18 Ara 2016

CY TWOMBLY / ANLAYANLARA



BEN BİR ŞEY ANLAMADIM AMA, GALİBA ÇOK BÜYÜK BİR RESSAM BU CY TWOMBLY!
Bu tuvale bakan üç bayandan biri söylüyordu, ötekiler de dinlediğimi görüp bana baktılar.
Fonda acele boyanmış sarı renk üstüne tüpten çıktığı gibi bir kırmızı sanki fırçayla karalanmış gibi; hiç bir kompleks gütmeden.
-Öyle düşünüyorlar; peki sizin görüşünüz önemli değil mi? sorum onları şaşırtmıştı, bir yanıt gelmedi!
- ..bu müzede sergilendiğine göre sizin beğeninize sunuluyor.. tamam ben söylüyorum ne düşündüğümü; bence hiç bir şey değil, belki can sıkıntısının dışa vurumu! Birden rahatladılar, daha genç olan bayan, en uçtaki büyük boyut kağıt üstüne renkli kalemle karalamayı gösterdi;
- o kadar karalamış ki az kalsın kağıdı yırtacakmış gibi..
- O desen önemli bir kolleksiyondan geliyor; galiba 4.5 milyon dolar ödemişler o zaman! Gülerek selamladım bayanları.




Centre Pompidou’da büyük bir retrospektifle karşımızda. 140 tuval, tüm dönemlerini içeren bu sergiden çıktığınızda, kafanızdaki boşlukla sanki bir aldatılmışlık ya da bir pişmanlık duygusuyla karışık bir can sıkıntısı yaşıyorsanız, demek Cy Twombly yaptığını başarmıştır. Biliyorum ve de söylüyorum: yeni değil ya da tek değil, bir pentürü, deseni beceremeyip "modern" adına saptırmakla, sanatın yatağını değiştirenler, anlamsızlaştırma adına kendilerine ün sağlayanlar; sanat bir "logaritma" değil, ne de bir "çivi yazısı", eğer Twombly kendini ressam olarak tanıtmış sa, pentürün kanunlarıyla yargılanacaktır. "Düzmeceliğin tarihi çok uzaklara gitmez; ama ne yapsak karşımıza orkestra şefi Leo Castelli çıkıyor! Genellikle bu contemporary sirk'inde, baş rolde oynayan kim varsa, Warhol'dan Jeff Koons'a. 2. dünya harbinde CİA ajanı, modern pentürün gelecek soğuk harpte Ruslara karşı "kompleks silahı" olarak kullanılmasını planlayan, Jackson Pollock, Rothko, De Kooning, Rauchenberg, Jasper Johns, Cy Twombly vs. gibi sanatçıları MoMa'nın ve zengin fondationların katkılarıyla bu "dışa vurumcu Abstre"yi dünyaya tanıtan bir deha! Harp sonrası, 50 yıllarında bununla kendine ticari bir yol çizip, Newyork  Lexington Avenü'de açtığı galeride 20. yüzyıl sanat tarihini yazıyor. Twombly'nin bu galeriyle başlaması ayrı bir konu, burada anlatmak istediğim sanatçının tavrı yani yol haritasını çizen psychique tavrı. Örneğin Soulage ve özellikle Cy Twombly benim ilgi alanımdadır; araştırmazsak bilemeyiz kim olduklarını, nereden geldikleri, başlangıçta ne yaptıkları, pentüre hangi kapıdan girdikleri meçhuldur! Sinik olmak herkesin harcı değildir, kanımca kendiliğinden insana yapışmış bir huydur. Sinik doğar insan! Kendini deşifre etmek ya da anlatmak yasaktır; katiyen dışa dönük beğenini de kimse bilmeyecek senin. Kendini sakladığın bu gizemsi kabukla da, dışın sana hayranlığını, övgüsünü filitre edeceksin. Polemiklere yanıt vermek, katiyen! seni meşhur eden Leo Castelli belki tarihde en büyük sinik. Örneğin yine o yıllarda Castelli, Newyork'dan sonra Paris'de bir galeri açtı. Amacı pentürün merkezini içinde vurmaktı; işte yanlış hesap; Picasso'dan resim almak için Antibe'de şatonun önünde sıraya girmiş Amerika'lı milyonerleri hesaba katmamıştı, ne de Matise'si vs. Avrupa yeni Amerikan pentürüne hazır değildi. Tüm yaşantısında bunu unutmadı Castelli, gerektiği zaman Fransız'ların çağın sanatını anlayamadığını, o günlerden sonra, Fransa'da resim olmadığı söyledi ve bunu başardı. Bir süre sonra Fransız'lar kuyruğa gireceklerdi Castelli'nin sanatçılarını müzelerine koymak için.



Fransa'da 1960 yıllarında tanınıyor Twombly. Modern sanatın CIA sayesinde bir silah gibi kullanıldığı yıllar, işte Fransız'ların sanatta kendilerinden şüphe ettikleri yıllar. Modern'nin ne olduğu hala deşifre edilememiş ama hiç kendinden söz etmeyen bu ressamın karşısında filozofundan sanat tarihçisine kadar görülen şaşkınlık; "DECRYPTER CY TWOMBLY" sanki bir hiyoroglif yazısını çözmek adına! Ama daha önce Twombly, 1950 yıllarında bir aristokrat İtalyan bayanla evlenip, Roma'ya yerleşmiş ve bir Romen sarayda  "antik" arama içinde büyük boy kağıtlara ufak desencikler, anlamsız çizikler, karalamalar, çarpık yazılar (ona göre katiyen graffiti değil ) ayrıca greffiti'den nefret ediyor. İşte bu sürede hayran olduğu Poussain'nin bir tablosunu da kendi deşifre ediyor! Bu tabloya uzun süre bakanlar, Willem de Kooning'e hayranlığını sezeceklerdir.

