24 Tem 2017

IH L'AMOUR



IH - L'AMOUR


                                  Bİ-HARAB-ABAD-I AŞKINDIR UNUTMA RAHM EDÜP
                                  FITNAT'I GEL EYLEME DİVANE ALLAH AŞKINA

Şair Fitnat Hanım ve Ahmet Mithad efendi 1878 de tanışıyorlar, daha doğrusu, Rodos dönüşü Tophane'deki Dilaver Paşa konağını yakınındaki evinden Kabataş'a taşınan Ahmet Mithad'ın komşusu, Bahriye mektupçusu Mehmet Ali efendi ve eşi Şair Fitnat Hanımdır. Küçük bir bahçeyle ayrılan bu iki konak ve bu bahçeye bakan iki pencere bir düş misali bir türlü varılamayan, yalnız gözgöze gelmekle oluşan bu olağanüstü bir arzu birikimi, sözcüklerin içeriğinde amacına ulaşıyor; ilk mektup Ahmet Mithad'dan şöyle başlıyor ;

  - “ Yegane-i rüzgar, edib-i zerafet-şiar, şaire-i letafet - nisarım efendim, “

yanıt hiç gecikmeden geliyor:

 - “ Ma'ruz-ı cariyeleridir,
      Lutufnamenizi on dört gün , on beş gecedir okuyorum. Her okuyuşta başka bir lezzet buluyorum,bir başka sefa kesbediyorum…”

Pencereden pencereye süren bu ilişkiyi Ahmet Mitad bir başka mektubunda şöyle anlatıyor:

 - Meleğim,
   ....Saat altılara kadar iki pencere aşırı bir mesafeden , uzaktan uzağa gelip , kaffe-i lezaiz-i dünyeviyyeyi mesamimden dimağıma ısal eyleyen sedanızla mes'ud olduktan sonra hayalinizin mesken-i daimi  ittihaz eylediğim mahallin kapısı önünden geçip ve mübaadet buyurduğunuzu meleklerde de bulunamaz diye hülya eylediğim nazik ayaklarınızın kendileri gibi olan şamatalarından anladığım zaman artık içimden gelen bir ahı bir türlü zaptedememişim.
Fitnat Hanım hemen yanıtlıyor :

   Malikim ,
 .....Midhatcığım, ben orada bulunduğum müddet zarfında, ne hallere girdim, neler düşündüm, siz de bilmezsiniz ya? Aklım katiyen başımda değildi. Aman yarabbi , o kadar kendimi bilmiyordum ki birçok şeyler için mest-i laya'kıl olanlar gene benden hüşyar bulunacaklarına yemin etsem hanis olmam.V akit de ne çabuk geçti, keşke o gececik yüz elli saat imtidad etmiş olsaydı.
Mektuplarda platonik olarak başlayan bu ilişki giderek " sensuel " bir anlatımı getiriyor, öyle bir çağ ki “hayal” sığınacakları son barınak; Ahmet Mithad bunu şöyle dile getiriyor :

    Memlukem ,
       ...Siz bana ; " Ah, niçin birbirimize bigane olalım! Ben sizi seviyorum, Mithatım demiyor musunuz? İşte ben de istiyorum ki siz beni fimaba'd başka türlü hislerle de sevesiniz, yekdiğerimize karşı hiç bir türlü biganeliğimiz kalmasın. Artık biz fikren de, hayalen de, cismen de birbirimizin olalım. Her kar-u ahvalde yekdil ve yekvücüt olalım. Vücutlarımız bir imtizac-i maddi vüma'nevi ile birbiriyle mezc olsun!

Fitnat Hanım:
    Malikim efendim ,
          Mithatcığım , vücudum hayalhanenizde tassavur ettiğiniz, söylediğiniz gibi midir acaba? yoksa pek çirkin midir? Bilmezsiniz ya? Üşüdüğünüzü yazıyorsunuz . Isınmak için beni kollarınızın arasına almaya pek ziyada ihtiyaç hissettiğinizden bahsediyorsunuz. Kollarınızın arasına yalnız beni almayı taahhüd edermisiniz? Bakıy , arz-ı iştiyak olunur efendim.

Ahmet Mithad:
     Malike-i kıyetdarım efendim,
Yazmak için kalemi elime aldım, işte kırk defadır hokkaya batırmaktayım; fakat ne diyeceğim ? Ne yazacağım! .....kollarınızın arasına yalnız beni almayı taahhüt eder misiniz? diyorsunuz ve sitemi dahi  "gidildi" te'kidiyle takviye ediyorsunuz. Eğer kollarımın arasına alacağım vücut gönlümün emriyle alınacaksa, Fitnatım , geçmişten kat-ı nazarla, fakat bundan sonra yalnız sizi alacağına taahhüt her ne veçhil olrsa göze kestirebilirim....Bakıy merhamet ve şefakatinize ilticadan beni mahrum ve binaenaleyh me'yus etmeyiniz ruhum.
26 Nisan 1294 ( 1878 )  Memlukunuz Mithat.

