26 Ağu 2012

HAYAL MÜZELERİ 5 / ALBRECTE DÜRER- MELANCOLIA

Albrecht Dürer / Melancolia - 1514 / bakır üstüne gravür 23.9x16.8 cm.

Dürer ve melankoli meleğini uzun yıllar önce bir dergide - kanımca " L'oeıl " dergisi - gördüğümde , öyle bir çekim alanına girdim ki , gördüğüm düşlerin bunun yanında çok yavan kaldığını  ve de ilk kez bir resmin analizinde sembollerin dili ve anlatımın önemini , resim çizmenin bir yetenek ötesinde , ressamın bilgeliğinin önemini kavradım. Resmi öğrendiğimiz yıllardı ; Picasso'dan , Dufy'den giderek Rothko'dan vs. artık bunalmıştık ama kimse çıkıp Dürer'den söz etmiyordu , gravür sanatından da fazla haberi yoktu milletin .Bize resim öğretenler o yılların , günün moda akımlarını ressamlarını kopya etmekten öte , müzeleri de doğru dürüst dolaşmamışlardı . Daha sonra Dürer ve gravürüne Avrupa kentlerinde dolaşırken bir kaç müzede rastladım  , Melancolia'nın gizemini araştırmak adına fazla bir döküman yoktu , harp sonrası sanatının düşünürleri günün modasını düşünüp tartışıyorlardı , yorgun Avrupa geriye değil hayran olduğu sanatın olağanüstü modernizm aşamasına bakıyordu . Sonuçta resmin dilini çözdüm , tüm sembolleri , şifreleri  ve de bugün çağımızın hastalığı stresse , depresyon , melancolie ; beynimizin bizi başka bir dünyaya , zaman ve mekan ötesi o derin karanlığa sokması gibi . Daha çok Gerard de Nerval'in 1855 de kendini Paris'deki Vieille-Lantene sokağında asarak öldürmesiyle ,  "Aurélia ya da düş ve hayat " kitabındaki El Desdichado ( sonnet ) şiiriyle Dürer'in Melancolisi actüel oluyor . Şiirin çevrildiği zaman buharlaşmasına inandığım için fransızcasını koyuyorum :

                                         Je suis le Ténébreux, - le veuf , - L'inconsolé
                                         Le Prince d'Aquitaine a la Tour abolie
                                         Ma seul étoile est morte , et mon luth constellé
                                         Porte le SOLEİL NOIR DE LA MELANCOLIE.

Bir süre sonra Nerval'in "Doğuya Yolculuk "- 1851-  kitabını okuduktan sonra , İstanbul'u anlatırken Pera'da yaşadığı sanrının ; onu sonuçta nereye götürdüğünü görüyoruz . Demek ki Nerva bu Melancoli valiziyle dolaşıyormuş o Doğuyu .
Gravür ufak boyutunun tam tersi olağan üstü eleman ve sembol içerir ; hepsi kendi içeriğinde anlatımın sentetik yapısıyla konuyu derinleştirirler : Oturan ve dalgın meleğin elindeki " compas" , kemerine asılı "Anahtarlar " ve dizindeki kitap , yanında değimen taşına oturmuş Putto  ki bu iki figürün bakışlarında bizi allégorique bir çekime götüren bir derinlik var . Figürlerin arkasında binanın bir köşesi , duvarda kum saati , güneş saati , bir çıngırak , bir terazi , bir merdiven ve de sihir karesi :



Önde marongoz aletleri  rende, testere, cetvel çiviler vs. taş gülle , bir polyéder , ayakları bağlı bir koyun


Geride peyzajda suyun yüzeyi , Melencolia panosunu taşıyan yarasa , gök kuşağı ve bir kuyruklu yıldız :


