21 Eki 2014

KONUŞMA



Utku Varlık -  Fragment'lar   peinture

Özlem İnay'la Cumhuriyet Gazetesinde yayınlanan konuşmamız, serginin açılımı yönünden daha değişik bir detayı, "düşün işlevinin" resme yansıması ve kurguyu dile getiriyor. Gazeteye ulaşamayanlar için tekrar gündeme getiriyorum.

Utku Varlık “Fragmanlar” Sergisi Bozlu Art Project Nişantaşı’nda
Bozlu Art Project, sezonunun ilk sergisini 30 Eylül’de Utku Varlık ile açıyor. “Eğer bir düş giderek resme dönüşüyorsa, resim de sonuçta düş’e dönüşür.” diyen Utku Varlık “Fragmanlar” isimli sergisinde atölyesinde yıllardır sakladığı dosyalardan, rulolara gizlenmiş, başlanmış ama bitmemiş binlerce detaydan yola çıkıyor. Sergi açılışı dolayısıyla, kırk yılı aşkın bir süredir çalışmalarını sürdürdüğü Paris’ten İstanbul’a gelen Utku Varlık ile sergisi üzerine konuştuk. 
Bu serginizle edebiyat ve sinemada çokça karşılaştığımız bir kelimeyi resim terminolojisinde kullandınız, serginiz ve bu resimlerinizden biraz bahsedebilir misiniz? 
Konu ve içerik de bir serginin oluşumunu yönlendirir ama isim koymak, bir sergiyi tasarlamak için bence gereklidir. Her sergi öncesi atölyeyi bir düzene sokmak, çalışmanın sağlığı açısından çok önemlidir. Bu kez uzun süredir el sürülmemiş, zamanla birikmiş; ‘unutulmuş denemez; çünkü bellek bu tür arşiv konusunda çok hinoğluhindir’, bilerek kenara konmuş bir sürü ufak boyutlu tuval bana beynin bir işlevini anımsattı. Düşün oluşumunda uyku fenomeni; beynin güncel bellek için yaptığı “arşiv” çalışması süresindedir. O gün yaşanmış tüm duygu fenomenlerini elden geçiren arşiv bürosu, olguyu üç bölümde sorgular: ertesi gün ve ötesi için kullanılacak ve de geçmişe dönük dosyasına konacak ivmeler ve duygu bölümü. Bu montajda duygu motifleri önemli bir rol oynar; çünkü hayale özgü tüm “emotion”nın analizi yapılıp, önemliler kullanılmak üzere dosyalandıkdan sonra, montajda gereksiz imajlar ve düşen ‘fragman’lar düşleri ve karabasanı oluşturan kısa metraj filmlerdir. Burada üçüncü boyut; uzak ve yakın, geçmiş ve gelecek ikileminde paradoksal bir oyun olarak bizi ‘virtuel’e saptırır; bu şekillenmede bir mantık yoktur. Aslında sanatın oluşumundaki en önemli ivme; ‘gerçek ve gerçeküstü’ de içerik olarak bir ivme yaratır kendi adına; buna “absürt” diyoruz, yani şaşırtma, korkutma olarak bir ‘leitmotiv’ oluşturur ve de içerikte önemli sapmaları içerir. Değişik dönemlerin bu küçük boyut çalışmalarının sergiye bir anlam katacağını düşünerek fragmanlar dedim.
“Ben hep ‘Resmi özlediğimiz’ yılları düşünürüm” diyorsunuz serginiz için hazırlanan belgeselde, bu sözlerinizle altını çizmek istediğiniz konu neydi? 