     Efendimiz,
Artık sizinle başlamakta olan münasebetimiz hakkında muhaberiyi faydadan hali bularak mektup yazmamayı kurdum. Yarın yedi ile sekiz beyninde size nerede mülakıy olayım? Emir buyurulursa bir yerde sizi göreyim de bir lahza hem arızamı hem de maruzatımı takdim edeyim, olmaz mı? Matbaanın önüne kitap almaya gelmiş olsam münasebet alır mı? Bu babdaki mütalaanızı ne yolda olacaksa bu akşama kadar emrinize intizarda olduğumu arzederim, efendim.

   Sevgili Fitnatım,
 Şimdi gayet yorgun bir halde buraya geldim. Mürsel tezkirenizi verdi. Hemen açıp okudum. Reviş-i ifadesi  o kadar metin ve kat'i bir şey ki adeta titredim. Artık mektup yazmamayı kurdum demek benim için zihni perişan edecek bir hal demektir; …Gelelim suret-i mülakata : bizim matbaanın önünde bu müyesser olamaz, zira bir çift lakırdı edecek bile vakit bulamayız. Yarın yahut sair tensib edeceğiniz bir gün sizi bir araba Taksim önünde benim tembih edeceğim bir yerde beklese yahut küçük çiftlik veya Ihlamur daha yakındır.

  Mithatcığım,
 Evet , efendimiz , yakınlığı hesabıyla Ihlamur her yerden daha münasiptir. Yarın saat onda lütfen havuzun başında intizarda bulununuz. Yekdeğerimize kolayca mülakıy oluruz ümidindeyim.

  Ma'budem Fitnat ,
Ihlamur'dan nasıl gaybubet ettiğimi bir kimseden ihtirazım mı olduğuna hamlediyorsun. Seni sevmek hususunda benim kimseden ihtirazım yoktur ; zira seni sevmek benim haddimin, liyakedimin fevkinde bir nimettir...... Sen arabadan çıktıktan sonra ben adeta izlerine basarak seni takip ettim ; fakat mahşerden nümune o kalabalık içinde seni kaybetmemek pek de mümkün değildi. Seni hayli aradım!

  Melek-üs-sıyanem Mithat ,
...... Mithat'ım ah, sen sevilmez misin hiç?  Bu yazdıkların nedir allahaşkına? Katherin'e söylettiğin gibi diyeyim bari : " bunlar sözmü dür, sen mi söylüyorsun?Yoksa dehen'-i manevi-i üluhiyyetten mi dökülüyorlar? Bitirdin beni artık. Ben benliğimden tamamiyle tecerrüt ettim.... Ihlamur'a ben niçin giderim inanır mısınız? Ben bu yakınlarda Ihlamur'a ilk olarak sizin için gittim,gördüm..Mithatım ne kadirdan bir yarsın? Benim o bir tel saçımı hala saklıyorsun öyle mi? Ah işte bu hallerin değil mi insanı sana meftun ettiriyor. Yarın, öbür gün geçecek gene mülakata bir hayli var. Ancak salı akşamına mümkün olacak. Adiyö beni unutmazsınız değil mi? Saçının dolaştığı yeri çok çok öper senin Fitnatın.

Ahmet Mithad:
 Derdimin dermanı Fitnatım !. IHLAMUR ! AH CANIM  IHLAMUR ! FİTNATIM  , BU KELİMENİN EVVELİNDEN ( IH ) HECESİNİ KALDIRIRSANIZ BAKIYSİ " LAMUR " KALMAZ MI ? FRANSIZCA SEVDA VE AŞK DEMEKTİR. AMAN YARABBİ ! SEVDAZADE OLAN BİR ADAMIN BÖYLE İKİ HECA-Yİ MÜTEEHHIRI "AŞK" DEMEK OLAN BİR YERDE İLK MÜLAKATI VUKUBULURSA KİMBİLİR NE KADAR AŞİKANE MES'UDİYETLERE NAİL OLACAĞINA DELALET EDER.

* 1948 de Hakkı Tarık Us' un derlediği bu küçük kitapcık : Ahmet Mithat Efendi ile Şair Fitnat Hanım:
Babamın kitaplığında bulmuştum, düş kurduran bir aşk ama nasıl bir toplum ki giderek hayal bile yasak! Acaba yasaklar mı bir sevgiyi yücelten yoksa aşk bir sanrı mı ? Ahmet Mithat daha sonra bu mektup paketini oğluna verirken şöyle açıklıyor: “... ha bunlar mı? Hayat-i içtimaiyyemiz bugün Avrupa'dakinin aynı olsaydı bu mektupların neşredilmesinde bir beis görmezdim...al bunları sakla; elbette neşri kabil olacak bir zaman gelecektir.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder