19 Oca 2012

Asyayı unutmuştum !

 Ufuk çizgisini gözümüzün ucunda bile aşamadığımız  dingin çoçukluk dünyamızda "imaginer", bir hayal perdesiydi çoğunlukla.O günlerde gazete ve radyo kendi olanaklarında "information" görevlerini nasıl yapıyorlardı işte bu meçhul ; radyo devlete bağımlılıyla , gazeteler ise olanaksızlıkla , bize dünyada ne olmuş ne bitmiş ; örneğin BBC 'yi dinleyip yalan yanlış , aktarmak diyeceğim belki o bile fazla . Eski gazetecilerin anılarında okuduklarımız ; Türkiye'de basının çektiğini , yalnız parasızlık değil , yanlışlıkla gazeteciliğe soyunmuş patronlar ve de her dönemin kendine göre yönettiği acımasız " sansür " ve politik arındırma sistemlerinin nasıl işlediğiydi. Dünyayı izlemenin en güzel yanı ;  sinemalarda filmden önce gösterilen " Pathé News " yani dünya haberlerinin geç de olsa görsel izleme keyfiydi. Sora bir çizgi film yani UPA' nın " cartoon " ; altın yılları , bu nedenle sinemaya tutkumuz giderek yaşantımım bir parçası olmuştu . O yıllar ilk kez önemli olaylara gazeteci göndermek ; "grande reporteur " olarak, Hikmet Feridun ES ve Gökşin Sipahioğlu bu işi başlatmışlardı. Hiç unutmam " İstanbul Ekspres " gazetesinin ilk sayfasında Gökşin'in boynunda makineler, kan ter içinde "..arkadaşımız Gökşin Sipahioğlu Suez kanalından bildiriyor  ya da daha sonra Saygon'dan , tüm bu haberler o dingin yıllarımızın o taşra kentinde yalnız olmadığımızın ilk alarmlarıydı . Nerden bilebilirdik ; kan - revan yaşanmış bir dünya savaşından çıkmış yorgun çağın hesaplaşmalarını bitirmediğini, bu kez Asya kıtasındaki sınıf kavgalarını , sömürge başkaldırılarını daha çok açlıkların silip süpürdüğü unutulmuş halkların kaderini. Sonuçta bugüne geldik , şaşırtıcı bir tırmanışla Asya yönetmeye başladı dünya ekonomisini ; Çin çekiyor başı ve onu izliyen tüm Asya ülkeleri çağın gerektirdiği bir yöntemle " sanat pazarlarını " kendilerin çekmek adına hiç bir şeyden kaçınmıyorlar . Belki ilgilenmediniz ; " contemporary " fuar ekseni giderek Asyaya yöneliyor , 11 ve 15 şubatta yapılan ikinci "Art Stage Singapour " fuarı giderek ünlü  " Honkkong HKArt " fuarına rakip oldu . Genellikle Asya galerilerinin katıldığı fuar şimdiden Avrupa ve Amerikan galerilerinin en ünlülerini ilgilendiriyor . Bu kez katılamayan Larry Gagosian , bu yılını tüm galerilerinde " Damien Hirch  " yılı olarak angaje ettiğini ve de gelecek fuara katılacağını bildirdi .
Peki ne oluyor bu fuarda : girişte tayvanlı artist Navin Rawanchaikul'un 12 metrelik tuvalinin ismi " burası Asya "

Görüldüğü gibi bir " sirk " reklamının ya da hint sinema afişlerinin  kötü bir fotoshop uygulaması kolleksiyonerleri daha da kamçılıyor ; endonezya'lı kolleksiyoner Deddy Kusuma ,  sanatın kalbinin Asya'da attığını  ve de bu sanatçıyı topladığını söylediğinde bu kişinin hangi mekanlarda at koşturduğunu düşünmekten kendimi alamıyorum . Fuar daha çok her türlü "instalation"ları kapsıyor ; "bacağından asılmış pembe domuz " ,  "balıkçı kayığının kuma saplanması" tavana asılmış yüzlerce gaz lambasıyla kavramlaştırılmış! Ya da otomobil farlarıyla bir karıca ordusu kurgusu bu fuarın gözde sanatcısı hintli Paresh Maity'yi  büyük rakkamlara ulaştırıyor.


Bilmiyorum hiç düşündünüz mü böyle contemporary fuarlarında çöplük misali instalation yapanların çıkışta  amaçlarının resim yapmak olduğunu , sonuçta beceremeyip buna soyunduklarını ; size bir örnek paresy Maity'nin resim stili : yani bir tuvali :


Tekrar fuara dönersek ; bunun arkasında Bale fuarının kurucusu ve yöneticilerinden Lorenzo Rudolf ve Christie's Asya'nın patronu François Curiel var ve bunu Honkkong ' a eşdeğer kılıp , 140 galeriyle varoluşunu tüm kanıtlamayı düşlüyorlar . Daha da ilginç ; bu fuarda boy gösteren Galerie Paris- Beijing'in patronu  Emmanuel Perrotin sergilediği  on resmi satınca , geç gelen ve israrla önemli bir sipariş veren kolleksiyonerin tablosunu, sanatçısı otel odasında kotarmış .


