15 Haz 2012

OĞUZ ERTEN'LE SÖYLEŞİ/STAR GAZETESİ1 haziran 2012






Paris’in Modası Geçti, İstanbul’un Yıldızı Parlayabilir 
(Oğuz Erten)

Türk resminin Paris’teki sesi ve en önemli pentürcülerinden biri Utku Varlık ile Paris’i, sanat hayatını ve gündemi tartan, geleceğe projeksiyon sunmaya çalışan sanattan siyasete keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik.

Paris öteden beri Türk aydınlarının Kabesi olmuştur. Ressamlar, yazarlar, cumhuriyetin ilk yıllarından buyana Paris’i hep sanatın merkezi, büyüleyici bir şehir olarak tarif etmiş, gıptayla bakmışlardır. Paris'in bu büyüsü hala sürüyor mu yoksa modası geçmiş bir mazi midir?

Utku Varlık: Türkiye için de dünya için de Paris eski bir moda oldu. 20. yüzyılın başından II. Dünya Savaşı sonrasına kadar sanatın dünya üzerinde temsil edildiği en üst seviyesi Paris’teydi. Sonrasında Amerikalılar Yeni Amerikan resmini CIA desteği ile ortaya çıkartarak Paris’in merkeziliğini ortadan kaldırdılar. Buradaki en önemli nokta Amerika’nın gücünü sanatla göstermek istemesidir. Gücünü silahla göstermek istese ona karşı yapabileceğiniz şeyler var ama sanatla göstermek istediğinde karşısında durabilmeniz mümkün değil. Sanata silah çekemezsiniz. Tüm bu olaylar olurken Paris hep kendine bakıyordu, dışarıda neler olduğuna hiç bakmadı. Unutmayalım ki bunlar olurken Picasso ve Dali gibi dönemin en önemli ressamları hala Paris’te yaşıyorlardı. Onlarla beraber Yves Klein, Jean Michel Atlan gibi sanatçılar da Paris’te yapıt üretiyorlardı. İşte bu dönem bizim Türk sanatçılarının Paris’te olduğu zamanı işaret ediyor. Paris elden gidiyor ama ne Parisliler ne de Türk sanatçıları bunun farkında. Savaş sonrasında Paris’e giden sanatçıların en beceriklisi Abidin Dino’dur. Abidin oraya gidince Nazım Hikmet’ten dolayı Komünist Partisi bağlantısı ile Aragon’a yanaşıyor ve bu sayede sergiler açıp resim satıyor. Shakespeare’in bir sözü vardır. Şöyle der; “Her köpeğin bir tirit günü vardır”. Abidin Dino’nun tirit günü de o günlerdir. Komünist Parti ile o günler yavaş yavaş söndü. Fransa’da o günlerde yazınsal sanatlardan tutunda plastik sanatlara kadar tüm sanatları Komünist Partisi yönetiyordu. Tüm galeriler ve dergiler onlar tarafından yönetiliyordu. Partinin “Evet” demediği bir sanatçı çıkış yapamazdı. Belki Paris’in modasının geçmesinin sebeplerinde biri de budur.        


Şu an Paris, dışarıdan gelen yabancı bir sanatçıya ne vaat ediyor?

Utku Varlık: Hiçbir şey vaat etmiyor. Biz Paris’e burslu giden son Akademi öğrencileriyiz. Ve biz gittiğimizde Hemingway’in söylediği gibi “Paris bir şenlikti”. Sergiler açılıyor, sanatçılar gelip gidiyordu ama bu atmosfer o kadar hızlı yok oldu ki inanamazsınız. Paris bugün New York’un, Berlin’in, Barcelona’nun etkisi altındadır. Bugün bir sanatçının kendi başına çözebileceği hiçbir şey yok. Bugün sanat belli grupların, belli lobilerin konuştuğu ve ilerlettiği bir unsur oldu. O yüzden Türkiye’den Paris’e gelen sanatçıların Paris’te tıklatacakları tek bir kapı bile yok. Eğer siz bienallerin içinde yer alan bir sanatçıysanız size o lobinin kapıları açılabilir. Bugün eskiden olduğu gibi sanatçı olarak tuvalini beğendirme veya satma şansın yok. Resmine baktırmak bir dert, onu satmak ayrı dert doğrusu.       