Tüm semboller üstüne bilim adamların yaptığı yorumlar çok ilginçtir ; Dürer gerçekten içerikte çok titiz ve gününü yansıtan elemanları tesadüfen koymamıştır . Örneğin , 1513 ve 14 de "Ensisheim meteroiti " görülmüştür . Ön plandaki yontulmuş taş blok : "Rhomboedre" , jeometrik olarak bir simetriyi içerdiğine göre ; meleğin bu problemi çözmek düşüncesini öndeki testere ve elindeki kompas'la bağlantı kurulabilir. Tüm anlamıyla bir rönesans esprisi , Luther'in öğretisine rağmen kendi inançlarına , simya ve gökbilimiyle kendi merak kapılarını açıyor , "kimim" diye bir soru sormanın zamanı .
80 yıllarında Nurnberg'de yaptığım bir sergide "Dürer'e saygı" resmim bu "Melancolia"dan esinlenmişti .
Açılışta Nurnberg müzesi yöneticileri , müzelerindeki Dürer'den etkilenmiş ya da hommage adına yapılan bir kolleksiyondan söz ettiler , benim resmimi çok sevdiklerini eğer kabul edersem bir değiş-tokuş yapmak istediklerini de eklediler . Karşılığında bana müzedeki Meloncolia'nın orjinal bakır plağından belli sayıda basılmış bu gravürü vereceklerdi , kulaklarıma inanamadım ve kabul ettim . Şu anda evimde baş köşeye asılı ve hergün bir sembolüne bakıp düşünürüm .
90 yıllarında ise yazar Demir Özlü Avrupa kentlerini dolaşırken yolu Nurnberg'e düşüyor ve kent gezilerini anlattığı " Ne Mutlu Ulysses Gibi " kitabında benim bu resmimle karşılaşmasını anlatıyor :
Bir gün , köyde , on kilometre ötede dinlendikten sonra , yağmur çisele de Nurnberg'i dolaşıyorum . Albrecht Dürer'in evi Nurnberg'de . Eski kentin hafif yükseldiği yerde , uzun bir geçide dönüşen sur kapısının yakınında , küçük bir taş alanın kıyısında , köşede . Tam bir 15. yy . evi . Dört katlı , tahta , alçak tavanlı . Eski kentin üst bölümünde . Okul çocuklarıyla dolu ev . Rönesansı Almanya'ya getiren büyük ustanın evindeki tabloların sanırım hepsi kopyaları . Ama evi ziyaretten sonra , surların dışına çıkıp ,  sur dışında da uzanan kenti biraz dolaştıktan sonra yeniden aşağıya inerek İstasyona yakın bir yerde Ulusal Müze'de bulacağım o resimlerin birçoğunun asıllarını . Rembrant'ın iki çok ünlü resmini de orada bulduğum gibi . Ama ünlü Melancoli'nın bir kopyasını , gene Dürer'in evinde göreceğim . Nedir bu resmi yapan mistik ? Sonra da bir Türk ressamını - Utku Varlık'ı - ona bir " hommage " yapmaya zorlayan bağlılık ?

19 Ağu 2012

HAYAL MÜZELERİ 4 /DE CHİRİCO / ARİANE



"Métaphysique" iç ya da dış , Chirico'nun ülkesindeyiz , dostum Roby Zober bana "Tobie'nin düşünü "anlatıyor , gece hafif korkuya dönük , ay ışığı herşeyi deforme ediyor , büyütüyor , gölgelerimiz biraz ötedeki "arkade"lardan içeriye girmiş , bizden habersiz  meydana " Uyuyan Arian'a " yönelmişler. Biliyor musun dedi Zober : " Chirico'nun Arian'la ilişkisi tek bir romanı içerir, onunla ilişkisi ilk kez Versailles'ın parkında karşılaştığı Cornelius Van Cleve'nin yaptığı kopyasıyla başlamış , sonra Louvre'daki mermer ki o da kopya giderek Vatikan' da da Uyuyan Arian'ı buluyor :

