10 Mar 2012

Hayal Müzesi 1


1965 yılında İstanbul'dan auto-stop'la çıktığım dört ay sürecek serüvenin asıl amacı ; Avrupa müzelerini , hayal ettiğim ressamlarımın gerçek tablolarını görmekti . Bunun yanı sıra 5. Paris Biennal'ine Türkiye'yi temsilen katılmıştım , resmen bir davetiye olmadığı için , o yılların bu çok önemli karşılaşmasını görmekte fayda vardı , beş parasız ama kararlı , Edirne'den yola çıktım .  Bu durumda katiyen bir program söz konusu olamaz , akan suyun sizi nereye götüreceği hiç belli değil . Almanya kapısını  yeni açmıştı , daha çok kaliteli işcilere yönelik bu davet , hiç olmazsa beni " yol " olarak kurtardı  ; Bulgaristan , Yogoslavya ,Çekoslavakya , Doğu Almanya vs . demirperde ülkelerini, bizimkilerin inanılmaz yardımlarıyla gezdim ,  harp sonrası Avrupa daha insancıldı bugüne göre , çoğu kez müzelere parasız girdim , Brecht hayranlığımla gittiğim Doğu Berlin'de, Berliner Ensemble'ın bir provasını izledim , sonra kumanya vakti geldiğinde beni de davet ettiler , Helena Weigel'in de olduğu büyük masayı unutmadım .


Viyana Kunthistoriches müzesinde ilk kez Bruegel'le karşılaştığımda , roprodüksiyon kültürüyle varoluşum tüm bir yıkıntıya uğradı , bugün böyle bir şaşkınlık olamaz , " imge " okyanusunda yüzüyoruz , evinden çıkmadan ; - " virtuel " -  şu sözünü ettiğim müzeyi izlediğinizde benim 1965 şaşkınlığımın ilintisi arasında tek gerçek bugün bizi hiç bir şey şaşırtmıyor . Bu müzeden kendi hayal müzeme çok resim taşıdım , resim beğeniminin çekim merkezi hala buradadır. 12 haziran 1965 sabahı ,  önce müzeyi hızlı dolaşıp ruh çözümlemesi yapacağım ressamlarımın altını çizdim. KARDA AVCILAR - 1565 / ahşap pano üstüne peinture 117 x 162 - Bilmiyorum bana mı öyle geliyor bu resmin gönül çelen bir şiiri var , bir kar müziği duyuyorum . Kendiliğinden bir süreç , saksağanla beraber kendimizi boşluğa bıraktığımızda bu beyaz senfoni bizi bu peyzajın huzuruna uçuruyor . Bruegel bu sihiri virtüel bir ustalıkla flaman peyzajına , Alp dağlarını koyarak bir " amalgame " yaratıyor. Ön planda üç avcı ve av köpekleri , eli boş ,yorgun bir dönüş, soldaki avcını sırtında bir yaban tavşanı , tüm çabanın sonucu , o gün bu gün doğanın hiç de cömert olmadığını simgeler. Figürlerin içinde olduğu dört ağaç , perspektiv olarak bizi köye doğru yönlendirir. bu arada gözümüz ister istemez geceden kalan karda ki izlere takılır ;


Buradan geçmiş bir başka tavşanın ayak izleri .  Resmin solunda önünde domuz kızartmak için yakılan ateş  " İnder Hert " - geyik - auberge'ine doğru harlamış . Köyde ise buz tutmuş gölcükler üstünde eğlenener , patenle kayanlar , topaç çevirenler , curling ve hockey oynayanlarla, avcıların yorgunluğu tablonun içeriğini daha da derinleştiriyor . Kilisenin arkasındaki bir evinde bacadan çıkan yangını söndürmeye çalışan adam , peyzajın görkemi yanında bunu da fazla önemsemiyoruz


Gök tarifsiz antik yeşil-mavisi , bronzun zamanla aldığı o açıklanamaz bir mavi bu resmin kar şiirini yazan en önemli bir öğe , tam tarifi bence " camın kırıldığı yerdeki mavi " , buz da ister-istemez o renge bürünmüş , tam bu aylar ocak- şubat doğanın dinlendiği , figürlerin aksine hemen aşağıdaki donmuş su değirmeninin dinginliği simgeler. Tablo resmin " geometrik " kanunlarını ; perspektif adına , ağaçların sırasıyla bizi yönlendiren açısı , yamaçın konuyla peyzajı ayırması , boşluğa kendini bırakmış kuşun resmin bir öteki bölümüne ilgimizi uçurması , Akan su , dereyle daha ötelere vadinin derinliklerine doğru gittiğimizde , sanki ufuk çizgisiyle , ressamın tüm resimlerinde olan o düşlediğimiz , imaginer gezilere çıkarız . Ne yazık bugün ters-yüz ettiğimiz resim  sanatının , anlatımdaki " varoluş-düş " işlevini , böyle bir " illusion " dan yola çıkıp beğenimizi "anlamsız bir graphite"yle sonuçlandırmışsak , demek " modern " şamatasının dümen suyunda hayalden uzaklaşıp sığlaşıp gitmişiz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder