23 Eyl 2017

KAOTİK GÜNLER

Anlamıyorum, gelinen bir yer var; sanat adına tasarımlar: “contemporary” etiketiyle sunuluyor; örneğin Avignon Festivalinde, Çağdaş Tiyatro, Modern Dans; öbür taraftan Modern Müze, modern resim, Contemporary fuarlar, Modern'i etiket etmiş biennaler vs. Biliyorum amaç bir farklılığın ötesinde ortaya yeni bir şey koymak, ama nasıl anlatabilirim: önce bir müzik bulup sonra bunun eşliğinde sahnede takla atıp, bir takım garip hareketler yapmak modern dans oluyorsa; - “birden Bejart'ın Bolero balesini anımsadım” - ya da nedense her yıl Avignon Festivalinde ve de dayanamamın en üst düzeyinde yine “çağdaş” a adanan tiyatro denemeleri tekrar ediliyorsa, Biennaller kurmaca sloganları ötesinde bir gösterişe soyunmuş sa - iyi komşu/kötü komşu!- ,  işte orada ben yokum! Belki  farkında değildik, sanatın “idea”sını ters yüz edildiğinin! Gözümüzün önünde, çocukca bir duyguyla zorla elimizden alınmış bir oyuncak misali, sanatın hayal perdesini çekip alıyorlar ve kısır döngülerindeki "kabızlığı" Modern adına "imposé" ediyorlar ve de buna inanıyoruz!



Bu kurmaca bieneller, tiyatro festivalleri, ünlü modern müzelerin kurgularındaki ard tecimleme, bizleri uzaktan yönetilen bir “robot” misali kendi çekim alanlarına yönlendiriyor. Eğer kendi beğenimlerimizde kuşkuluysak; o zaman bu “tröst”ün dümen suyunda gidelim; "beni ilgilendirmiyor" diyorsak, işte bir sanatçı olarak seni dışladıkları kabuleneceksin, atölyene dön eğer yaşayabiliyorsan, bekle; bir kaç milyarderin başını çektiği bu "Contemporary'nin buharlaşacağı gün uzak değil! Şu günlerde Lyon Biennali - bu biennal Venedik'den sonra en önemlisiymiş-; Fransız basını böyle söylüyor, ayrıca "iyi komşu - kötü komşu" gibi dert dinleme, tematik can sıkıntısıyla yükümlü İstanbul Biennali'den kimse söz etmiyor kanımca etmez de, ülkemizin imajı bu denli sığlaşması, yaşadığımız en kabus yıllarını bile aratıyor! Sözüm geldiğimiz yer; bu tür biennallerin çocukları bile ilgilendiremiyen bir düzeyde "panayır" misali "eğlence fuarlarına" dönüşmesi. Penture ve sculpture'ü dışlayıp, komik instalation'larla MODERN'i sergilemek: Örneğin LYON:

Le caisson sensoriel/ Mathieu Briand


Sonic Fauntain/ Doug Aitken


Hollow-Stuffet/ Damien Ortaga


Machefer/ Lara Almarcequi


Synclastik-Anticlastik/Hector Zamora


Wher Sky Was Sea/ Shinabuku

 Directeur Artistique Thierry Raspail MODERN sorusunun altını çiziyor: " ..bize düşen görev, öyle bir olay yaratmak ki, geçmişi ve belleği içersin giderek evrensel kültüre de değinsin. Bunu sergilemenin yeni formulerini yine bu biennalle gerçekleştiriyoruz; bize soru sorduran bir olay yaratmak, paralel tarihe, antropologie global, çağdaşlılık, yapıcılık ve de değiş-tokuş.."
Tamam anladık ama görselleri izlediğimizde artık suyu çıkmış "installation'lar, enayice kurgular
Anlamıyorum bir özentidir gidiyor, bizi tarihde perişan edenlerin, bu emperyalist ülkelerin dümen sularından bir türlü çıkamıyoruz, biliyorum “kültür” daha beyaz yıkıyor çünkü sanat adına bizi yönetenler biliyorlar ki “kültür” önemli bir silahtır. 50 yıllarında “soğuk harple” başlayan etkinlikliğin radiationu bugün çok daha etkin; sanatı “çağdaş” markasıyla sığlaştıranlar, etkinliklerini mediatik sistemin yörüngesine oturtmuşlardır. Bu ipleri ellerinde tutanların amacı, sanatın kendine özgü akışı ve ya kalıtım süreci değildir; onu kışkırtarak hızlandırma, anlama, görmekten öte yargıya fırsat vermeden bulandırma, kompleks alanları yaratarak monopol, lobi güçleriyle çekim alanları oluşturmak ve de tek merkezden yönetmek. Nedir bunlar: MoMa NewYork, Tate Londra. Fransa ve öteki zengin ülkelerde bu iki gücün satelittleri oluşturulmuştur; milyarderlerin özel kolleksiyonlarını içeren “fondation”lar, modern müzeler, uluslararası pazarlama markaları Sothbe’s, Christi’s vs. bunların sahipleri de yine sözünü ettiğim milyarderdir. Konu kültür olduğuna göre büyük ülkelerin kültür programlarını da yine bu büyük lobi yönetir. Eğer Tate Modern size kendi "Twitter" sayfalarında buna benzer beğeni önerileri sunuyorsa, bizim gibi yönetilen "sanat sömürgelerinde" hemen etkin olup, benzerlerini zengin otel sahiplerinin, alış-veriş merkezlerinin patronlarının, önemli bankaların himayesinde açılan Contemporary Fuarlarında satışa sunulur.