Vatikan

Louvre

Atina
Versailles



Chirico bu "metafizik" geziye 1910 yılında çıkmış ; "..ışıklı bir sonbahar öğleden-sonrası Floransa'da Piazza Santa Croce ' de bir bankta otururken garip bir sanrı yaşadım , sanki çevremdeki her şeyi ilk kez görüyormuşum gibi ! Birden başka bir havaya girdim ; duymadığım ezgiler , herşey şekil değiştiriyor ve bir sonbahar , dingin bir ışık , gök neşeli , gölgeler uzun , kanımca Zerdüşt böyle buyurdu , anlatabiliyormuyum ?  " Biraz daha yaklaştık Arian'a , Zober : " acaba Chiroco bu heykellerin içinde en otantik olanı , Antalya Müzesindekini  biliyormuydu?" dedi .. " oysa annesi İzmir'liydi Chirico'nun
Antalya müzesi
 Zannetmem , Antalya müzesinin tarihi fazla uzak değil , ben ilk kez gezdiğimde Arian yoktu , daha sonra yakında , Perge'ye özgü yeni salonlar açıldığında , bilmiyorum hangi yıl birden karşıma çıktı ; ARİANE diye çığlık attım ve sonra Chirico'ya hommage bir kaç resim yaptım ve hala etkisindeyim onun .


Düş Yörüngesi  /  pentür -2007





14 Ağu 2012

Hayal Müzeleri 3 / André Kertesz - Meudon

André Kertesz 1923 yılında Macaristan'dan Paris'e gelirken kendini kanıtlamış bir sanatcıydı . Paris'e gelmek o yıllar için , ilgi alanları geniş , meraklı olanlara özgün , sanat adına ,  harp sonrası herşeyin olup bittiği bir kente gelmekti . Gerçekten 20 yüzyılı sanat olarak tanımlayacak herkes oradaydı . örneğin fotoğraf dediğimizde ; Erwin Blumenfeld , François Kollar , Gisele Freund , Man Ray , Raoul Ubac vs.
Sürrealizm grubu tüm olarak André Breton , Louis Aragon , Paul Eluart , ressam Max Ernst , Dali , sinema Louis Bnuel şimdi aklıma gelenler. Kertesz bu akıma girmeden belki sürrealiszmin bence " allégorique " en önemli fotoğrafını gerçekleştiriyor
André Kertesz - Meudon 1928

Bu fotoğraf hiç bir zaman gizemini yitirmedi , her kez ondan yeni bir öykü çıkarttım , giderek bir film bile düşledim ; o gazeteye sarılı tabloyu götüren adamdan hareketle . Meudon'u çok iyi bilirim , gün geçmez yolumuz buraya düşer ,  bir zamanların banliyösü şu anda çok modern bir kent olmak üzere ama tren köprüsü ve çevresi , kendi gizemini hala sürdürüyor.




Aynı yıllar Paris'de çakışan iki önemli kişilik Kertesz ve De chirico acaba birbirlerini etkilediler mi ? Bunun üstüne bir edüt yapıldı mı bilmiyorum ! De Chiroco'nun " metafizik " dönemi çok ilginç bir yakınlık taşıyor bu fotoğrafla :

De Chirico

Açıkcası bu analizi " hayal Müzeleri " De Chirico' ya bırakıyorum .

9 Ağu 2012

Anıt ve Heykelin Çağdaş Yükselişi ve Düşüşü 2

Jean Cordot- De Gaulle Anıtı/Champ-Elysée
Ne zaman Grand Palais'ye gitsem , ister istemez bu anıtın önünde durup düşünürüm ; bir anıt ya da " hommage" daha çirkin yapılabilir mi ? Teknik eleştiriden önce figüre gelelim : De Gaulle çarpık yürüyor ,içkinin etkisiyle adımları çakışmıyor . Sağ elini dilenmek için açmış , sol eliyle de tabanca işareti yapıyor .Giyseleri o kadar ağır ki kemer olmasa , ceket onu aşağıya çekecek. Modlaj o kadar kötü ki sanki tüm heykel "çiçek-bozuğu" geçirmiş , bronz ağlıyor :