Resmi özlediğimiz yıllar; günümüzde yaşadığımız, “paranın” daha sanata dokunmadığı yıllara  örneğin bir Katar emirinin kızının fuarcılık yapmadığı, ‘Bezirganların’ resim tarihini yazmadığı yıllara bir göndermedir. Alıp okuyun bir ressamın yazışmalarını, örneğin Turan Erol’a mektuplar; tüm dostları, hocası Bedri Rahmi vs. Evet, resim satılmazdı, herkes bir yaşam kavgasındaydı, yaşamak güçtü ve insan yalnızdı ama hayali ve tutkusu resme özgüydü. Çok ilginç tüm bu yazışmalar içerik olarak bir sevgiyi özetliyor; resim ve resim yapmak, ne biçim bir tutku bu? Yaşamak bir başka türlü sıkıntıysa, bu sanatın oluşumunda değişik bir yansıma, yaratmaya özgü bir sinerji getirmiştir geçmişte. Sefalete bir övgü yapmıyorum. Bugüne özgü söylemek istediğim; yaşama boyutlarının yaratmayla ters orantılı olması ve de sanat adına performans yapan milyonerlerin çoğalması. Doların kısır döngüsünde “global” sanat şamatası sanatı sığlaştırmaktan öte,  yeni bir olgu, yeni bir dil getiremez; pırıltılı kaniş balon, neonla atılmış bir imza, üzerinde aşk yapılmış dağınık yatak, sanatın büyüsünü bir luna park içeriğine sokup, dalga geçmeyi kavramsal düzeyde kurumsallaşmıştır. Bundan para kazanan akıl hocaları, uluslararası bir manipülasyon sistemini o şekilde kilitlemişler ki; dini kalkan edinmiş politikada olduğu gibi onlara karşı oluş, kutsal bir kitabı dışlamak gibi olanaksızdır. Burada söz konusu plastik sanatlardır ve de geçen asırda yakalandığı modern virüsü nedeniyle hastadır. Soruyorum: neden bu ‘modern’ yazının, edebiyatın, müziğin, sinemanın kabuğunu delememiştir? Tartışılır! 
Fragmanlar isimli serginizde atölyenizden görüntülerin de olduğu bir belgesel var, günümüzde atölye bir ressam için ne ifade ediyor? 
Atölye benim için bir mekândan öte, düşlerimi gerçekleştirdiğim bir “cabinet de curiosité”, bir merak kabinesidir. O resmi özlediğimiz yıllar aynı zamanda resmi yapan malzemeyi de özlediğimiz yıllardı. Doğru dürüst renkli kalem bile bulunamadığı günlerde bir tüp yağlı boya, fırça, tuval, şasi, sanata özgü kitap, reprodüksiyon… Büyük lüks ! Belki bana özgü bu açlık ki ilk batıya gittiğimde, bir resim malzemesi satan butiğin vitrinine uzun süre baktığımı anımsıyorum. Daha sonra nereye gitsem oraya özgü; ilginç her malzeme, obje, kitap kendiliğinden birikti. Atölye o denli bir renk karnavalı ki, doğadan hızla yok olan pigment, doğal toz boyalara bakmak bile resmin gizemine bir yolculuktur, benim ‘narative’ dünyamdır.
 “Fragmanlar” isimli sergi 30 Eylül – 6 Kasım 2014 tarihleri arasında Bozlu Art Project Nişantaşı’nda izlenebilir.



1 yorum:

  1. Sevgili Utku Varlık,

    Serginiz için teşekkür etmeye çalışırken blogunuzu keşfetmek bana açık deniz oldu.

    Kendi düşlerimle, köşe bucak sakladıklarımla, hayalimden geçen (sepia fotoğraflarla;) tablolarınızda yüzleşip dururken onların ardındaki beynin bir de yazdıklarını okuyabilmek, işte bu müthiş.

    Dışa gösterme ana temalı dev maskeli balo yıllarında yaşayan fakat gizeme merak duyan arada kalmış garip kuşağın bir elemanı olarak, okuduğum önceki röportajınızdan beri ya gerçekten resimlerinizi toplayıp yakarsanız diye korkuyorum, onların içinden geçen sessiz yüzler adına..

    Buraya yazma cesaretim için affedin,

    Saygı ve sevgilerimle,

    Esra Yoral

    YanıtlaSil