2 Ağu 2012

Anıt ve Heykelin Çağdaş Yükselişi ve Düşüşü 1

Ankara 1930


Belleğim gerilere döndüğünde , ister-istemez kendimi "beyaz bir kentin" gözalabildiğine büyük bulvarlarında bulurum . Korku ve heyacan vardır bu gözlemde , sonsuz ağaç  perspektivinin gerisinde " büyük granit binalar" , onları çevreleyen parklar , güller ama nedir beni benden koparıp , başka bir boyuta yerleştiren ?- Daha sonra mimariyle ilgilenip " Bauhaus , Walter Gropius ve onun ekolünü tanıdığımda ,Avrupa'yı adım adım dolaştığımda aynı şoku yaşadım - . İşte o Ankara , bilmiyorum hangi yıl ; ilk kez merakla bu dekorun ucuna yürüdüm , önüne geldiğim  bu anıt beni iyice şaşırttı , hayranlıkla baktım ;


Atatürk/ Pietro Canonica 1927

Hala bugün bu anıtın, bu heykelin çekim alanındayım , Etnografya müzesinin önündeki bu heykel 1927 yılında Pietro Canonica tarafından yapılmış ve Atatürkün de poz verdiği söylenir. Bir ülke yeniden doğuyor yangın sonrası bir ormanın küllerinden doğan genç ağaçların yeşermesi gibi , Avrupanın en gözde mimarlarına , şehircilik uzmanlarına , yontucularına yol açılmış ; gelin -yapın- öğretin, örnek bir kentin doğuşu . Bu kentin , o sonsuz bulvarında sanrı daha da netleşti ; Kızılay'daki "Güven Parkı" ;


Güven Parkı /Anton Tanak-Josep Thorak

Ön cephede "Türk Öğün-Çalış -Güven" , Mustafa Kemal Atatürk'ün bu öğüdünü Simgeleyen iki figürün dışavurumcu etkisinde, bir anıtın asıl amacı olan sembol ve mesajı belleğime girdi , çocuk dünyamın arşivine yazıldı . Park, tüm granit işçiliğinin en güzel örneklerinden biridir , bronz heykellerin arka çephesi   "barrölief" olarak işlenmiştir.

Güven parkının mimarı Pr. C.L.Holdmaister , heykeltraşlar ise Pr. Anton Harak -ön cephe- / bronz ,Pr.Josep Thorak - arka cephe /taş  olarak bence cumhuriyetin en anlamlı anıtını yaratmışlardır. Bronz figürler 6 metre boyunda , Avusturya " Edberg " dökümhanesinde yapılıp , Ankara'da monte edilmiştir . Arka cephe roliefleri de Mamak taşından yontulmuştur.
1927 den sonra öncelikle Ankara'nın bir başkent olarak kuruluşunu Avrupalı mimarlara , genellikle ; Almanya , Avusturya , Fransa , İsviçre'li urbanistlere verilmiştir . Neo-klasik üslübun anıtsal boyutlarda yalın ve simetrik uygulanması , geniş alanlara paralel parklar , Paul Bonatz'ın Opera Binası , Bruno Taut'un Dil Tarih Coğrafya Fakültesi ,  Clemans Holzmaiter'in TBMM. binası vs. granit silütler düşüme ütobik bir sanrı olarak yeretmiştir. Bu etkiyi raslantı bir çocuk düşü olarak da tanımlasak bile bugün bu filmden çıkaracağım bir kare bile yoktur . Heinrich Krippel'in Ulus Atatürk Anıtını unuttum ki daha sonraki yıllarda Afyon Anıtıyla karşılaştığımda belki beni en fazla etkiliyeni olduğunu söyliyebilirim ;


Heinrich Krippel - Afyon Anıtı

Heykel öteki sanatlara göre geleneksel malzemesine belki en sadık bir sanattır , Onun kalıcılığa özgü işlevinde kullanılan malzemenin önemi çoktur . Örneğin Mezepotamya, Mısır , Hitit' den granit ; Yunan va Roma'dan kalan mermerler'in yanı sıra güç ve pahalı da olsa da "bronz " genellikle önce silah , yaşam için gerekli malzemeler sonra da heykele yönelmiştir. 19 yüzyılda Fransa'da 600 dökümhane/fabrika , 35 bin döküm işcisi kanımca bu malzemenin en güzel örneklerini vermiştir.
Marsilya

Cenova

Rodin


Ülkemizde bu ilk cumhuriyet ekolünün son temsilcisi heykeltraş Nejat Sirel , öğrenimini Almanya'da yapmış , Akademi'ye öğretim üyesi olarak girdikten sonra Prof. Belling'le çalışmıştır. Gerçekleştirdiği heykel-anıt  Bolu , İzmit vs. bence heykel ve içerik adına bir dönemin kapandığının resmidir.


Nejat Sirel-Bolu Atatütk Anıtı

1950 yıllarından başlıyarak heykel ve anıtın ticari bir rutin adına her yere , her şekilde , Atatürk'cülüğün bir kanıtı , bir pasaportu olarak konulmasıyla bu " decadence " başladı . Akademi yıllarımızda heykel bölümü bu ticaretin organizasyonunun yapıldığı bir yer olduğu gibi , bu bölümün profesörleri de kendilerine biçtikleri en önemli projeleri kimseye kaptırmadılar. Eşe dosta gözdağı olsun diye  ufak boyut Atatürk büstü siparişi verilirdi. Gözümüzün önünde o kadar kötü heykeller yapıldı ki , bugün bunu eleştirmek bile bir "tabu" , karşı olmak da  bir ideali yatsımak gibi bir şey . 

Gürdal Duyar - Uşak Atatürk Anıtı
Tamer Başoğlu
Tez olarak alıp çok derinlemesine bir araştıma yapmak, Türkiye'de heykel'in olamamazlığının nedenlerini ve de yapamamanın , çizememenin , yontamamanın giderek bronza dökememenin tüm " envanterini " sanat tarihci dostlarıma tavsiye ederim . Akademi yıllarımızda "desen"nin  önemi gösterilmeye çalışılsa da örneğin ilk yıl desen atölyesi geriye kalan dört yıl da modelden çalışma ve akşamları "cour de soir " dediğimiz yine modelle çalışma sonucu , bugün ülkemiz resim ve heykel sanatının en aktüel ve ünlü sanatçılarının desen diye bir şey bilmediklerini göreceksiniz , niçin diye düşünmeye gerek yok ; desenin gereksizliği "modern kavramıyla"yok edilmiştir ,
Bu konuya girmemin asıl nedeni geçen yıl tesadüfen Fethiye'de kordonda gördüğüm bir anıt ,  çok figürlü önemli bir anıt boyutuyla yapılmış ama ne anlatılmak istenmesi , amacı , gerekliliği ,  heykel figürlerinin gülünçlüğü , taşından bronzuna dek bir fiyasko . Gerçekten sanat uzun süredir amacını yitirip bir zevksizlik uğraşısı olmuşsa , bireysel oluşumlara bir engel koyamayız ama konu " anıt " adına ya da şehircilik içeriği konumunda giderek bir akdeniz dekorunda çirkinlikten çok daha öte , bir zülum.







Hiç yorum yok:

Yorum Gönder