Jean Cardot

Ülkemizdeki heykel ve anıtın sanat ve içerik adına sığlaşmasından , çirkinliklerin  beton/bronz olarak hamasi duyguların korunumunda gelecek kuşaklara iletilmesini yazarken öteki ülkelerde de daha iyisi yapılıyor mu ? işte örneği Fransa! Bunu yazmak ya da haykırmak gerekli mi? Belki ; benim gözlemim epey eskiye dayanır : Akademi yıllarımda ülkemizdeki bu anıt-heykel ticaretine tanık olduğumu söylemiştim ama 70 yıllarında Fransa'ya gelerek burada yapılanları görüp sonuçta vardığım yargının daha da acımasız olduğunu ,  uzun bir süredir " heykel " yapamanın sanat tarihcilerini hiç ilgilendirmediğini gördüm . Örneğin1981 yılında Sosyalist parti seçimi kazanınca ; sosyalistler uzun süre bu zafer sevincinden ne yaptıklarını bilemediler . Kültür Bakanı Jacques Lang'ın ilk işi , Paris'i heykel ve anıtlarla donatmak için çoğu yakın dostu olduğu genellikle mediatik sanatçıya , hiç bir yargı ve de konkur  uygulamadan siparişler dağıtmak oldu . Evet dağıtılan paraya karşı basından bir takım sesler çıksa da , yapanlar yazanlardan daha fazlaydı, sesler hemen kesildi. Bir sabah , güzel bir gün Tuilleri parkında yürürken , belki tarifi güç , tanımlanmasını başkalarına bıraktığım bir anıt-heykelle karşılaştım :



Bu anıtta kültür bakanlığının  karikatürcü Tim 'e (Louis Mitellberg) verdiği Subay Dreyfus 'ün bir bronz heykeli onun anısına adanmıştı . Şunu açıklamak gerekir , Tim bu heykeli karikatür olarak yapmadı , ortaya çıkan sonuç bir karikatürist ancak bu kadar kötü bir heykel yapabilir kanımca. Heykelin parkı çirkinleştirdiği eleştirilerinden sonra uzun bir süre uzun bir süre ortadan yok olan anıt tekrar Raspail Bulvarında ortaya çıktı , fotoğrafta görülen bu parktaki hali . Şimdi moda mı bilmiyorum ; avuç avuç çamuru üstüste yığarak herhangi bir figür çıkartmak ortaya , hiçbir içerik ve teknik endişe güdülmeden , parkta karşılaştığınızda ilk bakışta sanki güvercinler yapmış hissi uyandırıyor ki onların bu heykele müdahale etmeleri belki sonuçta bir şey kazandırır. Belki şu sorulabilir : heykeli tarif ederken , eleştirdiğimiz içerik ve teknik başarılı nasıl olabiliyor ? Tüm dünya müzeleri , Avrupa kentleri , giderek mezarlıklara kadar bunun en başarılı örnekleriyle doludur ama çağımız, sanatı rayından çıkartmak adına modern ve kavramsal iç güdüleri , her şey sanat olabilir sloganları bizi buraya getirmiştir , gerektiği gibi  bir taşı yontmak , bronzu dökebilmek acaba eskiyi tekrar etmek midir ?

Montparnasse Mezarlığı

Ipoustéguy

Ipoustguy
Ipousteguy

Ipousteguy

Prag - Türk Anıtı

Kanımca heykelin ülkemizdeki kaderi başlıca ; başlangıçta üstünde yaşadığımız bu topraklarda belki resim yoktu ama çokca heykel vardı , ilk yıllarda yabancıların Atatürk heykellerinin kötü kopyalarını yapmak adına kimse geriye dönüp de hiç olmazsa Arkeoloji müzesine bir göz atmadı , belki Anadolu'yu dolaştı ama görmedi ; ne taşını ne toprağını ! Hitit'e şöyle bir göz atmak yeterdi , "bas-relief" nasıl yapılırmış görsün . Avrupa'yı dolaşmak güçtü , bugünle karşılaştıramayız ama kitaptan da olsa kendine bir yol çizebilirlerdi , ama heykelin o sihirini yakalayabilmek güç , o pirimitif içgüdü , bir blok taşı alıp yontan , mermeri tinselleştiren o eski insan . Çağdaş olup da beni vuran bir heykeltraş ; bir gün bilmiyorum niçin Paris'de "Val de Grace" askeri hastahanesine yolum düşmüştü , hastahanenin giriş holünde "Meçhul Asker" bronz heykeller beni durdurdu , dışavurumcu , gerçekten sizi yerinizde mıhlatan bir ustalık ki ilk kez Ipousteguy'iyle karşılaşıyordum , bronza dokunmak istiyorsunuz ,  daha önce söz ettiğim " güven Parkındaki " şok'a benzer ,  bence soyutlayıp uyutmak yerine görücüyü uyarmak, yoksa nedir amaç ? Prag'da asırlardır orta Avrupa'yı korkutan Türk'ü nasıl anlatacaksın ? İçerik o kadar başarılı ki , bunu Taksim meydanına koymak istedim.
Sonuç olarak şunu da eklemek isterim ; Müzelerde , kolleksiyonlarda , antik kentlerde , eski yaşanmışlıklarda gördüğümüz , yüzlerce yıl önce yapılmış heykellere belki iyi bakmıyoruz belki de belleğimizde kalmıyor çünkü eğer iyi baksaydık çağdaşların bunları sanki "babasının ekmeği" gibi yediklerini görür , heykel  adına yapılabilecek çok az şeyin kaldığını sanat tarihi kitaplarına yazardık.