The Empire of flora/ Cy Twombly 1961

The Empire of Flora/ Nicolas Poussain 1631

Tüm Fransız aydınlarını etkilemiş Twombly; örneğin filozof Roland Barthes, Twombly'nin 1979 sergisi için katolog yazısında: "Non multa sed multum" bu latince başlıkla, ressamın  tuvalde yaptığı boşluklardan "az ve öz" diyerek mesajın böylesine rafine edilmesini, yine boşlukların "imalı alanlar" olarak anlatımındaki olağanüstü bir "geste"in yalnız Twombly'ye özgü olduğunu yazarken, kendi yazısının da hayran olduğu ressamın anlatımından daha anlaşılmaz olduğunu burada belirtmekte fayda var.


Cy Twombly/ Lepento deniz savaşı
Bizim "İnebahtı Deniz Savaşı" olarak tarihimize geçen "Lepento", Twombly'nin konu olarak aldığı büyük bir seridir. Gerçekte haçlı donanmasına karşı kaybedilen bir deniz savaşı olduğu için bizim tarihçilerimiz es geçmiştir; Osmanlı donanması 142 gemi ve 20 bin askerini yitirirken, imparatorluğun da Akdeniz'de itibarı sekteye uğramıştı.
Twombly/ fotoğraf

Twombly/fotoğraf
Twombly'nin resimlerinde yaptığı ekonomi, fotoğraflarında flu olarak  belirir. Bilerek mi yoksa farkında olmadığı myopie'nin sonucu mu bilmiyoruz ama Gogosian'nın yaptığı bir sergi kataloğunda fotoğraflarında da bir deha olduğu kanıtlanmıştı.









Kendi halinde, yaşamış, yorgun bir duvara müdahale edildiğinde, -müdahale edene bağlı- , duvar kendini Hauston'daki Fondation Menil'de buluyor; başka bir şans!



İşte 2011 yılında Sothep's Newyork'da 70.5 milyon dolara satılan bu resmin adı "karatahta", tüm okul yıllarında görmekten bıkmıştık; yine başka bir müdahale!


2007 de Avignon'da Lamberd'de sergilenen triptique: "Platon'nun Üç Dialoğu" ; ortadaki boş tuvali öpen Sam Rindy adında bir bayan sergi kreatörü tarafından mahkemeye veriliyor. Kırmızı dudak boyasının resme zarar verdiği, sanatçıya hakaret ve de restorasyon vs. suçlarla yargılanan suçlu bayan yaptığı açıklamada: yaptığı bu öpücükle resmin daha da bir anlam kazandığını savunmuştu. Ne yazık o yıllarda hala yaşıyan Twombly buna bir yanıt vermedi. Söyledim "cynisme" önemli bir karakter!




Ne yazık bizdeki "ukelalık" sözcüğü başka dillerde gereken anlamını bulmuyor. Yazar Philippe Sollers görüşlerini bir katalogda sergilemişti. Ona göre Joyce'dan bu yana "épiphame" Twombly'de kendini buluyor; Desenlerdeki açık Fragmentlar; Shelley, Keats, Rilke gibi şairlerle aynı kumaş olduğunu, ressamın kıvrak bilek "jestlerinin" de bilerek "acemi"liği oynadığını yazıyordu.
Ben katılmıyorum bunlara, bence Karalama, Çiziştirme, kirletme, kargacık-burgacık, sürüştürülmüş, akıtma ve de çokca da can sıkıntısı, belki modern adına başka bir dolandırılcılık.
















3 yorum:

  1. Sayenizde bir cansıkıtısından daha kurtuldum:)) Saygılarımla

    YanıtlaSil
  2. Sayin Ustat,
    Sayende çok iyi ANLASILMISTIR!
    TAMAR

    YanıtlaSil
  3. Paşam,ve resim konusunda değerli Hocam,
    Senden öğdendiğim resim ışıktır,desendir,figürdür,derinlikti,portredir,Goya'dır,Dali'dir,Raffael'dir,Modigliani'dir vesaire. Bu konuda senin yanında ukalalık ve kabızlık edemem. Ancak bu post modern ayaklarda bu tuvale neredeyse bok atmak resim mi oluyor Hocam.Bizim yazarlık alanında bu kadar post modern hıyarlar yok nedense.Sinema yazarı olarak söylüyorum Sinema da da yok.Neden yoğun olarak resimde var bu post-modern kabızlık.Üstealik bu muhtetermmlere gerçek post-modernizmi de bilmiyorlar. Bir Derida,Nitche,Paul Auster,Marcus ve Frankfurt Okulu felfesini bilmiyorlar...Ve okumamışlar.Bizim medyada post-modern ayaklarda yazarlar var.Ana Akım medyada... Onlara ayrıca bozuluyorum.Çamlışıp bu post-modern konusuna döneceğim.Sevgiler.

    YanıtlaSil