18 Haz 2012

Argumentum ad nauseam

Dostum Emin Çetin , gerçekten son kızgın adam ; gözünden kaçan hiç bir şey yok , sözlerini de gevelemediği için , bana sorduğunu , yazıma başlık olarak aldığım sözü açıklayarak gireyim ; latince , az ve öz bir tanımlama , " götürü bir haklı olmak duygusu " , " altatıcı bir kanıtlama " , " sophism " vs . çevrilebilir . Benim açıklamak istediğim ;  ister istemez kendi ön yargılamızın bizi saptırdığı bilinci bir türlü silemememiz. Şu kısa yaşantımızda - kuşak olarak- o kadar önemli sosyal ve  politik değişikliklere, kaymalara , ters-yüz ya da yok olma , dibe vurma , tüm bu fenomenleri yaşadık , izledik . Melih Çevdet Anday'ın deyimiyle , " ..kendi kendimizi geçtik " , bir gittik uz gittik . Sonuç olarak bir türlü anlayamadığım , sanatı sosyal yapıda genelleştirmek , Emin Çetin'in dediği " ...bu ülkenin insanlarıyla, toprağıyla , ruhuyla " alternative bir alışverişe sokmak. Hangi alternative , bırakın ülkemizi size yaşadığım Fransa'dan bir kaç örnek vereyim ; daha geçen gün okuduğum bir araştırmada , Erwan Desplanques'ın yazısı "Devenons-nous  incultes  ? " yani " kültürsüz mü oluyoruz ? " Fransız toplumunun giderek kültür adına sığlaştığının , genel kültürün , varoluşun en az da olsa stok etmesi gereken bilgilerin , biraz da olsa internet'den kaynaklandığını  giderek kültürü elinde tutan azınlıktaki zengin  sınıfın , onu erişelimeyen "sophistiqué " bir aşamaya getirdiği , kültürün lüks , söz gelimi kendilerinin tükettiği bir fenomen olduğunu kanıtlıyordu. Üç büyük ülkeyle de kıyaslandığında : İngiltere'de kültür , sosyal bir vernik , %2  gibi önemli üniversite diploması olanlara özgü . Amerika ise, üstün okullarda okuyanların dışında , %90 Amerikalı'nın kendi coğrafyasından haberi bile olmadığı ortada. Yıllardır ilgimi çeken , yalnız pazar günleri yayınlanan Fransa'nın önemli bir gazetesi " Journal de Dimanche " her yıl ülke çapında bir anket yapar : o yıl Fransa'nın en önemli 50 kişiliği . Diyelim izlediğim son 20 yıl içinde bu 50 kişilik listeye hiç bir zaman , bir yazar , bir düşünür , bir sanatçı , bir bilim adamı girmedi . Peki kimler diyeceksiniz ; önce futbolcular , sinema , tv , aktüel müzik , tüm şamataya açık kim varsa , bu ülkenin insanlarının gerçek bir odağı , içinde var oldukları mediatik kültür ve de onların politikacıları . Örneğin geçenlerde Sosyalist'ler tarafından kapıya konulan Sarkozy 'nin kültür seviyesini , kendisin açıklamasıyla ; okuduğu tek kitabın ; Mme de La Fayette'in gençler için yazdığı roman : La Princesse de Clévé olduğunu okuyunca , bizim algıladığımız kültür onlar için " karanlık bir İbranice " . Emin Çetin , Blog'undaki bir başka prargafta benim konuşmada söz ettiğim İstanbul'un uluslararası açılımının yanıtını , galerici Knight Landesman'nın sözleriyle doğruluyor yani sonuçta "..ulusal galeri kuralları yok oluyor. " yani başka bir deyişle " ..dünya ekonomik bir coğrafya , herşey satılık ". Sanatın toplumla "manevi kontağına" gelince ; okuldan daha çok cami yapılan , " arabesk'in bile ötesinde daha aşağılık bir beğeninin başını alıp gittiği bir ülkede daha üst düzeyde  ulusal bir kültürden söz edilemez. Bence "..halk plajlara hücum ediyor , vatandaş denize giremiyor " diyen Demirel'in , ister istemez yaptığı bu ayırımı , ünlü galerici Gogosian , Bouget hava alanının içinde bir "entre-depo'yu" ültra-lüks galeriye çevirerek ,  büyük çapta heykel- objet'leri özel uçaklarıyla gelen zenginlere sunuyor. Peki bunu niye halk -charter'lerinin kalktığı öteki hava alanına açmadı ? Sonuç olarak ne olursa olsun , hani Tophane'den aşağıya doğru inerken contemporary ya da değil ,  bir galeri , bir mekan ,bir sergi , fotoğraf , installation ; bana İstanbul'un değişimini gösteriyor , elbette bir irtibatı olacak eğer buraya kadar gelmişsek . Aradığım galeriyi bulamamıştım , bakkala sordum : " ..hemen aşağıda , solda " dedi ve " çok iyi bir açılış oldu , sonunda sokak yaşamaya başladı "

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder