27 Haz 2013

ÇAĞDAŞ TÜRK SANATI AVRUPA DA 3

Celal Çalışlar sanatçıları gerektiği gibi ağırlamak için gereken son kontrolü de yaptıktan sonra konuşmasını gözden geçirdi ; ilk kez batıya çıkacak bir serginin  önemini onlara tekrar açıklamak gereksizdi , Paris'de yaşıyorlar ve bugün varılan sanat değerlerini herkesten iyi bilirler diye düşündü , evrensel bir açılım gerektiğinde de Türk sanatının elbette söyliyecek bir sözü olduğu ve de bu açılımın onun için bir sınav olacağını da noktalamak gerektiği düşündü . Fazla da kafa yormamalıydı buna sonuçta kendisi bir aracıydı ve amaç iyi bir gece geçirmekti sonunda. Her ne kadar resmi bir evliliği olmasa da beraber yaşadığı İspanyol eşini tanıştırmak istememişti , servis yapan bir hanım olarak görülmesi daha makuldu , mutfağa gitti , mezeleri kontrol etti  ; onları biraz ülkenin havasına sokmak fena olmayacaktı . içlerinde askerlik nedeniyle dönemiyenler çoğunlukdaydı.
Davetliler birer ikişer gelmeye başladılar , kendilerini tanıyorlardı ama bir çok ismi hiç duymamıştı , şaşırdı biraz , Türkiye'de ne kadar ressam varmış , burada nasıl yaşıyorlar diye düşündü .  Gelenler büyük salonda toplanmaya başladılar , içki servisi de başlamıştı , önce çekingen , mekanın ihtişamına hayranlıkla bakanlar hızlı bir şekilde muhabbete girdiler, ses yükseldi , kahkahalar , bilmiyordu ne anlatıyorlardı aralarında ! Bir süre sonra daha yaşlılar Avni , Hakkı Anlı , Selim'le Remzi Raşa sonra Abidin ve Fikret Mualla teşrif etti . Celal Çalışlar onları karşılamak için konuştuğu guruptan ayrıldı yanlarına gitti. Abidin insan ilişkilerinde , karşılaşmalarda çok ustaydı , en güzel sözleri bulurdu , Celal bey de öyle olduğu için çok güzel kaynaştılar , Fikret Mualla daha Abidin tanıştırmak için sözü almadan ona dönerek "bu beyfendinin polis olup olmadığını" sordu , eyvah tam gününe çattık diye düşündü Abidin ne yapsın ;  bunu matrağa alarak Celal beye dönüp "..hayatımda hiç böyle muhteşem bir karakol görmedim , Fikret karıştırdı galiba " diyerek  lafı değiştirdi , duvardaki bir Polonya prensesinin portresini gösterdi ; mekanın demirbaşı olan bu resmin gizemini , ressamını açıklarken İçeriye Mübin girdi , etrafı selamlarken çevreden biraz rahatlama oldu , Mübin bu belli olmaz , içkili de gelebilirdi , sonuç olarak herkes gelmişti , Celal Çalışlar kısa bir konuşma yaparak bu toplantının önemini , Çağdaş Türk Sanatının Avrupa'ya çıkışının gerekçesini ve de tüm ressamların ne yazık, katılmasının olanaksızlığını anlatırken ; kimsenin buna karşı bir çıkış yapmaması dikkatini çekti , galiba haber Türkiye'den daha önce gelmişti , masaya davet etti sanatçıları .
Masa gerçekten bir harikaydı , o yıllar Paris'de rakı , yiyecek , Türkiye'yle ilgili fazla bir şey yoktu , rakı servisi yapılırken kısa masa öyküleri anlatılıyordu , güzeldi her şey. Celal Çalışlar'ın çevresinde yaşlı ressamlar, karşısında Fikret Mualla , biraz ötede Mübin , Oktay vs. İspanyol hanım servis yapıyordu ama Celal beyin bir gözü ondaydı , ne olur ne olmaz . Bir süre sonra konuşmalar yavaş yavaş serginin konumuna doğru kaymaya başlamıştı , önce Nurullah Berk'e masanın öte yanından bir sitem geldi , hafif bir küfürleşme oldu , eleştiriler daha çok Türkiye'dekilere yönelikti , Celal bey kadehini masanın sağlığına kaldırdı , biraz konuyu dağıtmak için ama ne mümkün Mübin hızlı bir şekilde kafayı bulmuştu -demek gelmeden önce içmişti- fransızca küfür ediyordu ,  İhsan Şurdum - güreşci ve halterciydi- ona susmasını ihtar edince Oktay Günday girdi tartışmaya, ne söylemişse aralarında hafifce bir dalaşma oldu, yanındakiler müdahale ettiler . Bir yerden şöyle bir öneri geldi : lütfen önce bu sergiye kim katılmak istiyor ? bir görelim ; Yaşar Yeniceli parmak kaldırdı , ben katılmak istiyorum deyince gelen yanıt da o kadar naif değildi " ha ..siktir sen kim oluyorsun " masa birden dağıldı , Celal bey şaşkın, hayatında böyle bir şey görmediği  ya da kişilikleri yeteri kadar tanımadığı için bir şeyler söylemesi gerekiyordu azarlayamazdı ya "..beyler burada toplanmamızın amacı..." derken karşısında oturan fikret Mualla Celal Çalışlar'a gözlerini kısarak ".. biz sizin ananız si...riz " sözü bardağı taşırdı , çevreden lütfen ağzını bozma Fikret , yatıştırma sitemlerine Celal bey espri gibi aldığını göstermek için "..belki bir bildiği vardır " yanıtıda ortalığı yatıştırmadı . Masada itişme kakışma daha da yoğunlaştı ; bazıları çaktırmadan ayrıldılar, yumruklaşmalar olurken servis yapanlardan biri Celal beye gelerek bazı tiplerin arka tarafta hanıma sarktıklarını söyleyince , " Büyük Elçinin dünyası karardı , şömine maşasını alarak garsonla gittiler , masadaki kavgadan kimse görmemişti ne olduğunu , koridorlarda koşuşmalar ve küfürler yansırken Celal Bey elinde maşa salona girdi ; o kibar adam değildi , çıldırmıştı , eline kim geçerse sürükleyip "..defolun saygısız adamlar diye bağırıyordu , hızını alamadı masanın üstüne çıkarak "..yazıklar olsun , utanmaz adamlar.." , herkes korkudan dağıldı ve sıvıştı . Bu arada kaşkolunu unutan Erdal Simitciler dönmek gafletinde bulundu , bahçeye girdiğinde elinde maşayla Celal beyi görünce kaşkolu unutup kaçtı.
Daha önce söylediğim gibi ; serginin gerçekleşmesi adına bu "absürt" yemekten kimse söz etmedi , Fikret Mualla'nın dışında hemen hemen tümü sergiye katıldı . Çok ilginç , Luis Bunuel'in "Viridiana" filmiyle  bu yemeği çok yakın bulurum :


Zengin bir kadının yolda rasladığı 12 kör dilenciye evinde verdiği bir akşam yemeğidir. Leonardo da Vinci'nin "Son Akşam Yemeği" resminden etkilenen Bunuel'in anlattığı öykü, Çelal Çalışlar'ın yemeğine çok yakın , ben burada İsa'nın yerine Fikret Mualla'yı yerleştirdim .










Hiç yorum yok:

Yorum Gönder