Paris’teki eğitiminiz bittiğinde Türkiye’de sizi mühim bir kariyer beklemesine rağmen neden dönmemeyi tercih ettiniz?
Utku Varlık: 1960 ile 1970 arası dünyada barış rüzgârlarının estiği bir dönemdir. Ama 1960’ların sonlarından itibaren Türkiye’de birtakım karışıklılar yaşanmaya başladı. 6. Filo’ya saldırılar, Devgenç’in eylemleri, dış provakasyonlar ile siyasi olarak kaynamalar başladı. Ben 1970 yılında Paris’e okumaya gittikten bir yıl sonra 12 Mart 1971’de muhtıra verildi ve İstanbul’da kitaplar toplatılmaya, baskınlar yapılmaya ve kötü haberler gelmeye başladı. Özellikle başkaldıran öğrencileri vurma ve öldürme veya adam kaçırma gibi eylemler gündelik şeyler haline geldi. Böylece Türkiye birden bire karardı ve beşinci belki de onuncu kez ekonomik olarak dibe vurdu. Bu dibe vurma sonrasında Paris’e burslarımız gelmemeye başladı. Biz güç bela Paris’te burssuz yaşamaya başladık. Ertesi yıl İstanbul’a gelip Akademi’yi ziyaret ettiğimde, önünde polislerin beklediğini gördüm. Sonrasında hala adam toplanıp adam arandığını öğrendim. Bu zor zamanlarda benim çok yakın dostlarım içeri alındı ve arasından intihar edenler de oldu. Türkiye’de bunlar olup biterken Türkiye’ye gelmek olası değildi. Zaten 1970’te ben giderken hocam Bedri Rahmi Eyüboğlu’na “Ben gidiyorum bir daha geri gelmeyeceğim” demiştim. 1974’te burs bitmek üzereyken dönmeme kararımı kesin bir şekilde vermiştim. Bu karardan sonra Akademi’de gravür ve litografi bölümünü bana bırakmak için bekleyen hocam Sabri Berkel’e Türkiye’nin karanlık durumunu anlatan ve dönmeyeceğimi belirten bir mektup yazdım. Cevaben yazdığı mektupta; “Utku oğlum bende senin yerinde olsam dönmezdim” diyerek beni destekledi. O yıllar Türkiye’nin çok güç yıllarıdır. Olaylar ancak 1980’den sonra duruldu o zaman da ben Paris’e artık iyice alışmıştım ve geri gelmeyi bir daha hiç düşünmedim.    

İlk resminizi kime ve ne zaman satmıştınız?
Utku Varlık: İlk resmimi Yahşi Baraz 1966 yılında satın aldı. Yahşi Baraz seramik bölümünde okumasına rağmen hep resim bölümündekilerle beraber olan dingin karakteri ile zaman içinde dostum oldu. 1966 yılında Akademi’yi bitirdiğim yıl 200 liraya benim bir resmimi aldı. O resim şu an İstanbul Modern’de asılı. Bu resim aynı zamanda Yahşi Baraz’ın da satın aldığı ilk resimdir. 

Bugünün Paris’i ile sık sık geldiğiniz İstanbul’un sanat dünyasını kıyasladığınızda son kırk yılda İstanbul’da neler değişti?
Utku Varlık: Çok rahatlıkla şunu söyleyebilirim ki Türklerin artık Fransa’ya gitmesini bırakın, Fransızlar artık Türkiye’ye geliyorlar. Tophane’de bir Fransız çok güzel bir galeri açtı. Anadolu yakasında ise bir Alman, yeni bir sanat galerisi açtı. Bu ne anlama geliyor biliyor musunuz, bu dünyadaki küresel değişikliklerin işaretidir. Nasıl New York, Paris’in elinden sanat merkeziliğini çaldı, şu anda New York’ta merkeziliğini dünyanın başka bölgelerindeki kentlere kaybediyor. İstanbul da eğer sanatı iyi yönetirse gelişmekte olan yeni sanat başkentlerinden biri haline gelecektir. Çünkü İstanbul’da para var ve o galeriler de bu yüzden buraya geliyorlar. İstanbul şu an Avrupa’nın birçok kentinden çok çok daha etkin ve sinerjik bir kent.