Bu fuarı ve günümüzü daha iyi tanımlayabilmek için sanatın nereye gelip dayandığını , amacını  , ne yapmak istediğini Çinli sanatcı He Xiangyu'nun " Marat'nın Ölümü " eseriyle yanıtlıyalım.

    7 Oca 2012

    neredeyim ?



    sonuç?


     Bir " blog " oluşturarak , çevremdeki izlediğim , bana her türlü şekilde ulaşan , kendi varoluşumu içeren tüm kültür-sanat  ve anıya dönük yazılarımla yapmak istediğim ; ne kadar amacına ulaşıyor bilemiyorum !   Blog'un sayacı " 0 yanıt " verdiği sürece , beni kanıtlamak değil de " ..güzel ama benim de görüşüm şu , ya da "..kendine gel , tutucu olma " vs. diye bir yanıt çok az , yok gibi ! Aralık ayında Ege Sanat Günlerinin çağrılısı olarak İzmir'de yaptığım bir konuşmadan sonra çok sayıda sanatcı , öğrenci bana gelip, söylediklerime gerçekten katıldıklarını ; " çok garip ; kimse şimdiye dek sizin gibi vurmadı bunların kafasına , bize öğretilen :" anlamıyorsam suç benim  ya da sanatın evriminden haberiniz yok vs. Sanattaki etki alanının bir " radioactif " sistem gibi beyinleri silip süprüldüğünün resmini çizdiler. Anlamıyorum o halde varım ,  bugün daha geçerli bir tavsiye ve " beyninizdeki nötronlar contemporary'i algılıyamıyorlar  çok yazık "," anlamak önemli değil gerçekten paranız varsa satın alın ,  aşağılık komplekslerinizin" kısa bir süre sonra yok olduğunu görüp ; Örneğin Beyoğlun'da Mısır Apartmanına girin ; burası contemporary'nin galeriler seçimine giriyor, Galeri Zilberman /Cda-projects ya da Galeri Nev -İstanbul , bu konuda "yıkayıcı " görevlerini yapıyorlar . Aynı modaya soyunmuş öteki galeriler şu anda, daha çok " Akaretler de "toplanmış ve de bu snop çevrenin dekorunda, paranın haritasına göre yön veriyorlar kendilerine.





    Karşınızda geçenlerde Christie's satılan " dünyanın en pahalı fotoğrafı " duruyor , 3,1 milyon euro. Andreas Gursky daha önce fotoğraflarını yine büyük fiatlara satıyordu ama giderek fotoğrafın paraca aldığı boyut beni düşündürmeye başladı. Üstelik Arte'de bu konuda bir uzmanın bu fotoğrafın niçin ötekilerden pahalı olduğunu anlattığında , ben de dikkatle dinledim ; " RHEİN 2 bu fotoğrafın ismi yani bu nehrin iki ülkeyi ayıran bir sınır olduğunu düşünürsek , Fransa ve Almanya , fotoğrafın nereden çekildiği üstüne ve de önde görülen çizginin içerikte nasıl kullanıldığı , bunun bir asfalt yol olmasının ötesindeki giderek ufuk çizgisindeki netlikle paralelliği , göğün açık grisiyle , nehrin daha koyu grisinin yeşille olan ilişkisinin bizi önünde saatlerce esir alıyor ". Fotoğrafa hala büyük bir saygım var ama katiyen bize dikte edilen sanata değil , yaşarsak göreceğiz ; bu devasa fotoğraflara o denli paralar harcayanların "megolo " müzelerinde futur'le nasıl bağdaşacak tüm bu çılgınlıklar!

    Bu aşağıda görülen uçaksa ; Marcel Duchamp ödülünü bu yıl kazanan genç " plasticien " Mircia Cantor'un , benzin bidonlarından yaptığı savaş uçağı. Bu ödül söylendiğine göre Fransa'nın en önemli ödülü ki kazanana üç ay Pompidou müzesinde sergi ve iyi bir para veriliyor . Ne yazık fotoğrafta görülmüyor asıl işin esprisi ; yerleştirmede dev bir olta var , iyi ki söyledim yoksa bir uçak tek başına ne anlatır ! Biraz daha açarsak konuyu ; sanatcı şöyle bir "moral " sunuyor : " oltaya takılan uçak " , peki uçak oltaya takılır mı?  Galiba Marcel Duchamp'a sorsak iyi olur .