanna Vasconcelos- Lilicoptér
Sanatçının bunu açıklamasını isterdim, ne yapmak istemiş?


Xavier Veilhan- Le Mobile

Bir Fransız sanatçı da mecburen bir performance yapmak zorunda!

                                                                  ÖNERİ

Hale Tanger- Turkish Delight


Hale Tanger- Sikimden aşşa Kasımpaşa
Anish Kapoor'ur dan sonra sarayın programında kim var bilmiyorum ama benim önerim bir Türk güncel sanatçısı; Hale Tanger