Orta Doğu- Louvre Müzesi

Orta Doğu- Louvre Müzesi

Giocometti

Giocometti

























   

2 Ağu 2012

Anıt ve Heykelin Çağdaş Yükselişi ve Düşüşü 1

Ankara 1930


Belleğim gerilere döndüğünde , ister-istemez kendimi "beyaz bir kentin" gözalabildiğine büyük bulvarlarında bulurum . Korku ve heyacan vardır bu gözlemde , sonsuz ağaç  perspektivinin gerisinde " büyük granit binalar" , onları çevreleyen parklar , güller ama nedir beni benden koparıp , başka bir boyuta yerleştiren ?- Daha sonra mimariyle ilgilenip " Bauhaus , Walter Gropius ve onun ekolünü tanıdığımda ,Avrupa'yı adım adım dolaştığımda aynı şoku yaşadım - . İşte o Ankara , bilmiyorum hangi yıl ; ilk kez merakla bu dekorun ucuna yürüdüm , önüne geldiğim  bu anıt beni iyice şaşırttı , hayranlıkla baktım ;


Atatürk/ Pietro Canonica 1927

Hala bugün bu anıtın, bu heykelin çekim alanındayım , Etnografya müzesinin önündeki bu heykel 1927 yılında Pietro Canonica tarafından yapılmış ve Atatürkün de poz verdiği söylenir. Bir ülke yeniden doğuyor yangın sonrası bir ormanın küllerinden doğan genç ağaçların yeşermesi gibi , Avrupanın en gözde mimarlarına , şehircilik uzmanlarına , yontucularına yol açılmış ; gelin -yapın- öğretin, örnek bir kentin doğuşu . Bu kentin , o sonsuz bulvarında sanrı daha da netleşti ; Kızılay'daki "Güven Parkı" ;


Güven Parkı /Anton Tanak-Josep Thorak

Ön cephede "Türk Öğün-Çalış -Güven" , Mustafa Kemal Atatürk'ün bu öğüdünü Simgeleyen iki figürün dışavurumcu etkisinde, bir anıtın asıl amacı olan sembol ve mesajı belleğime girdi , çocuk dünyamın arşivine yazıldı . Park, tüm granit işçiliğinin en güzel örneklerinden biridir , bronz heykellerin arka çephesi   "barrölief" olarak işlenmiştir.

Güven parkının mimarı Pr. C.L.Holdmaister , heykeltraşlar ise Pr. Anton Harak -ön cephe- / bronz ,Pr.Josep Thorak - arka cephe /taş  olarak bence cumhuriyetin en anlamlı anıtını yaratmışlardır. Bronz figürler 6 metre boyunda , Avusturya " Edberg " dökümhanesinde yapılıp , Ankara'da monte edilmiştir . Arka cephe roliefleri de Mamak taşından yontulmuştur.
1927 den sonra öncelikle Ankara'nın bir başkent olarak kuruluşunu Avrupalı mimarlara , genellikle ; Almanya , Avusturya , Fransa , İsviçre'li urbanistlere verilmiştir . Neo-klasik üslübun anıtsal boyutlarda yalın ve simetrik uygulanması , geniş alanlara paralel parklar , Paul Bonatz'ın Opera Binası , Bruno Taut'un Dil Tarih Coğrafya Fakültesi ,  Clemans Holzmaiter'in TBMM. binası vs. granit silütler düşüme ütobik bir sanrı olarak yeretmiştir. Bu etkiyi raslantı bir çocuk düşü olarak da tanımlasak bile bugün bu filmden çıkaracağım bir kare bile yoktur . Heinrich Krippel'in Ulus Atatürk Anıtını unuttum ki daha sonraki yıllarda Afyon Anıtıyla karşılaştığımda belki beni en fazla etkiliyeni olduğunu söyliyebilirim ;