ve biz de Contemporary Fuarının pırıltılı vitrinlerinde bize emposé edileni satışa sunarız. Öyle bir kompleks ki çıkmak için düş de olduğu gibi uyanmak gerekir bu kabusdan!

Galeri Zimmerman/ Contemporary İstanbul

Unutmadan: geçen aylarda bir Amerikalı dostum, bana Tate'de Fahrelnissa Zeid'in sergilendiğini muştaladı. Kendisine, İngiliz'lerin hiç bir şeyi hayırına yapmadığını ve de prenses'in aynı zamanda Lübnan'lı olduğunu yani bu işte bir Ortadoğu parmağı olduğunu anlattım. Durup dururken ....

                                                             WEİ SYNDROMU
 Çağdaş etkinlik deyince bu kanaldan size gösterilen yolda gideceksiniz, bu konuda en güzel örnek yine Türkiye; Sapancı Müzesindeki Ai WeiWei sirkini size gönderdiler; yalnız biz değil şu günlerde Lozan'da daha kapsamlısı, paranın gücüyle düdüğü daha iyi çalıyor WeiWei ve İsviçre'lilere diyor ki Çin'de insan hakları çiğneniyor, demokrasi yok diyor, peki nasıl diyor bunu:



Ai Weiwei orta yaşlarda bir Çin'li, babası önemli bir şair, Ai Qing ama biraz derine indiğimizde, baba ve oğulun geçmişiyle ilgili inandırıcı bir özgeçmiş'e'ye rastlamıyoruz. Weiwei 17 yaşında Amerika'ya sinema okumaya gidiyor! Daha sonra NewYork'da "undergraund" ortamı ve de Andy Warhol bir usta olarak; provacation sanatı adına onu etkiliyor. 1989 Tian'anmen başkaldırısıyla kendini duyuruyor Wai, yaptığı "açlık grevi" kendisine aktüel bir önem kazandırıyor. Dikkat edelim; bu senaryoda karanlık noktalar çok fazla; Wei'nin varoluşu yani Amerika'ya gidişi, sanat dünyasına yaklaşısı, Pekin'de bir gurup öğrencinin başkaldırışı, açlık grevi ve de babasının hastalığı nedeniyle Çin'e dönüşü daha sonra kendine yakıştırdığı "manupuléteur" tavrıyla göz altı, tutuklamalar vs.  Tek slogan "Özgürlük ve Demokrasi" ama kimin için ve neden sorusuna yanıt yok. Önce yine açtığı bayrağın simgesine gelelim:  Çin'de "İnsan Hakları", demokrasi! Söz konusu olan bu ülke nüfus olarak 1.3 milyar ve de kapitalizmin merkezi, neyi dinamitlemek İnsanı tanımlamadan, şu  günü gününe yaşadığımız, tanık olduğumuz "insana dair" sığlaşmaya görücü kaldığımız, hiç bir çözüm getiremediğimiz sürece. Önümüzdeki bir kaç yıl içinde Çin, bugüne kadar yaptığı "doğum kontrolünü de hafifletecek ve de göreceğiz dünya nüfusunun hangi boyutlara geleceğini. Bu gibi sloganlarla kendine sanat adına bir dokunmazlık, "notoriété" sağıyor ve  de Contemporary lobisinde yaptığı "komplo teorileri ve hayalleriyle" de Kassel- documanta-, Tate Modern, New York MoMa, Martin Grapius Müzesi Berlin, tüm Bienaller vs. kapıları ardına kadar açılıyor.
Bence manupulation önemli bir sanat, şamata yapmak bunun bir gerekliliği; iki sahte vazo kırıp, plastik ayçiçeklerini bir salona yayıp, yengeçler, sandalyelerle bu kadar ciddi adamı yıkamak! Biraz NAİF DEĞİLMİYİZ?

Aİ WEİWEİ/ Le Palais de Rumine Lozan



















Hiç yorum yok:

Yorum Gönder