Dışarıdan bakan içerideki biri olarak Türk resim sanatının bugünkü sorunları neler?
Utku Varlık: Şu an Paris’in başı depolarındaki 100 bin enstalasyon objesi ile belada. İstanbul yolun başında olduğu için böyle bir sorunla karşı karşıya değil ama durum bu minvalde ilerliyor. Gelecekteki en büyük sorunlarından bir bu olacak. Otuz yıl sonra unla, şekerle, iple yapılmış enstalasyonlar erimeye, çözülmeye, kendi kendini yok etmeye başladığında depolar birden çöplüğe dönüşecek ve bu yılların sanatı hiç yaşanmamış gibi tarihe karışacak. Dikkat edilmesi gereken en büyük sorun bu. Bu bahsettiğim sanatın virüsüdür ve bugünlerde İstanbul’a da yansımaya başladı.

50 yıldır resim yapan biri olarak geldiğiniz bu noktada en çok yapmak istediği etkinlik nedir? 
Utku Varlık: Ben kendi dünyasını kurmuş bir sanatçıyım ve onu biyosfer olarak adlandırıyorum. Ben şu an İstanbul’dayım ama İstanbul’da resim yapamam. Resim yapabilmek için biyosferime dönmek zorundayım. Ben ilk önce kendim için resim yapıyorum. Sonrası beni çok ilgilendirmiyor. En çok istediğim şey ise kendim için resim yapabilmeye devam edebilmek. Bir şair diyor ki; “Şiir çevrildiği zaman buharlaşır”, resim de arttığı zaman kendi kendini yok etmeye başlar. Büyük sergiler o yüzden daha değerli olmaktan çok resmi değersizleştiren bir oluşumdur. Bir müzeye gittiğim zaman tek bir resme bakmak için giderim, eğer tüm koridorlardaki resimlere bakmaya başlarsam görmek istediğim resme ulaşamadan yorulup geri dönerim. Ben bir galeri açsam bir tek resim sergilerim. En ideali budur. Bu resmi yüceltmek anlamına gelir. Sanat, Borges’te olduğu gibi felsefe yapmaktır, orada burada ip cambazlığı yapmak değildir. Geleceğe dair projelerim var ama mega projeler bana göre değil.  

1 Haziran 2012
STAR GAZETESİ

1 yorum:

  1. Doğrusunu söylemek gerekirse Sn.Girgin'in sorduğu ek soru belki de bu işle uğraşan herkesin ütopyası, akşam yatağına yattığında uykuya dalmadan önce hayali, ama sanat hiç bir zaman (tarihte) yaratıldığı toprağın ruhunu yansıtmadı ve yansıtmayacakta. Romalıların, Yunan heykelinden etkilenerek kendi heykellerini yapmaları, Gotların kendilerini Kutsal Roma İmp. saymaları ve ona göre sanat üretmeleri, Vatikan Kilisesi duvarlarında Roma'dan çok Küdüs resimleri bulunması, Picasso'nun Afrika masklarından, Mattise'in doğu resminden, Stella'nın İran ve Mezopotamya şehir planlarından etkilenmesi sanatın çoğrafyayla veya çevresindeki insanlarla çok da ilişkili olmadığını söylüyor. Geçmişten günümüze kişisel beğeni ve yaşananlar sanatın gerçekliğini belirledi. Şu an belki çevremizde bizim anlam veremediğimiz şeyler dönüyor, belki tasvip etmediğimiz, sanatın kirlendiğini düşündüğümüz davranışlar görüyoruz ama sanat eğer geçmişten günümüze yaşayan, kendi doğrularını zaman içinde bulan bir organizma ise bizim müdehale etmemiz bir şey değiştirmeyecektir diye düşünüyorum. Sınırların kalktığı, ekonomilerin birleşme sancıları çektiği, (beğenelim ya da beğenmeyelim)dünyada tek tip bir kültüre doğru gidilirken kendi topraklarımızın kültürünü yansıtacak sanat eserlerinin bu organizasyon içinde yer almaları ne yazık ki olanaklı değil. Sonunu tahmin ettiğimiz, küçük bir ihtimal de olsa farklı bitebilir dediğimiz hoşumuza gitmeyen bir film seyreder gibiyiz. Değiştirebilme ihtimalimiz yok, sonunda yorum yapacağız, yapıyoruz da. Sevgi ve saygılar

    Oğuz ERTEN

    YanıtlaSil