Heinrich Krippel - Afyon Anıtı

Heykel öteki sanatlara göre geleneksel malzemesine belki en sadık bir sanattır , Onun kalıcılığa özgü işlevinde kullanılan malzemenin önemi çoktur . Örneğin Mezepotamya, Mısır , Hitit' den granit ; Yunan va Roma'dan kalan mermerler'in yanı sıra güç ve pahalı da olsa da "bronz " genellikle önce silah , yaşam için gerekli malzemeler sonra da heykele yönelmiştir. 19 yüzyılda Fransa'da 600 dökümhane/fabrika , 35 bin döküm işcisi kanımca bu malzemenin en güzel örneklerini vermiştir.
Marsilya

Cenova

Rodin


Ülkemizde bu ilk cumhuriyet ekolünün son temsilcisi heykeltraş Nejat Sirel , öğrenimini Almanya'da yapmış , Akademi'ye öğretim üyesi olarak girdikten sonra Prof. Belling'le çalışmıştır. Gerçekleştirdiği heykel-anıt  Bolu , İzmit vs. bence heykel ve içerik adına bir dönemin kapandığının resmidir.


Nejat Sirel-Bolu Atatütk Anıtı

1950 yıllarından başlıyarak heykel ve anıtın ticari bir rutin adına her yere , her şekilde , Atatürk'cülüğün bir kanıtı , bir pasaportu olarak konulmasıyla bu " decadence " başladı . Akademi yıllarımızda heykel bölümü bu ticaretin organizasyonunun yapıldığı bir yer olduğu gibi , bu bölümün profesörleri de kendilerine biçtikleri en önemli projeleri kimseye kaptırmadılar. Eşe dosta gözdağı olsun diye  ufak boyut Atatürk büstü siparişi verilirdi. Gözümüzün önünde o kadar kötü heykeller yapıldı ki , bugün bunu eleştirmek bile bir "tabu" , karşı olmak da  bir ideali yatsımak gibi bir şey . 

Gürdal Duyar - Uşak Atatürk Anıtı
Tamer Başoğlu
Tez olarak alıp çok derinlemesine bir araştıma yapmak, Türkiye'de heykel'in olamamazlığının nedenlerini ve de yapamamanın , çizememenin , yontamamanın giderek bronza dökememenin tüm " envanterini " sanat tarihci dostlarıma tavsiye ederim . Akademi yıllarımızda "desen"nin  önemi gösterilmeye çalışılsa da örneğin ilk yıl desen atölyesi geriye kalan dört yıl da modelden çalışma ve akşamları "cour de soir " dediğimiz yine modelle çalışma sonucu , bugün ülkemiz resim ve heykel sanatının en aktüel ve ünlü sanatçılarının desen diye bir şey bilmediklerini göreceksiniz , niçin diye düşünmeye gerek yok ; desenin gereksizliği "modern kavramıyla"yok edilmiştir ,
Bu konuya girmemin asıl nedeni geçen yıl tesadüfen Fethiye'de kordonda gördüğüm bir anıt ,  çok figürlü önemli bir anıt boyutuyla yapılmış ama ne anlatılmak istenmesi , amacı , gerekliliği ,  heykel figürlerinin gülünçlüğü , taşından bronzuna dek bir fiyasko . Gerçekten sanat uzun süredir amacını yitirip bir zevksizlik uğraşısı olmuşsa , bireysel oluşumlara bir engel koyamayız ama konu " anıt " adına ya da şehircilik içeriği konumunda giderek bir akdeniz dekorunda çirkinlikten çok daha öte , bir zülum.